Kartalaç

İbrahim Canbulat, Y. Mimar

Safranbolu’dan Kastamonu’ya doğru karayolu -eski kervan yolunu izleyerek- Araç Çayı Vadisi’nden geçer. Bu yol üzerinde dikkatli bakarsanız, vadiyi tanımlayan Küre Dağları’nın yamaçlarında epeyi yukarılarda, ormanın içinde kaybolmuş bazı küçük köyler görürsünüz: Kuzyaka, Çerçen, Kadıbükü, Akveren (Akören) vd[1]. Safranbolu’nun diğer bütün köylerinde olduğu gibi, bu köyler ayrıca her biri diğerinden 2, 3 km uzakta olan sokaklara bölünmüştür. Benim babam işte bunlardan birinden, Çerçen Köyü’nün Kartalaç Sokağı’ndandı[2].

Yaz tatilinin uzun bir bölümünü Kartalaç Köyü’nde geçirirdik. Konuk gittiğimizde gerek babaannemin, gerekse babamın önceki eşi Fadime Ana’nın bize en büyük ikramları kuru nane ile tatlandırılmış torba yoğurtlu gözleme olurdu. Babam her şeyi unutur, hemen yanı başımızdaki ocakta yapılan gözlemeyi Çerçen üzümlerinden yapılmış kıvamlı pekmeze banarak afiyetle yerdi. Ben –eminim kardeşlerim de- ekşi ve tuzluyla; tatlıyı bir arada yemekten hiç hoşlanmazdık. Bu nedenle de babamın beğenisini hep şüpheyle karşılardım[3].

Anlam veremediğim, Kartalaç adını sorduğumda köyün aksakalları Kartağaç’tan türemiş olabileceğini söylemişlerdi. Ben de uzun bir süre köyümüze bu adı yakıştırdım ve kullandım. Yanılmıyorsam 80’lerde, Kartalaç’a gidişlerimizden birinde, babamın restore ettirdiği caminin kitabesinde “Karataş Camisi, Değerli İnsan İsmail Canbulat’ın…” yazısını görünce hem sevindim, hem irkildim. Köyün adı, ben tam bir yerlere oturtmuşken, birileri tarafından değiştirivermişti[4].

Gülevi Safranbolu’nun kahvaltı menüsü yöresel yemeklerin katılmasıyla sürekli geliştiriliyor. 50 yıl önceki bir tadı elinizde reçete olmaksızın yeniden yaratmak oldukça zorlu bir uğraş gerektiriyor. Bir zamanlar burun büktüğüm yoğurtlu gözlemeyi kahvaltı menüsüne eklemeye karar verdim. Son kurban bayramında da uyguladım. Küçük değişikliklerle Nazmiye Hanım’la birlikte özenerek hazırladığımız gözlemeleri yanında pekmezle birlikte konuklarımıza sunduk. Tahminlerimizin üzerinde beğenildi. Menüye adını yazmak için literatür taraması yaptığımda inanılmayacak bir sonuca vardım: Anadolu’nun çeşitli yerlerinde bulunan yörükan tarafından küçük farklılıklarla yapılan bu gözlemenin adı Kartalaç. Yazımı, Kartalaç Köyü’nün klasik Kartalaç reçetesini vererek bitirmek istiyorum. Bu arada köyümüm adını da geri istiyorum

 

KARTALAÇ

Hamuru için (bulabilirseniz) Has Un: 500 gr

Ilık Su: 1 bardak Tuz: 1 tatlı kaşığı

Eleyeceğiniz unu tuz ve suyla kararak yumuşakça bir hamur yapınız. Üzerini strech film ya da ıslak bir bez kapatarak 20 dakika kadar dinlendiriniz.

İçi için: Süzme Yoğurt: 300 gr

Kuru Nane: 1 çorba kaşığı

Nane ve yoğurdu bir çatal yardımıyla ezerek karıştırınız. Hamurdan 12 tane pazı tutunuz. Her bir pazıdan, 30 – 40 cmçapında çok ince olamayan yufka açınız. Yufkaların yarısını kaplayacak şekilde, hazırladığınız naneli yoğurdu kaşığın sırtıyla sıvayınız. Yufkayı ikiye katlayıp, çevresinden parmaklarınızla bastırarak yapıştırınız. Saçta[5] her iki yüzünü de çevirerek pişiriniz. Erimiş tereyağı sürünüz. Yanında pekmezle[6]servis yapınız.


[1] Osmanlının Sağ Ucu’nda bulunmakla Safranbolu ve yöresi yüzyıllar boyu süren bir konar-göçer nüfus hareketine sahne olmuştur. Yörükan olarak anlatılan ve Orta Asya’dan kopup gelen bu gruplar Osmanlı Rumeli’de toprak kazandıkça kaydırılmak üzere bu bölgede geçici olarak iskân edilirlerdi. Bu nedenle komşu köyler arasında bile önemli kültürel farklar bulunmaktadır.
[2] Bu yerleşme düzenini Celali İsyanları sırasında dağılıp korunmak amacıyla gözden kaybolmaya çalışan yörükanın yarattığı düşünülmelidir. İdari taksimat şeması yeterli olmadığı için alt köyler sokak olarak isimlendirilmektedir.
[3] Osmanlı mutfağında ekşi, tatlı, tuzlu ve acı büyük bir uyum içinde kullanılırken, kültürel süreklilikteki -nedenini bilemediğim- kopukluk nedeniyle bizler bugün bu tatlara bir arada neredeyse tahammül bile edemiyoruz. Bu çeşitlilikteki güzelliği, yeni burjuva, şimdilerde yabancı mutfaklar üzerinden keşfediyor.
[4] İsim değişiklikleri bir devlet politikası olarak hep sürdü. Ben bugün babaannemin köyü Ağaçkese’nin Kastamonu Salnameleri’nde Ağaçkilise olarak geçmesine şaşırmış olmakla birlikte, bugün bu durumu Anadolu’nun bir gerçeği olarak değerlendirmekteyim.
[5] Elektrikli saçlar çok kullanışlı. Altına kül sıvandıktan sonra odun ateşinde ısıtılmış saçın sağladığı lezzeti yakalayamasanız bile, elektrikli sağlar oldukça iyi sonuç veriyor.
[6] Çerçen’in yemelik üzümü çok ünlüydü. Bugün Çerçen’de pek bağ kalmamış olsa da anısını yaşatmak için kıvamlı bir üzüm pekmezi kullanmayı tercih ediyorum.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s