Safranbolu’da Koruma [1]

 

İbrahim CANBULAT, Y. Mimar

Prof. Dr. Doğan Kuban, bir kitabında ‘…tarihi yapıların korunmasının temel amacı sanatsaldır.” diyor[2]. Koruma yalnızca sanatsal bir tavır değildir. Prof. Dr. Doğan Kuban geçenlerde Safranbolu’da bir konuşma yaptı[3] ve bu kez de “Koruma Kültürel bir tavırdır” dedi[4]. Koruma bunların hepsinden daha kapsamlıdır. Hatta -aynı zamanda- sosyal, ekonomik ve de politik bir etkinliktir. Bu yazıda, geçen 40 yılda Safranbolu’da korumayı tartışırken, sosyal bir olgu olarak ele alındığında nasıl başarıya ulaştığını; buna karşın halktan kopuk yaklaşımın ise önemli kayıplara neden olduğunu kanıtlamaya çalışacağım. Bugüne kadar “Safranbolu[5]’da Koruma” ile ilgili olarak yazılan yazılarda, yapılan konuşmalarda genellikle hep bardağın dolu tarafını göstermeye çalıştık. Ben bu konuşmamda Safranbolu’da korumayı oldukça geniş bir kanava üzerine yerleştireceğim, hatta genellikle yapıldığı gibi bir betimleme değil, değişik dönemlerin değişen koşulları altında Safranbolu Tarihi Kenti’nin kısaca Çarşı’nın nasıl değişikliğe uğradığını tartışmak istiyorum[6]. Bu noktada ister istemez bazı konularda öznel olmak zorunda olduğumu belirtmeliyim. Ancak, 1993ten bu yana şöyle ya da böyle Safranbolu’da koruma etkinliğinin içinde bulunduğumu; bundan önce ise Safranbolu ile ilgimin bir köylüsü olarak her zaman, bir akademik[7] ilgi alanı olarak da 1973 – 1983 yılları arasında 10 yıllık bir dönemi kapsadığını belirtmek istiyorum.

Genellikle bir söylem olarak Safranbolu’da korumanın 1974 yılında Belediye Meclisinin bir kararıyla başladığı belirtilir. 1960lar bütün akademik çevrelerde restorasyon ve korumanın, akademik olduğu kadar bir mesleki eğitim olarak da gündemde olduğu dönemdir. Özellikle Güzel Sanatlar Akademisi’nin röleve ağırlıklı çalışmalarını da katarak bu dönemi daha öncelere doğru çekmek olasıdır. Bunun sonunda ODTÜ’de Türkiye’nin ilk Restorasyon Bölümü[8], İTÜ’de ise MTRE[9] kurulmuştur. ODTÜ’de Safranbolu ile ilgili 70’li yılların hemen başında 4 yüksek lisans tezinin tamamlandığını biliyorum. MTRE daha da kapsamlı bir yaklaşımla[10] adeta Safranbolu’yu bir çalışma alanı olarak belirlemiş ve çok önemli bir başarıyı gerçekleştirmiştir. Bunu kısaca “Bilinçlendirme” olarak isimlendiriyorum.

L. Smith, AHD (Authorised Heritage Discourse) kavramını gündeme getiriyor[11]. Türkçeleştirmek gerekirse “Resmi Miras Söylemi” diyebiliriz. Bu konuya döneceğim.

Diğer yandan 60’larda yarışmaya çıkarılan Karabük İmar Plan çalışmasında planın Safranbolu’yu da kapsayacağı belirtilmiş ayrıca Safranbolu’da korunması gereken alanlar açıkça işaret edilmiştir. Gerçekten de kaderi tüm olarak Karabük’e bağlı Safranbolu’nun ayrı ele alınması düşünülemezdi[12]. Şimdi daha gerilere gidelim ve Türkiye’nin ilk ağır sanayi yatırımı olan Karabük Demir Çelik İşletmesi’nin kurulduğu 30lardan 70lere kadar geçen dönemi inceleyelim[13]. Bu konuyu özellikle Safranbolulu olmayan konuklarımız için kısaca özetlemem gerekir diye düşünüyorum. 30lara gelindiğinde Safranbolu, en önemli iki ekonomik etkinliğini yitirmiştir. Ülkemizde gelişen demiryolları[14] başta ulaşım altyapısı nedeniyle Safranbolu’nun en önemli ekonomik etkinliği olan kervan işletmeciliği yok olmuştu. Diğer yandan, geleneksel yöntemlerle çalışan tabakhaneler ve onun devamında deriden eşya üretimi yapan zanaatkârlar rekabet güçlerini kaybetmişti[15]. Safranbolu yalnızca kısıtlı bir yerel pazar konumuna inmişti. Bu nedenlerle Karabük Demir ve Çelik İşletmeleri Safranbolu’nun geleceği üzerinde hala da süren önemli bir etkime yarattı. Zaten birer ayağı büyük şehirlerde olan asıl kentlisi topraklarını satarak sermayelerini toplayıp Safranbolu’dan ayrıldı. Evlerini satmaları için 60lara kadar beklememiz gerekecektir. Bildiğiniz gibi Safranboluluların geçmişte hep iki evleri olmuştur: biri bugün tarihi merkez olarak isimlendirilen Çarşı’da ve diğeri ise sayfiyesi olan Bağlar’daydı. 60lara gelindiğinde Karabük Demir ve Çelik İşletmeleri’nin servis otobüsleriyle taşınan vardiyalı işçileri konut üzerinde önemli bir talep yarattılar. Aradan bir nesil geçtiğini ve duygusal bağların azaldığını, hatta evdeki koca ananın bu arada öldüğünü düşünürsek, Safranboluluların Çarşı evlerini işçilere satmalarının ne denli kolay oluverdiğini anlarız. Bu birinci el değiştirmedir.

Yalnız, Çarşının yeni sahiplerini çok önemsediğimi belirtmek istiyorum. Vardiyalı taşımanın güzergâhı özellikle Safranbolu’nun hinterlandını kapsamaktaydı ve bu insanlar Safranbolu kentlisi ile aynı kültürel havzayı paylaşıyorlardı. Bu arada Safranbolu Kentinin merkezinin henüz Çarşı’dan kaymadığını da göz önünde bulundurmak gerekir. İşte bu yeni kentli bilinçlendirmeye çok açıktı. Bugün nerelisiniz diye sorduğunuzda Safranboluluyum diyen sosyal grup budur. “İçinden misiniz?” sorusunun yanıtı ise oların kırsal geçmişini[16] belirtir. Safranbolu’nun korunmasında bu grubun isteyerek ve doğası gereği çok önemli bir işlevi olmuştur. Her şeyden önce kente özenle ve özentiyle[17] yerleşmiştir. Bu grubun, zaman içinde nitelikli bir sanayi işçisi bilinçlenmesine ulaştığını, diğer yandan köyüyle ilişkisini de sürdürmek zorunda olduğunu belirtmem gerekir. İşte bu noktada yarı kırsal, yarı kentsel özellikleri barındıran Safranbolu konakları onlara hem kentsel yaşamın hazlarını tattırmış, hem de kırsal özelliklerinden kopmadan kentsel yaşama katılmalarını sağlamıştır. Ben bunu bir yazımda “Denkleriyle ve inekleriyle geldiler; kolayca yerleştiler” diye anlatmıştım[18]. İşte bu grup MTRE’nin kucakladığı, ya da tarafından kucaklandığı gruptur. Bu süreçte gerek MTRE’ye gerekse dönemin Belediye Başkanı Sayın Kızıltan Ulukavak’ın şahsında dönemin Safranbolulusuna derin minnet borcumuz var[19]. Ancak, bütün bunların sonrasında Safranbolu’da bugünlere kadar sürecek bir “Resmi Koruma Söylemi” de oluşmuştur.

İlginçtir, aynı dönemde yeniden çekim merkezi haline gelen Safranbolu hızla göç almaya başlamıştır. Bildiğiniz gibi yeni bir Safranbolu kurulmaktadır. Özellikle kooperatifleşme yöntemiyle Çarşı’nın kuzey batısında büyük bir konut bölgesi gelişmiş ve merkez Kıranköy’ün kuzeyine kaymıştır. Yeniden cazibe merkezi haline gelen Safranbolu bu kez başka bir kültür havzasından, kuzeyindeki Bartın Çayı Havzasından (Ovacuma, Abdipaşa ve Ulus’tan) yoğun göç almaya başlamıştır. Bir 20 sene daha sonrasında Çarşı resmi korumanında getirdiği zorluklarla iyice gözden düşmüştür. 80lere gelindiğinde yerel seçimlerde Resmi Korumaya karşı söylem prim yapmaktadır. Diğer yandan Emek Mahallesi[20]’ndeki apartmanların cazibesi de devreye girince iyice gözden düşmüş bulunmaktadır. Evlerin ikinci sahipleri ölmüş, konaklar çok varisli hale gelmiştir. Yeni bir el değiştirme söz konusudur. Çarşı’ya 50li 60lı yıllarda sahip olanlar apartmanlara taşınırken, yerlerini yeni Safranbolululara satmış ya da kiralamıştır. Bugün Çarşı’nın sosyal yapısını çoğunlukla bu grup oluşturmaktadır. Bir bakıma Çarşı bugün alt orta sınıfın konut ihtiyacını karşılamaktadır. 90lara gelinceye kadar gerek seçilmişlerin gerekse atanmışların gündeminde koruma bulunmamaktadır.

Bu dönemde yalnızca Resmi Miras Söylemi olarak Koruma Kanunu ve Prof Dr. İsmet Okyay[21]’ın hazırladığı Koruma İmar Planı gelişmeleri yönlendirmiş ya da yönlendirmeye çalışmıştır.[22] . Tuhaf bir şekilde Safranbolulunun en abartılan konusu pencereler olmuştur. Epey konuşulmuş hala da konuşulmakta olan Gelin Pencereleri de, resmi yapı, ya da resmi yapı suratlı yeni yapılardaki Safranbolu penceresi replikaları da bu dönemin eseridir. Bu aslında garip bir kavgadır[23]. Tarihi konaklarda oturanlar pencerelerini büyütmeye çalışırken, Resmi Miras Söylemi’yle betonarme binalara küçük pencereler yakıştırılmaktadır. 1995’de bir anda gelen UNESCO Dünya Mirası unvanının bile hala çok önemsenmediğini düşünüyorum. Geçenlerde yaptığım hala da yapmaya devam ettiğim sorgulamalarımda UNESCO Dünya Miras unvanının alınmasında Safranboluluların hemen hiç birinin katkısı olmadığını şaşkınlıkla gördüm. Öte yandan, UNESCO Milli Komitesinin 2006 yılında hazırladığı bir raporun öncesinde gerçekleştirilen yüz yüze görüşmelerde Çarşı’da esnaflık yapan bazı kişiler UNESCO Dünya Mirası olmanın Safranbolu’ya bir katkı sağlamadığını söyleyebilmiştir. Bu dönemde Kültür Bakanlığı’nın gerçekleştirdiği üç önemli proje Safranbolu’nun gerçekten çehresini değiştirmiştir. Bunlar Yemeniciler Arastası Restorasyonu, Kaymakamlar Evi Restorasyonu ile Hükümet ve Arasta Arkası Sokaklarda gerçekleştirilen sokak sağlıklaştırması projeleridir. Her üç proje de aradan 15 yıl geçmiş olmasına karşın Safranbolu’nun yüzünü ağartmaya devam etmektedir. Safranbolu seçilmişlerinin ilgisinin yeni kente yoğunlaştığı dönemde, korumanın sorumluluğunu atanmışlar üstlenmişlerdir. Özel şahısların kendi kaynaklarıyla gerçekleştirdikleri az sayıdaki restorasyon uygulaması göz ardı edilirse, hemen tüm restorasyon çalışmaları devletin sağladığı destek ve finansmanla gerçekleştirilmiştir. Bunun sonucu olarak direksiyonda atanmışların olması kaçınılmazdır. Safranbolu’nun bütün resmi ve kamusal yapılarının bugün hemen hepsinin iyi kötü restorasyonu tamamlanmış bulunmaktadır. Devletin parasal desteği ise hala sürmektedir[24].

90lı yıllar koruma bilincinin elitler arasında moda olmaya başladığı dönemdir. Çekül Vakfı ve organik bağlar içinde olduğu Tarihi Kentler Birliği (bugün 250’nin üzerinde üyesi var) bu dönemde kurulmuş ve Resmi Miras Söylemi’nin gelişmesinde etkili olmuştur. Artık koruma, statü sağlamaktadır. Toplantılarda –ödüllendirmeler de dâhil- başarılar paylaşılmaktadır. Kanımca bu dönemi gelecekte restorasyonun patladığı dönem olarak akademik araştırmalara konu olacaktır. Bu dönemde meslektaşım mimarların duhulü göz ardı edilemez. Hemen her gün gazete haberi olmaya devam eden yanlış ve saptırılmış restorasyon uygulamaları mimarsız düşünülemez. Bu arada “elitler” belirlemesinin altını çizmem gerekir. Entelektüel bir uğraş olarak koruma ister istemez elit işi de olmak zorundadır.

90’lara geri döneceğim. Bu yıllar yine MTRE’nin başka bir başarısı olduğunu düşündüğüm TTOK’u Asmazlar Konağı’nı restore ederek turizme kazandırması[25] için ikna etmesi ile Safranbolu turizmle tanışır. 90’lı yılların sonunda özellikle dönemin Kaymakamı Muammer Aksoy’un girişimleriyle Ev Pansiyonculuğu Geliştirme Merkezi kurulur. Öncüler bazı konakları restore ederek turizm işine girerler. Bugün Safranbolu’ya yılda 500 000 kadar turist bütün sorunlarını da birlikte taşıyarak gelirler.[26]Şu anda Çarşı’nın içinde bulunduğu durumun temelleri bu dönemde belirginlik kazanır. Sosyal yapısı tümüyle değişmiş bir kabuğun –çok değerli olduğunu belirtmeliyim- bir yandan Resmi Miras Söylemine uygun olarak restore edilmekte, diğer yandan özel şahısların konakları restore ederek otele tahvil etmektedir. Bir de buna turizm gelişmesine koşut adeta patlayan hediyelik eşya sektörünün çarşıyı ele geçirmesini eklemek gerekir. Safranbolu’da doku bozulmasını iki başlık altında görsellerle anlatmaya çalışacağım:

  1. Restorasyon sonucu bozulmalar,
  2. Korunarak bozulanlar.

İki tanım çelişiyor gibi gözüküyor. Açıklayayım. Biraz sonra örneklerini göstereceğim restorasyon görmüş yapılar ne demek istediğimi iyi anlatacak. Ancak korunarak bozulanlar üzerinde biraz açıklama yapmam gerekiyor. Yukarıda da belirttim. Bugün Çarşı’nın asıl sahipleri olan alt orta gelir grubunun evlerini restore edebilecek gücü bulunmamaktadır. Çarşı’da bulunan konutlar verasetin parçalanması sonucu yapıların birden çok ailenin barınmasına olanak sağlayacak şekilde bağımsız bölümlere ayrılmasıyla adeta aile evleri haline gelmiştir. Safranbolulular bunlara “Çatal Ev” demektedir. Bu evler Safranbolu’nun düşük kiralı barınma ihtiyacını karşılamaktadır. Bugün bu çatal evlerde yaklaşık 5 000 kişi yaşamaktadır. Kanımca bu yapılarda ciddi hijyen sorunları da bulunmaktadır. Bu yapılarda yavaş çekimli bir bozulma sürmektedir. Ne yazık ki sokak sağlıklaştırma adı altında gerçekleştirilen çalışmalar bu dokuya yalnızca makyaj olmaktadır. Bu evlerin içten içe çürümekte olduğunu akıldan hiç çıkarmamak gerekir. Bu kısa sunumla Safranbolu’nun bütün koruma sorunlarını kapsamak imkânsızdır. Hele burada çözüm önerilerini sıralamayı gereksiz buldum. Ancak rasyonel yaklaşımın, Çarşı’nın şu anda içinde bulunduğu durumu analiz etmek ve belirlemekle başlaması olduğu açıktır. Artık, Resmi Koruma Söylemi ya da anlayışıyla Çarşı’nın korunmasını sağlayamayız.

Çarşı’yı yalnızca kültür turizmi yapılan bir sahne olarak ele almak büyük bir hatadır. Çarşı’da bugün yaşamakta olan 5000 kişinin ya da yaklaşık 800 yapının başka bir dünyası vardır. Safranbolu’nun korunması ancak bütün tarafların katılımıyla olabilir; daha açıkçası, elitlerin söylemi, devletin parasıyla değil. Başladığımız yere dönelim 1974de gerçekleştirilen işte böyle bir koruma anlayışıydı ve başarılı oldu[27]. Yapılması gereken o günlerin bilincinin, bilinçlendirmenin, heyecanının yeniden sağlanmasıdır. Safranboluluların içinde bulunmadığı bir koruma söz konusu bile olamaz.[28]


[1] Bu çalışma 10. Safranbolu Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali kapsamında 25 Eylül 2009 günü “Dünya Kentlerinde Koruma Olgusu” başlıklı panelde sunuldu.
[2] Kuban, Doğan, Türkiye’de Kentsel Koruma / Kent Tarihleri ve Koruma Yöntemleri, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, Haziran 2001, s. 201: “Tarihi kentlerin korunmasına ilişkin olarak sosyal bilimlere verilen önem biraz abartılmıştır… tarihi yapıların korunmasında temel amaç sanatsaldır.”
[3] Prof. Dr. Doğan Kuban’ın “Safranbolu Nasıl Korundu?” başlıklı konuşması 16 Haziran 2009 günü KÜ Fethi Toker Güzel Sanatlar Fakültesi, Safranbolu, Karabük.
[4] Kuban, Doğan. “Bir Uygarlık Göstergesi”, Cumhuriyet, İstanbul, 26 Haziran 2009. Safranbolu konuşmasının hemen arkasından bu yazıyı yayınladı. Yazıya internet ortamında ulaşmak için http://www.zohreanaforum.com/turizm-seyahat/20435-bir-uygarlik-gostergesi-safranbolu.html.
[5] Safranbolu çok eskilerden beri İç Anadolu’yu Karadeniz’e bağlayan kervan yolları ağı üzerinde bulunan bir yerleşmedir. Kaynaklarda ilk olarak Dadybra olarak adı geçer. Bu adın Türkçeleşmiş haliyle Zalifre, Osmanlı resmi kaynaklarında ise Taraklı, ya da Taraklı Borlu önceki isimleridir. Kervancılık işlevi yanında, yaklaşık 50 000 nüfusun (hala da) kullandığı bir pazaryeri olduğunu biliyoruz. Özellikle 18. Yüzyılda bağlı olduğu Kastamonu Sancağı’nın en önemli yerleşmesi durumuna gelmişken, gelişen demir ve karayolları, daha önemlisi Türkiye’nin ilk ağır sanayi yatırımı olan Karabük Demir ve Çelik İşletmeleri’nin kurulmasıyla önemini kaybetmiştir. 1930 – 90 yılları arasında tümüyle unutulmuştur. Bir ‘Gem City” olarak yeniden keşfedilmesi sonucu 1994 yılında UNESCO Dünya Miras Listesine alınmış ve kültür turizmi nedeniyle yeniden önem kazanmıştır.
[6] Safranbolu’da, Çarşı, Kıranköy ve Bağlar tarihi alanları oluşturur. Ancak bu sunumda yalnızca Çarşı’ya yoğunlaşılmıştır. Diğer ikisi oldukça farklı süreçlerden geçtikleri için farklı sorunları bulunmaktadır.
[7] 1974–83 yılları arasında ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nde asistan sonra öğretim görevlisi olarak mimari tasarım stüdyolarına katıldım, çeşitli dersler verdim ve Mimarlık ve Çevre Bilimleri Bölümü’nün kuruluşunda yer aldım.
[8] ODTÜ Restorasyon Bölümü, 1964 yılında kuruldu ve eğitime 1966 yılında başladı. Daha sonra YÖK yapılanmasıyla birlikte 80lerin başında, kapatıldı ve Mimarlık Bölümüne bağlı bir ana bilim dalı haline getirildi. 1973–79 yıllarında tez çalışmaları olarak, Nesrin Yatman: “Restoration of Saraçoğlu Mansion”,Uğur Kangal: “Safranbolu: A Conservation and Development Model Using Photogrammetric Techniques”, June 1975; Affan Yatman: “Conservation of Historic Pattern of Safranbolu” ve Leyla Sezer: “A Conservation Proposal in Safranbolu”, February 1979 (hiç biri yayınlanmadı).
“[9] Prof. Doğan Kuban’ın Başkan, Prof. Nezih Eldem’in İkinci Başkan, Prof. Kemali Söylemezoğlu, Prof. Muzaffer Sudalı ve Doç. Dr. Metin Sözen’in Üye olduğu ve Nur Fersan’ın Genel Sekreterliğini yürüttüğü İTÜ MTRE (Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Enstitüsü) 1974 yılında kuruldu.
[10] 1975 Avrupa Miras Yılı etkinlikleri için devlet, MTRE’yi görevlendirmişti. MTRE özellikle Safranbolu’yu değerli bir örnek olarak ele aldı ve 1975 yılından başlayarak üç yıl süre ile Safranbolu’da “Safranbolu Mimari Değerleri ve Folkloru Haftası” düzenledi. Bu etkinlikler sırasında araştırmacı ve akademisyenler, evlerinde konuk oldukları halkla yakın bir diyalog içine girdiler. O günlerde kurulan dostluklar hala anlatıla gelmektedir. Bu ve benzeri özgün kaynaklara ulaşmak için Kuş, Aytekin, Türkiye’de Mimarlık Değerlerinin Korunmasında İlk Adımlar / Safranbolu 1975 – 1980, Safranbolu Kaymakamlığı Hizmet Birliği, Karabük, Eylül 2003.
[11] Smith, Laurajane, “Defence and Humanity: the Social Values of the Country House” in Gibson, Lisanne ve Pendlebury, John (Ed.), Valuing Historic Environments, Ashgate, Surrey, İngiltere, 2009, s. 34.
[12] İller Bankası, Karabük – Safranbolu İmar Plan Etütleri, Ankara, 1968, s. 111’de “Safranbolu’da eski evler orijinal bir mimari karakter göstermektedir. … Eski kasaba bölgesindeki müstesna karakter bozulmamalı, bu kısımdaki binaların eskimeleri halinde dahi dış görünüşleri muhafaza edilerek tamir edilme yoluna gidilmelidir.” deniyor.
[13] 1930ların sonunda (üretime başlayışı 1939), Türkiye’nin ilk ağır sanayi yatırımı olarak gerçekleştirilen Karabük Demir ve Çelik İşletmeleri, bölgenin sosyo-ekonomik yapısını tümüyle değiştirmiştir ve hala en önemli etkendir. Safranbolulu eşrafın çeltik plantasyonları kamulaştırarak yapılan yatırım, bir yandan topraktan kopan ve nakit varlık sahibi olan eşrafın Safranbolu’dan ayrılmasını kolaylaştırırken, tarıma bağlı işgücünü sanayiye çekerek köylerin boşalması kadar, Safranbolu’daki tabakhane ve artizanal üretim yapan esnafın da iş gücü çekme konusunda rekabet edememesine neden olmuştur. Karabük DÇİ için, Mimar Henry Proust’un tasarladığı ve 40ların başlarında iskâna açılan Yenişehir yerleşkesi bölge için hala da çağı aşan bir örnek teşkil eder. Bu yerleşke, konser ve opera binası, spor tesisleri ve sosyal kulüp yapılarıyla yeni bir teknokrat/bürokrat burjuva yaşam kültürü yaratmıştır. 1992 yılında özelleştirildiğinde yaklaşık 13 000 olan çalışanının büyük kısmı ya başka şehirlerde bulunan kurumlara kaydırılmış ya da emekli olmuştur. Üst düzey mühendis ve yöneticiler kenti terk ederken emekli olan çoğu işçi ve memur yaklaşık 7 – 8 000 kişinin büyük kısmı Safranbolu ve çevresine yerleşmiştir. Bugün aylık ortalama 5 milyon TL olan emekli maaşları Safranbolu’nun birinci ekonomik girdisi durumundadır.
[14] 392 km uzunluğundaki Ankara – Filyos demiryolu üzerinde bulunan Safranbolu istasyonuna ilk tren 1 Haziran 1934 yılında Ankara yönünden gelmiş ve büyük bir törenle karşılanmıştı. Kuş, Aytekin, Belediye Başkanı Gadartalıoğlu Osman Akın’ın Özel Arşivinden / Bir Zamanlar Safranbolu 1931 – 1946, Safranbolu Belediyesi, Karabük, Mart 2009. Bir anekdot gibi hala anlatıldığı gibi, devlet istasyonun bakım ve temizliğini Safranbolululardan istemiştir. Safranbolulular bundan kaçınmışlar, bakımsız kalabilecek bir istasyonun “Safranbolu” adını taşımasını da uygun görmedikleri için yalnızca 13 hanelik bir köy olan Karabük’ün adını istasyona vermişlerdir.
[15] Bugün övünerek satın alma bahanesiyle Safranbolu’ya gelerek tabakhaneleri gezen Fransız ve Avusturyalı sanayi casuslarının teknolojilerini çaldıkları anlatılır. Rekabet şanslarını kaybetmelerindeki asıl neden deri tabaklamada inorganik kimyasalları kullanan teknolojik gelişmeyi yakalayamamış olmalarıdır.
[16] Bu soruya verilen yanıt genellikle bir köy adı olur. Ben de “Hayır Çerçenliyim” diye yanıt veriyorum.
[17] 2001 yılından bu yana Safranbolu’da yaşıyorum. Geçen dönem içinde yakın dostluklar kurduğum bu grup Safranbolu’nun yerlilerinden satın aldıkları ve yerleştikleri bu konaklarda eşraflaşmanın da keyfini çıkarmaktaydılar.
[18] Canbulat, İbrahim, “Kanyonların Şehri Safranbolu” Atlas, Sayı: 178, Ocak 2008, s. 90.
[19] Gerçekte İTÜ, MTRE, “Avrupa Miras Yılı” olarak ilan edilen 1975 yılında gerçekleştirilecek etkinlikler için devlet tarafından görevlendirilmişti. MTRE bu amaçla Safranbolu’yu bir örnek olarak seçti. Hukuk ve Ziraat Mühendisliği diplomalarına sahip ve eski bir Safranbolu ailesinden gelen Belediye Başkanı Kızıltan Ulukavak, koruma misyonunu tam olarak içselleştirdiği gibi, bir halk önderi olarak Safranboluluları da bu konuda ikna etti.
[20] 60ların sonlarından başlayarak, artan konut talebi, tarihi kentin kuzeybatısındaki tarım alanları imara açılarak karşılanmıştır. Emek Mahallesi olarak isimlendirilen bu yeni yerleşmedeki, modern ve kaloriferli apartmanlar çağdaş yaşam özlemine yanıt vermektedir.
[21] İTÜ’de mimarlık, L’Institut d’Urbanisme de Paris’de kent planlama eğitimi alan İsmet Okyay’în bugün bile iyi bir koruma imar planı olarak nitelendirilen planının (ya da genelde koruma imar planlarının) zaafı sit alanlarını, kent bütününden ve dinamiklerinden soyutlayarak korumaya çalışmalarıdır. İsmet Okyay’ın 1990 yılında yürürlüğe giren Safranbolu Koruma İmar Planı da Safranbolu sit alanlarındaki gerek sosyol değişimi gerekse 90lı yılarda ortaya çıkan turizm baskısını öngörememiştir.
[22] Kuban, (2001), s. 190 “Güvence altına almak istediğimiz temel varlık, kentin değişmesini minimuma indireceğimiz tarihsel yapıdır. Bunun, korumanın hedeflerini çağdaş yaşamın sosyo-ekonomik öncelikleriyle bulanıklaştırmadan, korunacak fiziksel varlığın kültürel önemini halka kabul ettirmekle sağlanabileceğini düşünüyorduk. Koruma planının amacı, bir yandan çağdaş yaşam gereklerini tarihi kent varlığının olanak verdiği ölçüde gerçekleştirmek, öte yandan tarihi dokunun bütün özelliklerini büyük bir titizlikle korumaktı. Kentin sosyal yapısında ya da nüfusunda değişiklikler olması beklenmiyordu.** **Bu tahinler bugüne kadar doğru çıkmıştır.” 90larda başlayan turizm baskısını da düşünürsek, Safranbolu Koruma İmar Planının önemli zafiyetini açıkça görürüz.
[23] Bu dönemde yalnızca Safranbolu’da değil tüm yurtta tarihi alanlarda yapılacak yeni yapılar için yörenin yaygın pencere boyutlarının, dahası replikalarının kullanılması yaygın bir kural olarak belirlenmişti. Bayındırlık Bakanlığı’nın tip yapılarının bile geleneksel pencere replikaları ile donatılması yaygındı. Buna karşın, tarihi konakların sahipleri ise izinsiz olarak pencerelerini büyütmeye çalışmaktaydılar. Özellikle “kavga” olarak belitmeye çalıştığım husus kamusal alan olarak tanımlanan tescilli yapı cephelerinde süren bu dayatmalardır..
[24] Kaba bir hesapla bugüne kadar kamusal ve özel kaynaklardan restorasyon için yaklaşık toplam 15 milyon TL harcandığını sanıyorum.
[25] Konaklamaya hazır hale gelmesi 1989 yılında olmuştur.
[26] UNESCO Türkiye Milli Komisyonu, Kültürel Miras İhtisas Komitesi, “Türkiye’deki Dünya Miras Alanları’nın Güncel Durumlarının Saptanması Raporu / Safranbolu Kenti” Ankara, Ekim 2006 – Nisan 2008, s. X “Turizmin getirisinin cazibesi bazı koruma uygulamalarının göz ardı edilmesine neden olmaktadır.” denilmektedir. “DMA’nın (Dünya Miras Alanı) doğu ve güneydoğu kesimindeki yüksek alanlar üzerindeki yapılaşma DMA üzerinde baskı oluşturmakta ve tarihsel kent dokusunu görsel bakımdan bozmaktadır. Karabük kent merkezindeki yoğun hava kirliliği DMA’yı etkilemektedir.” gibi diğer tehditler sıralanmakta, ancak Safranbolu’nun diğer miras alanlarıyla karşılaştırılınca, önemli risk altında olmadığı belirtilmektedir.
[27] Australia ICOMOS, “The Burra Charter (The Australian ICOMOS charter for places of cultural significance)”, Avustralya1999, para. 26.3: “Conservation, interpretation and management of a place should provide for the participation of people for whom the place has special association and meanings, or have social, spiritual or other cultural responsibilities for the place.”
[28] Schofield, John, “Being Autocentric: Towards Symmetry in Heritage Management Practices” in Gibson, L. ve Pendlebury, J, s. 94 – 96” başlıklı bölüm tam katılımlı korumanın yöntemi konusunda önemli mesajlar veriyor.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s