Safranbolu / Afrodisyak Kent

İbrahim Canbulat, Y. Mimar

Bugün Türkiye’deki yaklaşık 50 000 tescilli tarihi yapının 1171 tanesi Safranbolu’da bulunmaktadır. Bu sayı ile Türkiye’de üçüncü sırayı almaktadır. İç Anadolu’yu Karadeniz’e bağlayan yol ağının üzerinde bulunan Safranbolu çok eskilerden beri yaklaşık 50 000 nüfusa sahip bir hinterlandın kullandığı pazaryeri, diğer bir deyişle kent merkezidir. Batı Karadeniz Alt Bölgesinin sahip olduğu zengin floranın tüm olanaklarınızdan yararlana gelmiştir. İlk kez tarih sahnesine Homeros’un İlyada’sında Truva’ya yardıma giden Gaskaların Ülkesi olarak çıkan Safranbolu, katman katman, zengin bir kültürün mirasçısıdır. Safranbolu, en az 2700 yıllık bir geçmişi taşıyla, toprağıyla ve insan değerleriyle günümüze kadar saklamayı başarmıştır.

Safranboluluyu farklı kültürlerle tanıştıran ve barıştıran kervancılıktan sonra, kentin en önemli geçim kaynağı olan dericiliğin yapıldığı tabakhaneler bölgesi ve derinin işlendiği artizanal dükkânlar, sokaklar ve çarşı zamanımıza ulaşabilmiştir. Bugün hala Akçasu ve Gümüş kanyonlarını milyonlarca yıldır şekillendiren derelerin üzerine kurulmuş tabakhanelerin kalıntılarını görebilirsiniz. Tabakhaneler Bölgesinden, Pazaryerine doğru yürüyüşünüzde, Saraçlar Sokağı’nda, Kunduracılar Sokağı’nda Semerciler Sokağı’nda ve Yemeniciler Arastası’nda sayıları az da olsa, geçmişi bugünlere taşıyan ustaları dükkânlarında çalışıyor bulabilirsiniz. İsterseniz yüzyıllardır yapıldığı şekilde el emeği ile üretilen bir semere ya da bir çift yemeniye sahip olabilirsiniz.

Safranbolu dünyadaki en önemli “vernecular” yerleşmelerden biridir. 20. yüzyılın ikinci yarısına kadar hiç bir çizili plan olmamasına karşın, bir kentin bu denli doğasıyla barışık ve işlevsel olması hayranlık uyandırır. Çarşı’da yoğunluğun yüksek kalmasına karşın, hiç bir yapı diğerinin önüne geçmez, mahremiyetine ve manzarasına tecavüz etmez.

Safranbolu’nun en önemli özelliklerinden biri ise korunan yapıların sivil mimari örnekleri olan evler olmasıdır. Gerçekten de Türkiye’de çoğunlukla kalıcı taş yapılar olan dini ya da kamusal yapılar koruna gelmiştir. Safranbolu’da korunan yapıların çoğunluğu çamur harçla örülmüş moloz taş duvarlar üzerine, içleri kerpiçle doldurulmuş ahşap iskelet sistemi ile yapılmış konutlardır.

Safranbolu’ya yakıştırılan sıfatlardan biri de “Kendini Koruyan Kent”dir. Neredeyse son 300 yıllık yapı stokunu ve dokusunu koruyarak şimdilere getirmiştir. 1976’dan bu yana kurumsal korumanın yapıldığı Safranbolu, 1994 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmıştır.

***

Safranbolu’ya adını veren safran (Crokus Sativus) Eylül – Ekim aylarında mor renkli ve hoş kokulu çiçekler açan 20 – 30 cmboyda, soğanlı, otsu bir bitkidir. Üretimi etli ve yuvarlak soğanlarla yapılır. Mor çiçeklerinde 6 erkek organ (stigma) ve 3 dişi organ bulunur. İşte en değerli baharat olarak bilinen safran bu turuncu renkli stigmalardır. Hititler döneminden beri Anadolu’da bilinir ve ilaç olarak kullanılmaktadır. Yarım kilogram safran, 80.000 çiçekten çıkarılabilir. Çok büyük zahmetlerle üretilen ve toplanan safran, 90lı yılların sonunda hemen hemen unutulmaya yüz tutmuştu. Bugün bir destek programı ile yeniden canlandırılan safran tarımı giderek yaygınlık kazanmaktadır. Baharat ve gıda boyası olarak da kullanılan safran sinir sistemini uyarır, iştah açar, adet söktürür. Prof. Dr. Erdem Yeşilada, bir yazısında afrodizyak olarak adı geçen bütün bitkiler arasında, “… sadece safran bitkisinin etkili olduğu bilimsel olarak gösterilmiş”tir diyor. Çarşı’da 6 – 7 Euro’ya satılan 1 gr safranın, eve götürdüğünüz 160 çiçek olduğunu unutmayınız.

***

Yerel Tarihçi Hulusi Yazıcı, “…Sultan İbrahim’in ruhi sorunları olması yanında tahtı da varissiz kalmıştır. Çözüm arayan Valide Sultan’a psikolojik tedavi yöntemleri kullanmada başarılı olduğu söylenen genç bir medreseli tavsiye edilir. Valide Sultan, bir kez denemek amacıyla öğütleri tutar. Kısa sürede ruhi sorunları çözmede başarılı başarı göstererek padişah üzerinde büyük bir nüfusa sahip olan ve birkaç yıl içinde “Kazasker” payesiyle tayin edilecek Borlulu (Safranbolu) Hüseyin Efendi (Cinci Hoca) tarih sahnesine çıkar. 1642 yılında, önce Sahnı Seman, ardından Süleymaniye Medresesi müderrisliğine getirilir. Sonra “Hacei Sultani” (Padişah Hocası) ve İstanbul Kadılığı payesiyle Galata Kadısı olur. 1644 yılında da “Rumeli Kazaskeri” payesiyle “Anadolu Kazaskerliği”ne tayin edilir. Sultan İbrahim’in tahttan indirilmesinin ardından servetine el konularak aynı yıl öldürülür; el konulan parası dağıtılır.

Cinci Hoca, servetinin bir kısmını da, Safranbolu’da vakıf eserleri yapımında kullanmıştır. Bugün Safranbolu’nun en görkemli yapısı olan Cinci Hanı ve Yeni Hamam, onun Safranbolu’ya kazandırdığı eserlerdir.

***

Macun Ağası Osmanlı sarayında bulunan ve Baş Vezire bağlı olarak görev yapan bir yetkilidir. Görevi ise adından anlaşılacağı gibi Sultan’a pestiller ve macunlar (paste & taffy) hazırlamaktır. 1800’lerin ortalarında Macun Ağası olan Safranbolulu İzzet Efendi, İstanbul görgüsünü ve varlığını bir konak yaptırarak toprağına kazandırmıştır.

160 yıllık bir yapı olan Macun Ağası İzzet Efendi (Çarşı) Konağı, Safranbolu’da bulunan 835 tescilli evden, en çok freskolarıyla öne çıkan bir örnektir. Yalın fakat işlevsel plan şemasıyla, Safranbolu Çarşı evlerini anlatmak için de iyi bir örnektir. Yüksek duvarlarla çevrilmiş bir bahçe, “hayat” adı verilen ortak yaşam ve çalışma alanıyla bütünleşir. Varlıklı ailelerin evlerinde değerli eşyaların hatta tahılını, yangın ve hırsıza karşı koruyan tonoz tavanlı bir “hazine” bulunur. Ahır zemin katı oluşturan diğer bir mekândır. Ara kat, ısıyı dengede tutmak için tasarlanmıştır. Bu katta her zaman bir “aşevi” ve yanı başında kiler ve saklama alanları vardır. Yine aynı katta bulunan çardak, günlük yaşama getirdiği renkler kadar, mutfağın bir uzantısı olarak son derece işlevseldir. Üst kat ise görkemli ancak dengeli boyutlarıyla insan ölçeğinde orta sofalı plan şemasındadır. Kare planın dört köşesine yerleşmiş ve diyagonal kapılarla girilen dört odanın dördü de ayrı birer âlemdir.

“Macun Ağası İzzet Efendi Konağı’nın ilginç yanı freskolardır” demiştik. Ancak, yeni sahipleri Gül ve Mimarİbrahim Canbulattarafından satın alındığında, tam bir beton yığını görünümündeydi. Konak üç ailenin barınmasına uygun şekilde yeni eklemelerle, üç bağımsız apartmana bölünmüştü. İç duvarlarındaki kat kat badananın altındaki freskolardan hiç bir iz kalmamıştı. Zahmetli ve duyarlı bir restorasyon sürecinde, yalnızca freskoların ortaya çıkarılması ve korunması tam üç yıl aldı. Macun Ağası İzzet Efendi Konağı, 2006 yılında Türkiye Mimarlar Odasının iki yılda bir verdiği Ulusal Mimarlık Ödülü ile onurlandırıldı.

***

Safranbolu’da bulunan 60 kadar konak son 10 yıl içinde restore edildi ve turizm amaçlı olarak hizmete kondu. Bu konaklardan birinde konakladığınızda uzun bir geçmişin sizi sarıp sarmaladığını göreceksiniz ve kendinizi çok özel hissedeceksiniz.

Çarşı’da Cinci Hoca’nın ya da Macun Ağası İzzet Efendi’nin Padişah için yaptığı afrodizyakları aramayın; kentin ruhunda onu bulacaksınız.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s