Bir Ev Aldık; Hayatımız Değişti*

İbrahim Canbulat, Y. Mimar

Meraklısı 1990’ların Safranbolu’sunu bilir. Şimdi de ol uğu gibi tarihi merkeze gidişte Turing ve Otomobil Kurumu’nun büyük bir ileri görüş ve sorumlulukla satın alıp otel yaptırdığı Havuzlu Asmazlar Konağı bir yol ayırımını belirler. Bartın’ a sapmayıp aşağıya Çarşı’ya yöneldiğinizde hemen hemen hiç değişmeden, 17. Yüzyılın izlerini taşıyan eski sokaklar, bunlara çıkmalarıyla göz kulak olan beyaz badanalı evler, evler, evler…

Safranbolulu daha turizm nedir bilmiyor, turizm işine soyunanlara da pekiyi gözle bakmıyordur. Eğer geziniz pazarın kurulduğu Cumartesiye denk gelmediyse, çevrede pek kimse de yoktur. İşte öyle bir günde eşiniz, ben buradan bir ev alacağım diye tutturur. Önüne kattığı biri leriyle sokak sokak dolaşıp ev arar. Nasıl olsa geçer dü­şüncesiyle, olayı “Olur Karıc’ım” diye geçiştirme çabası. Ama hiç de öyle olmaz, içini bile göremediğimiz bir evi beğenir ve “Alacağız” diye karar oluşturur. Kapıya yapıştırılmış “Satılık” yazısının altındaki telefon numarası İstanbul’dan. Verilen numarayı aradığımızda mal sahibinin, sabahları – sahne bu kez de ’90’ların başında İstanbul – Şişhane’de THY otobüs ter­minalinin önünde poğaça sattığını öğrenirsiniz. Aralıklı olarak üç ay süren pazarlık sürecinde sabahları Şişhane Meydanı’nda epey poğaça tüketilir. Evin içi bile görülmeden satın alma işlemleri vekâletname ile tamamlanır.

Kötü sürpriz; bizim kutu gibi diye düşündüğümüz evin bize satan aile tarafından bilinçsizce bir beton yığını haline sokulduğunun anlaşılmasıdır. Bu arada, mahallelinin anlattığı gömü bul­ma hikâyesi. Sözde evi satın alanlar çok kısa bir çalışmanın ardından gömü bulup, hemen kapağı İstanbul’a at­mışlarmış. Bu olayın arkasındaki gerçek, köyden kasabaya, kasabadan kente sürecek ve hala sürmekte olan büyük göçün sonucu, bulunduğu çevreyi bir türlü benimseyemeyen insanlar; bir de satın alınmış olan evin delik deşik edilmiş döşemeleri, bacaları ve hatta kapısı. Röleve ve yeniden tasarımlama çalışmaları sürerken mahalleli kucak açar. Akşam yorgunluk çayları ve yanında ikram edilen su börekleri, ev boş kaldığında göz kulak olmalar ve işler ilerleyince bu çocuklara nazar değer deyip, saçağa koç boynuzları asmalar; sizi Safranbolu’nun sıcaklığına sarıverir.

Evin bizi en çok etkileyen tarafı cephesindeki kalem işleriyle Türkiye’ de örneği az kalmış bir yapı olması; yoksa ahım şahım bir şey değil. İlk yapılacak, tüm beton ve tuğlanın sökülüp atılması ve sonra yapının okunması. İşte bu noktadan başlayarak halâ adı konmamış ev konuşmaya başlar. İçine kâgir iki daire yerleştirilmiş bulunan ‘Ha­yat’ iki kat yüksekliğinde ve evin en renkli mekânlarından biridir. Bu arada tavanlar, ocak ve lambalarının isinde, geçmişin bütün izlerini size bir bir aktarır, özgün mekân or­ganizasyonunun bütün ipuçları verir. Bahçedeki uyduruk samanlığın evin depreme direncini sağlayan, olmazsa olmaz beden duvarlarından bi rinin taşlarıyla yapılmış olduğunu anlarsınız. Bizim önce ailenin kadınlarının isim­lerinden ürettiğimiz “GülNur Konak” adı artık fazla iğreti durmaya başlar. Ev Safranbolu’da adet olduğu veçhile yapanın adıyla kütüğe zaten işlenmiştir “Macunağası İzzet Efendi Konağı”.

 

Restorasyon çalışmaları başlayınca büyük bir şaşkınlık yaşanır, çünkü evin içinde, dışından daha çok kalemişi bulunmuştur ve 5–6 kat badananın altında, gün ışığına çıkarılmayı bekle­mektedir. Restorasyon sürecinin en zor tarafı kalemişlerini çıkarmak ve korumaktır. Bilenler bilir, kalem işleri 5–6 kat çeşitli dönemlerin kimyası ile yapılmış badananın altında ama kerpiç ve çamur sıvanın üstündedir. ODTÜ laboratuarlarında yapılan analiz sonucunda anlaşılır ki, kalem işleri günümüze kadar kalabilmiş benzersiz bir freskodur. Bizim başımıza bu dertleri saran Gül, İstanbul’dan gelip giderek tam üç yıl badanaları kazır, altından çıkan allı yeşilli, hem buharlı hem yelkenli gemileri buldukça çığlıklar atar. Bu arada evin tarihiyle ilgili en önemli belge de kalem işleri arasından kendini gösterir 1266 Hicri (1849 – 50 Miladi). Doğaldır ki bu, kalem işlerinin yapıldığı tarihtir. Özgün yapı çok daha eski olmalıdır. Gerçekten de arakat üst kat­tan daha yalın ayrıntılarıyla en az bir 50–60 yılın daha yaşamışlığının belgesidir. Bahçe düzenlemesi başlayınca da yangın yemiş, kızarmış ve çatlamış taşlar yapının tüm öyküsünü açıklar. En az 200 yıllık bir Safranbolu Evi: Küçük ama çok zevkli bir mekân organizasyonu ve kalem işleri ile bezenmiş. Özellikle sofada bulunan buharlı ve yelkenli gemileri Fotoğraf Sanatçısı Ersin Alok eşi bu­lunmaz örnekler diye belirtir ve yayınlanmamak kaydıyla kendi arşivi için bir kaç kareye saklar. Biz de hala yayınlayamadık. Birini bu yazıda sizinle paylaşmak istiyoruz.

 

Evin restorasyonu sonunda 2000’de biter. Aralıklı olmakla birlikte tam 8 yıl. Kim bilir İstanbul – Safranbolu arasında kaç sefer yapıl­mıştır. Bizim için en önemli gelişme 2001 yılında Altın Safran Film Festivali çerçevesinde eve “En İyi Korunan Safranbolu Evi” ödülünün verilmesi olur. Bu, yaşamımızda da en önemli değişik liği tetikleyen etken olacak tır. Bir haftasonu evi olarak planlanan Macunağası İzzet Efendi Konağı bizi içine çeker. Hafta sonu bazen 7 gün olur, bazen 10. Sonra 2002 yılında kesin karar verilir ve çocuklar İstanbul’da bırakı lıp Safranbolu’ya göçülür. Geliş o geliş. Macunağası İzzet Efendi Konağı, dostları mız sayesinde hiç boş kalmaz. Artık bütün enerjimiz, UNESCO Dünya Mirası olan Safranbolu için karınca kararınca katkı sağlamak, korumanın bilinçli yapılabilmesi için fikir üretmek, örnek ve belge yaratmak için harcanacaktır. Sonradan alınan bir samanlık restore edilir ve “Zamanlık” olur. Topu topu 30 metrekare olan bu mekânda, akıp giden zamanın değerini daha iyi anlatabilmek için sergiler açılır, seminerler düzenlenir.

Geçen 10 yılda Safranbolu çok değişmiştir. Turizm Safranbolu’nun en önemli ekonomik işlevi haline gel­miştir, ama büyük sorunları da birlikte getirmiştir. Safranbolu daha ayrıcalıklı bir konumda olması gerekirken çoğu günü birlikçi büyük bir kitle turizminin baskısı altın da kalmıştır. 5–6 odalı ko­naklara sofa, sergen, eyvan gibi bütün ortak mekânlar bozularak 9–10 yatak odası yerleştirilir. Her odaya banyo – tuvalet sokulur, evlerin mekânsal organizasyonları tümüyle bozulur. Burada da durulmaz satın alınıp otel haline getirilen konaklar imkân bulunursa birbirine ekle nir, adları bir kalemde silinip numaralanır.

Gülevi’ne Doğru

Bir gün turizm işi yapan bir arkadaşımız otelini bize satmayı önerir. Bu arada Gül’ün de kazıyacak duvarı kalmamıştır ve kendine iş aramaktadır. Restorasyon artık bizim için bir uzmanlık alanı olmakla birlikte, turizm bilinmeyen bir dünyadır. Bunların üstüne Safranbolu’ da yapılan turizmin yetersiz bulunması da eklenince karar verilir ve adının daha sonra Hacımemişler Konağı olduğunu öğreneceğimiz ve1994’den beri otel olarak iş letilen konak satın alınır. Konağın 1992 yılında Kültür Bakanlığı tarafından çatı ve cephe yenilemesi yapılmış, 1994 yılında ise otel olarak restore edilmiştir. Ancak bi­na boşaltılınca durumun cid diyeti anlaşılır. Korktuklarımız bizim başımıza gelmiştir. Konak geçen 10 yılda akıl almaz bir tahribata uğramıştır. 5 odalı olan konağa 7 yatak odası ve bunların banyo – tuvalet sokulmuş, arkasına konağın kendisi kadar kaçak bir ek bina inşa edilmiş, zemin kat duvarları daha büyük alanlar elde etmek için yıkılmıştır. Hemen işletmeye alınacağı düşünülen konağın bir kez daha restore edilmesi gerekmektedir. İşletme ekonomikliği açısından 5 odanın yeterli olmayacağı düşünülür komşu parsel olan Betenler Konağı satın alınır. Bu kez de Safranbolu’da konuklarınızın sürekli değişik yemekler bulamadık­larından yakınmaları, yapı programına bir de restoran eklemeyi zorunlu kılar. Arkasından da restoranın gereksindiği mutfağın yapılabileceği geniş bir bahçesi olan Gökçüler Konağı satın alınır. Birbirine komşu toplam1 500 metrekare alanda 16 odası, restoranı, okuma odası, bar ve kafesi ve de Gökçüler Evi’nin en az 50 kişinin sı­ğabileceği seminer salonu olmaya uygun 70 metre kare ahırı ile birlikte toplam 1 200 metre kare kapalı alan. Projelendirme süreci başladığında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın proje hibesi olarak verdiği 57 000 TL bir rüya kadar inanılmazdır. Projeleri 2005 yılı sonunda Ankara Koruma Kurulu’ndan yeşil ışık görür ve restorasyon süreci başlar. İlk hedef Hacımemişler Konağı’nı bitirmek ve işletmeye almaktır. Hacımemişler Konağı’na sonradan eklenmiş iki yatak odası sökülür, kaçak olarak yapılan yaklaşık 100 metrekare beton yığını kırıcı kullanılarak parçalanır ve atılır. Bu arada önemli bir keşif yapılır. Konağın eski bir yangın sonucu terk edilen yakla şık üçte birine ait temeller ve yanık ahşap yapı elemanları toprak altından çıkar. Bu buluş konağın aksak mekân yapısını anlamamıza olanak sağlayacaktır. Geçen on yılda detaylandırma ve yoğun kullanım sonucu bü tün ıslak hacimler çürümüş­tür. O kadar ki, üzerlerine atılan ikinci kat beton da artık çökmek üzeredir. Bu kez de konağın içinden önemli mik tarda beton kırılıp atılır. Zemin katta büyük mekânlar elde etmek için yıkılan duvar­lar ve bir tonoz yeniden moloz taşla örülür ve konak öz gün mekân organizasyonuna kavuşur. Sıra gelmiştir donatı ve dekorasyona. Bu konuda çağdaş yaşamın gereksinimleri tam olarak sağlanacaktır. Termostatik kontrollü ısıtma sistemi ve daha sonra iklimlendirici, odalarda telefon, kablosuz internet bağlantısı ve modern banyolar. Ancak odalara kesinlikle televizyon ve minibar konulmayacaktır. Ek yatak asla. Odalar elişi atlas yorganlara sarılıp iş­lemeli tavanların, kadife kaplı sedirlerin, beyaz iş perde lerin yarattığı büyülü atmosferde başka bir zamana yol­culuğa çıkmanızı sağlamak için en ince ayrıntısına kadar planlanmıştır. Geçmişte olduğu gibi şimdi de her oda diğerinden farklı olmak zorundadır. Afgan – Türkmen halıları dekorasyon bittikten sonra özellikle seçilerek yer­leştirilir. Yatak odalarının tasarımı önemli bir sorun değildir, ancak hizmet alanlarının nasıl dekore edileceği çetin bir konudur. Osmanlı evinde mobilya bulunmamaktadır. Ancak bir otelde lobby, reception, café, bar gibi alanlar yeni işlevin getirdiği mobilyaları zorunlu kılmaktadır. Artık kimseye yer sofrasında yemek yediremezsiniz. Bu noktada Osmanlı’nın son dönemlerinde mobilyanın nasıl kullanıldığı araştırılır. Horhor tarzı olarak adlandırdığım Tonet taklidi mobilyalardan köşe bucak kaçılacak tır. Konağın eski sahipleri olan Memişoğlu Ailesi’nin büyüklerine başvurulur. Konağı On Dokuzuncu Yüzyıl sonunda belki de yangından sonra elden geçiren Mehmet Şükrü Efendi’nin manifaturacılık yaptığı, bir ayağının İstanbul’ da olduğu öğrenilir. Hacımemişler Konağı’ndaki Yirminci Yüzyıl başına ait bi çem, ondan mirastır. Yaklaşık bir tarihte bulunur: 1900 – 1920 arası. Tüm mobilyalar İstanbul’daki Avrupa öykünmesinin 100 yıl sonraya sa rarmış fotoğraflardaki izleri sürülerek yeniden tasarlanır ve üretilir. Aynı dönemden kalan antikalar alınır dekorasyona katılır. Yeni işlevle özgün mekân arasında önemli farklılıklar varsa biraz da bu farklılık abartılacak şekilde çağdaş çözümler ve malzeme kullanılır; modern den kaçılmaz. At ahırında Aquarius Café, ya da ailenin yükte hafif pahada ağır var­lıklarını yangından, hırsızdan koruyan kasa dairesine yapı lacak Bar nasıl olmalıdır? Üç binanın birden bitmesi beklenmeksizin, restorasyonu tamamlanmış bulunan Hacımemişler Konağı işletmeye alınır. Turizm işletme­sinin adı Gülevi olacaktır.

Gülevi, Eski Merkez’ de özel konumu nedeniyle Safranbolu’yu bir resim gibi gözlerinize sunacak, huzur ve keyfi, Osmanlı sadeliğini ve asaletini günümüze taşıyacak, keyif ve kaliteyi birinci planda tutan bir sığınak olacaktır. Gülevi, şehirden ve stresten kaçan, yoğun şehir temposundan sonra kültürel ve tarihi bir dokuda huzur ve mutluluk arayışı içinde olan konuklarına unutulması zor, keyifli anlar yaşatmayı amaçlamalıdır. Hacımemişler Konağı’n­da şu anda biri Başoda olmak üzere toplam beş oda bulunmaktadır. Konaklama hizmeti oda + kahvaltı olarak verilmekle birlikte, özel grupların arzularına bağlı olarak, Saf ranbolu yemeklerinden oluşan mönülerle akşam yemeği de sunulabilecektir. Bu yıl (2006) Mimarlar Odası, Macunağası İzzet Efendi Ko nağı Restorasyonununa iki yılda bir düzenlediği Ulusal Mimarlık Ödülleri ve Sergisi kapsamında Koruma ve Yaşatma Dalında ödül verdi. Bu ödül şu ana kadar yaşanan bütün yorgunlukları unutturuyor. Yapılanların doğru olduğu konusunda kanımızı doğruluyor. Buradan görev çıkartıyoruz: belli ki, Safranbolu’da daha yapacak çok şey var…

*Bu yazı Mesa ve Yaşam, Sayı 38, Ocak – Şubat – Mart 2007, sayfa 7-10’da yayınlandı.

http://guleviSafranbolu.com

One Comment

  1. What a wonderful place you have chosen to live in, Gul and Ibrahim!
    We recall our great weekend there now nearly three years ago, and are excited to learn more and more about the city, its history and its booming tourism these days. We are proud of what you have contributed to its restoration and popularisation as a tourist destination.
    Mukhtar Husain

    Reply

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s