SAFRANBOLU / UNESCO Dünya Miras Kenti 5/5

KAYNAKÇA

 

ACAR, M. (2006) Geçmişten Günümüze Ekonomik ve Ticari Hayata Bakış / Safranbolu El Sanatları, Yayıncı, Safranbolu.

AGA KHAN (2001) Protecting the Past Inspiring the Future. Philip Jodidio Edited, The Aga Khan Historic Cities Programme / Strategies for Urban Regeneration. Prestel, Munich, vd.

AHUNBAY, Z. (1996) Tarihi Çevre Koruma ve Restorasyon YEM Yayın, İstanbul.

AKIN, N. “Osmanlı Döneminde Anadolu Konutuyla Balkan Konutu Arasındaki Ortaklıklar.” Tarihten Günümüze Anadolu’da Konut ve Yerleşme. Tarih Vakfı. İstanbul, tarihsiz, 269 – 277.

AKTÜRE, S. (1978) 19. Yüzyıl Sonunda Anadolu Kenti / Mekânsal Yapı Çözümlemesi. ODTÜ, Mimarlık Fakültesi, Ankara.

AKTÜRE, S. & ŞENYAPILI, T. (1976) Safranbolu’da Mekânsal Yapının Gösterdiği Nitelikler ve ‘Koruma’ Önerilerinin Düşündürdükleri ODTÜ Mimarlık Fakültesi Dergisi, 2:1, 61–96.

AKSOY, E (1963) “Orta Mekan: Türk Sivil Mimarisinde Temel Kuruluş Prensibi” Mimarlık ve Sanat, İstanbul, 17–18, 39-92.

ALTINAY, A. R. (1987) Onuncu Asr-ı Hicride İstanbul Hayatı, Hazırlayan Abdullah Uysal, T.C. Kültür Bakanlığı, Kültür Eserleri, Ankara.

ALTINER, A. T. & BUDAK, C. (1997) the Konak Book. A Tepe Publication, Istanbul.

APLIN, G. (2002) Heritage / Identification, Conservation, and Management, Oxford, Oxford.

AREL, A. (1982) Osmanlı Konut Geleneğinde Tarihsel Sorunlar, E. Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi, İzmir.

ASATEKİN, G. (1994) “The Role of the Inhabitant in Conservation / A Proposal for the Evaluation of Traditional Residential Architecture in Anatolia” Yayınlanmamış doktora tezi, ODTÜ, Ankara.

ASHWORTH, G. L. & TUNBRIDGE, J. E. (2000) The Tourist-Historic City / Retrospect and Prospect of Managing the Heritage City Pergamon, Amsterdam vd.

AVCIOĞLU, D. (1996) Türklerin Tarihi, Tekin yayınevi, İstanbul.

BANSDORFF, M. vd. (1995) Edited Gökçüoğlu Evi / A House in Bağlar, the Summer Town of Safranbolu, Turkey / Anatomy of a Building,  Tampere University of Technology, Department of Architecture, Publication of the Laboratory of Building Anatomy and Pathology, Tempere.

BARAN, İ. & BEKTAŞ, C. (1975) Kentlerimizin Planlamaları ve Korunmaları Üzerine Eleştiri ve Öneriler / Safranbolu Örneği, MTRE Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Enstitüsü Bülteni cilt 2 sayı 5–6, Nisan 1976 21–24.

BEHÇET, M. (1998) Kastamonu Asar-ı Kadimesi, Kastamonu Valiliği İl Özel İdaresi Yayınları, Kastamonu.

BELKE, K. (1966) Tabula Imperii Byzantini 9: Paphlagonien und Honorias, Österreicsche Akademie der Wissenschaften, Vienna.

BULUNGİRAY, N. (2006) Özelleştirmenin Sosyo-Ekonomik Etkileri Üzerine bir Uygulama: Kardemir Örneği, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İktisat Anabilim Dalı, İktisat Politikası Anabilim Dalı, İstanbul, 2006.

BUTLER, R. W. (2011) Tourism Area Life Cycle CTR Contemporary Tourism Reviews, Goodfellow.

CAHEN, C. (2000) Osmanlılardan Önce Anadolu Çeviren Erol Üyepazarcı, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul.

CANBULAT, İ. (2006) Mektepçiler Evi (Safranbolu Medresesi) Restorasyonu, Mimarlık, sayı 330, 37–39. http://www.mo.org.tr/mimarlikdergisi/index.cfm? =mimarlik&DergiSayi=47&RecID=1150

CANBULAT, İ. (2007) Safranbolu’nun Kayıp Bedesteninin Peşinde, http://www.yapi.com.tr/Haberler/safranbolu-kayip-bedesteninin-pesinde_56745.html

CANBULAT, İ. (2008) Kanyonların Şehri Safranbolu Atlas, Sayı: 178, Ocak 2008, s. 90.

CANBULAT, İ. (2010) Safranbolu’da Koruma, Hazırlayan Gönül Pultar, Yapılar Fora / Mustafa Pultar’a Armağan Kitabı. Tetragon, Haziran.   261–270.

CERASI, M. (1998) “The Formation of Otoman House Types; A Comparative Study in Interaction with Neighboring Cultures”, Muqarnas, 15, 116-156.

http://www.jstor.org/stable/1523280 .

CERASI, M. M. (1999) Osmanlı Kenti / Osmanlı İmparatorluğu’nda 18. ve 19. Yüzyıllarda Kent Uygarlığı ve Mimarisi. Çeviren Aslı Ataöv, YKY, İstanbul.

CEZAR, M. (1983) Typical Commercial Buildings of the Ottoman Classical Period and the Ottoman Construction System. Translated Ahmet Edip Uysal Türkiye İş Bankası, Istanbul.

ÇEVİK, M. (2003) Sociospatial Impacts of Deindustrialization: A Case of Karabük, an Unpublished Thesis Submitted to the Graduate School of Natural and Applied Sciences of the Middle East Technical University, Ankara.

COPELAND, B. R. (1991) Tourism, Welfare and De-Industrialization in a Small Economy Economica v. 58, n. 232, 515–529.

CRAMER, J. A. (1832) a Geographical and Historical Description of Asia Minor, with a Map, Oxford at the University Press.

http://books.google.com.tr/books?id=JCAOAAAAYAAJ&printsec=frontcover&hl=tr#v=onepage&q&f=false

CUINET, V. (1894) La Turquie d’Asie, v. 4; Paris: Ernest Leraux. http://openlibrary.org/books/OL6561985M/La_Turquie_d’Asie

DENEL, S. (1982) Batılılaşma Sürecinde İstanbul’da Tasarım ve Dış Mekanlarda Değişim ve Nedenleri, O.D.T.Ü. Mimarlık Fakültesi, Ankara,.

DOĞANALP-VOTZI, H. (2005) Histories and Economics of a SmallAnatolianTown: Safranbolu and its Leather Handicrafts. Suraiya Faroqhi & Randi Deguilhem (Edited) Crafts and Craftsmen of the Middle East / Fashioning the Individual in the Muslim Mediterranean I. B. Tauris, New York. http://books.google.com.tr/books?id=X50Y-oMCVYIC&printsec=frontcover&hl=tr#v=onepage&q&f=false

ELDEM, S. H. (1984) Türk Evi / Osmanlı Dönemi, 3 Cilt, T.A.Ç. İstanbul.

FAROQHI, S. (1993) Osmanlı’da Kentler ve Kentliler / Kent Mekânında Ticaret, Zanaat ve Gıda Üretimi 1550 – 1650 Çeviren Neyyir Kalaycıoğlu Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul.

FAROQHI, S. (2003) Osmanlı Dünyasında Üretmek, Pazarlamak, Yaşamak. Çevirenler Gül Çağalı Güven & Özgür Türesay, YKY, İstanbul.

FERSAN, N. (1976) Safranbolu Mimari Değerleri ve Folkloru Haftası’nın Getirdikleri MTRE Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Enstitüsü Bülteni cilt 2 sayı 5–6 3–5.

FIELDS, G. City Systems, Urban History, and Economic Modernity / Urbanization and the Transition from Agrarian to Industrial Society. Berkeley Planning Journal, 13, 1999 102–128. y S

GIBSON, L. & PENDLEBURY, J. (2009) Valuing Historic Environments Ashgate, Surrey.

GILMOUR, T. (2007) Sustaining Heritage / Giving the Past a Future SydneyUniversity, Sydney.

GIOVINE, M. A. Di (2009) The Heritage-scape / UNESCO, World Heritage, and Tourism Lexington Books, New York vd.

GÜNAY, R. (1998) Tradition of the Turkish House and Safranbolu Houses. Yapı-Endüstri Merkezi, Istanbul.

IŞIK, A. (2001) Antik Kaynaklarda Karadeniz Bölgesi. Türk Tarih Kurumu, Ankara.

İBN BATTUTA (2000) İbn Battuta Seyahatnamesi Çeviren A. Sait Aykut, YKY, İstanbul.

İLLER BANKASI (1968) İmar Planı Etütleri 1968 (Safranbolu), Ankara.

İNCE, Y. (1975) Kentleri Tarihsel Dokusunun Korunmasında Yerel Örgütlerin Kurulması ve Bölgesel Eğitim Birimlerinin Oluşturulması MTRE Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Enstitüsü Bülteni cilt 1 sayı 2 11–12.

KANGAL, U. (1975) Safranbolu / A Conservation and Development Model Using Photogrametric Techniques, Unpublished Thesis Submitted to the Department of Restoration of the Faculty of Architecture of the Middle East Technical University, Ankara.

KAZGAN, H. (1980) “Milli Mücadelede Zafranbolu Rumları” MTRE Bülteni, 11-12, 33-36.

KUBAN, D. (1995) the Turkish Hayat House. Eren, İstanbul.

KUBAN, D. (2000) Tarihi Çevre Korumanın Mimarlık Boyutu / Kuram ve Uygulama YEM Yayın, İstanbul.

KUBAN, D. (2001) Türkiye’de Kentsel Koruma / Kent Tarihleri ve Koruma Yöntemleri. Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul

KUBAN, D. (2002) Selçuklu Çağında Anadolu Sanatı, YKY, İstanbul.

KUŞ, A. (2003) Türkiye’de Mimarlık Değerlerinin Korunmasında İlk Adımlar / Safranbolu 1975–1980 Safranbolu Kaymakamlığı, Karabük.

KUŞ, A. (2009) Derleyen Belediye Başkanı Gadartalıoğlu Osman Akın’ın Özel Arşivinden / Bir Zamanlar Safranbolu (1931–1946) Safranbolu Belediyesi, Safranbolu.

KUZUCULAR, K. (1976) Safranbolu Çarşısı, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Belleteni, cilt 5 54 sayı 333, Temmuz – Ağustos 1976,   29–40.

KÜÇÜKERMAN, Ö. & GÜNER, Ş. (1995) Anadolu Mirasında Türk Evleri. T.C. Kültür Bakanlığı, Ankara.

LEWCOCK, R. Three Problems in Conservation: Egypt, Oman and YemenConservation as Cultural Survival, the Aga Khan Award for Architecture, 66–80.

MAGOULIAS, H. J. (Translated), (1984) Annals of Niketas Choniates. Wayne State University Press, Detroit. http://books.google.com.tr/books?id=O8arrZPM8moC&printsec=frontcover&dq=annals+of+niketas+choniates&source=bl&ots=WLQ1uveBtn&sig=rMWhe8_J63NAU8r4N7LTVCzKMzU&hl=tr&sa=X&ei=cfYXUM2cGJO0hAe604DIDQ&redir_esc=y#v=onepage&q=annals%20of%20niketas%20choniates&f=false

McKERCHER, B. & CROS, H. Du (2002) Cultural Tourism / the Partnership between Tourism and Cultural Heritage Management the Haworth Hospitality Press New York vd.

MO ANKARA ŞUBESİ, 23-25 Ekim 1992 Safranbolu Kültür Günleri. Ankara

MISIURA, S. (2006) Heritage Marketing Elsevier Amsterdam vd.

MITCHELL, S. “The Development of Classical Cities and Settlements in Late Roman Anatolia.” Tarihten Günümüze Anadolu’da Konut ve Yerleşme. Tarih Vakfı. İstanbul, tarihsiz, 193 – 205.

NAUMANN, R.  (1985) Eski Anadolu Mimarlığı. Çeviren U. Bahadır Alkım, Türk Tarih Kurumu, Ankara.

NEVE, P. “Housing in Hattusa, the Capital of the Hitite Kingdom” Tarihten Günümüze Anadolu’da Konut ve Yerleşme. Tarih Vakfı. İstanbul, tarihsiz, 99 – 115.

OAKS, D. vd. (2001) Catalogue of Byzantine Seals at Dumbarton Oaks and in the Fogg Museum of Art / The East. Dumbarton Oaks Trustees for Harvard University, WashingtonD.C.

OKYAY, İ. (Tarihsiz) Safranbolu / Koruma İmar Planı / Yönetmelik, Rapor.

ONGUN, B. A. (1936) Safranbolu İmar Planı Raporu Belediyeler Dergisi yıl 1, sayı 11, Haziran 1936,   60–73.

ORBAŞLI, A. (2000) Tourists in Historic Towns / Urban Conservation and Heritage Management E & FN Spoon, London & New York.

ORBAŞLI, A. (2008) Architectural Conservation Blackwell, Oxford

OSTROGORSKY, G. (1995) Bizans Devleti Tarihi, çeviren Fikret Işıltan, Türk Tarih Kurumu, Ankara.

OWHC (2005) Eurasia International Tourism Seminar, 10–12 November 2005, Reports and Resolution “The Development of Cultural Tourism in the Eurasia Cities” Safranbolu.

ÖZKAYA, Y. (2010) 18. Yüzyılda Osmanlı Toplumu. YKY, İstanbul.

PEACOCK, A. & RIZZO, I. (2008) the Heritage Game / Economics, Policy, and PracticeOxford, Oxford.

PEARCE, D. (1998) Conservation Today Routledge London & New York.

PENDLEBURY, J. (2009) Conservation in the Age of Consensus Routledge, London & New York.

RAMSEY, W. M. (1890) the Historical Geography of Asia Minor. Cambridge Library Collection, Cambridge.

RICHARDS, GREEG (2007) Cultural Tourism / Global and Local Perspectives the Haworth Hospitality Press, New York vd.

RODWELL, D. (2007) Conservation and Sustainability in Historic Cities Blackwell, Oxford.

RUGGLES, D. F. Edited (2012) On Location Heritage Cities and Sites Springer, New York vd.

RYPKEMA, D.D. (1994) The Economics of Historic Preservation / a Community Leader’s Guide The National Trust, Washington

SEZER, L. (1979) A Conservation Proposal in Safranbolu Unpublished Thesis Submitted to the Department of Restoration of the Faculty of Architecture of the Middle East Technical University, Ankara.

SMITH, G. S. vd. Edited (2010) Heritage Values in ContemporarySocietyLeftCoast Press, California.

SMITH, L (2006) Uses of Heritage, Routledge, New York.

SÖZEN, M. (1976) Safranbolu Anıtları. Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Belleteni, cilt 554 sayı 333, Temmuz – Ağustos 1976,   7–15.

SÖZEN, M. (2001) Türklerde Ev Kültürü, Doğan Kitapçılık, İstanbul.

TANKUT, G. (2007) the Seljuk City / Selçuklu Kenti. METU mf, Ankara.

STRIPE, R. E. Edited (2003) a Richer Heritage / Historic Preservation in the Twenty-First CenturyChapel Hill.

TANYERİ, U. (Tarihsiz) “Anadolu’da Bizans, Osmanlı Öncesi ve Osmanlı Dönemlerinde Yerleşme ve Barınma Düzeni”, Derleyen Yıldız Sey, Tarihten Günümüze Anadolu’da Konut ve Yerleşme. Tarih Vakfı, İstanbul, Tarihsiz.   405–471.

TAŞ, K. Z. “16. Yüzyılda Safranbolu İdari Yapısı ve Vakıfları” A.Ü. Dil Tarih – Coğrafya Fakültesi, Tarih Bölümü, Tarih Araştırmaları Dergisi, 18: 29, 1996, 199-206.

TIESDELL, S. vd. (1996) Revitalizing Historic Urban Quarters Architectural Press, Oxford

TIMOTHY, D. J. & NYAUPANE, G. P. (2009) Cultural Heritage and Tourism in the Developing World: A Regional Perspective Routledge, London & New York.

TSURUTA, Y. & TAGAKI, A. (2010) Türkiye’de Kent Yapısı ve Çarşı-Pazar Mekânlarının İşlevi Showa Women’s University, Tokyo.

TURAN, O. (1971) Selçuklular Zamanında Türkiye. Turan Neşriyat Yurdu, İstanbul.

TUZTAŞI, U. (2010) “İdeal Osmanlı ‘Türk’ Evinin Anadolu Evlerinden Ayrıştırımında Biçimsel ve Bilimsel Açıklamalar” Uluslar arası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 3: 13, 497-510.

TÜRKER, N. Derleyen (1999) Kültür Turizmi Semineri, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi, Safranbolu Meslek Yüksek Okulu, Turizm-Otelcilik Programı, Safranbolu.

TÜRKER, N. (2006) Safranbolu’da Turizm / Turizmin Gelişmesi, Turistik Talebin Yapısı, Sorunlar, Çözüm Önerileri ve Gelecekten Beklentiler Üzerine bir Çalışma Z.K.Ü. Safranbolu Meslek Yüksekokulu, Turizm İşletmeciliği Programı, Safranbolu.

TÜRKER, N. & CANBULAT, İ. (2008) Safranbolu: Tourism versus Conservation  The 4th World Conference for Graduate Research in Tourism, Hospitality and Leisure, (Edited) Metin Kozak & Nazmi Kozak, 22–27 April 2008, Antalya, Turkey, 438–446.

ULUKAVAK, K. (1975) Safranbolu Kentinin Mimari Değerlerinin Korunması Sorunları ve Safranbolu Belediyesi MTRE Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Enstitüsü Bülteni cilt 2 sayı 5–6, Nisan 1976 7–10.

ULUKAVAK, K. (2005) Safranbolu’da bir Zaman; bir Başkan… (1974–1980) Safranbolu Belediyesi, Safranbolu.

ULUKAVAK, K. (2007) Bir Safranbolulunun Penceresinden Safranbolu / (Gözlemler – Derlemeler – Denemeler), Bizim Büro Basımevi, Ankara.

UMAR, B. (2005) Paphlagonia: Bir Tarihsel Coğrafya Araştırması ve Gezi Rehberi. İnkılâp, İstanbul.

UNESCO Türkiye Milli Komisyonu, Somut Kültürel Miras İhtisas Komitesi (2009) Türkiye’nin Dünya Miras Alanları / Koruma ve Yönetimde Güncel Durum. Ankara.

UZUNÇARŞILI, İ. H. Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri. Ankara, Türk Tarih Kurumu, 2011.

VRYONIS Jr., S., The Decline of Medieval Hellenism in Asia Minor and the Process of Islamization from the Eleventh through the Fifteenth Century, UCLA, Los Angeles, 1986.

VITRUVIUS (1990) Mimarlık Üzerine On Kitap. Albert A. Howard’dan çeviren Suna Güven, Şevki Vanlı Mimarlık Vakfı, Ankara.

WTO (2001) Cultural Heritage and Tourism Development / a Report on the International Conference on Cultural Tourism WTO, Madrid.

YAVUZ, A. T. (2000) Osmanlı Kentlerinin Korunmasında Özgünlük Sorunu Ortadoğu’da Osmanlı Dönemi Kültür İzleri Uluslar Arası Bilgi Şöleni Bildirileri, 25–27 Ekim 2000, Hatay. – 28 Ekim 2000, İskenderiye. Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, cilt II,   597–603.

YAZICIOĞLU, H. (2001) Küçük Osmanlının Öyküsü: Safranbolu Tarihi, şa-to, İstanbul.

YAZICIOĞLU, H. & AL, M. (1982) Safranbolu / Safranbolu – Karabük – Ulus – Eflani, Özer Matbaası, Karabük.

Advertisements

SAFRANBOLU / UNESCO Dünya Miras Kenti 4/5

C. Bir “Turistik-Tarihi Kent”[1] Olarak Safranbolu’nun Karşı Karşıya Kaldığı Tehditler[2]

(1990’lar sonrası) 

 

Genellikle bir söylem olarak Safranbolu’da korumanın 1975 yılında Belediye Meclisinin -yukarıda yazdığım- kararıyla başladığı belirtilir. Gerçekte, Avrupa Miras Yılı bağlamında MTRE, daha da kapsamlı bir yaklaşımla adeta Safranbolu’yu bir çalışma alanı olarak belirlemiş ve çok önemli bir başarıyı gerçekleştirmiştir. Bunu kısaca “Bilinçlendirme” olarak isimlendiriyorum.

Yukarıda da belirttiğim gibi, 1960’lara gelindiğinde Karabük Demir ve Çelik İşletmeleri’nin servis otobüsleriyle taşınan vardiyalı işçileri, konut üzerinde önemli bir talep yarattılar. Aradan bir nesil geçtiğini ve duygusal bağların azaldığını, hatta evdeki koca ananın bu arada öldüğünü düşünürsek; Safranboluluların, Çarşı evlerini işçilere satmalarının ne denli kolay oluverdiğini anlarız. Bu birinci el değiştirmedir. Çarşının yeni sahiplerini üstlendikleri misyon nedeniyle önemsiyorum. Vardiyalı taşımanın güzergâhı, Safranbolu’nun hinterlandını kapsamaktaydı ve bu insanlar Safranbolu kentlisi ile aynı kültür havzasını paylaşıyorlardı. Bu arada, Safranbolu Kenti’nin merkezinin henüz Çarşı’dan kaymadığını da göz önünde bulundurmak gerekir. İşte bu yeni kentli aydınlanmaya çok açıktı. Safranbolu’nun korunmasında bu grubun isteyerek ve doğası gereği çok önemli bir işlevi olmuştur. Her şeyden önce kente özenle ve özentiyle[3] yerleşmiştir. Bu grubun, zaman içinde nitelikli bir sanayi işçisi bilinçlenmesine ulaştığını, diğer yandan köyüyle ilişkisini de sürdürmekte olduğunu belirtmem gerekir. İşte bu noktada yarı kırsal, yarı kentsel özellikleri barındıran Safranbolu evleri onlara hem kentsel yaşamın hazlarını tattırmış, hem de kırsal özelliklerinden kopmadan kentsel yaşama katılmalarını sağlamıştır. Ben bunu bir yazımda “Denkleriyle ve inekleriyle geldiler; kolayca yerleştiler” diye anlatmıştım (Canbulat 2008). İşte bu grup MTRE’nin kucakladığı, ya da tarafından kucaklandığı gruptur. Bu süreçte gerek MTRE’ye gerekse Belediye Başkanı Sayın Kızıltan Ulukavak’ın şahsında dönemin Safranbolulusuna derin minnet borcumuz var. Gerçekte, bütün bunların sonrasında -toplum kesimlerinin tamamının katılımıyla- uzun bir süre Safranbolu’nun korunmasını sağlayacak “Resmi Miras Söylemi” de oluşmuştur[4].

İlginçtir, aynı dönemde yeniden çekim merkezi haline gelen Safranbolu kenti hızla göç almaya başlamıştır. Yeni bir Safranbolu kurulmaktadır. Özellikle kooperatifleşme yöntemiyle Çarşı’nın kuzey batısında büyük bir konut bölgesi gelişmiş ve geometrik merkez Kıranköy’e kaymıştır.

Safranbolu’nun merkezinin Kıranköy’e kayma sürecine bir kez daha göz atmak gerekir. Gündüz Özdeş’in Karabük ve Safranbolu’yu birlikte ele alan imar planında, konut bölgeleri olarak yalnızca Kıranköy’ün kuzey batısı düşünülmemiş, ayrıca tarihi kentin kuzey doğusundaki Babasultan Mevkii başka bir deyişle Safranbolu – Yazıköy arasında kalan bölgeyi de imara açılmıştı. Bu çözüm Çarşı’nın Karabük yanında bir tali merkez olabilmesi için geometrik merkez de olması gerektiğini göz önünde bulundurulmaktaydı[5]. Kuzey-batı, kuzey ve kuzey-doğu’sundan saran yerleşmeler, Çarşı’yı merkez olarak kullanacaklardı. Daha sonraki dönemlerde Babasultan Mevkii’ne bazı binalar yapıldıysa da bunlar ön görünüme kötü siluetleriyle girdikleri için eleştirildi. Bu bölgede yapılaşma –Kıranköy’le yarışamadığı için- bir noktadan sonra durdu. Daha önce idari işlevlerin de teker teker Kıranköy’e taşındığını anlattım. Bugün Çarşı, kentin merkezinde değildir; artık çeperindedir.

Karabük’ün gelişen ekonomisinin etkisiyle Safranbolu’nun cazibe merkezi olma özelliği hız kesmemiştir. Safranbolu, artık başka kültür havzalarından, kuzeyindeki Ovacuma, Abdipaşa ve Ulus’tan; Ovacık, Eskipazar, Yenice gibi daha önce Safranbolu’ya bağlı olmayan yerleşmelerden yoğun göç almaya başlayacaktır.

1980’lere gelindiğinde yerel seçimlerde artık, “Resmi Koruma”ya karşı olan söylem prim yapmaktadır. Diğer yandan Çarşı da iyice gözden düşmüş bulunmaktadır. Evlerin ikinci sahipleri ölmüş, konaklar çok varisli hale gelmiştir. Yeni bir el değiştirme söz konusudur. Çarşı’ya 1950’li 1960’lı yıllarda sahip olanlar Emek’teki apartmanlara taşınırken, yerlerini yeni Safranbolululara satmış ya da kiralamıştır. Bugün Çarşı’nın sosyal yapısını işte bu yeni kentliler oluşturmaktadır. Bir bakıma Çarşı bugün alt ve alt orta sınıfın barınma ihtiyacını karşılamaktadır. Bu “Resmi Koruma Söylemi”nin de sonuna gelindiğinin resmidir.

1990’lara gelinceye kadar gerek seçilmişlerin gerekse atanmışların gündeminde koruma bulunmamaktadır. Yalnızca Koruma Kanunu ve İsmet Okyay’ın hazırladığı Koruma Amaçlı İmar Planı gelişmeleri yönlendirmeye çalışmaktadır. Bu dönemde Kültür Bakanlığı’nın gerçekleştirdiği üç önemli proje Safranbolu’nun çehresini değiştirmiştir. Bunlar Yemeniciler Arastası ve Kaymakamlar Evi restorasyonları ile Hükümet ve Arasta Arkası sokaklarda gerçekleştirilen sağlıklaştırma projeleridir. Her üç proje de aradan yıllar geçmiş olmasına karşın Safranbolu’nun yüzünü ağartmaya devam etmektedir. Diğer bir önemli kazanım, 1974 yılında yanan Tarihi Hükümet Konağı restore edilerek Kent tarihi Müzesi olarak açılmasıdır.

Safranbolu seçilmişlerinin ilgisinin yeni kente yoğunlaştığı dönemde, korumanın yönetimini atanmışlar üstlenmişlerdir. Özel şahısların kendi kaynaklarıyla gerçekleştirdikleri az sayıdaki restorasyon uygulaması göz ardı edilirse, hemen tüm restorasyon çalışmaları devletin sağladığı destek ve finansmanla gerçekleştirilmiştir. Safranbolu’nun bütün resmi ve kamusal yapılarının hemen hepsinin iyi kötü restorasyonu tamamlanmış bulunmaktadır. Devletin parasal desteği ise hala sürmektedir[6].

Sanayisizleşme

 

Safranbolu[7], KDÇİ’nin 30 Mart 1995’teki özelleştirilmesi ve yeniden yapılanmasından aşırı derecede etkilenmiştir. 1981’de 13 269 çalışanı olan KDÇİ’nde bu sayı özelleştirmenin yapıldığı 1995 yılında 4 289’a gerilemiştir (Bulungiray). Bu yalnızca KDÇİ’den yaklaşık 9 000 kişinin ayrılmış olması demektir. Diğer yandan, kurumun o güne kadar sağladığı ekonomik örüntüde çalışan önemli sayıda sanayi ve ticaret işletmesi de örüntüden çıkmıştır. Bunlardan açığa çıkan iş gücü de dikkate alınmalıdır. Bu tam anlamıyla bir “Sanayisizleşme”dir (Çevik). 1995’te özelleşmesiyle birlikte yaklaşık 9 000 kişinin emekli olduğunu ve önemli bölümünün Safranbolu’da kaldığını biliyoruz. Bugün Safranbolu bir emekli kentidir. Safranbolu’nun turizm gelirlerinin yaklaşık yıllık 2,5 milyon TL olmasına karşın emekli maaşlarının 7,5 milyon TL civarında olduğunu hesaplıyorum[8]. Safranbolu’nun artık en önemli ekonomik geliri emekli maaşlarıdır.

Safranbolu’da Kültür Turizmi[9]

 

1990’ların başı Safranbolu’nun turistik kent olma yolunda önemli atılımların gerçekleştiği yıllardır. TTOK, Havuzlu Asmazlar Konağı’nı, restore etmiş ve otel olarak işletmeye almıştır[10]. Aynı yıllarda dönemin Kaymakamı Muammer Aksoy’un girişimiyle Ev Pansiyonculuğu Geliştirme Merkezi kurulmuştur. Öncüler bazı konakları restore ederek, turizm işine girmişlerdir. Bugün Çarşı’nın içinde bulunduğu sosyo-ekonomik durumun temelleri de bu dönemde atılmıştır. Bir yandan kıdem tazminatlarını, ikramiyelerini almış bir genç emekli nüfus, diğer yandan sermeyesi ve iş gücü devre dışı kalmış iş adamları plansız (fizibilitesiz) olarak turizme girmeye başlarlar. Safranbolu’nun, iş adamları, bazen tek başına bazen de bir araya gelerek bugün 2 650 kadar olduğunu tahmin ettiğimiz yatak sayısı için önemli yatırımlar yaparlar. Sonuçta, liberal ekonominin plansız ve programsızlığı Safranbolu’yu bugünkü noktaya sürükler. Kapasite artışı hala sürmektedir. 1997 – 2009 yılları arasında geceleme sayısı yalnızca 3 katına çıkarken, yatak kapasitesi 15 kat artmıştır. Bundan daha vahimi ortalama doluluk oranının 2001–2009 yıları arasında yalnızca ortalama %18 olmasıdır. Safranbolu’da turistin konaklama süresi çok kısadır. 474 denek üzerinden konaklama süresi 1,65 gün olarak bulunmuştur[11]. Turizmin haftanın günlerine ve aylara düzgün dağıtılması amacıyla yapılan turizmin çeşitlendirilmesi amaçlı arayışlar ise önemli kazanımlar getirmemektedir[12].

Safranbolu turizme başladığında pazarlamayı seyahat acenteleri üzerinden yapmıştır. Bu ise Safranbolu’nun daha başında kitle turizmi sarmalına yakalanmasına neden olmuştur. Her otelcinin hayali, bir otobüs (40–45 kişi) alabilecek yatak kapasitesine sahip olmaktı[13]. Bunun sonucunda ulaşılan, her odasında ortalama 3 yatağı bulunan toplam 20 yataklı en az 2 konak otelden oluşan işletmelerdir. Safranbolu’da “Numaralı Konak” oteller böyle ortaya çıkmıştır. Bugün Safranbolu’nun 90 kadar tarihi evi, yaklaşık 27 milyon TL harcanıp[14], restore edilerek konak otel olarak işletmeye alınmıştır. Bu konaklarda toplam 630 oda ile 1500 yatak kapasitesi yaratılmış bulunmaktadır. Diğer yandan, Safranbolu’nun UNESCO Dünya Mirası olmasındaki en önemli nedenlerden biri olan “Yaşayan bir Kent” olması ciddi tehdit altındadır. Gidiş tüm konakların turistik amaçla kullanılması yönündedir[15]. Yüksek yoğunluğu amaçlayan yapılanmanın, konaklar üzerindeki geri dönülemez tahribatı göz ardı edilmektedir (Canbulat 2010).

Artık, dünyada kültür turizmi bir kitle turizmi şeklini almıştır (WTO 148). Kitle turisti düşük fiyatlı ürünü tercih etmekte ve bu sarmala giren turizm destinasyonlarını hızla tüketmektedir (Orbaşlı 2000, 58–60, 128-). Kitle turizmine dönüşen kültür turizminin diğer bir olumsuz özelliği ise, tur operatörlerinin, turiste miras alanlarını gezdirip, konaklamayı tarihi kentte değil çevredeki daha ucuz otellerde yaptırmasıdır. Safranbolu’da bu da görülmeye başlamıştır. Çok düşük fiyatlarla pazarlanan Batı Karadeniz turlarının konaklamaları giderek Safranbolu dışına kaydırılmaktadır.

Konak otellerin restorasyonlarında nitelikleri yanında, önemli koruma hataları da yapılmaktadır. Örneğin işletmeciler, kültür düzeyi düşük konuklarının (Ashworth & Tunbridge 66) beklentilerini karşılamak için ahırlara  “Aynalı Tavanlar” yapabilmektedirler. Bunun gibi örnekler artırılabilir. Konak otellerin büyük bir kısmında ışıklı ve ferah(!) ortak alanlar elde etmek amacıyla zemin katlarında bulunan kalın moloz taş duvarlar kaldırılmış ya da açılmış, mekânlar birbirine eklenmiştir. Bu çözümler evlerin arkitektoniğini bozduğu gibi, yapıların depreme dayanımını da tehlikeli bir şekilde zayıflatmaktadır.

Karsızlığın doğal sonucu olarak işletmelerin aralarındaki fiyat rekabeti kıyasıya sürmektedir. Bunun bedelinin ise hizmet standartlarında düşme olması, kaçınılmazdır (Orbaşlı 2000, 39). Sonucunda Safranbolu, yalnızca daha kısıtlı bütçesi olan turisti tatmin edebilecek noktaya doğru hızla gerilemektedir.

Konaklama tesislerindeki aşırı şişkinliğe karşın, Safranbolu’da bir turizm destinasyonu olması için gereken restoran, kahve, bar, disko benzeri diğer turistik işletmeler ya yoktur ya da farklı gelir gruplarının beklentileri tatmin edecek şekilde çeşitlenmemiştir. Bu nedenle, Safranbolu miras alanı çok kısa bir süre içinde gezilip, tüketilmektedir. Safranbolu’da kalış süresinin kısa olmasının en önemli nedenlerinden biri de budur.

Dünyada, kültür turistlerinin hemen tamamı gittikleri yerlerde müze ziyareti yapmaktadır. Yanan tarihi hükümet konağının restore edilerek Kent Tarihi Müzesi olarak işlevlendirilmesi çok yerindedir, ancak teşhir edilmekte olan objeler çok kısıtlıdır. Objelerin çoğu 20. yüzyıldan kalmadır. Bu nedenle 2 000 yıllık bir kentsel kültürü temsil etmekten çok uzaktır. Geçen 80–90 yılda sosyal yapısının üç kez değişmiş olması yanında bölgede arkeolojik çalışmaların yapılmamış olması da bu konuda önemli etkenlerdir. Safranbolu’nun geçmişteki en önemli ekonomik işlevlerinden bir olan tabakhaneler çöküntü durumundadır. Günümüzde endüstri müzeleri çok popüler olmakla birlikte, Safranbolu hala bir dericilik müzesi kuramamıştır. Kaymakamlar Müze Evi, Osmanlı konakları için önemli bir örnek olmaktadır. Safranbolu’ya gelen turist eğer günübirlikçiyse, bir evin içini görmeden gidebilmektedir[16]. Konak otellerin büyük bir kısmı ise Osmanlı evlerini temsil etmekten çok uzaklaşmış bulunmaktadır. Hemen bütün ortak alanları yatak odasına çevrilmiş bir konak otelde Osmanlı aile yaşantısını “gözünde canlandırabilme” olanağı kalmamıştır. Önemli kazanımlardan biri Yeni Hamam’ın yakın zamanlarda restore edilerek işletmeye açılmış olmasıdır. Hamama gitmek, özellikle yabancı konuklar için çok cazip bir deneyim olmaktadır. Safranbolu Miras Alanı’nın diğer bir eksikliği ise gezi planına ve yönlendirici işaretlere (signage) sahip olmamasıdır. Bu nedenle kültür turisti Safranbolu Miras Alanı’nı tam olarak değerlendirememektedir. Kıranköy tümüyle, Bağlar bir yere kadar turistin gözünden kaçmaktadır.

Safranbolu’da el sanatı (Orbaşlı 2000, 185) olarak yalnızca yemenicilik kalmıştır. Ne yazıktır o da tek bir yemenici tarafından yaşatılmaktadır. Yemeniciliğin gelişmesi için gösterilen çabalar sonuç vermemiştir. 1990’larda ortaya çıkan ev maketleri hızla “emtea”laşırken, niteliksiz, kopyanın kopyası kitch’lere dönmüş bulunmaktadır. Bunlar dışındaki hediyelik eşya ise dünyanın her yerinde satılan Güney-Doğu Asya kaynaklı objeler ya da Türkiye’nin her yerinde görülen tekstil ürünleridir. Safranbolu’ya gelip de lokum almadan ayrılan turist yok gibidir. Korkum o ki yakın gelecekte lokum da tadını kaybetmiş bir emtia haline gelecektir.

Kültür turisti, ziyaret ettiği miras alanında yaşayan insanların somut olmayan kültürel mirasını da tanımak istemektedir (Timothy & Nyaupane, 9–10). Yöresel yemek bile bir sorun olma noktasındadır. Safranbolu’da –zengin bir mutfak kültürüne sahip olmasına karşın-  birçok yerde olduğu gibi yöresel yemek, yaprak sarma, gözleme ve mantı üçlüsünün dışına çıkamamaktadır. Örneğin, Çarşı’da safranlı bir yemeği menülerde bulamazsınız. Bu konuda da Safranbolu’da kitle turizmi yapılıyor olması ve kitle turistinin hızlı ve ucuz tüketim talebi etkin olmaktadır. Safranbolu’nun zengin türkü geleneğinin, akşamları Yemeniciler Arastası’nın kahvesinde bir araya gelen amatör müzisyenler tarafından yaşatılmakta olması belki de Safranbolu’daki tek değerli somut olmayan kültürel miras paylaşımıdır.

Gelinen noktada gerek işletmeciler, gerekse yöneticiler çözüm arayışındadırlar ancak bir başarı sağlayamamaktadırlar. Bunda en önemli neden bir ortak paydada buluşamamaları ve bu nedenle de bütüncül çözümlere ulaşamamalarıdır.[17].  Turistik-Tarihi Kent yönetimi konusunda deneyimi olmayan aktörler, tanıtım ve pazarlama politikalarını hedef belirlemeden oluşturulması sonucu günübirlik turisti çekmeye devam etmektedirler (McKercher & du Cros 201-). Günübirlik turist ise en önemli tahribatı kamusal alanda ve çarşıda yapmaktadır. Hediyelik eşya ve hizmetler sektöründeki[18] paralel, çarpık yaklaşım nedeniyle Çarşı’nın fiziki yapısı da tehdit altındadır. Çarşı esnafı, ister hediyelik eşya satsın, ister çay – kahve tümüyle kamusal alanı işgal etmiş bulunmaktadır. O kadar ki hafta sonları ve bayramlarda sokaklarda yürümek bile olanaksızdır. Asıl önemlisi, mimari ve kentsel doku, sokağa taşan tezgâhlar, sokağa atılan masalar ve üstlerindeki tenteler nedeniyle artık algılanamamaktadır[19].

Ne yazık ki turist için iyi olan miras alanı için her zaman iyi olmamaktadır. Özellikle restorasyonların ve hizmetlerin, bilinçli olmayan turistin istek ve beğenilerine göre şekillenmesi mimari mirasın sürdürülebilirliğini olumsuz etkilemektedir (Orbaşlı 2000, 47–51). Başlangıçta kültür turistini etkileyen patine yok olmakta ve giderek “Genius Loci” kaybolmaktadır. Bir noktadan sonra ortaya çıkan yeni doku ise artık ilgi çekmeyecektir.

Koruma başlığı altında incelediğim gibi, Çarşı yeni açılan ya da genişletilen yollarla Kıranköy üzerinden Karabük’e bağlanmış, Kazdağlı Camii etrafında yapılan istimlâkle de bir meydan yaratılmıştı. Bu müdahaleler tarihi merkezin motorlu araçlar tarafından kuşatılması için yetmiştir. Özellikle hafta sonları ve bayramlarda tarihi merkez kilitlenmektedir. Motorlu araç trafiğinin oluşturduğu gürültü, titreşim ve kirlilik yanında gelişigüzel park edilmiş araçların getirdiği kargaşa, tarihi kenti gezenlerin hakkı olan sessiz ve huzurlu ortamı yok etmektedir[20].

Dünyada bazı önemli miras alanlarının artık tanıtımı yapılmamakta, yapılacaksa bile çok özel hedef belirlemesi sonrası dikkatli bir şekilde yapılmaktadır. Miras alanları kırılgan yapılardır. Hele söz konusu olan, içinde insanların yaşadığı yerler ise, insan sistemlerinin yenilenemeyen yapılar olduğunu unutmamak gerekir. Bu açıdan miras alanlarına yapılacak tüm müdahalelerde çok dikkatli olmak gerekir[21]. Çarşı’da tarih boyunca olduğu gibi bugün de 5 – 6 000 kişi yaşamaktadır. Çarşı’ya yüksek sezonda bayramlar ve Cumartesi günleri günü birlikçiler dâhil yaklaşık 12 000 kişi gelebilmektedir[22]. Kent açısından çevresel kapasite “Environmental Capacity” önemli bir veridir. Yüzyıllar boyunca yalnızca 5 – 6 000 kişinin yaşadığı miras alanına bu sayının 2 katı turisti sokmaktayız. Safranbolu’ya içinde bulunduğumuz 2012 yılında 800 000 kadar turist, bütün sorunlarıyla birlikte gelmeye devam edecektir. Diğer yandan, yerel yöneticiler yılda 1 milyon turisti hedeflediklerini tekrarlayıp durmaktadırlar.

Safranbolu Miras Alanı[23]

 

Bugün, farklı süreçleri yaşamış oldukları için Çarşı, Bağlar ve Kıranköy farklı konumlarda bulunmaktadır. Bağlar, yalnızca Safranbolu’nun değil Karabük’ün de varlıklı kesiminin konut bölgesi durumundadır. Haddeciler başta Karabük’ün varlıklı ailelerinin prestij yerleşmesi olmak yolunda ilerlemektedir. Kıranköy ise yeni merkezin etki alanı içinde kaldığından ekonomik ve fiziki yapı değişikline uğramaktadır. Yukarıda belirttiğim gibi, alt katlarında dükkân ya da işlik olması nedeniyle daha kolay yeniden işlevlendirilebilmektedir. Asıl tehdit altında olan Çarşı’dır. Merkez ve pazaryeri olma işlevlerini kaybetmesi yanında Safranbolu kentsel bütünlüğüne de kentin çeperinde kalması nedeniyle katılamamaktadır. Geçen zaman içinde Çarşı, Safranbolu kenti içinde bir tali merkez bile olarak tutunamamıştır. Artık Çarşı’nın turizm ve alt-orta sosyal grubun barınma ihtiyacını karşılamak dışında bir işlevi kalmamış bulunmaktadır. Diğer yandan, Çarşı’yı paylaşan konut ve turizm birbiriyle olumlu etkileşim içinde değildir. Çarşı’da bulunan evler verasetin parçalanması sonucu ve yapıların birden çok ailenin barınmasına olanak sağlayacak şekilde bağımsız bölümlere ayrılmasıyla aile evleri haline gelmiştir. Kanımca bu evlerde ciddi hijyen sorunları da bulunmaktadır. Bu yapılarda yavaş çekimli bir bozulma sürmektedir. Önemli sayıda ev ise boş ve bakımsız olarak durmaktadır. Ne yazık ki sokak sağlıklaştırma adı altında gerçekleştirilen çalışmalar bu dokuya yalnızca makyaj olmaktadır. Bu evlerin içten içe çürümekte olduğunu akıldan hiç çıkarmamak gerekir.

Çarşı’nın nüfusu hızla yaşlanmaktadır. Çoğu emekli olan aile reisleri, gençlerin oturmak için Çarşı’yı tercih etmediklerinden yakınmaktadır. Evlerin sahiplerinin, evlerini restore edebilecek gücü yoktur. Evlerin çağdaş yaşam standartlarını karşılayamaması yanında Çarşı, artık burada oturan 5–6 000 kişiye kentsel yaşamın hazlarını da sunamamaktadır. Turizm nedeniyle her şeyin fiyatı artmış bulunmaktadır. Kahveler turizm amaçlı olarak işlev değiştirmektedir (McKercher & du Cros 12). Çarşı’ya hizmet veren yalnızca bir iki bakkal ve bir iki kahve kalmıştır. Çarşılı, alışveriş için artık Kıranköy’e çıkmak zorundadır. Cumartesi kurulan Safranbolu’nun tarihi pazarı ise bitme noktasına doğru sürüklenmektedir. Çarşı’nın sosyal dokusu hızla yok olmaktadır (Timothy & Nyaupane, 57) [24].

1990’lı yıllarda başlayan turizm yatırımları bağlamında Çarşı’da bazı bar, kahve, restoran gibi eğlence yerleri de açılmış, KDÇİ’nin zaman içinde yarattığı nitelikli burjuva, bu işletmeleri turistin yanında kullanmaya başlamıştı. Çarşı’daki eğlence yerleri, bu müşteri grubunu KDÇİ getirdiği ekonomik refahın sona ermesi ya da mesleki nitelikleri nedeniyle başka yerlerde iş bulup göçmeleri nedeniyle tümüyle kaybetti. O kadar ki Karabük’te ve Safranbolu’da bir daha böyle bir tüketici grubu oluşamadı. Bugün Safranbolulu, Çarşı’yı zaman zaman gelen konuklarını gezdirmek dışında hemen hiç kullanmamaktadır. Son zamanlarda ortaya çıkan tarihi konaklarda düğün yapma modası ise getirdiği ses kirliliği nedeniyle katkıdan çok zarar vermektedir.

Çarşı’da yaşayanların çok büyük bir kısmı turizmle doğrudan ilişki içinde değildir. 2011 yılında kapanan konaklama işletmelerinin önemli kısmı 1990’ların başında turizmin gelişmesi için öncülük yapan ev pansiyonlarıdır[25]. Konak otellerin oluşturduğu rüzgâr nedeniyle evlerin fiyatları da yapay olarak artmış bulunmaktadır. Artık evlerin fiyatları TL olarak değil Emek’te kaç daire karşılığı olduğu şeklinde söylenmektedir. Kanımca, şu anda Çarşı’da oturanların tek hayali evini bir otelciye satıp Emek’e taşınmaktır. Artık onların yerini dolduracak başka yörükan da kalmamıştır[26].

Çarşı’yı yalnızca kültür turizmi yapılan bir sahne olarak ele almak büyük bir hatadır. Çarşı’da bugün yaşamakta olan 5–6 000 kişinin ve yaklaşık 800 yapının başka bir dünyaları vardır. Gerek miras alanı, gerekse yapılan kültür turizminin sürdürülebilir olması giderek zorlaşmaktadır[27]. Safranbolu miras alanının ne yazık ki bir yönetim planı bulunmamaktadır. Yöneticilerin, iyi niyetli ancak bütüncül olmayan yaklaşımları sorunları çözmekte yeterli olamamaktadır[28].


[1] “Tourist-HistoricCity” karşılığı kullanıyorum (Smith   34).

[2] Bu bölümü yazmadan önce Mimar Başak Dökmeci, İnşaat Mühendisi Mehmet Adalar, Şehir Plancısı Dr. Suat Çabuk, Turizme Katkıda Bulunan Esnaflar Derneği Başkanı Selahattin Koş, Cami-i Kebir Mahallesi Muhtarı Erhan Başkaya, İsmet Saraçoğlu ve Hüseyin Güney’le yüz yüze görüşme yaptım, Safranbolu Turizm Danışma Ofisi istatistiksel veri sağladı. Ayrıca tüm sorularıma sabırla cevap veren Aytekin Kuş’a teşekkür borcum var.

[3] 2001 yılından bu yana Safranbolu’da yaşıyorum. Geçen dönem içinde yakın dostluklar kurduğum bu grup Safranbolu’nun yerlilerinden satın aldıkları ve yerleştikleri bu konaklarda eşraflaşmanın da keyfini çıkarmaktaydılar.

[4] L. Smith, AHD (Authorized Heritage Discourse) kavramını gündeme getiriyor.

[5] Kanyonların üstündeki konut bölgelerinden Safranboluluların 5–10 dakika yürümeyle merkeze inmelerini (Down Town) hayal etmek bile heyecan veriyor.

[6] Kaba bir hesapla bugüne kadar kamusal ve özel kaynaklardan restorasyon için yaklaşık toplam 30 milyon TL harcandığını hesaplıyorum.

[7] Safranbolu, 1995 yılında Zonguldak’tan ayrılarak yeni il olan Karabük’e bağlanmıştır.

[8] Safranbolu Emekliler Derneği’nin 7 000 üyesi vardır.

[9] International Cultural Tourism Charter / Managing Tourism at Places of Heritage Significance (Mexico 1999) http://www.international.icomos.org/charters/tourism_e.pdf  Turizm bağlamında ana kaynaktır.

Ayrıca, ayrıntılar için bakınız (Türker & Canbulat), (Türker 2006)

[10] Konaklamaya hazır hale gelmesi 1989 yılında olmuştur.

[11] Genel olarak konaklama tesislerinde karlılık eşiği olarak kabaca %40 doluluk kabul edilir. Buna karşın Safranbolu’da hala tasfiyeler ya da konsolidasyonlar gözlenmemektedir. Bunun kanımca en önemli nedeni işletme sahiplerinin çoğunlukla asıl işlerinden gelir sağlıyor olmalarıdır. 

[12] Yatak kapasitesi hafta sonu doluluğu hedef alınarak belirlenmiş gibidir. Hafta sonu kültür turizmi yapılan Safranbolu’nun hafta içi konaklama kapasitesi bir yere kadar pazarlamacılarla değerlendirmektedir.

[13] Ben bunları “içine otobüs girebilecek oteller” olarak isimlendiriyorum.

[14] Konak başına alım, proje, restorasyon ve otel donanım bedelleri toplamı olarak 300 000 TL hesabıyla.

[15] Son Koruma Amaçlı İmar Planı Revizyonu ile yeni işlev verme konusunda kısıtlamalar getirilmesi çok olumludur.

[16] Pervasızca açık kapılardan dalıp ve yatak odalarına bile girme cesaretinde olmayanlar dışında…

[17] Bir dönem Çarşı esnafı otelcileri valiye şikâyet etmiştir. “Fahiş fiyat uyguluyorlar, bu nedenle Safranbolu’ya yeteri kadar turist gelmiyor, biz de satış yapamıyoruz” diye.

[18] Emekliler hediyelik eşya dükkânları açmışlardır. Bunların önemli bir kısmının amacı –korkarım- bir adrese sahip olmaktır.

[19] Sorunların çözümü için, Belediye Başkanı Dr. Necdet Aksoy’un girişimleri sonuç vermemektedir. Çarşı’da güçlü bir esnaf lobisi vardır.

[20] Şu anda görevde bulunan Belediye Başkanı Dr. Necdet Aksoy’un tarihi merkezi trafikten arındırma projesi, çok ilginçtir, en büyük reaksiyonu otelcilerden görmüş ve proje rafa kaldırılmış bulunmaktadır.

[21] Venedik Belediyesi, artık tarihi kentte konaklama yapmayan turistin Venedik’e girmesine izin vermeme noktasına gelmiştir. Venedik miras alanında 60 000 kişi yaşamaktadır. Bir günde Venedik’e (Orbaşlı 2000, 163–164) girebilecek turist sayısını 25 – 30 000 olarak belirlemişlerdir.

[22] Kültür ve Turizm Bakanlığı, günübirlikçileri konaklamalı turistin 3 katı olarak tahmin etmektedir. Çarpıcı bir gerçek ise konaklamalı turistin yalnızca 1/3’ü kadar harcama yapmalarıdır.

2011 Eylülünde Safranbolu’da 23 657 kişi konaklamıştı. 3 katı da günübirlikçi eklerseniz yaklaşık 95 000 kişi bulursunuz. Bunun yarısının 4 cumartesiye dağıldığını hesaplıyorum.

Safranbolu Turizm Danışma Ofisi’ne göre 2011 yılında 173 674 yerli 32 685 yabancı konuk gecelemiştir.

[23] Yazının amacı çözüm önermek değildir. Ancak yapılması gerekenleri ana hatları için: ICOMOS Washington Charter 1987.

[24] (UNESCO, X) “Turizmin getirisinin cazibesi bazı koruma uygulamalarının göz ardı edilmesine neden olmaktadır.” denilmektedir. “DMA’nın (Dünya Miras Alanı) doğu ve güneydoğu kesimindeki yüksek alanlar üzerindeki yapılaşma DMA üzerinde baskı oluşturmakta ve tarihsel kent dokusunu görsel bakımdan bozmaktadır. Karabük kent merkezindeki yoğun hava kirliliği DMA’yı etkilemektedir.” gibi diğer tehditler sıralanmakta, ancak Safranbolu’nun diğer miras alanlarıyla karşılaştırılınca, önemli risk altında olmadığı belirtilmektedir.

[25] Safranbolu Turizm Danışma Ofisi

[26] Safranbolu’nun 2011 nüfusu toplam: 53 201 (kentsel: 41 954, kırsal: 11 247). Kırsal nüfusun da çoğu emekli aile reislerinden oluşuyor ve büyük kısmının Safranbolu’da zaten bir evi bulunmaktadır.

[27] Gerçekte Safranbolu’nun sürdürülebilirliği tehdit altındadır. Turizm dışında bir kentsel işlev kazanamamıştır. Yaşlanan emeklilerinde devreden çıkmakta olduğunu düşünürsek, Safranbolu’nun nüfus kaybetmeye başlaması kaçınılmaz olacaktır. Tek kurtuluş yeni kurulan ve hızla kalabalıklaşan Karabük Üniversitesi olarak görülse de öğrenci nüfusunu gelip geçici olarak değerlendirmek gerekir.

[28] Bu yazı çözüm önerileri getirmeyi amaçlamamakla birlikte: Endüstri öncesi kentlerin özellikleri keşfedilmeye başlanmıştır (Urban Village).  “Sürdürülebilirlik amaçlandığında kentsel işlevlerin hiyerarşik organizasyonu yanında, yürüme mesafesinde konumlandırılmış olmaları ve organik yapıları endüstri öncesi kentleri cazip hale getirmektedir Sürdürülebilir yerleşmeler insanların şimdi de gelecekte de çalışmak ve yaşamak isteyeceği yerleşmelerdir” (Rotwell 23). Bu açıdan Çarşı, çok önemli potansiyele sahiptir. Kentsel yenileme tuzağına düşmeden, tüm yapıların ve kentsel mekânların niteliği artırılabilir ve çağdaş yaşamın gereksindiği işlevler kazandırılabilir. Bu amaçla, kenti daha önce terk eden Safranboluların bir kısmının evlerini restore ederek yeniden burada yaşamaya başlamaları ve örnek olmaları sağlanabilir (Urban Renaissance).

SAFRANBOLU / UNESCO Dünya Miras Kenti 3/5

B. Safranbolu’da Koruma Çabaları

(1930’lar – 1990’lar)

 

Kurtuluş Savaşı’ndan bile fazla etkilenmemiş –işgal de görmemiş- olan Safranbolu, ardından üst üste gelen ekonomik darbelere dayanamamıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında askere yemeni dikmek belki de Safranbolu tabakhanelerinin ve yemenicilerin yaptıkları son önemli iş oldu. Genellikle deri işleme teknolojilerinin Fransız ve Avusturyalı sanayi casusları tarafından çalındığını ileri sürseler de asıl neden inorganik kimyasalları kullanarak deri işleme süreçlerini geliştiren batının, rekabet üstünlüğünü ele geçirmesidir. Bunun devamında Gerede’de ve İstanbul’da Kazlıçeşme’de kurulan tabakhaneler ve Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası yanında KDÇİ’nin hemen tüm iş gücünü çekmesi nedeniyle işçi bulunamaması, Safranbolu tabakhanelerinin ve deriden eşya üretiminin sonunu getirmiştir (Aktüre & Şenyapılı, 73). 20. yüzyılın başlarında son bir atak olarak görülen fenni deri fabrikası yatırımı ise gerek işletme zorlukları gerekse işçi bulunamaması nedeniyle kapanmıştır. Bugün kanyonların dibinde duran fenni deri fabrikasının yıkıntısı, sanayileşemeyen Safranbolu’nun simgesi gibidir.

Safranbolu’nun en önemli ekonomik işlevi olan kervan işletmeciliği Gerede – Safranbolu Karayolu’nun 1954 yılında tamamlanması başta; gelişen karayolu ağları ve Ankara – Zonguldak demiryolu ile birlikte tüm önemini kaybetti. Kaybedilen ekonomik işlevle birlikte Safranbolu’nun kervan yolları çatalında bulunmasının da önemi yok oldu. Homeros’un İliada’sında ilk kez tarih sahnesine çıkan Paflagonyalı 500–600 katır da işini kaybetmiş oldu (Yazıcıoğlu, 128).

1920’den başlayarak, Kıranköy’de bulunan Rum Ortodoks nüfus Yunanistan’a gitti[1]. Mübadele kapsamında Rodos’tan gelen Müslümanlar ise Safranbolu’da tutunamayıp kısa bir süre sonra başka yerlere göç ettiler.

1927 yılında yapılan ilk nüfus sayımına göre artık Safranbolu’da 5 218 kişi yaşamaktadır. 1 Haziran 1934’te Karabük’e ilk tren gelmesine, 3 Nisan 1937’de temeli atılan Karabük Demir Çelik İşletmeleri’nde ilk demir üretiminin 10 Eylül 1939’da olmasına karşın, Safranbolu hala nüfus kaybeder. Çeltik tarlalarını zaten KDÇİ için satan Safranbolu’nun varlıklı eşrafı ise sermayelerini ve iş becerilerini toplayarak başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlere göçtüler. Kalanlar ise artı değer yaratamadıkları için sermayelerini kaybettiler[2]. 1945 nüfus sayımına göre kentsel nüfus 5 164’e inmiştir. Bu evrede artık Safranbolu yalnızca bir yerel pazaryeri ve idari merkez haline inmiş bulunuyordu (Yazıcıoğlu), (Aktüre & Şenyapılı).

Safranbolu, 1927 yılında bağlı bulunduğu Kastamonu Sancağı’ndan ayrılarak Zonguldak İli’ne bağlanır.

 

Barınak Şehir

(1930’lar – 1970’ler)

 

En önemli ekonomik işlevlerini, dolayısıyla sermaye ve yetişkin işgücünü kaybeden Safranbolu, artık izbe bir kasaba haline gelmiştir. Karabük yanında, Ulus ve Efnani’nin kaza olması nedeniyle Safranbolu’nun idari merkez ve Pazar olmasının getirisi de küçülmüş bulunmaktadır. Bu yıllarda artık Safranbolu’da yalnızca dışarıya gidememiş yaşlı çiftler ve henüz kocaya veremedikleri kızları kalmıştır. Safranbolu evleri hemen hemen boşalmış ve sessizliğe bürünmüştür.

1930’larda projelendirilen Türkiye’nin ilk ağır sanayi yatırımı olan KDÇİ ilk demirini 1939’da üretmeye başlamıştı. KDÇİ’nin eleman ihtiyacı bölge başta Türkiye’nin her yerinden sağlanmaktadır. KDÇİ’ne dışarıdan çalışmaya gelen aileler Çarşı evlerine kiracı olarak yerleşmeye başlarlar. Safranbolu köylerinden otobüslerle taşınan vardiyalı işçiler de bir süre sonra diğerlerini izler. Çarşı’nın 10–14 mekânlı evleri artık “Çatal Ev”e dönmüştür[3]. Yukarıda belirttiğim gibi, Kıranköy zaten gelen Rodoslu Müslümanların da kenti terk etmeleri sonucu tümüyle ıssızdır. Bir süre sonra, Safranbolulular, Çarşı’yı tümüyle terk edecek, 1960’lardan başlayarak da KDÇİ’nde çalışarak eli para tutan kişilere satarak, Bağlar’a[4] çekileceklerdir. (Aktüre & Şenyapılı,   82) 1975 yılında öğrencilerin %1,4 lük örnekleme ile gerçekleştirdikleri araştırmanın sonucunda Çarşı nüfusunun çoğunluğu işçi (%44), kendi evlerinde (%81) oturmakta ve Safranbolu köylerinden (%53,4) gelmişlerdir; Kıranköy’de çoğunluğu işçi (%36) ve memur (%36) kendi evlerinde oturmakta (%54) ve Safranboluludur (%57,8); Bağlar’da ise çoğunluğu işçi (%31), kendi evlerinde oturmakta (%78) ve Safranbolulu (%67) olduğu sonucuna ulaşmışlardı[5].

1975 yılı 30 Ağustos – 5 Eylül günlerinde yapılan Safranbolu Mimari Değerleri ve Folkloru Haftası’nda yaptığı konuşmada Kızıltan Ulukavak, “Karabük kentinde, konut gereksinmesine çözüm olanağı bulamayan her yurttaşın hatırına ilk gelen yer Safranbolu olmakta ve Safranbolu ister istemez her gün yeni hemşeriler kazanmaktadır… Bugün Safranbolu, sadece Çerkeş, Ovacık, Eskipazar, Ulus, Eflani, Araç gibi komşu ilçeler ve köylerinden değil, yurdun dört bir yanından, örneğin Kırşehir’den, Gümüşhane’den gelen yurttaşlara da kucak açmış durumdadır.” (Ulukavak 1975) demektedir.      

Aytekin Kuş, yerel yöneticilerin çaresizlik içinde Safranbolu’ya yeni ekonomik işlevler[6] kazandırmak için çabalarını ve kentin yaşaması için verdikleri mücadeleyi anlatmaktadır (Kuş 2009). Bunun yanında Safranbolu’nun Karabük’ün cazibesi altında kentsel bütünlüğünü korumaya çalışması ve bunun için verilen kavga öğreticidir. Hatta bir ara Bağlar’ın Safranbolu’dan ayrılarak ayrı bir kaza olması gündeme gelir. Yeni yerleşmeler hızla bugün Emek Mahallesi olarak isimlendirdiğimiz “Has Tarlalar”a doğru kayarken, Safranbolu’nun yerel yöneticileri, hükümet konağı, belediye vb resmi kurumların Çarşı’da kalması için çaba sarf etmektedirler (Kuş 2009, 314-). Bir ara Hükümet Konağı Kıranköy’e taşınırsa da geri gelir ve 1976’da yanana kadar Çarşı’da kalır. Belediye ise 1990’lara kadar Çarşı’da kalmaya devam edecektir.

Koruma Yılları

(1970’ler – 1990’lar)

Safranbolu’nun ilk imar planını yapan Mütehassıs Şehirci Mimar Bürhan Arif Ongun, (Ongun 66–68) 1936’da Safranbolu’nun “…Bu rutubetli sahalarda ısrarla sıkışarak ikamet mıntıkaları tesisi burada iç Anadolu şehirleri gibi tarihte bir mimari bünyeye malik ve iyi bir teknik ile ahşap işçiliğinin taammüm edememiş olmasını gösterir. …Keresteye iyi bir işçilikten ziyade burada iptizal ile kullanmağa ehemmiyet verilmiştir… Bize bitaraf bir tabiatın asırlarca tecrübesi yine şehrin yerinde bırakılması hususunda menfi kanaat veriyor.” demektedir. Devamla, “Umumi görünüşü” başlığı altında ise “ Safranbolu, ortasındaki kalenin etrafına sıralanmış beyaz aşı boyası renklerindeki(?) eski evlerile çok şirin kasabalarımızdandır. Kurunu kadimenin derinliklerinde kaybolan mazisile, zamanla yeni bir sıhhi belde doğarken, bu kısmı yıkmakta mana yoktur. Müteakip bahislerde tasrih edeceğimiz veçhile camilerin etrafında yapılacak cüz’i temizlik ile iktifa olunmalı, hiçbir kıymeti mimariyesi olmayan barakalar(?) kaldırılarak burası tarihin umuklarile olduğu gibi terk edilmelidir.” Açıktır ki Ongun, Safranbolu’yu beğenmemiş ve Has Tarlalar’da yeni bir kent kurmakta kararlıdır[7]. Devamında “Nüfusun meslek erbabı nispetini gösterir cetvelde (çoğunluğun) %50 sebzeci ve meyvecidir” demektedir.

1340 (1921–1922) yılı Kastamonu Salnamesi’nde Safranbolu’nun ihracatı ithalatının iki misli kadar olmakla birlikte (860 560 lira / 488 900 lira) çok az deri, kösele ve kürk (%10) dışında tamamı tarımsal ürünlerden oluşmaktadır. Görülen odur ki Safranbolu artık bir tarım kentidir. Sonuçta Ongun, (Ongun 71–72) yeni Safranbolu’nun Kıranköy’ün eski kilise ve meydanını, merkez alarak Has Tarlalar’da gelişmesi gerektiğini yazarak; devamında “7- Çarşı devrini yaşayarak ölmüş olduğundan istimlâk ve yıkmak ile tevsii çarelerini düşünmek hiçbir zaman mevzubahis olmamalıdır. 8- Eski çarşıda mevcut dükkânlar on metre murabbaı, arsalı ahşap ve kıymeti inşaiyeleri derme çatma olduğundan… Dükkânlara mukabil Hastarlar’da derhal yenilerinin kâgir olarak inşasına başlanmalıdır” diyerek Çarşı’yı çökmeye bırakıyor.

Eski Safranbolu’yu yaşatanların barınmak zorunluluğunda olan ve zaman içinde oturdukları evleri sahiplenen Yörükan olduğu kesindir. Tarihi yapıların 1970’lere kadar hemen hemen hiç bozulmadan kalmasının en önemli nedeni yukarıda bahsettiğim gibi evlerin kentsel olduğu kadar kırsal özelliklerinin olmasıdır. Bu özelliği yörükanın kentsel yaşama katılırken, kırsal alışkanlıklarından taviz vermemelerine olanak sağlamıştır.

Geri dönüp Ongun’un Çarşı ile ilgili imar planı açıklamalarına bir kez daha göz atarsanız, tarihi kenti yıkmaya değer görmediğini fark edersiniz. Safranbolu’yu 1970’lere taşıyan işte bu güzel tesadüflerdir.

Safranbolu’nun kurumsal olarak korunması konusundaki ilk duyarlılık (İller Bankası, 1968 111) Karabük ve Safranbolu[8] İmar planları için yapılacak proje yarışması için hazırlanmış bulunan raporda “Eski kasaba bölgesindeki müstesna karakter bozulmamalı, bu kısımdaki binaların eskimeleri halinde dahi dış görünüşleri muhafaza edilerek tamir edilme yoluna gidilmelidir” denmektedir. Ayrıca (İller Bankası, 38–39) 106 “Tarihi Eser” tek tek belirlenerek tescil edilmiştir. Raporda (İller Bankası 82) “İlçe merkezi oldukça faal bir mahalli ticaret merkezidir. Müstahsil malını muayyen günlerde kurulan pazara getirerek perakende müstehlike intikal ettirir” denilmektedir. Buradan 1960’lar sonunda Çarşı’nın bütün olumsuzluklara karşın tarımsal bir merkez olarak yaşamaya devam etmekte olduğunu göstermektedir. Sonuçta Gündüz Özdeş’in öneri projesi teklifi birinci seçilir ve Karabük – Safranbolu İmar Planını yapar. Projede Çarşı’nın idari ve ticari bölge özellikleri aynen korunmakla birlikte çevresi ve Has Tarlalar’da yeni konut bölgeleri değerlendirilmiştir. Çevresinde gelişecek yeni konut alanları için ayrıca Kıranköy’ün hemen batısında “Teklif Ticaret” bölgesi önerilmiştir. Özdeş, Karabük’e merkez işlevi verirken, Safranbolu’yu daha çok bir konut bölgesi olarak tasarlamıştı.

Aradan 5 yıl geçmemiştir ama Gündüz Özdeş’in planı Safranbolulu için sorun olmaktadır (Ulukavak 2005 44) “…Safranbolu’yu konut ve yerleşim alanı; Karabük’ü iş ve ticaret merkezi olarak belirleyen bu plan iki ilçe merkezini bir arada değerlendirmekteydi… iki kent arasında bir bağlantı olamazdı.” Ardından Safranboluluların ısrarlı baskıları sonucu, imar planı değişikliği pazarlık usulüyle İdil Baran’a yaptırılmıştır. Plan tadilatı, Temmuz 1975’te onaylanmış ve yürürlüğe girmiştir.

1975 yılında gerçekleştirilen “Safranbolu Mimari Değerleri ve Folkloru Haftası’nda Cengiz Bektaş’la birlikte bir bildiri sunan (Baran 1995 23) planın ardından “ …yönetim ve ticari merkezinin bulunduğu Eskişehir (Çarşı Mahallesi) yakın hinterlandının pazarı işlevini bile bitirecek bir gerileme içindedir. Bu mahallenin köylerden gelen daha yoksul bir sosyal kesime, kiralama ya da satma yoluyla bırakılması, sitin eskimesini kolaylaştırıcı yeni bir erozyon unsuru doğurmuştur” demektedir. Ancak bu saptamanın ardından, plan müellifi herhangi bir öneri getirmemiştir. Görünen odur ki, Revize İmar Planı, Çarşı için bir çözüm düşünmemektedir.

Bu arada Safranbolu Belediye Meclisi, 12 Haziran 1975 tarihinde “…yapılan tamir ve tadillerin bilhassa kasaba merkezinde eski mimarisi bozulmadan tamir edilme cihetine gidilmesi…” amacıyla bir karar alır. “Belediye her çeşit yapının eskiyen sıva ve badana işini sahibine yaptırmaya veya kendi yaparak bedelini şahıstan tahsile mezundur. Badana ve sıva işleri yapılmamış yapılara iskân veya başka türlü tamir ruhsatı verilemez…” şeklinde bir kararı oybirliği ile İmar Yönetmeliği’nin sonuna eklemiştir. Görüleceği üzere karar daha çok güzelleştirme amaçlı bir uygulama da olsa “…Türkiye’de Kentsel sit alanı oluşturma amacına yönelik gereksinim ve duyarlığı ilk kez sergileyen örnek bir yerel yönetim belgesi…” olarak duyurulmaktadır (Kuş 2003 20–23). 

Avrupa Konseyi, 1975 yılını Avrupa Miras Yılı olarak ilan etmiştir. Dışişleri Bakanlığı ise İTÜ, MTRE (Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Enstitüsü)’nü Avrupa Miras Yılı etkinliklerini düzenlemek üzere yetkili kılar. Özellikle, KDÇİ’de mimar olarak görev yaptığı sırada, Safranbolu’nun değerlerinin farkında olan Yavuz İnce, bir süredir gerek Safranbolu’da gerek Karabük’te bilinçli bir grupla değerlendirmeler yapmakta, Safranbolu’nun nasıl korunabileceğini tartışmaktadır. 19–20 Haziran 1975’te İTÜ’de gerçekleştirilen “Tarihi Çevrenin Korunması Semineri’nde (İnce) “Sosyo-ekonomik değişimler konut insan ilişkisini bozuyor, …Tarihsel kent dokularının korunması konusunda sürdürülen çabalar, halk kültürünün ürünü kentleri giderek yok olmaktan kurtaramıyor… MTRE’nin kurulmasıyla başlayan örgütlenme çabalarını önemli bir aşama olarak kabul ediyoruz. Bu örgütün yerel örgütlenmelerle geniş bir tabana oturması etkinliğinin artırılması için gereklidir” demektedir. Sunumun devamında kısa bir süre önce gerçekleştirdiği restorasyonunun Safranbolulular tarafından övüldüğünü belirtmekte ve bir dizi önlem önermektedir. Gerçekten de Yavuz İnce’nin Nezihe Aycan‘a ait ve Bağlar’da bulunan Emin Hocazade Ahmet Bey Evi’nin restorasyon uygulaması, Safranbolu’nun korunmasında önemli bir dönüm noktasıdır. Halkın önce kuşkuyla yaklaştığı restorasyon sonunda bir yüz akı olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Seminerin sonundaki görüş ve dilekler olarak tanımlayacağımız bölümde Gönül Tankut, “Kent tarih içinde yaşadığı yoğun aktivitesini yitirmiştir. Nasıl yeniden fonksiyon ve canlılık verilebilir?” sorusuna karşın Yavuz İnce, “Turizm benimsenmiştir…” yanıtını veriyor. Ümit Serdaroğlu söz alarak “ Gelişen nüfus oranı dikkate alınarak turizm dışında başka yollar aranabilir mi? Tümüyle turizme bel bağlamak riskli değil mi?” diye sorguluyor. Nezih Eldem ise büyük bir ileri görüşlülükle, “ Korumanın, büyük bir duyarlılıkla fiziki görüntüyü korumadan öte, dinamik bir içerik kazanması için mutlaka sosyo-ekonomik plan kararları içinde yeri olmalıdır. … koruma metotları tartışılmalıdır. Bu batıda yapılmaktadır…” diye uyarıyor. (İnce 13).

(Ulukavak 2005 83) Yavuz İnce’yle 1975 Haziran ayında ilk kez bir araya geldiklerinde, MTRE ile Safranbolu Belediyesi’nin olası ortak çalışmaları konusunun görüşüldüğünü anlatmaktadır. Adı daha sonra “Safranbolu Mimari Değerleri ve Folkloru Haftaları” olarak belirlenecek buluşma, yine Türkiye’de bir ilktir. Aynı yıl 30 Ağustos – 05 Eylül günlerinde gerçekleşecek olan buluşma Safranbolu halkının sahip olduğu mirasın değerini anlaması için önemli bir etkinlik olmuştur. Türkiye’nin önde gelen akademisyenleri yanında önemli sayıda yazar, çizer ve Kültür Bakanlığı başta çeşitli bakanlıkların üst düzey bürokrat Safranbolu’ya gelirler. Konuklar evlerde ağırlanırlar. Safranbolulu unutulmayacak bir ev sahipliği yapmış, sorunlarını paylaşmış, kalıcı ve güvene dayalı dostluklar kurmuştur.

(Fersan) haftayı anlatan yazısının sonunda Kısa Vadeli Girişimler ve Uzun Vadeli Girişimler başlıkları altında yapılması öngörülen ve önerilen çalışmaları sıralamakta; “…Kentin tüm mimari değerlerini ortaya koyan, Belediye ile sürekli işbirliği halinde olan bir komisyon”un kurulacağını belirtmekte ve “…Enstitümüz açısından koruma konusunda yeni bir bilinçlendirme atılımına neden oluşu ve bu önemli sorunun Safranbolu halkınca da ilgiyle benimsenmesine olanak sağlayışı sevindiricidir. Haftaya katılan iki yüze yakın uzman açısından ise, hem Anadolu-Türk sivil mimarisinin en güzel örneklerini yıllar boyu hemen tümüyle koruyabilmiş bir Türk kenti görmek, hem de geleneksel Türk konukseverliğine özgü davranışlar içinde halkla ortak mekânlarda yaşamak, onlarla doğrudan ilişkiyi sağlayarak araştırmaları için ilginç noktalar bulmaları olanağını yaratmıştır. Ayrıca, bu haftanın her şeyden öte, Türkiye’de mimari ve tarihi değerleri açısından önemli yer tutan, bugüne kadar geleneksel dokularını bozulmadan koruyabilen nice kasabamıza dikkati çekmek yönünden de ilk adımı attığı inancındayız” demektedir.

Aynı seminerde (Ulukavak 1975) sunumunu “…kentin mimari değerlerinin korunması ve kent görünümünün bozulmaması konusunda da çok katı davranılmaması gerektiğine de değinmek istiyorum… Bir kent, kanımızca, ne kadar mimari değere sahip olursa olsun, ne kadar tarihsel bir önem taşırsa taşısın, sadece dışarıdan görmeğe gelenlerin hoşlanacakları bir görünüm içinde kalmaya mahkûm olmamalıdır, o kentte yaşayanlar da yaşantılarından hoşnut olabilmelidir… Bu nedenle, evinin önüne veya yakınına motorlu araçların ulaşmasını sağlayacak genişlikte şehir-içi yolu, araçların park etmeleri için birkaç alan ve düzensiz Arnavut kaldırımı yerine düzgün yol Safranbolu’nun başlıca özlemlerindendir… çarşı içinde 3–4 metrekarelik yüz ölçümde, tahta daraba dükkânlar yüzyıl öncesinden günümüze ulaşmış olabilir, ancak bugünkü hali ile ne sahibine ve ne de kente bir yarar ve güven sağladığına inanmıyoruz. Aynı şekilde tek yönlü olarak dahi, bir motorlu araca geçit vermeyen mahalle için yolarda genişleme istiyoruz” diye bitirmiştir. Bu yaklaşım gerçekte Çarşı’nın içinde bulunduğu sosyo-ekonomik sorunları göz ardı etmekle birlikte orada barınanların yaşam standardını yükseltmek yönünde samimi bir istektir. Aslında ilk kazma Dibekönü’nde Mayıs 1974’te vurulmuştur bile. Memurevleri–Dibekönü Yolu, Arslanlar-Kavaklar-Çakmakçayırı-Köyiçi-Müftüpınarı-Çampınarı-Arslanlar otobüs güzergâhı genişletilmiş. Köyiçi Kurtuluş Meydanı ve Çarşı’da Kazdağlı Camisi etrafında bir meydan açılmıştır. Çarşı’da meydan açmak amacıyla İdil Baran’ın hazırladığı proje İmar ve İskân Bakanlığı’nın onayı sonrasında 14 parça ev ve dükkân yıkılmıştır[9] (Ulukavak 2005 56–60). Ulukavak döneminin, zaman içinde Çarşı üzerinde olumsuz etki yaratacak diğer bir projesi ise Has Tarlalar’daki yeni yerleşmelere hizmet götürmek amacıyla hazırlanan “Belediye Hal Binası ile Açık Pazar Yeri” projesidir. 11 Kasım 1980 yılında açılacak olan pazaryeri, belki de Çarşı’nın kent ölçeğindeki son işlevini de kaybetme sürecini başlatacaktır (Ulukavak 2005 40–41).

Ardından Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun 08 Ekim 1976 tarihli kararıyla Safranbolu için koruma ve geliştirme planı yapılıncaya kadar geçecek süre içinde uygulanmak üzere “Yapılanma Koşullarına” ilişkin bir dizi ilke ve kurallar getirilir. Yapılanma Koşullarının özellikle Bağlar için getirdiği parsel genişliklerinin en az 2 000m2 olması yönündeki kararı Safranbolulularca kabul edilemez bulunmuş ve değiştirilmesi yönünde ciddi çabalar harcanmaya başlanmıştır. Karar 1 000m2 olarak değiştirilir (Ulukavak 2005, 88–89) ancak bu zaman içinde –ne yazık ki- Bağlar’da yapı yoğunluğunun ciddi bir şekilde artmasına neden olacaktır.

23 Eylül 1978 günü İTÜ Mimarlık Fakültesi ve Kültür Bakanlığı temsilcileri arasında yapılan bir protokolle Safranbolu Koruma Amaçlı İmar Planı’nın yapılması işi İTÜ’ye verilir. Bodrum’dan sonra Türkiye’de ikinci olan Safranbolu Koruma Amaçlı İmar Planı Prof. Dr. Doğan Kuban’ın Proje Yürütücüsü olarak yer aldığı plan çalışmaları başlar.

Kuban’ın (2001,   187–2009) Safranbolu’nun ilk koruma amaçlı imar planının ilkeleri olarak isimlendirebileceğim saptamalarda kenti artık durağan bir yapıda görmekte olduğu sonucuna varıyorum. “Yerleşmeyi tek bir anıt gibi düşünerek…”, “Güvence altına almak istediğimiz temel varlık, kentin değişmesini minimuma indireceğimiz tarihsel yapıdır. Bunun, korumanın hedeflerini çağdaş yaşamın sosyo-ekonomik öncelikleriyle bulanıklaştırmadan, korunacak fiziksel varlığın kültürel önemini halka kabul ettirmekle sağlanabileceğini düşünüyorduk” ve devamında “…Kentin sosyal yapısında da nüfusunda da köklü değişiklikler olması beklenmiyordu.” demektedir. 1985 yılında bir seminerde sunulmak üzere hazırlanmış metnin dip notunda (Kuban 2001 190) “Bu tahminimiz bugüne kadar doğru çıkmıştır” diye vurgulamaktadır. Sonunda “ Tarihi kentlerin korunmasına ilişkin olarak sosyal bilimlere verilen önem biraz abartılmıştır. Bu araştırmalar, uygulama sırasında tatmin edici sonuçlar almak için halkın olası davranışlarını saptama aracıdır. Fakat müdahalenin fiziksel doğasını değiştirmez. Çünkü tarihi yapıların korunmasının temel amacı sanatsaldır” ve son olarak “Belki sıradan bir plancıyı geleneği yorumlayan ve geleceğe biçim veren bir kişi haline dönüştürmektense, tasarımda meydana gelebilecek olası hataları kabul etmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır”

Koruma amaçlı imar planları özünde tarihi kenti olduğu gibi korumayı amaçlamaktadırlar. Bu ise kent gibi çok dinamik ve değişkenli her şeyden öncesi insan yapısı olduğu için yaşayan bir varlığı “anıt gibi”ye indirgemeci yaklaşımdır. Bu yaklaşım, sonuçta tarihi kentin “Sürdürülebilir” olmasına olanak vermemektedir.

8 Ekim 1976’da Resmi Safranbolu Koruma Kararı devreye girmiştir. 2 Mayıs 1985’te ise koruma altına alınması gereken yapıların listesi Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Doğan Kuban ve Metin Sözen’in yürütücülüğünde başlayan İTÜ Döner Sermayesi projesini İsmet Okyay tamamlar ve 27 Kasım 1990’da onaylanır. Planla birlikte Çarşı ve Bağlar Kentsel ve Doğal Sit Alanı olarak belirlenmiştir.

Okyay (Okyay 6–8) “İktisadi Açıdan Tarihi Çevre Koruma” başlığı altında “Başlangıçta salt kültürel kararlar olarak görülse de, tarihi çevre koruma kararları ve planlaması kentsel gelişme bütünü içindedir ve olgunun iktisadi yönü her zaman önemini hissettirecektir.” demektedir. (Okyay 8–12) “Kentsel Sit Alanlarının Korunmasında Sosyolojik Yaklaşımlar” başlığı altında ise “Korunması zorunlu görülen kentsel sit alanlarına ilişkin olarak kent sosyolojisinin özellikle üzerinde durduğu konulardan biri değişme süreci içinde toplumun taleplerinin fiziki mekânda yapacağı değişimlerdir.” demekte; sonraki sayfalarda  (Okyay 11) “Planlamalardaki ikinci büyük yanlış eski kent merkezlerinin yeni kent merkeziymişçesine ele alınmasıdır. Eski şehir merkezleri yeni kentsel fonksiyonları üstlenemeyecek kapasitedir. Her ne kadar görkemli tarihsel yapılar orada yer alsa da sanki hakiki merkezmiş gibi muameleye tabi tutulur. Söz konumuz Safranbolu koruma planlamasında bu yanlışa düşülmemeye çalışılmıştır” açıklamasıdır.

Ancak (Okyay, 21) raporun bitiş paragrafı çok ilginçtir. “Bugün Safranbolu’da tarihi koruma bilinci değil, değişme bilinci gelişmiştir. Orta gelir düzeyindeki nüfus (%41) belirli bir konfora ulaşabilmek için yeni girişimlerde bulunmakta (konut kooperatifçiliği), koruma ve uygun tarzda yenilemeyi (renovation) göze alamamaktadır. Köhneleşmiş, hiçbir yenileşme göstermeyen mekânsal düzenlemelerin olmadığı yerlerde konutunu onarmanın gereğine pek inanmamaktadır. Onarılmış konut ve içinde yer aldığı fakat köhneleşmiş, hüzünlü bir kentsel mekânda yaşamlarını sürdürmenin doyurucu olmadığı kanısındadırlar. Emirlere ve bürokrasiden gelebilecek tersliklerle donatılmış olabilecek statik bir koruma planına da kuşkuyla bakmaktadırlar. Sorunun böyle olmadığını somut kamusal yararlar, güzelleştirilmiş mekânlar sağlayarak kanıtlamaktan başka çözüm yolu görünmemektedir.” anlaşılan, Safranbolu Mimarlık Değerleri ve Folkloru Haftalarından 15 yıl sonra Safranbolulu bambaşka bir konumdadır. Okyay’ın hazırladığı “Kentsel Yönetmelik”te, yapılardan yeşil dokuya, sokak kaplama ve malzemeleri ve profilinden, bahçe duvarlarına, çok duyarlı bir yaklaşımla koruma kararları oluşturulmuş ve “Düzenleme Önerileri” başlığı altında ise çok sayıda sokak ve meydanın görünüşleri üzerinde yapılması gereken koruyucu ve güzelleştirici önlemler aynı duyarlılıkla önerilmiştir.

Kentsel sit alanlarına, işlevler vermek ve onların sürdürülebilir olmasını sağlamak yukarıda da belirttiğim gibi koruma amaçlı imar planlarının işlevi ol(a)mamaktadır. Bu açıdan Okyay’ın yaklaşımını -özellikle yukarıda alıntı yaptığımız görüşlerini de göz önünde bulunadurarak- anlayışla karşılamak gerekir[10].

Bugün görmekte olduğumuz Safranbolu işte bu süreçlerden süzüle gelmiştir.


[1] Mübadelenin genelde Türkiye’den önemli know-how, işgücü ve sermaye kaybı yarattığı doğru olabilir ancak Safranbolu özeli için doğru değildir. Müslümanların sanayi ve ticarette becerileri Rum Ortodokslardan az değildi. Mübadelede Rum Ortodoks yapı ustalarının boşluğu kısa bir süre hissedilmiş olabilir ancak bu boşluğu Bulaklı ustalar yeterince doldurmuşlardır.

[2] Bu çöküntüde tarihçiler, lonca sisteminin kişisel rekabeti yok etmesini neden olarak görürler.

[3] Gökçüler Konağı restorasyonu sırasında bir komşum elektrik parası tahsildarlığı yaptığı dönemde konakta 10 kadar elektrik sayacı okuduğunu söyledi.

[4] Bu tercihte, Bağlar’da yazları çoluk çocuk bir araya gelebilmek arzusu etkin olmuştur. Bugün bile Safranboluluların Çarşı ile karşılaştırılınca Bağlar’da daha fazla evi bulunmaktadır.

[5] Örneklerin mekânsal dağılımı: Çarşı %74, Kıranköy %8 ve Bağlar %18

[6] Safranbolu’nun belli ki ulaşım altyapısının yetersizliği nedeniyle dışarıya satamadığı meşhur üzümlerini sirke yaparak satabilmek için çabaları hüzün vericidir (Kuş 2009, 260–265).

[7] (Ongun, 67) Mehmet İzzet Paşa’nın Safranbolu’yu imar ile görevlendirdiği veziri Salih Paşa’nın daha önce de Has Tarlalar’a çıkarmaya çalıştığını “Mahalli tesirler ve fuzuli müdahaleler neticesi” başarılı olamamıştır diyor. Paşa Pınarı’nın o günlerden kaldığını belirtiyor.

[8] 1935 sayımında merkez nüfusları olarak Karabük 100, Safranbolu 5 571 iken planın yapıldığı döneme denk gelen 1965 sayımlarında Karabük 46 041, Safranbolu 9 741’dir.

[9] (İller Bankası 104) Aslında “Karabük ve Safranbolu ulaşım problemleri / Ulaşım sistemi yerleşme ile başlar ve sıkışma noktaları da gün geçtikçe artar. Ulaşım problemlerini şöylece sıralayabiliriz: …2-Trafiğin Safranbolu’nun tarihi bölümlerine kadar girmesi” denmesine karşın.

Tarihe kente motorlu araç trafiği sorunu Batı’da Türkiye’den 10 yıl kadar önce çözülmeye çalışılmış ve ardında çok önemli sorunlar “Urban Destruction” bırakmıştır. Konu akademik çevrelerde hala Buchanan report Traffic in the Town başlığı altında tartışılmaktadır. Bakınız (Steven vd 59) (Rodwell 37-), (Pearce 38, 75).

[10] 2010 yılında Anakent Planlama Yapı Yatırım A.Ş. İsmet Okyay’ın Koruma Amaçlı İmar Planı’nı revize etmiştir. Bu revizyonla koruma alanı büyütülmüş, Bağlar’da parsel büyüklükleri yeniden 2 000m2 ye çıkarılmış bulunmaktadır.

SAFRANBOLU / UNESCO Dünya Miras Kenti 2/5

A. Safranbolu’nun Oluşumu

(1930’lar öncesi)

 

Safranbolu’nun bulunduğu bölgeyi Helenlerin (İÖ 1. binyıl) Paphlagonia olarak isimlendirdiğini biliyoruz. (Umar)a göre Helence olmayan bu isim Anadolu’nun yerli halklarından olan Palaların yaşadığı bölgenin adıdır. Pala halkıyla ilgili bilgileri Hitit kaynaklarından öğreniyoruz (İÖ 2. binyıl). İÖ 9 – 8 yüzyılda derlenmiş bulunan İliada’da ise Homeros, Troya’ya yardıma giden Anadolu halklarını anlatırken, Paphlagonlar’dan da söz etmektedir.

Erkek yürekli Pylaimenés komuta eder Paphlagonialılara

Gelmişler yaban katırlarıyla ünlü Enetlerin yurdundan

Kytoros’da, Sesamos’da otururlar

Parthenios Irmağı[1] çevresinde kurmuşlar ünlü saraylarını

Kentleri Kromna, Aigialos, yüksek Erythinoi’dir

Batısındaki Bitynia ile sınırını Filyos Irmağı (Bazı kaynaklarda Bartın Çayı), doğusundaki Pontus ile sınırını Kızılırmak, kuzey sınırını Karadeniz tanımlarken, güneyinde Galatya ve Frigya ile komşu bulunmaktaydı. Türk hâkimiyetine geçene kadar, bölge sırası ile Hititler, Dorlar, Paphlagonlar, Kimmerler, Lidyalılar, Persler, Kapadokyalılar, Helenler, Pontlar, Galatlar, Bitinyalılar, Roma, Bizans tarafından yönetilmiştir. Bölge coğrafi olarak yaşam için çok iyi olanaklar sunmakla birlikte, zenginlik ve uygarlık yapıtlarının bulunmaması nedeniyle Anadolu’daki önemli yıkım ve kırım hareketlerinden hemen hiç etkilenmemiştir.

Yerel tarihçi Hulusi Yazıcıoğlu (Yazıcıoğlu ve Al, 1982, 33–38), Safranbolu’nun tarih boyunca isimlerini şöyle sıralamaktadır: Dadybra, Zalifre, Borglu, Burglu, Borgulu, Borlu, Taraklı-Borlu, Taraklı, Zağfiran-Borlu, Zağfiranbolu, Zağfiran-Benderli, Zağfiranbolu, Zafranbolu ve Safranbolu[2]. Dadybra – Zalifre tutarlı geçişini Osman Turan’a borçluyuz. Osman Turan, (Turan, 219) Bizans kaynaklarında Dadybra olarak geçen yerin, Selçuklularca Zalifre olarak isimlendirildiğini belirterek yakın zamanlara kadar yeri tartışılan Dadybra’nın Safranbolu olduğunu kanıtlamıştır[3].

Safranbolu, Eflani hattında 24 tümülüs ve 3 büyük höyük bulunmaktadır. Bunların hiç birinde açma yapılmamıştır. Safranbolu ve yöresinin ilk çağ ile ilgili tarih yazımı için çok kısıtlı kaynak bulunmaktadır. Yapılacak arkeolojik çalışmalar doğru bir tarih yazımını sağlayabilecektir.

Birçok kitap ve makalede tarih boyunca önemli bir yerleşme olmadığı ileri sürülse de Dadybra’nın İS 2.- 3. yüzyıllarda adına para bastırdığı biliniyor (Ramsey, 193) (Oaks vd. 4: 43–44). Cramer, (Cramer, 1: 238), Dadybra’nın Bizanslı tarihçilere dayanarak bir piskoposluk yerleşmesi olduğunu yazmaktadır. Roma resmi kayıtlarında İS 325 yılından başlayarak düzenli olarak Paphlagonia’nın 6 şehrinden biri olarak belirtilmektedir (Ramsay, 196–197).[4] Hepsinden önemlisi, İç Anadolu’yu Karadeniz limanlarına bağlayan tali kervan yollarının çatalında bulunması nedeniyle -aynı zamanda- hep stratejik nokta olma özelliği taşımıştır.

1920’lere kadar Rum Ortodoks tabanın yaşadığı ve bugün Kıranköy olarak isimlendirilen semtte, ODTÜ ve Bilkent Üniversitesi[5] üyeleriyle ile yaptığımız çalışmalarda, buranın ızgara plana sahip bir Kastron (kale kent) olduğu açıkça görülmüştür. Gerçekten de Cahen, (Cahen 2000, 61) Manuel Komnenos döneminde Dadybra’nın da içinde bulunduğu bölgede sınır kaleleri inşa edildiğini yazmaktadır. Özellikle kentin altında bulunan su dağıtım ve saklama sistemi, bunun en önemli kanıtıdır. Yine ne yazık ki kentsel arkeoloji çalışmalarının burada da yapılmamış olması nedeniyle Kıranköy’le ilgili ayrıntılı bilgi sağlanamamaktadır.

Selçukluların 4 ay süren bir kuşatmadan sonra aldığı, Dadybra’nın yalnızca bugün “Kale” olarak isimlendirilen yükselti olmadığı kanısındayım. Gerçekten de Kıranköy’ün bağları doğu eteklerinden sarkarak Gümüş Deresi’ne inmekte, Gümüş Kanyonu’nda Hıristiyan tabaya ait evler bulunmakta ve daha önemlisi burada bulunan Dışkale Sokak’tan ilk yerleşmenin oldukça büyük olması gerektiği sonucuna ulaşıyorum ki, (Niketas Khoniates, 475–476), Dadybra’nın fethini anlatırken sürekli olarak “Dadybra Kasabası” demektedir. Bugün “Kale” olarak isimlendirilen yükseltinin, o zamanlar yerel yöneticinin sarayının ve bir grup güvenlik gücünün kullandığı yapıların bulunduğu bir iç kale olması gerekir.[6]

1196 yılında Selçuklu Sultanı II. Kılıç Aslan’ın Ankara Bölgesi meliki olan oğlu Muhiddin Mesud Şah, Dadybra’yı 4 ay kuşatmanın ardından Bizans İmparatoru III. Aleksios’la bir anlaşma yaparak teslim aldı. Selçukluların alışılageldiği üzere Kale’nin kapısı önünde yarı pazaryeri, yarı kontrol amaçlı basit bir yerleşme gerçekleştirdiklerini düşünmek gerekir. Bugün, Kale’nin hemen altındaki bölgeye Kalealtı (Taht-ı Kale) denmesi buna önemli bir kanıttır. Kale’nin güneyinde bulunan Eski Cami’nin (Gazi Süleyman Camisi) bir kiliseden devşirme olduğu söylenegelir. Selçuklu kentini yaratan üç önemli öğenin buluşması (Kale, Cami ve Kalealtı’ndaki Pazaryeri) ilk Selçuklu yerleşmesinin burada olduğunun kanıtıdır. Bunlara bir de klasik Osmanlı hamamlarından farklı olan Eski Hamam’ı[7] eklemek gerekir.

1334 yılında Safranbolu’da bir gece konaklayan İbni Batuta’nın ünlü Seyahatname’sinde Safranbolu’yu anlatırken “Tepe üzerinde kurulmuş küçük bir şehir. Eteklerinde hendek var. Tam zirvede sarp bir kale mevcut. Orada bir medresede konakladık.[8]” demektedir.

Bugün Safranbolu’da Selçuklu dönemine tam olarak oturtulabilen bir mimari yapı bulunmamaktadır.[9] Buna karşın, Safranbolu kent dokusunun Selçuklulardan geldiğini kabul etmek gerekir. Yamaca kurulu ve çıkmaz sokaklarla oluşan konut bölgesi, yapılanmış bir sokak sisteminin ve meydanların bulunmayışı, suyun kenti terk ettiği noktaya yerleşen endüstri gibi özellikleriyle Safranbolu, tipik Selçuklu kenti özelliklerini göstermektedir.

Safranbolu, Bizans’tan sonra sıra ile Anadolu Selçuklu, İlhanlı, Çobanoğlu, Candar Oğulları ve Osmanlılar tarafından yönetilmiştir.

1530 yılında yapılan tahrirde Safranbolu çarşısında yalnızca 16 dükkânın kayıldı olduğu yazılıdır. Aynı bağlamda -bugün Kıranköy olarak isimlendirilen- Gebran Mahallesi’nin de 27 hanelik küçük bir yerleşme olarak geçtiği görülmektedir. Bu verilerden hareketle 16. yüzyıla gelene kadar Safranbolu’nun gerilediği düşünülmelidir[10]. Tahrirde, sonraki dönemlerde ortaya çıkacak olan tabakçılık ve deri endüstrinin henüz izlerinin bile bulunmadığını görüyoruz.[11]

Safranbolu’nun kaderini değiştiren en önemli gelişmeyi, bir kişiye, Hüseyin Efendi’ye (Cinci Hoca) borçluyuz. Genç bir medreseli olan Hüseyin Efendi, Sultan İbrahim’in ruhsal sorunlarını çözerek bir şehzadeye sahip olmasını sağlamış ve ardından Sultan’ın sağladığı makam ve olanaklarla kısa bir süre içinde büyük varlık sahibi olmuştur. Varlığının önemli bir kısmını Safranbolu’da yatırıma dönüştürmüştür. Hüseyin Efendi’nin sonu da yükselişi gibi hızlı olmuştur. Sultan İbrahim’in ölümünden sonra, Hüseyin Efendi öldürülmüş ve serveti padişah olan IV. Mustafa’nın tahta çıkması nedeniyle yeniçeriye cülus bahşişi olarak dağıtılmıştır. On yıl kadar sonra da Safranbolu’ya bir cami ve külliyesini yaptıran Köprülü Mehmet Paşa’nın[12] hayratı ile birlikte bugün Safranbolu tarihi kentinde görülen zengin doku 17. yüzyılda hemen hemen ortaya çıkmıştı. Yeni Safranbolu, tipik bir Osmanlı kenti olarak Kale’nin dışına taşarak, Kale’nin doğusundaki Akçasu Deresi’nin oluşturduğu kanyonda oluşmuştur.

18. yüzyıla gelindiğinde İnebolu’nun liman rüsumları değerlendirme dışında bırakılırsa, Kastamonu’dan (merkez) bile daha büyük bir vergi hâsılatı ile Safranbolu, bağlı olduğu Kastamonu Sancağı’nın en büyük ekonomisine sahip duruma gelmiş bulunuyordu[13]. Celali İsyanları sonrasında Osmanlı’nın bir dönem ayanlık düzeni ile yerinden idare ediliyor olmasına ve Safranbolu’nun daha liberal ekonomik ortamdaki endüstri ve ticaretteki başarısına bağlamak gerekir[14]. 18. yüzyılda Safranbolu ekonomisinin en önemli unsurunun kervan işletmeciliği olduğunu biliyoruz. Bunun Safranbolu’ya yalnızca maddi zenginlik değil, kültürler arası etkileşmenin de bir sonucu olarak kültürel zenginlik de getirdiğini düşünmek gerekir. Kültürel etkileşme bu kadar kalmamış, Safranbolu’ya dışarıdan varlıklı aileler de gelip yerleşmişlerdir. Araphacılar (Arabistan), Kırımlılar ve Asmazlar (Kazan) bunlardan bazılarıdır.

Safranbolu’nun ikinci önemli ekonomik etkinliği ise deri işleme ve deriden eşya üretimidir. Kentin güneyinde 80’den fazla tabakhanenin çalıştığını ve çok kaliteli deri ürettiğini biliyoruz. Safranbolu’nun endüstri işlevi yalnızca deri üretmekle kalmayıp, kente yayılmış ve lonca düzeninde çalışan artizanal dükkânlarda yine çok nitelikli yemeni, saraciye, semer ve benzeri ürünlerin de yapıldığı adeta bir üretim bandına sahipti[15]. O kadar ki 5 600 sığır ve manda ithal eden Safranbolu’da tabakhanelere bağlı bir yan ürün olarak etin işlemesi de önemli geçim kaynağı olmuştur. (Faroqhi 1993, 273 – 278) 17. yüzyılda, İstanbul’un et ihtiyacını karşılamak üzere Anadolu’dan yola çıkan kızıl koyun sürülerinin bir kısmının yolda satılıp kesilmesi bir sorun olmaktadır. Kızıl koyun sürülerinin geçtiği Kastamonu – Borlu (Safranbolu) – Gerede yolunda sayıları eksilen koyunlar nedeniyle Borlu kadısından şikâyetçi olunmuştur. Safranbolu’da 20. yüzyıl başında 25 tane de pastırmacı bulunuyordu (Yazıcıoğlu & Al, 73).

Safranbolu’da çok gelişmiş bir dokuma kültürünün de olduğunu biliyoruz. (Yazıcıoğlu ve Al, 71–73) Safranbolu’da 1923’te 350 bez dokuma ve 120 mutabiye tezgâh olduğunu belirtmektedir. Ancak araştırmalarımda Cinci Hanı’nın batı cephesinde bir “mutab kerhanesi” dışında mekâna yansıyan bir yapılanma bulamadım (Yazıcıoğlu, 99). Bu nedenle dokuma tezgâhlarının evlerde kurulu bulunduklarını düşünmek gerekir. Restorasyonunu gerçekleştirdiğim evlerin çoğunda iğ, dokuma tezgâhı parçaları, mekik ve hatta birinde (Gökçüler Konağı) odalardan birinin boyahane olarak kullanılmış olduğunu gördüm; iplik boyaları buldum. İstatistiklerde yüklü pamuk ve pamuk ipliği ithalatına yanında (72 500 Osmanlı Lirası), İstanbul’a yapılan beyaz bez ihracı (21 000 Osmanlı Lirası) vardır. Kentsel mekâna yansımayan ancak sayılarla göze çarpan dokumacılık, belli ki manifaturacı tüccarlar, evlerde hatta köylerde fason üretim yaptırmakta ve bezi toplayarak, iç ve dış pazarlara satılmaktaydı. Safranbolu Ticaret Odası’na kayıtlı 20 tüccarın 12’sinin “Ticari Meşgalesi Manifatura”dır. Bunun yanında 32 de Ticaret Odasına kayıtlı olmayan manifaturacı tüccar vardı. Bu sistem Safranbolu’da kadın işgücünün de endüstri üretimi içinde olduğunu göstermektedir.

Safranbolu Çarşısı’nın önemini daha iyi anlatabilmek için 19. yüzyıl sonunda sancak merkezi Kastamonu’da 16 nüfus başına 1 dükkân düşerken, Safranbolu’da bu sayının 8 nüfus başına 1 olduğunu belirtmek yeterlidir (Aktüre & Şenyapılı, 69). Bir de buna yaklaşık 50 000 kişilik bir bölgenin idari ve ticari merkezi olmayı eklerseniz, Safranbolu’nun ekonomik yapısını tam olarak tanımlamış oluruz. İşte bu maddi ve kültürel zenginlik bugünlere kadar kalan etkileyici fiziki yapıyı yaratmıştır.1889 Yılı Kastamonu Vilayeti Salnamesi’nde Safranbolu’ya ayrılan bölümde: “11 mahalle, 80 köyden oluşan Safranbolu Kasabası’nda 28 cami ve mescit, 2 kütüphane, 12 medrese, 13 yolcu hanı, 170 Müslim ve 3 gayrimüslim sübyan mektebi, 2 kilise, 24 han, 11 hamam, 945 dükkân, 40 su değirmeni, 60 su hızarı, 84 tabakhane, 1 buğday hanı, 1 hükümet konağı, 1 telgrafhane, 1 ordu deposu, askerlik dairesi, 1 cephanelik, 5 evliya türbesi, 2 muvakkithane, 1 ortaokul, 1 ilkokul, 2 karakol, 1 namazgâh, 107 çeşme, 1 bedesten vardır” (Yazıcıoğlu, 87). Bedestenin varlığı Safranbolu’da ticaret işlevinin ne kadar gelişmiş bulunduğunun bir kanıtıdır. Bedesten yalnızca değerli malların saklanması işlevini yapmamakta aynı zamanda bankaların bugün gerçekleştirdiği akçalı işleri de yapmaktaydı. Cinci Hanı ise basit bir kervansaray olmayıp, üst kat odaları tüccara ofis görevi yapmaktaydı. (Aktüre & Şenyapılı 1976) hatta Cinci Hanı’nda oda tutarak bölgeler arası ticaret yapan yabancı tüccarların bulunduğunu belirtmektedir. Bu bağlamda Safranbolu’nun bir “Break-of-Bulk-Point” olma niteliği taşımaktadır, demektedirler.

(Cerasi, 101) Türklerin dünyadaki ilk sayfiye yerleşmesini (Banliyöleşme) ortaya çıkardıklarını yazmaktadır. Türkmenlerin konargöçer yaşam tarzının bir sonucunda oluşan Bağlar semti, bol su kaynaklarının da bilinçli kullanımı sonucu bağ, bostan ve meyve ağaçları dolu bahçelerin içinde inşa ettikleri görkemli yazlık evlerle çok çarpıcı bir dokuya sahiptir.

19. yüzyıla girildiğinde Safranbolu’nun, çarşı ve çeperinde Müslüman nüfusun yaşadığı Çarşı (Şehir), Rum Ortodoks tebaanın yaşadığı Kıranköy[16] ve yaz aylarını geçirdiği Bağlar’la birlikte fiziki yapılanması zirveye ulaşmış bulunuyordu[17].

19. Yüzyılda Safranbolu’nun Fiziki Yapısı

Osmanlı kenti, surlarından taşarak Selçuklu kentinin çeperinde oluşur. Yukarıda belirttiğimiz gibi, Selçuklu kenti teslim aldıktan sonra, kalenin içine yerleşmiş ve Kale Altı’nda oluşturduğu merkezle de kamusal alanı denetimine almış bulunmaktaydı. 17 yüzyılda, Cinci Hoca ve ardından da Köprülü Mehmet Paşa’nın hayratıyla, Çarşı’nın ticari yapısı hemen hemen tamamlanmıştı. Merkezde bulunan Köprülü Camisi, Yeni Hamam ve Pazaryeri, tabi ki çevresinde konumlanan dükkânlar, kırsal nüfusa da hizmet verebilecek şekilde sosyal ve ticari işlevini eksiksiz bir şekilde yerine getirmekteydi. Pazara gelen yörükanın konaklayacağı ve hayvanını bırakabileceği hanlar ise pazara hizmet eden diğer yapılardır. Safranbolu Kenti’nin etkileyici özelliklerinden bir diğeri ise kanyonun içine yerleşmesinin getirdiği mekânsal sorunu kamusal yapıları kanyonun tam dibine hatta yer yer derenin üzerine yerleştirerek çözmesidir. Çarşı ise bunların hemen çevresinde yerleşmiş bulunan tek katlı ve tek ışıklı yalnızca iki kişinin çalışabileceği büyüklükte dükkânların lonca düzenine göre bir araya gelmesiyle oluşmaktaydı. Her biri başka bir sokağa yerleşmiş bulunan çeşitli meslek grupları sıkı lonca düzenine göre çalışırlardı. Genellikle o sokakta yerleşik meslek gruplarının adı bugün hala sokakların isimlerinde yaşamaktadır: Göncüler Sokağı, Kunduracılar Sokağı, Kasaplar Sokağı, gibi. Loncaların her birinin ritüellerini yerine getirdikleri, sosyalleştikleri ve mesleki sorunlarını görüştükleri birer kahvehanesi bulunmaktaydı. Bunlardan Yemeniciler Arastası ve Demirciler Çarşısı’nınkiler hala iyi durumda bulunmakta ve hizmet vermektedir. Eski Safranbolu’dan iki önemli ekonomik işlevinin bugünlere kalan iki fiziki mirası bulunmaktadır. Biri Cinci Hoca’nın yaptırdığı Cinci Hanı ki İstanbul’un batısındaki en görkemli handır; diğeri ise artık işlevsel olmayan, özlemli duygulardan çok üzüntü verecek derecede çöküntüye uğramış tabakhaneler bölgesidir.

Tabakhaneler Safranbolu’nun kanyonlarını oluşturan Gümüş Deresi’nin ve Akçasu’yun buluşarak kenti terk ettiği noktada konumlanmakla suyu, artık kenti terk ettiği noktada kullanmaktadırlar. Tabakhaneler bu özellikleriyle, çevreye duyarlı fiziki yapılanmanın önemli örneklerinden biridir.

Osmanlı kentlerinde meydan bulunmamaktadır. İslam geleneğinin bir devamı olarak Osmanlı kentlerinde sosyal alanları yalnızca cami ve avlularıdır. Osmanlı kentinde 19. yüzyıla kadar resmi daireler de bulunmamakta, resmi görevliler çalışmak için kendi konaklarını kullanmaktaydılar. Buna karşın kentte önemli sayıda sübyan mektebi, medrese, tekke, gibi kamuya hizmet veren yapılar bulunmaktaydı. 18. yüzyılda Safranbolu’nun sosyo-ekonomik açıdan en üst düzeye ulaştığını belirtmiştim. Bu yüzyılda daha sonra sadrazam olan Safranbolulu İzzet Mehmet Paşa’nın yaptırdığı, cami ve akareti, saat kulesi ve kente su getiren sukemeri ve su şebekesini özellikle belirtmek gerekir.

Her şeyden önemlisi Safranbolu, kentsel olduğu kadar, kırsal özellikler de gösterir. Safranbolu’nun içine yerleştiği kanyonların üstlerindeki düzlüklerde Has Tarlaları bulunmaktaydı. Bunun doğal bir sonucu olarak yarı kırsal yarı kentsel olma özelliği konutların mekânsal yapısına da yansımıştır.

Osmanlı Kenti tarıma elverişli alanları kullanmamakta, genellikle yamaçlara yerleşmektedir. Yamaca yerleşen konut dokusu her konağa yeterli ışık ve manzara sağlarken, mahremiyet sorununa da doğru çözüm olanağı sağlamaktadır. Eğimi kullanan temiz ve atık su sistemleri çok kolayca çözülebilmektedir. Organik bir sokak dokusuna sahip Osmanlı kentleri genellikle soya bağlı komşuluk ilişkilerinin bir araya getirdiği birimlerinden oluşmaktadır. Farklı sosyal konumdaki ailelerin bir araya gelmesiyle oluşmasına karşın, 18. yüzyıla kadar evlerin görünümleri sosyal farklılığı dışarı yansıtmamaktaydı. Sonunda genellikle bir çeşmenin, çoğunlukla bir mescidin bulunduğu çıkmaz sokaklar[18] sistemi, komşuluk birimlerinin mahremiyetini ve gerektiğinde güvenliğini iyi bir şekilde sağlamak için olanak vermektedir. Komşuluk birimlerinin soya bağlı oluşmasına karşın, farklı din, mezhep ve etnik gruplar kentin ayrı bölümlerinde ve kentle yoğun ilişkide bulunan köylerde ayrı ayrı yaşamaktadırlar (Cerasi), buna örnek olarak Kıranköy, Yazıköy ve bir Bektaşi köyü olan Yörük Köyü’nü örnek verebilirim. Osmanlılarda da olduğu gibi genelde, sanayi öncesi topluluklarda sosyal sınıf ayrımı fiziki yapıya yansımamaktaydı. Ancak, 18. yüzyıl sonunda geliştiği bilinen ve Kale’nin hemen doğu yamacında bulunan Çeşme Mahallesi, yönetici sınıfın ve varlıklı kesimin yaptırdığı görkemli konaklarıyla Safranbolu kent dokusunun artık sosyal farklılaşmayı yansıtmaya başladığını gösterir.

Safranbolu yukarıda sıraladığım özelliklerinden dolayı geniş dış bağlantıları ve lojistik altyapıya sahip endüstri öncesi bir “Endüstri Kenti”dir. (Faroqhi, 9–33) bu durumun “Protoendüstrileşme” olarak isimlendirildiğini yazmaktadır. İzzet Mehmet Paşa’nın yaptırdığı ve Anadolu’nun bilinen en eski saat kulesi[19] ise bunun simgesi gibidir.

Safranbolu Evleri

Dış görünümleri hemen hemen aynı olmakla birlikte, Safranbolu evlerini üç ayrı grupta toplamak gerekir. Bunlar, Çarşı’da bulunan kışlık evler, Bağlar’da bulunan yazlık evler ve Kıranköy’de bulunan Rum Ortodoks evleridir[20]. Safranbolu’da üç farklı yerleşmede, çevre ve sosyal farklılıkların etkisiyle birbirinden farklı özellikleri olan üç ev tipi gelişmiştir. Çoğunluğu Müslümanlara ait olan Çarşı evleri hiçbir şekilde ticari ya da artizanal işlevler üslenmemişlerdir. Ancak, bugün Beybağı (Asmazlar evleri), Kaymakamlar Evi ve Paşa Konağı gibi bazı evler, yönetici sınıfın gereksindiği mekânları da içerecek şekilde büyük programlı konaklar olarak yapılmıştır. Bugün Çarşı’da altında dükkân ya da işlik bulunan az sayıdaki evlerin Rum Ortodoks tabaya ait olması gerekir[21]. Rum Ortodoks tabanın yaşadığı Kıranköy’de ise hemen tüm evlerin zemin katında bir dükkân ya da bir işlik bulunur[22]. İlk bakışta hemen algılanan bu farklılık dışında Müslüman ve gayrimüslim evleri arasında belirgin başka farklılıklar da vardır. Rum-Ortodoks evlerinde şarap yapma ve saklama amaçlı mekânlar, fırın ve dua köşesi bulunmaktadır. Diğer bir özellikleri ise Müslüman evlerinde hayat ya da sofa etrafına yerleşen odalarda yalnızca -eğer varsa- sandık odasına geçiş olabilirken, Rum Ortodoksların evlerinde geçişli odalar yaygındır. Bağlar evlerinin en önemli özelliği zaman zaman strüktürü zorlayacak kadar geniş tutulmuş fiziki boyutlarıdır. Bu evlerin içlerinde bulundukları geniş sulak bahçelerle uyumu ve Bağlar’da yaz mevsiminin insana keyif veren yumuşaklığını evlerin içlerine taşıyan gölgeli yarı açık mekânlarla yaşama getirdikleri zenginlik önemli özellikleridir. Bağlar evlerinde kırsal özellikler daha öne çıkar. Bu evlerde mera, tarla, bağ ve bostanların sunduğu ürünlerin kış için hazırlanması imece ile gerçekleştirilirken bu işlevler için gereken kazan ocağı başta kış evlerindekilere ek yeni mekânsal düzenlemeler görülmektedir.

Çarşı’da konutlar kanyonların yamaçlarına yerleşmiştir. Kanyonların kıraç toprağı bitki yetiştirmeye olanak sağlamadığı için, bugün gördüğümüz toprak, deve ve kağnılarla taşınarak istinat duvarları içine doldurulmuştur. Bahçelerinde üzüm bağları ve meyve ağaçları bulunan Çarşı’daki sıkışık kent dokusuna rağmen yeşil bir kent görüntüsü verir. Bugün parseller incelendiğinde zaman içinde büyüyen ailenin gereksinimleri ya da ekonomik nedenlerle büyük parseller içinde birer evlik küçük parsellerin oluştuğu görülmektedir. Bu zaman içinde Çarşı’nın yoğunlaşırken içe büyüdüğünün göstergesidir.

Evler eğime uyumlu moloz taştan yapılan duvarların üzerine kurulmuştur. Osmanlı evleri parsel büyüklüğünden bağımsız olarak, genellikle bir cephesini sokağa yerleştirmektedir. Zemin katta sokakla ilişkisini bir atın yüklü olarak geçebileceği boyuttaki çift kanatlı bir kapı dışında tümüyle kısıtlamaktadır. O kadar ki, sokak tarafında bulunan duvar yüksek bahçe duvarları[23] olarak devam eder ve tam bir mahremiyet sağlar. Zemin katın geometrisi yalnızca kanyonun eğimini bir veri olarak almaz aynı zamanda organik sokak dokusunun getirdiği ortogonal olmayan geometriyi de olduğu gibi kabul eder. Buna karşı üst katta çıkmalar ve pencerelerle sokakla üç boyutlu bir ilişki kurulurken hedeflenen ideal plan şeması gerçekleştirilir. Safranbolu evi güneşi ve manzarayı en iyi değerlendirecek şekilde yönlenmektedir. Genellikle, kuzeyde helâ ve abdestliğin konumlandığı ıslak hacim çıkmaları bulunmaktadır. Dolayısıyla kuburun da ıslak hacim çıkmalarının altına yerleştiği bu cepheler kanyon eğiminin bakışına bağlı olarak – komşu evlerin konumu da dikkate alınarak – bazen doğuda ya da batıda olabilmektedir. 18. yüzyıla kadarki Safranbolu’yu kanyon eğimine yerleşen moloz taş duvarlar üzerinde, kerpiç dolgulu ahşap iskelet sistemi ile yapılmış evler olarak düşünmek gerekir. Bu noktada, Safranbolu evini “Ahır” – varlıklı kesimin evlerinde- “Hazine[24]” ve ısınmak için odun başta çeşitli malzemenin depolandığı “Taşlık”ın yerleştiği zemin kat (Tahtani), üst katında ise genellikle güneye yönelmiş bir çardak çevresine yerleşik biri Aşevi olarak da kullanılan iki, üç odası bulunan (Fevkani) yapılar olarak gözümüzde canlandırmak gerekir. Bu özellikleriyle Safranbolu evi tam bir “Hayat Evi”dir. Safranbolu’da yalnızca Mektepçiler Evi’nin (Canbulat ) 18. yüzyılda yapıldığı kesin bilinmekte, diğer tüm evler 19. yüzyıl yapısı olarak belirlenmektedir. Bu nedenle Mektepçiler Evi, burada anlattığımız 18. yüzyıl evinin tam bir örneğidir.

Osmanlı topraklarında 18. yüzyıla değin üç katlı yapı bulunmamaktaydı. 1858 Arazi Kanunnamesi ile özel mülkiyet kabul edilmiş ve oluşan görece liberal ortam ve sonucunda varlığın gösterilmesinden artık korkulmaması sonucu bugün gördüğümüz görkemli fiziki yapı ortaya çıkmıştır. O kadar ki daha önce gayri-Müslim tabanın evleri için uygulana gelen boyutsal kısıtlamalar bile kalkmış, Kıranköy’de Müslüman evleriyle yarışan görkemli konaklar yapılabilmiştir. 18. yüzyılda hayatın çevresinde yerleşik odaları bulunan fevkaninin üzerine bir kat daha eklenmiştir. Döneme uygun olarak batı etkilenmesiyle ikinci katlar hemen tümüyle bir orta sofanın etrafına yerleşen odalarla oluşmuştur. “Orta Sofalı” olarak isimlendirilen bu planlar İstanbul üzerinden gelen barok esinlenmesi sonucudur. Esinlenme bu kadarla da kalmamış eyvan ya da şahnişinlere Neo-Gothic (Victorian) ahşap kemerli pencereler yakıştırılmıştır. Safranbolu’da bugün giyotin pencerelere takılan ahşap kafesler İngilizce bir sözcükle “Glisten” olarak isimlendirilmektedir.

Safranbolu evlerinin en önemli özelliği mimarsız mimari “Vernecular” ve tümüyle yerel malzemeden yapılıyor olmalarıdır. Yerel mimarlık titiz bir ekonomiklik bağlamında eski yapı elemanlarının yeniden kullanımını (Devşirme) da uygulaya gelmiştir. Bugün görmekte olduğumuz Safranbolu evleri 3 000 yıllık bir deneyimin oluşturduğu çok değerli bir mimari mirastır.

Safranbolu evleri kanyonun eğiminden dolayı hemen hep bir moloz taş duvarlı zemin kat üzerine kurulmaktadır, demiştim. Çamur harçla kurulmalarına karşın moloz taşa çekiçle şekil verirken çıkan ve “Çivilik” olarak isimlendirilen küçük taş parçalarının büyük taşların boşluklarına çakılması ve yaklaşık 120 – 130 cm’de bir koyulan ve “Zar” olarak isimlendirilen ahşap hatıllar duvarlara dinamik yüklere karşı da dayanım sağlamaktadır. Safranbolu evinin zemin üzerindeki katlar, sarı ve az miktarda karaçam ahşap iskelet taşıyıcı sistem ile taşıtılmaktadır. İskeletin kurulmasında ahşap geçme hiçbir şekilde kullanılmamaktadır. Bağlantılar dövme demir çiviler yardımıyla yapılmaktadır. Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde bulunan Safranbolu için bu çözümler yapıların deprem dayanımını artıran önemli özelliklerdir[25]. Genel özellikleri anlatırken basitleştirerek söylediğimiz “zemin katlar moloz taş duvarlarla…” tanımı önemli yanlış anlamalara neden olabilmektedir. Safranbolu evlerinde moloz taş duvarlar üst katlara kadar yükseltilmektedir. Çoğunlukla üzerlerine ocakların yerleştiği bu moloz taş duvarlar ve dolayısıyla devamındaki kâgir bacalar yapının -deprem başta- yanal yüklere karşı dayanımını artıran diğer çözümlerdir.

Ahşap iskeletin içi genellikle kerpiç ve ahşap doldurulmuştur. Sonraları ise “Çakatura” olarak isimlendirebileceğimiz uygulamayla, ahşap iskelet üzerine içten ve dıştan çakılan kalıp tahtaları arasına kireç harcıyla birlikte taş parçaları doldurulmaktadır.

18. yüzyılda ikinci katın yapılmaya başlamasıyla birlikte birinci katla ikinci katın plan şemalarının farklı olması nedeniyle, 3 000+ yıllık deneyim sonucunda kusursuzluğa ulaşan Safranbolu evinin strüktürü sorunlu hale gelmiştir. Yaygın olmamakla birlikte ikinci katlarda görülen bağdadi duvarlar, yapan ustaların öngörüsü sonucu yapının ölü yükünü hafifletmek üzere kullanılmıştır. Ancak ustalar strüktürel şemaları başka başka olan bu katların ölü yükünü sorunsuz bir şekilde toprağa aktaramamışlar, Safranbolu evlerinde yaygın olarak gördüğümüz çökmeler kaçınılmaz olmuştur. 20. yüzyılda tadilat gören evlerde bu sorunun giderilmeye çalışıldığı örnekler çoktur.

Safranbolu evinin çatısı 19. yüzyıla kadar “Pedavra” olarak isimlendirilen ahşap yarmalarla kaplıydı. Büyük bir mahalle yangınının ardından dönemin valisi ‘nin emriyle bölgede kiremit ocakları açılmış ve bugün Safranbolu’nun 5. cephesi olarak keyifle betimlediğimiz kiremit kaplı çatılar ortaya çıkmıştır.

Safranbolu evinin birinci kat tavanı oldukça alçaktır. Bu kat ahırın üzerinde olması nedeniyle de kolay ısınmakta ve kışları tercih edilmektedir. Gerçekte bu kat zemin katıyla birlikte 18 yüzyıl öncesi Safranbolu evinin özgün örneği gibidir. Bu katta genellikle “Aşevi” olarak isimlendirilen bir mutfak ve kuzey duvarına yapışık ve “Karanlık Oda” olarak isimlendirilen bir kiler bulunur. Aşevinin hemen önünde bulunan sofa büyük olasılıkla zaman içinde dışa kapatılan bir çardaktır ev halkının ve kadınların sosyalleşmesi işlevi yanında imeceyle yufka açmak, meyve kurutmak gibi amaçlarla mutfağın bir uzantısı gibi de işlev görür.

Eğer varsa – 18. yüzyılda ortaya çıkan – ikinci katlarda bir orta sofa çevresinde yerleşmiş 4 kadar oda ve bazı örneklerde sandık odaları (ara oda) bulunmaktadır. Bu katların tavanları daha yüksektir. Orta sofanın dışa açılımı belli sayıda eyvan ya da şahnişinlerle sağlanır. Yine bu katta da başlangıçta dışarıya açık olan sofa zaman içinde pencerelerle kapatılmıştır. Çoğu kaynakta yazılanın aksine Safranbolu ailesi kalabalık değildir. Doğum kontrolü yaptıkları söylenegelen Safranbolu ailesi, 3 nesilden 5 ile 6 kişiden oluşur. Bu yanılgının nedeni ikinci katların yapılmasıyla ortaya çıkan çok sayıda odayı işlevlendirmek amacıyla mekândan hareketle aile boyu belirlemek çabasıdır. Safranbolu’nun yerlisi aileler yalnızca has tarlaların değil bugün Kardemir’in bulunduğu alandaki çeltik tarlalarının da sahipleriydi. Tarih boyunca çevre köylerde yerleşik yörükanı (önceleri tımarlı sipahi) yarıcı olarak kullandıkları için kalabalık aile bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmamıştır. Bu nedenle zaten yazları Bağlar evlerine göçen ve kışın alt katı kullandıkları bilinen küçük ailelerin 10–15 mekândan oluşan evleri nasıl kullandıkları, araştırılmaya değer. Restorasyonunu gerçekleştirdiğim evlerin eski sahipleriyle görüşmelerimde bazı odaların hemen hiç kullanılmadığını, bazı odaların ise meyve ve pirinç depolamak gibi asıl işlevi dışında kullanıldıklarını öğrenince şaşkınlığa uğradığımı belirtmeliyim. Aynı bağlamda ikinci katlarda bulunan aşevlerinin ne amaçla yapıldığını Safranbolulular da açıklayamamaktadırlar. 18. yüzyılda bir yandan ikinci katlar yapılırken bir yandan da Safranbolu evlerinin yarı açık mekânları kapatılmış ve bazıları odaya çevrilmiştir.

Safranbolu evini benzersiz yapan en önemli mekânsal çözümleme kuşkusuz “Havuzlu Divanhane”lerdir. Dünyada bir örneğinin bulunmadığını düşündüğüm bu mekânlar, Safranbolulunun incelmiş yaşam zevkinin sonucunda ortaya çıkmıştır. Safranbolulu, 19. yüzyıl başında büyük bahçeli evlerinde çoğu Bağlar’da bulunan geniş ve derin havuzlar çevresinde, sedirleriyle, mutfakçığı ve kahve ocaklarıyla ya evinin içinde görkemli havuzlu divanhaneler ya da bahçelerinde havuzlu köşkler yaratmıştır.

Safranbolu odaları bir çekirdek ailenin barınmasına uygun olarak, taşınıp ortaya kurulan yer sofrası, bebeklerin tutunarak yürümeyi öğrendikleri ve odayı ışıklı duvarları boyunca geçen sedirleri, gece olunca yüklükten çıkarılarak yere serilen yataklar, yüklük açılınca ortaya çıkıveren gusülhanesi ile 24 saatlik döngüye tam bir işlevsellikle katılmaktadır. Odaların tümünde ocak bulunmaktadır. Osmanlı evlerinde ocak ve baca ne yazık ki gelişmemiştir. Bacalar ocağın üzerine konumlanan düz birer kanaldan ibarettir. Bu nedenle de mekânı ısıtmaktan çok ısınan havanın dışarıya kaçmasına neden olmaktadır. Dolapların bulunduğu yüzeylerde kalın duvar işlevi de üslenmeleri, kerpiç duvarlar yanında tabanı ve tavanı “Bulgurlama” olarak isimlendirilen toprak dolgulu odalar iyi ısı işlevi sağlamakla birlikte, yine de en iyi ısı yalıtımının kalın elbiseler olduğunu düşünmek gerekir. Odalarda 19. yüzyılda kapı girişlerinde, duvarlarda ve bir çelişki gibi görülse de ocak önlerinde ısı yalıtımı için perdelerin kullanıldığını biliyoruz.

Buna karşın Safranbolu evi doğal havalandırmadan akıllı bir şekilde yararlanmaktadır. Odaların çevresi hava akımı için açık olduğu gibi, “Soğuk Çatı” yaparak çatıyı bir radyasyon kalkanı gibi kullanmaktadır. Yapıların zemininde ve içinde bulunan kalın taş duvarlar gece ve gündüz sıcaklık farkı çok olan Safranbolu’da sıcaklık dengeleyici işlev görürler.

Safranbolu evini 19. yüzyıla kadar, camın kullanılmadığı pencere düzenli evler olarak gözümüzde canlandırmalıyız. Mektepçiler Evi ve Kırımlılar Evi belki bilemediğim bir kaç örnek dışında Safranbolu evlerinde revzenli ikinci sıra pencereler bulunmamaktadır. Bu durumda kışın kara-kapakların sürekli kapalı tutulduğunu göz önünde bulundurmamız gerekir. Gerçekleştirdiğim restorasyonlar sırasında bulduğumuz, levha cam takmak için lamba ya da kanal açılmamış pencere çerçevesi, Safranbolu evlerinde görüntü sağlamayan ancak ışık almaya yarayan nişasta çirişli tülbendin kullanılmakta olduğunun kanıtıdır. Gerçekten de bu çözümün köylerde 1960’lara kadar uygulanmakta olduğunu biliyorum.

Safranbolu odasının boyutlarının ahşap taşıyıcılarla, işlevlerin getirdiği ister ve kısıtlamaların optimizasyonu sonunda oluştuğunu düşünüyorum. Restorasyonunu gerçekleştirdiğim evlerde hemen tüm yapı elemanlarında mimari zira (0 757738 m) ve alt birimleri olan parmak, hat ve noktanın dikkatlice kullanılmış olduğunu gördüm. Bu nedenle İstanbul’da kadı içtihatlarıyla (Altınay 1981 102–103, 109–111) zorunlu kılınan yapı malzemesi boyutlarına Safranbolu’da da uyulduğunu görmekteyiz. Oda geometrisini zaman içinde şekillendiren ve değiştiren iki önemli öğe ise sedirler ve pencereler olmuştur. Kanımca ahşap yapı elemanlarının standart ölçüleri, onlarla uyumlu kerpiç boyutları ve yurtdışından gelen pencere camlarının 8” x 12” (25 x 38 cm) boyutları bugün hayranlıkla izlediğimiz pencere geometrisi ve oda cephelerine yerleştirilen 3 pencere örüntüsünün kaynağıdır. Zaman içinde yer şiltesinden sandalye boyutlarına evrinen sedirler ve onlara bağlı olarak yükselen pencere silmelerinin yükseklikleri diğer bir değişimdir.

Restorasyonunu gerçekleştirdiğim evlerde genellikle yaklaşık 60’ar yıllık periyotlarla önemli tadilatlar yapıldığını görmekteyim. İstanbul Üniversitesi, Orman Fakültesi, Dentrokronoloji Laboratuarı[26] ile birlikte yaptığımız ahşap yaşı belirleme çalışmaları bunu kanıtlamaktadır. Buna bağlı olarak 18. yüzyıl son çeyreğinde yapılan evlerde –yangın sonrası yenilemeler nedeniyle de- ilk değişimin 19. yüzyıl ortasının klasik Osmanlı evine ulaşılmış bulunduğunu, sonraki evre olan 20. yüzyılın başında ise dolapların söküldüğü, 45 derece açılı kapıların düzeltildiği, kapı ve duvar perdeleri kullanımının bırakıldığı modern evler bulmaktayız. Bu evlere soba ve elektriğin girdiği kesindir. Büyük olasılıkla masa ve sandalye başta mobilya ve karyolanın girmesi nedeniyle daha geniş alan ihtiyacı doğmuş bu sorun bazı dolapların sökülmesiyle çözülmüştür. Yine bu dönemde varlıklı kesim ana-baba odası başta pencerelerini giyotin pencereye dönüştürmüş, kara kapakları ise sökmüştür. Evlerin sıvalı alanları da artmıştır. Bu noktaya kadar önceki dönem olarak değer verdiğimiz değişim, yerini artık bozulmaya bırakacaktır. Safranbolu evinin önemli bir anısı ise Cumhuriyet’le birlikte kadınları kafes arkasından çıkarmak ülküsüyle hükümet kararnamesi ile tüm glistenlerin söktürülmesidir. Safranbolu eşrafıyla gerçekleştirdiğim sözlü tarih çalışmaları sırasında, glistenleri sökmek zorundan kaldığında bazı kişilerin, gazeteden kestikleri şeritleri aynı düzende camlara yapıştırmış olduklarını öğrendim. Harf devriminden hemen sonra ise yine bir hükümet kararnamesi ile evlerin cephelerinde bulunan rozetlerdeki tüm eski yazılar kireçle örtülmüştür. Restorasyon sırasında zorlandığım boya sökme işleminin nedeni 1954’te Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın ziyareti öncesinde evlerini güzelleştirmeleri amacıyla halka yağlıboya dağıtılmış olmasıdır.


[1] Bartın Çayı

[2] (Umar, 109) Dadybra adının yerel bir pagan tanrı olan Dada’dan hareketle Dada-ura: Ulu-Dada olduğunu yazmaktadır. Taraklı adı ise buraya yerleştirilen Taraklı Türkmen Boyu’ndan gelmektedir. –borlu, -borglu eki için bakınız (Yazıcıoğlu & Al 1982, 33–38). Dadybra – Zalifre geçişinin asıl nedeninin ise Arap alfabesinde “dz” gibi okunan ض (dad) harfi olduğunu düşünüyorum. Sorun telaffuzdan çok transkripsiyondan kaynaklanmaktadır. “Safranbolu” adı çok yenidir ve 19. yüzyılda ortaya çıkmıştır.

[3] Adı ilk kez Ch. Texier’ın “Küçük Asya”sında 610–641 yılları arasında Bizans imparatoru olan Herakleyos dönemine ait bir haritada yer almaktadır. Önemli yanılgılardan biri Safranbolu’nun geçmişte Theodoropolis olarak adlandırılmış olduğu savıdır. Bu yanılmaların nedeni yakın zamana kadar Dadybra’nın Safranbolu olduğunun bilinmemesi ve sürekli olarak kaynaklarda adı geçen ve bazıları hala bulunamamış olan yerleşmelerin Safranbolu olduğu konusundaki savlardır.

[4] Diğerleri: Gangra (Çankırı) , Sora (Zora – Akören?), Ionopolis (İnebolu), Amastris (Amasra) ve Pompeiopolis (Taşköprü)

[5]Erhan Acar (ODTÜ) ve Dr. Deniz Baykan (Bilkent Üniversitesi) ve öğrencileriyle birlikte

[6] Yazıcıoğlu, (Yazıcıoğlu, 56–57) asıl yerleşik nüfusun Kıranköy ve Yazıköy’de bulunduğunu yazarak, Dadybra’yı benim tanımladığım kapsama getirmektedir. Bu yerleşmelere bir de Bulak’ı eklemek gerekir.

[7] Müslüman ve “Gâvur” hamamları ayrıdır. Bu nedenle Eski Hamam’ın da devşirilmiş olduğunu düşünmek gerekir (Sözen 1976).

[8] Gazi Süleyman Paşa Medresesi olmalı (Sözen 1976).

[9] Yazıcıoğlu, (Yazıcıoğlu ve Al, 17–18) Babasultan Mahallesi Şahbalı Mevkii’nde bir saray hamamının ve bazı kalıntıların varlığını, Akçasu Deresi üzerinde bulunan Çatal Köprü’nün de Selçuklular döneminden kaldığını yazmaktadır. Birçok kaynakta da belirtildiği gibi Eski Cami ve Eski Hamam ise Bizans’tan kalma olmalıdır.

[10] (Yazıcıoğlu 2002, 75–79) Kentsel Nüfus 1500, kırsal nüfus ise 12 523 ve toplam 14 023.

[11] Bu yazının amacı dışında kalması nedeniyle geçtiğimiz bu dönemlerle ilgili ayrıntılar için (Yazıcıoğlu)’na başvurulmalıdır.

[12] (Aktüre & Şenyapılı, 65) “Safranbolulu olmayan Köprülü Mehmet Paşa’nın burada bir cami yaptırmasının nedeni bir süre buraya sürgün olarak gönderilişidir. O zaman Hızır Baba Dergâhı’nda ibadet eden Köprülü, affedilip sadrazam olunca bu dergâhın bulunduğu yere bir cami yaptırmıştır. Caminin 1661 yılında kullanıma açıldığı, Köprülü Mehmet Paşa tarafından gönderilen el yazması bir kuran üzerindeki yazıdan anlaşılmaktadır. (Cemal, Abdullah. Kastamonu ve Zonguldak Vilayetlerimiz. İstanbul, 1932, 84)”

[13] (Cuinet 1894, 460) Safranbolu’nun vergi hâsılatını 2 071 424 kuruş olarak vermektedir.

[14] Resmi tarih söyleminin dışına çıkamayan tarihçiler gibi yerel tarihçi (Yazıcıoğlu)’da ayanların hakkını teslim etmemektedir. 18. yüzyılın ikinci yarısında ayanlık yapan Yazı Köylü Ayanlar Seyyid Mehmet ve Seyyid Abdünnebi, Fahr-ül Ayan Kazdağlıoğlu Mehmet Ağa ve Şeyhzade Mir Abdülcelil bilinen ayanlardır. Ancak henüz bir araştırmaya konu olmamışlardır. (Cerasin, 50) …ayanlar, …iç ve dış ticareti imalattan daha fazla destekleyecekler, böylece kervan trafiği çoğalacak, panayırların önemi artacaktı.” Yine bakınız (Tanyeri, 455–456)

[15] Çarşı’daki üretime Kıranköy’deki işliklerin de katıldıklarını biliyoruz. Örneğin Çarşı’da hazırlanan saya ve taban, Kıranköy’e gönderilir; orada bulunan “Oltancı”lar tarafından birleştirilirdi (Acar 2006, 169, 172).

[16] Kıranköy’ün üzerinde bu denli durmamın nedeni gerek millici tavır nedeniyle geri planda tutulması gerekse, Safranbolu’nun yeni merkezinin etkileme alanı içinde kalması nedeniyle hızla yapı değişikliğine uğruyor olmasıdır.

[17] (CUINET, V) 1894’te nüfusu 7 500 olan Safranbolu’da 2 795 Rum Ortodoks oturduğunu söylemektedir.

[18] (Tanyeri 425) bu yapının zaman içinde büyük arsaların ufalanması sonucu kaçınılmaz olarak ortaya çıktığını yazmaktadır.

[19] Anadolu’da bilinen en eski saat kulesidir; 1797 yılında yapılmıştır.

[20] Safranbolulular, sonraki bölümlerde anlatacağım “Safranbolu Kültür ve Mimari Değerler Haftası” kapsamındaki kentli – akademisyen buluşmalarına kadar “konak” ismini kullanmadıklarını yalnızca “ev” dediklerini belirtmektedirler. Ayni bağlamda, “başoda”, “selamlık” ve “hayat” sözcüğü de kullanılmaya başlanmıştır. Bugün hala “hayat”ın evlerde nerede olduğu çelişik bir konudur.

[21] Semerci Kemal Ayar, kendisiyle yaptığım sözlü tarih çalışmaları sırasında Kışlayanı Sokak’ta epey Rum Ortodoks semercinin bulunduğunu belirtmiştir.

[22] (Cerasi, 102) Osmanlı kentlerinde dükkân ve işliklerin yer darlığı nedeniyle 18. yüzyıldan başlayarak evler arasına yayıldığını belirtmektedir. Bu görüşü temkinle karşılıyorum.

[23] Zemin kat duvarlarıyla birlikte örülen bahçe duvarları yapılara depreme karşı dayanıklılık kazandıran payanda işlevi de görmektedir.

[24] Hazine (Ambar, Yangın Odası) üst örtüsü tonoz olan çok kalın duvarlı, metal kaplı kapı ve pencere kapakları ile en önemli işlevi değerli eşyayı yangından korumaktır. İçinde hatta bu yılın yiyeceği, gelecek yılın tohumu olarak buğday saklanan ahşap ambarlar bulunmaktadır.

[25] Kuzey Anadolu Fayı, bölgede 1 Şubat 1944 yılında kırıldı “Safranbolu kaza merkezinde bir cami sakatlanmış, Cinci Hanı’nın bazı kısımları yıkılmıştır. Kaza merkezinde ölü ve yaralı yoksa da bazı köylerde epeyce insan ve bina kaybı vardır.” Bartın Gazetesi 10 Şubat 1944, sayı 837 (Kuş 2009 297). Depreme dayanıklılıktan amaçlanan, yapının yıkılmaması değil, can güvenliğini sağlamasıdır.

[26] Dr. Nesibe Köse yönetiminde yaptığımız çalışmalarda Genellikle 19. yüzyıl ortasına tarihlendirilenler arasında 18. yüzyıl sonlarına tarihlendirilen bir başka grup ahşap yapı elemanı bulduk. Gökçüler Konağı ve Kırımlılar Konağı üzerinde yapılan dentrokronoloji çalışmaları ile konakların zaman içinde geçirdikleri değişim saptanmaktadır. Araştırma sonuçlarını içeren bir bildiri hazırlık aşamasındadır.

SAFRANBOLU / UNESCO Dünya Miras Kenti 1/5

İbrahim Canbulat, Usta Mimar

 

Safranbolu, UNESCO Dünya Miras Komitesi’nin hazırladığı Dünya Miras Listesi’nde 1994 tarih ve 614 sıra numarası ile kayıtlıdır. Safranbolu’nun Dünya Miras Listesi’ne kabul edilme “Kültürel Miras” olarak ölçütleri (ii), (iv) ve (v)’tir[1]. Bu bağlamda Safranbolu;

ii)       Yüzyıllar boyunca kervan ticaretinde oynadığı kilit rolden dolayı Safranbolu refah içinde olmuş ve bunun sonucu olarak da Osmanlı İmparatorluğu’nun geniş bir bölgesinde kentsel gelişime etkiyen genel ve mahalli mimariye ait standartlar oluşturmuştur.

iv)     Kervan ticareti asırlar boyunca Doğu ile Avrupa arasındaki temel ticari bağ olmuştur. Sonuç olarak da rotası boyunca karakteristik özelliklere sahip olan şehirler kurulmuştur. 19. yüzyılda demiryollarının gelmesiyle bu şehirler birincil varoluş amaçlarını kaybetmiş ve çoğu başka ekonomik kaynaklara yönelmiştir. Safranbolu ise bu yönde etkilenmemiş bunun sonucunda da orijinal halini ve binalarını önemli derecede korumuştur.

v)      Kervan ticaretinin bitmesinin Safranbolu üzerinde yıkıcı ektileri olmuştur. Karabük demir-çelik fabrikalarına yakınlığı Safranbolu’ya yeni bir sosyo-ekonomik rol vermiştir ancak Safranbolu hala dışsal etkenlere maruz kalabilmektedir. Bu yüzden de bu geleneksel yerleşimi korumak için devamlılık arz eden çabaların gösterilmesi gerekmektedir (UNESCO,   215–240).

Safranbolu, içinde insan yaşamının sürmekte olduğu bir kenttir. Bu nedenle Türkiye’de bulunan diğer 10 UNESCO Dünya Mirası alandan çok daha karmaşık bir yapı göstermektedir. Yazıda Safranbolu’nun geçirdiği evreler üç bölümde incelenecektir. Bunlar: A. Safranbolu’nun Oluşumu (1930’lar öncesi),

B. Safranbolu’da Koruma Çabaları (1930’lar – 1990’lar) ve

C. Bir Turistik-Tarihi Kent Olarak Safranbolu’nun Karşı Karşıya Kaldığı Tehditler  (1990’lar sonrası).

Safranbolu’da ortaya çıkan etkileyici fiziki yapıyı yalnızca Osmanlı olarak değerlendirmek yanlış olur. Safranbolu, bilinen en az 3 000 yıllık geçmişin kültürel mirasına sahiptir. Safranbolu, Çarşı ve Bağlar ile Selçuklu – Osmanlı sürekliliğini gösterirken, Kıranköy ile Roma – Bizans – Osmanlı sürekliliğini göstermektedir. Bugün Osmanlı konakları olarak isimlendirdiğimiz, yapılar ise Hititlerden[2] miras strüktür ve yapı sistemleri kullanılarak inşa edilmiştir. Yapı usta ve ekiplerinin ise Hitit – Roma – Bizans – Osmanlı gelenek ve becerilerini kullana geldiklerini görmekteyiz[3]. Öte yandan, Safranbolu’nun iyi korunmuş kent dokusu ve konakları, bize Osmanlının Müslüman olsun gayrimüslim olsun aile ve sosyal yaşamıyla ilgili önemli bilgiler sunmaktadır.

Safranbolu, Osmanlının sağ ucunda bulunmakla, sürekli olarak Asya’dan kopup gelen “Yörükan”a geçici de olsa konak olmuştur. Osmanlı’nın yüzyıllarca süren batıya doğru deviniminde gereken nüfus, toprak kazanıldıkça bölgeden kaydırılmaktaydı. Geçmişte Medine-i Taraklı Borlu ve Yörükan-ı Taraklı Borlu olmak üzere iki ayrı kadı tarafından idare edilen ve birbirinden oldukça farklı ikili yapı bugün dahi Safranbolu üzerinde önemli ölçüde etkin olmaktadır. Safranbolu’da koruma süreçlerini anlamak için, yörükanın yarıcı olarak kullanan Safranbolu soylusunun konaklarının şekillenmesinden tutun, ilk sahipleri tarafından terk edildiğinde konakları sahiplenen yörükanın konaklardaki yeni kentsel/kırsal yaşamına kadar birçok noktada bu ikili yapıyı göz önünde bulundurmak gerekmektedir[4].

Safranbolu, 1930’lar sonrası adeta dünyada kentsel korumanın geçmişiyle ilgili entelektüel, profesyonel ve politik süreçleri birebir yaşamıştır. Bu nedenle de akademik araştırmalara önemli kaynak olmak yanında, benzer kentsel koruma uygulamalarına örnek olma özelliği de bulunmaktadır. Yazıda koruma sürecinin evreleri dipnotlarla da ayrıntılandırılarak anlatılmaktadır.

Yazının amacı bir UNESCO Dünya Mirası olarak Safranbolu’yu incelemekse de zaman zaman bu kapsamın dışına çıkmak zorunda kaldım. Safranbolu’nun isimleri ve tarihi ile ilgili bölümlerde Dadybra’nın Safranbolu olduğunun ancak 1970’lerde belirlenmiş olması nedeniyle çeşitli kaynaklarda tutarsızlıklar gördüm. Bu nedenle 1. derecede kaynaklara ulaşmak ve bazı saptamaları yazıya katmak zorunda kaldım. Aşağıda da belirteceğim gibi, Osmanlı kenti ve kentlisi ile ilgili birçok yeni araştırmalar yapılmaktadır. Bu bağlamda başta ayanlar dönemi, loncalar ve Anadolu’da ortaya çıkan “Protoendüstri Kentleri” gibi konuları –kapsam dışına çok taşmamak koşuluyla- irdelemekte yarar gördüm. Safranbolu evine gelince, konu daha çapraşık bir boyut aldı. Bugün elimizde 19. yüzyıl öncesinden kalan çok kısıtlı sayıda Osmanlı evi olmasına karşın, çoğu 19. yüzyılda yapılmış konaklardan hareketle Osmanlı evi özellikleri ve tipolojisi üzerine kalın çizgilerle, hatta aşırı idealize edilmiş soyutlamalar ve genellemeler yapmaktayız. Aşağıda da belirttiğim gibi 18. yüzyıla kadar bir “Hayat Evi” olan Safranbolu evi, 18. yüzyıldan başlayarak, değişen sosyo-ekonomik yapı, daha liberal ortam ve İstanbul üzerinden gelen yabancı esinlenmelerle önemli değişim geçirmiştir. En azından bu konuda yapmakta olduğumuz bilimsel araştırmaların ilk ipuçlarını yazıda paylaşmak gereğini duydum. Bu cesareti bana Safranbolu’nun zengin kültürel mirasını kullanıyor olmak verdi.

Safranbolu’nun bugününü iyi anlayabilmek için şu anda bağlı bulunduğu Karabük’le birlikte değerlendirmek gerekir. Safranbolu’yu 1930’lara taşıyan sosyo-ekonomik yapı yok olurken,  eş zamanlı olarak gerçekleştirilen Türkiye’nin ilk ağır endüstri yatırımı Karabük Demir ve Çelik İşletmeleri ne denli etkilediyse, 1994’te özelleştirmesiyle ortaya çıkan sosyo-ekonomik ortam da o denli etkilemiştir. Özelleştirme sonrasında plansız “Sanayisizleşme: deindustrialization” olarak isimlendirdiğim oluşum, 20 yıl sonra bugün de Safranbolu’yu güçlü bir şekilde etkilemeye devam etmektedir.

1990’lardan başlayarak öncelikle TTOK (Türk Turing ve Otomobil Kurumu)’nun Beybağı Sokağı’nda bulunan Havuzlu Asmazlar Konağı’nı satın alıp, restore ettirdikten sonra bir otel olarak işletmeye başlaması, Safranbolu’nun turizme tanışmasını ve bir destinasyon olarak ortaya çıkmasını sağlamıştır. Marazi bir ilişki içinde olmakla birlikte miras alanlarını kültür turizminden ayrı düşünmek olanaksız gibidir. Bu bağlamda geçen 20 yıl içinde Safranbolu’da önemli sayıda tescilli konak restore edilerek otel olarak işletmeye alınmıştır. Bugün Safranbolu’da 2 650 yatak kapasitesi bulunmakla birlikte, doluluğun yeterli olmaması nedeniyle turizm sorunları olan bir sektör olarak gözükmektedir.

Endüstrileşme ve kentleşmesini tamamlayamamış toplumlarda, tarihi kentler özellikle düşük gelirli sosyal grupların, büyük kentlere doğru deviniminde geçici barınak yerleşmeler olarak kullanılmaktadır.[5]

Çarşı, Kıranköy ve Bağlar geçirdikleri farklı süreçler sonucunda bugün birbirinden çok farklı konumlarda da bulunmaktadırlar. Ancak, Çarşı’nın karşılaştığı sorunlar diğerlerinden çok daha çapraşıktır. Çarşı, ekonomik ve idari merkezlik işlevini kaybetmiş olmak yanında, kitle turizminin getirdiği olumsuzluklarla başa çıkmaya çalışmakta, bir yandan da orada barınmaya çalışan nüfusun düzey kaybetmekte olan yaşam standardı sonucu fiziki olduğu kadar sosyal bozulmaya da uğramaktadır.


[1] Kabul edilme ölçütleri için http://whc.unesco.org/en/criteria/

[2] (Naumann, 372 – 388) Boğazköy Evleri, zemini moloz taş üst katı ahşap iskelet sistemi ile Safranbolu evinin prototipi gibidir. Özellikle resim 514–516 çardaklı (hayat) ev tipi için önemli ipuçları sağlamaktadır. Yine Safranbolu’da moloz taşla yapılmış duvarlarda kullanılan balıksırtı (opus spicatum) örgü için 69 ve resim 41. 

[3] Çamur sıva üzerinde kullanılan perdah analizleri, Vitruvius reçete ve tarifleri ile çakışmaktadır. (Vitruvius, 152-). 

[4] Akbudun x Karabudun: Fars kültürü etkisinde kentli gruplara karşın, hayvancılıkla geçinen ve kentlileşmesi hala tamamlanmamış Türkmenlere verilen isimlerdir. Bugün kendini gerçek Safranbolulu olarak tanımlayan grup, kendilerinin Selçuklu asilzadelerinin torunları olduklarını söylemektedirler.

[5] (Aga Khan, 7 – 11) Dünyadaki miras kentlerin üçte birinin Müslüman dünyasında bulunduğunu ve bu kentlerde fakirin fakiri toplulukların tutunmaya çalıştıklarını belirtiyor.