Safranbolu 4 Konak

İbrahim Canbulat, Y. Mimar

Bu sunumda, 1993 yılından beri Safranbolu’da restorasyonunu gerçekleştirdiğim 4 konağı tanıtacağım ve Safranbolu özelinden hareketle Osmanlı konaklarının yapısal sorunlarını tartışacağım. Bu konakların üçünün restorasyonu tamamlanmış bulunmaktadır. Macunağası İzzet Efendi Konağı konut, Hacımemişler Konağı ve Betenler Konağı otel olarak restore edilmiştir ve kullanılmaktadır. Gökçüler Konağı’nın ise yine otel olarak hazırlanan restorasyon projesinin uygulaması sürmektedir. Dört konağın da bulunduğu Çeşme Mahallesi’nin 18. yüzyılda ortaya çıktığı, 19. yüzyılın ortalarında ise önemli bir yangın geçirdiği biliniyor. Hemen dört konağın tamamında, devşirilmiş yanık ahşap parçalar kullanılmıştır. Bu nedenle konakların yaklaşık 160 yıl önce, bir mahalle yangını sonrasında, yeniden ayağa kaldırıldığı kanısındayım. Macunağası İzzet Efendi Konağı’ndaki rozete ve diğer konaklarda yapılan dendrokronoloji çalışmalarına dayanarak bunu kanıtlayabiliyoruz. Konakların dördünün de geçen 160 yıl içinde, zamanın tahribatına uğramış olmakla birlikte, bundan daha önemlisi son yirmi – otuz yıl içinde gördükleri insan tahribatıdır. Konakların tamamı 40 – 60 yıllık dönemlerle çeşitli tadilat ve onarım görmüş bulunmaktadır. Yaklaşık 2 nesle karşı gelen bu dönemlerde, konaklar döneme ve sahiplerinin sosyoekonomik özelliklerine bağlı olarak yenilenmişlerdir. Bunları korunması gereken önceki dönemler olarak belirtmek gerekir.

Safranbolu konakları bilindiği gibi, moloz taşla örülmüş zemin kat üzerinde, içi çeşitli malzeme ile doldurulmuş genellikle sarıçamdan (daha az olarak karaçam ve köknar) ahşap iskelet taşıyıcılı 2 kattan oluşmaktadır[1].

 

Macunağası İzzet Efendi Konağı[2] (1849–50[3])

19. yüzyılın ortalarında Sarayda macunağalığı[4] yaptığı tahmin edilen İzzet Efendi’nin görgüsü ve varlığıyla yaptırdığı küçük, ancak gerek mekân yapısı gerekse freskolarıyla[5] öne çıkan bir Osmanlı konağıdır. Yapıya zamanın yıpratmasından daha çok 1990ların başında o zamanki sahipleri olan 3 kardeşin yaptığı kaçak tadilat zarar vermiştir. Konağın 2 kat yüksekliğindeki hayatı kapatılarak, yapıya 3 ayrı daire yerleştirmeye çalışılmıştır. Mahallelinin şikâyeti üzerine, tadilat tamamlanamadan yapı terk edilmiş, bir süre sonra da şimdiki sahiplerine satılmıştı. Restorasyon projesinde konağın, konut olarak kullanılması amaçlandı. 1994 yılında başlayan restorasyon, özellikle freskoların korunmasında gereken yoğun emek nedeniyle ancak 2001 yılında tamamlanabildi.

Yanlış tadilat nedeniyle tahrip olan ahşap iskelet, Eskipazar ormanlarından temin edilen sarıçam elemanlarla, Bolu’da basınç altında emprenye edilmelerinden sonra tamamlandı. Konağın dağılmamış kerpiç dolgusu tam olarak muhafaza edildi. Kaybedilmiş ya da briket ve tuğla ile gelişigüzel yapılmış dolgu ise temizlenerek, hafif gaz beton bloklarla tamamlandı[6]. Özgün yapıda çamur sıva üzerinde perdah kullanılmıştı. Çamur sıvanın kaybedildiği yerlerde kireçli sıva yapıldı. Sıva üzerine ise ODTÜ, Mimarlık Fakültesi, Restorasyon Laboratuarları’nda analiz edilen örneklerden hareketle, üretilen perdah[7] uygulandı.

Restorasyonun en zor bölümü analiz sonrası fresko tekniğiyle yapıldığı anlaşılan kalemişlerinin korunması oldu[8]. Özellikle dışta, yer yer dağılmış bulunan freskolar durumuna göre ya yerinde yapıştırıcı enjekte edilerek, ya da bez üzerine alındıktan sonra sağlamlaştırılan zeminine yapıştırılarak korundu. İçerde ise farklı yapıda 5 – 6 kat badana ile kapatılmış bulunan freskoların elle kazınarak ortaya çıkarılması gerekti[9]. Farklı dönemlerin, farklı yapıdaki badanalarının, kimyasallarla temizlenme olanağı bulunmadığı denemelerle anlaşılmıştı.

 

Hacımemişler Konağı[10] (1855[11])

Dört konağın da yerleştiği Çeşme Mahallesi’nin üst gelir grubunun oturduğu bir semt olduğu biliniyor. Hacımemişler Ailesi, iplik ve tekstil ticareti yapmaktaydı. Restorasyon sırasında gerek bahçede yapının devamında bulunan kalıntılarından, gerekse yapıdaki artikülâsyon bozukluğundan konağın yaklaşık üçte birinin yangın sonrası ayağa kaldırılmadığı anlaşılmıştır. Kapı, pencere tiplerinden ve kornişlerden yapının 20. yüzyıl hemen başında önemli bir çağdaşlaşma tadilatı[12] geçirdiği anlaşılıyor.

1990ların başlarında yapı el değiştirmiş, Safranbolu’nun ilk konak otellerinden biri olarak restore edilmiş ve yaklaşık 10 yıl işletilmişti. Bu 10 yılın getirdiği tahribat, 150 yılın getirdiği zaman tahribatının çok üzerindedir. Hacımemişler Konağı bu nedenle Safranbolu’da sayıları giderek artan konak oteller için bir laboratuar durumundadır. Hacımemişler Konağı’ndaki otel olarak işletmenin getirdiği bozulmaları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Resepsiyon, lobi ve kahvaltı salonu gibi büyük alanlara ihtiyaç duyulması nedeniyle zemin katlarda yapılan açmalar: Gerçekten de, Hacımemişler Konağı’nın zemin katındaki taş duvarlar gelişigüzel kemerlerle açılarak büyük bir ortak alan yaratılmış ve özgün yapıda olmayan pencereler yerleştirilmişti. Daha da önemlisi Safranbolu’da çok az örneği bulunan yangın odasının yalaz geciktirme amacıyla yapılan dehlizi yok edilmişti.
  • Aşırı yatak sayısı ve her odaya banyo ve tuvalet sokma zorunluluğu nedeniyle ıslak hacimlerde görülen çürüme ve bozulmalar: Safranbolu’da geçmişte aile büyüklüğü 5 – 6 kişi iken, bugün hemen tüm konak otellerde ortalama 7 – 8 odada, yaklaşık 20 yatak kapasitesi yaratılmaktadır[13]. Hacımemişler Konağı’nda oda olması olanaksız 2 odasının eklenmesiyle 7 odada 20 yatak kapasitesi elde edilmişti. Bu uygulama yapının arkitektoniğini bozduğu gibi, yanlış çözüm ve yoğun kullanım nedeniyle tüm ıslak hacimler çürümüş ve bazıları çökmüş bulunuyordu.
  • Kazan dairesi, personel odası ve depo gibi amaçlar için yapılan kaçak ek yapılar: Konağa bitişik olarak inşa edilen ve bir kısmı yer altında bulunan betonarme kaçak yapının neden olduğu strüktürel problemler önemli bir sorun yaratmaktaydı[14].

Bugün otel olarak kullanılmakta olan konağın kapasitesi 5 oda ve 10 yatak olarak belirlenmiştir. Restorasyonun kısa bir sürede tamamlanacağı düşünülürken, sorunların başlangıçta tahmin edilemeyen boyutu nedeniyle, yaklaşık 18 ay sürmüştür. Önemli sorunların başında, makine ile yıkma yapılamaması nedeniyle, kaçak yapının elle kırılması ve hafriyatın taşınması olmuştur. Açılan duvarlar ve pencereler bahçede bulunan moloz taş ve kireç harcı kullanılarak kapatılmıştır[15].

Hacımemişler Konağı restorasyonunun örneklemeye değer kazanımı, ıslak hacimlerde kullanılan çözümdür. Bugün ahşap yapılarda ıslak hacimler, genellikle ahşap iskelet sistemi aralıklarına sokuşturularak dökülen beton plaklarla çözülmektedir. Betonarme süngersi bir dokuya sahiptir ve ahşapla karşılaştırıldığında ısı iletim değeri yüksektir. Bu iki nedenle tam ahşap elemanlarla eklemlendiği noktalarda rutubet paketçikleri oluşmakta ve bunlar mantarlar için çok iyi habitatlar olmaktadır. Sonuçta, betonarme plakların tutunduğu ahşap elemanlar kısa zamanda çürümektedir. Hacımemişler Konağı’nda karşılaşılan beklenmeyen durum, işte bu çürümeler olmuştur. Açma sırasında yaklaşık 5 yıl önce çürüme nedeniyle çöken plağın üzerine yeni bir plan döküldüğü bunun da hemen hemen çökme aşamasına geldiği tespit edilmişti. Konak betonarme eklemelerden tümüyle temizlenmiş ve ıslak hacimler, üzerleri cam elyaf takviyeli polyester kaplı, hariçte suya dayanıklı kontrplaklarla yapılan tekneler üzerinde çözülmüştür.

 

Betenler Konağı (1859[16])

Betenler Konağı daha sonra Safranbolu’ya yerleşen Kudüs Kadısı Şükrü Efendi tarafından yaptırılmıştır. Bahçe içinde bulunması nedeniyle konaktan çok köşk tipolojisine sahiptir. Süssüz ve öne çıkmayan, buna karşın tipik Osmanlı konağı plan şemasına sahip bulunmaktadır. Önemli özelliklerinden biri harem ve selamlığın iç kapılarla etkin bir şekilde ayrıştırılmış olmasıdır. Bu yapı da yaklaşık geçmişte en az 2 kez tadilat görmüş olmalıdır. 1930lara tarihlendirilen tadilatta bir önceki dönemin odalara köşelerden girilerek elde edilen barok üsluptaki plan şeması bozulmuş ve yapı, kübik diyebileceğimiz şekilde yalınlaştırılmıştır.

Betenler Konağı’nda görülen en önemli bozulma son 20 – 30 yılda hemen bütün Safranbolu konaklarında olduğu şekilde izinsiz olarak yapılan tadilattır. Konağın o zamanki sahibi olan ebeveynin ölümü sonrası, yapı iki kardeş tarafından iki daire elde edilecek şekilde yatayda ve düşeyde paylaşılmıştı. Özellikle yeni mutfak ve ıslak hacim çözümleri, yapının en çok tahrip edildiği noktalardır. Bir de “yeni gelin penceresi” ya da “asri pencere” diye isimlendirilen büyük pencerelerin açılmasıyla konak tanınmaz hale gelmiş bulunmaktaydı.

Safranbolu konakları iki noktadan eskir. Biri baca çevresinden çürüme, ikincisi gusülhane atık suyunun sıvılaştırdığı noktalarda temel çökmesidir. İnsan tahribatına ek olarak her ikisi de yapıda görülmekteydi. Safranbolu tarihi merkezi (Çarşı) kanyonlara kurulmuştur. Kanyonların özgün toprak yapısı hiçbir şekilde kültür bitkileri yetiştirmeye uygun değildir. Atalarımızın şu anda Safranbolu tarihi merkezinde göreceğiniz tüm toprağı, öküz ve develerle taşıdığı biliniyor. Moloz taşla örülen setlere doldurulan toprak sürekli olarak erozyona uğramaktadır. Bunun doğal sonucu olarak Betenler Konağı’nın zemin katı hemen yarısına kadar toprak altında kalmıştı. Bütün bunlara ek olarak, Betenler Konağı’nda Safranbolu konaklarında görülen tipik strüktürel sorunlar da bulunmaktaydı. Bilindiği üzere Osmanlı konakları 18. yüzyıla kadar zemin ve 1 kat olarak yapılmaktaydı. 18. yüzyıldan başlayarak yapılan 2. katlarla, 1. katların strüktürel bağı hep sorunludur. Ayrıntılarını sonraki bölümde tartışacağım. Betenler Konağı’nda da tipik olarak çatı ve 2. katın yükleri kolon kiriş sistemiyle zemine aktarılamamıştır. Bunun sonucunda 2. kata çıkan merdivenin bulunduğu alanda yaklaşık15 cm. çökme oluşmuştu.

Betenler Konağı’nın restorasyonu iki dönemde toplam 18 ay sürdü. İlk olarak erozyon sonucu oluşan toprak yapıdan uzaklaştırıldı. Toprak altında kalan ve basınç nedeniyle çöken taş duvarlar onarıldı. Sonradan yapılan büyük pencereler söküldü ve iskelet sistem özgün durumuna getirildi. Çöken bölüm hidrolik krikolarla kaldırılarak askıya alındı ve altına ek bir kiriş yerleştirilerek sağlamlaştırıldı. Dolgu olarak bu yapıda da hafif gaz beton bloklar kullanıldı. Bu yapının restorasyonunda öncekilerden farklı olarak tümüyle çamur sıvaya dönüldü. Sıva filesi üzerine uygulanan çamur sıvanın tek sorunu aşırı derecede yumuşak olması ve darbelere dayanıksızlığıdır. Çamur sıvanın üzerine, analiz edilen özgün örneklerinden hareketle üretilen perdah uygulandı.

Bu yapıda özellikle belirtmem gereken konu, “asri pencere” yapmak için sökülen tüm özgün pencere kasalarının çatı arasında bulunmuş olmasıdır. Özellikle, üst kat sofasının dışarıya açıldığı ve 1930larda çekilen bir fotoğrafta görülen 3 adet neogotik pencerenin bulunuşu restorasyon sürecinde unutulamayacak en mutlu anlardan biridir. Aynı şekilde, çatı arasında bulunarak yerlerine yerleştirilen 5 adet çardak penceresi diğer bir mutluluk nedeni olmuştur. Özellikle, Safranbolu konaklarında çardakların birer iç balkon özelliği taşıdığını biliyoruz. Yerlerine yerleştirilen 5 adet kasada geçmişte hiçbir şekilde kara kapak ya da pencere çerçevesi uygulamasının izine rastlanmamıştır. Kasalarda yalnızca top olarak isimlendirilen özel kafes çözümü bulunmaktadır.

Yapıda karşılaşılan en ciddi sorunlardan biri de boya sökme işlemi olmuştur. 1950lerde Safranbolu konaklarına giren yağlıboya yaklaşık 60 yıllık süreçte farklı kimyasallarla yapılmış olmalıdır. Bu nedenle yalnızca ısıtarak mekanik söküm yeterli olamamış, zaman zaman boya sökücü kimyasallar, bazen de ikisi birlikte kullanılmıştır.

 

Gökçüler Konağı

Gökçüler Konağı diğer üçünden daha büyüktür. Gökçüler Ailesi’nin geçmişte orman ürünleri ticareti yaptığı biliniyor. Bu yapı da zemin artı 2 kattan oluşuyor. Yapıda hem zamanın getirdiği tahribat, hem de 1990lı yıllarda bir “alamancı” tarafından alınıp, Almanya öykünmesiyle gerek çatısının, gerekse iç düzeninin bozulması görülmektedir. Bir de bunlara, komşu parselde yapılan yanlış hafriyatların neden olduğu oturuşmanın getirdiği sorunlar eklenmektedir. Zemindeki çökme nedeniyle, bilinçsizce, yapının güney doğusuna betonarme bir payanda yapılmış. Bu, ağırlığıyla yapıyı daha da aşağı çekmiştir.

Yapı üzerinde 2009 yılında çalışmaya başladık. İlk işimiz, komşu parselin oluşturduğu zemin problemine çözüm olarak istinat duvarlarının yapımı oldu. 2010 ilkbaharıyla birlikte çatıdan başlayarak yapıya gireceğiz. Zemini kanyonun eğimine olduğu gibi uyan ve yaklaşık80 m2 taban alanı olan ahır bir konser ve seminer salonu olarak düzenlenecek, üst katlarda ise 6 yatak odası bulunacaktır. Restorasyonun beklenmedik sorunlarla karşılaşılmazsa yaklaşık 12 ay süreceğini tahmin ediyoruz.

Yukarıda İÜ, Orman Fakültesi, Dendrokronoloji Laboratuarı ile birlikte konakların yaşlarını belirlediğimizi aktardım. Çalışmaya daha da önemli bir boyut kazandırdık. Gökçüler Konağı’nda 15 ayrı noktadan örnekler topladık. Laboratuar çalışmasının sonunda konağın zaman içinde nasıl şekillendiğini belirlemeye çalışacağız. Bu araştırmayla, bugün en eskisi 18. yüzyıldan kalan örnekler üzerinden, Osmanlı konakları için tipoloji çalışması yapmanın zorlukları aşılmaya çalışılacaktır. Kanımca, dendrokronoloji yöntemiyle ayakta kalabilmiş ve yanlış restore edilmemiş Osmanlı konaklarının içindeki 17. yüzyıl belki de daha önceki dönem kalıntıları bulunacaktır. Biz, bu çalışmayla Gökçüler Konağı içinde -eğer mahalle yangınında tümüyle kaybedilmediyse- 18. yüzyılda yapılan ilk konağı bulmaya çalışacağız.

Konaklarının Yapısal Sorunları[17]

Safranbolu konaklarında duvar duvar üstüne gelmeme sorununa sıkça rastlanmaktadır. Aynı şekilde bugün rasyonel bir çözüm olarak gördüğümüz merdiven merdiven üstüne gelmesi[18] şeklindeki çözüm de, Safranbolu konaklarında göz ardı edilmiştir. Bu sorunları hemen dört konakta da görmekteyiz. Daha sonra ciddi değişim geçiren Hacımemişler Konağı’nda sorun kolon ve kiriş eklenmesiyle çözülmüştür. Konakların 1. kat tavanlarında, 2. kat duvarlarının ve merdivenlerinin oturduğu yerlerde çökmeler görülmektedir. Başlangıçta belirttiğim mahalle yangınına kadar, Safranbolu konaklarının çatı örtüsünün, pedavra olarak isimlendirilen ince ahşap plaklar olduğunu biliyoruz. 19. yüzyılın sonlarında, Safranbolu’da çatı örtüsü olarak kiremit kullanılmaya başlanıyor[19]. Kaba bir hesapla pedavradan kiremide geçişle Safranbolu konağına 2 – 3 ton ek yük gelmiştir.

Boğazköy’de bulunan ev kalıntısı Osmanlı konaklarının yapı tarzının en az 3200 yıllık bir geçmişe sahip olduğunun kanıtıdır[20]. Bu tipik evi, moloz taşla örülen duvarlar ve üzerindeki tek katlı yapı olarak tanımlayabiliriz. Diğer yandan, Osmanlı konaklarının hayatlı evin gelişmesi sonucunda ortaya çıktığı bir gerçektir[21]. Bir genelleme yapılırsa, Safranbolu konaklarının 1. katı Kuban’ın ileri sürdüğü gibi tam bir hayatlı ev özelliği taşırken, 2. katları orta sofalı (karnıyarık) plan tipine sahiptir. 18. yüzyıla kadar Osmanlı coğrafyasında 2. katın olmadığını biliyoruz[22]. Bugün bizim Safranbolu konaklarını tanıtırken, 1. katı “servis katıdır bu nedenle böyle bir plan şemasına sahiptir” söylemi çok doğru olmasa gerekir. 18. yüzyılda yapımına başlanan 2. katlar batı etkisinin açıkça görüldüğü bu dönemde, barok esinlenmelere maruz kalmıştır. Safranbolu konaklarında sıkça rastlanan strüktürel sorunların nedeni, 2. katların kristal plan şemasıyla, hayatlı evin gelişimiyle ortaya çıkan 1. katların üzerine, olduğu gibi oturtulmuş olmasıdır. Safranbolu konaklarında çoğunlukla karşılaşılan duvar duvar üstüne gelmemesi sorunun nedeni bu olmalıdır.

Devamla, yalnızca bir yüzyıllık süreçte, verneküler mimarinin dayanağı olan sınama-yanılma süreci işleyememiş, zemin artı 2 katlı Osmanlı konağı strüktürel kusursuzluğa ulaşamamıştır.

http://www.guleviSafranbolu.com


[1] Safranbolu konakları için ayrıntılı bilgi: Günay, R. (Çev. Ç. Birkan), Tradition of the Turkish House and Safranbolu Houses, YEM, İstanbul, 1998. Safranbolu tarihi ile ilgili olarak: Yazıcıoğlu, H., Küçük Osmanlı’nın Öyküsü / Safranbolu Tarihi, Şa-To Türkiyat, İstanbul, 2001,

[2] 2006 Ulusal Mimarlık (Koruma ve Yaşatma) Ödülü, 2001 yılı Safranbolu Belediyesi En İyi Korunan Ev Ödülü

[3] Konağın başodasında bulunan rozette 1266 (hicri) tarihi okunmaktadır. Ay bilinmediği için bu tarih miladi 1849–50 yıllarını karşılamaktadır.

[4] Osmanlı sarayında baş vezire bağlı olarak çalışan macun ağası, ekibi ile birlikte sultan için macun ve ezme yapardı.

[5] ODTÜ restorasyon laboratuarlarında yapılan araştırmada kalem işlerinin perdah yaşken yapıldığı ve bu nedenle fresko özelliği gösterdiği belirlendi.

[6] Bir yerel malzeme olarak kerpiç ekonomikliği yanında iyi ısı geçirimsizliği özelliğine sahiptir. Buna karşın, ağırlığı ve sürekli hareket eden iskelet içinde aşınarak boşalması nedeniyle uzun dönemde sorun yaratmaktadır. Kerpice hafif gaz beton blokların çağdaş seçenek olabileceği düşünüldü. Ahşap iskelet sistemi ile bağlantısı çözüldü ve kireç sıvalarla aderansının iyi olduğu görüldü. Ankara Koruma Kurulu’nun görüşü alınarak kullanıldı. Geçen 15 yılda bir sorun görülmemiş olması, uygulananın doğruluğunu kanıtlamaktadır.

[7] Asitte erime ve elek tasnifi sonucunda elde edilen kireç ve kum karışımı aynen uygulanırken, bağlayıcı özellikteki yün ve kıl yerine, kıyılmış kendir kullanıldı.

[8] Bu konuda bana SayınAli Çetin İdil danışmanlık yaptı, eşim Gül Canbulat sabırla ve sevgiyle büyük emek verdi.

[9] Kimyasallarla temizleme konusunda TBMM, Milli Saraylar uzmanları denemeler yaptılar. Bazı yerlerde kimyasallar etkili olmazken, bazı yerlerde perdahı bile eriterek istenmeyen sonuç verdiler. Bu nedenle hafifçe ıslatılarak yapılan, elle kazımanın tek çözüm olduğu sonucuna varıldı.

[10] Safranbolu Belediyesi En İyi Korunan Ev Ödülü

[11] İÜ, Orman Fakültesi Dendrokronoloji Laboratuarında Dr. Nesibe Köse tarafından yapılan çalışmalar sonucunda: “ Son ölçtüğümüz halka 1849’a tarihlendi. Ancak kabuğa kadar diri odun kısmında 6 yıllık halka eksik (Teorik olarak çamların diri odunlarında 125 yıllık halka vardır. Bu örnekte kabuk bulunmadığından kabuğa kadar 6 halka eklenerek diri odun halka sayısı tamamlandı.)”

[12] En göze çarpanı başodanın sökülerek sofayla birleşik salona döndürülmüş olmasıdır.

[13] Safranbolu Kaymakamlığı’na ait http://www.safranbolu.gov.tr/dosyalar/oteller_TR.xls sitesinde konak otellerin oda ve yatak sayıları görülebilir.

[14] Bugün Safranbolu’da tescilli binadan en az5 m çekilen ve 4 x10 m taban alanlı müştemilata izin verilmektedir.

[15] Özellikle temizlik nedeniyle bugün Safranbolu’da toprak harçlı moloz taş duvarların, çimento harcıyla tamamlanması ve derzlenmesi çok yaygındır. Buna karşın, kireç harcı ile yapılan tamamlamalar ve derzlemeler, sorunları giderirken, harcın yumuşaklığı nedeniyle duvar örgüsünde çamurla hemen aynı dokunun sağlanmasına olanak vermektedir. Kireç harçla duvar örmek için çivilik olarak isimlendirilen küçük taş parçalarının kullanılması bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.

[16] Aynı şekilde: “Ağacın kesim tarihini 1856+2 olarak verebiliyoruz.”

[17] Süre kısıtlaması nedeniyle, bu bölüm panelde sözlü olarak sunulamadı.

[18] 1. kata çıkan merdivenler genelde yan duvarlardan birine yaslanmakta kata giriş çeperden olmaktadır, merkezi sofa planlı 2. kata çıkan merdivenlerin asıl amacının yapının merkezine çıkış olmasından dolayı, alt katın merdiveninden bağımsız olarak yerleştirilebilmektedir. Mimari olarak doğru bir yaklaşım olsa da, strüktür çözümleri yetersiz kalmaktadır. Sezer, L., A Conservation Proposal in Safranbolu (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), ODTÜ, Ankara, 1979, 5.2.2.1.3. Sezer, ayrıca 2. kata çıkan merdivenlerin daha gösterişli (= elaborate and decorated) olduğunu söylüyor.

[19] Gümüş Mahallesi’nde 1888deki büyük yangından sonra, Kastamonu Valisi Abdurrahman Paşa’nın emriyle Safranbolu’da kiremitlikler kurulmuş ve kiremit kullanımı zorunlu hale getirilmiştir.

[20] Naumann, R., Eski Anadolu Mimarlığı, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1985, ss. 372–3.

[21] Kuban, D., The Turkish Hayat House, Eren, İstanbul, 1995.

[22] Cerasi, M. M. (Çev. A. Ataöv), Osmanlı Kenti: Osmanlı İmparatorluğu’nda 18. ve 19. Yüzyıllarda Kent Uygarlığı ve Mimarisi, YKY, İstanbul, 1999, s. 102.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s