SAFRANBOLU / UNESCO Dünya Miras Kenti 3/5

B. Safranbolu’da Koruma Çabaları

(1930’lar – 1990’lar)

 

Kurtuluş Savaşı’ndan bile fazla etkilenmemiş –işgal de görmemiş- olan Safranbolu, ardından üst üste gelen ekonomik darbelere dayanamamıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında askere yemeni dikmek belki de Safranbolu tabakhanelerinin ve yemenicilerin yaptıkları son önemli iş oldu. Genellikle deri işleme teknolojilerinin Fransız ve Avusturyalı sanayi casusları tarafından çalındığını ileri sürseler de asıl neden inorganik kimyasalları kullanarak deri işleme süreçlerini geliştiren batının, rekabet üstünlüğünü ele geçirmesidir. Bunun devamında Gerede’de ve İstanbul’da Kazlıçeşme’de kurulan tabakhaneler ve Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası yanında KDÇİ’nin hemen tüm iş gücünü çekmesi nedeniyle işçi bulunamaması, Safranbolu tabakhanelerinin ve deriden eşya üretiminin sonunu getirmiştir (Aktüre & Şenyapılı, 73). 20. yüzyılın başlarında son bir atak olarak görülen fenni deri fabrikası yatırımı ise gerek işletme zorlukları gerekse işçi bulunamaması nedeniyle kapanmıştır. Bugün kanyonların dibinde duran fenni deri fabrikasının yıkıntısı, sanayileşemeyen Safranbolu’nun simgesi gibidir.

Safranbolu’nun en önemli ekonomik işlevi olan kervan işletmeciliği Gerede – Safranbolu Karayolu’nun 1954 yılında tamamlanması başta; gelişen karayolu ağları ve Ankara – Zonguldak demiryolu ile birlikte tüm önemini kaybetti. Kaybedilen ekonomik işlevle birlikte Safranbolu’nun kervan yolları çatalında bulunmasının da önemi yok oldu. Homeros’un İliada’sında ilk kez tarih sahnesine çıkan Paflagonyalı 500–600 katır da işini kaybetmiş oldu (Yazıcıoğlu, 128).

1920’den başlayarak, Kıranköy’de bulunan Rum Ortodoks nüfus Yunanistan’a gitti[1]. Mübadele kapsamında Rodos’tan gelen Müslümanlar ise Safranbolu’da tutunamayıp kısa bir süre sonra başka yerlere göç ettiler.

1927 yılında yapılan ilk nüfus sayımına göre artık Safranbolu’da 5 218 kişi yaşamaktadır. 1 Haziran 1934’te Karabük’e ilk tren gelmesine, 3 Nisan 1937’de temeli atılan Karabük Demir Çelik İşletmeleri’nde ilk demir üretiminin 10 Eylül 1939’da olmasına karşın, Safranbolu hala nüfus kaybeder. Çeltik tarlalarını zaten KDÇİ için satan Safranbolu’nun varlıklı eşrafı ise sermayelerini ve iş becerilerini toplayarak başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlere göçtüler. Kalanlar ise artı değer yaratamadıkları için sermayelerini kaybettiler[2]. 1945 nüfus sayımına göre kentsel nüfus 5 164’e inmiştir. Bu evrede artık Safranbolu yalnızca bir yerel pazaryeri ve idari merkez haline inmiş bulunuyordu (Yazıcıoğlu), (Aktüre & Şenyapılı).

Safranbolu, 1927 yılında bağlı bulunduğu Kastamonu Sancağı’ndan ayrılarak Zonguldak İli’ne bağlanır.

 

Barınak Şehir

(1930’lar – 1970’ler)

 

En önemli ekonomik işlevlerini, dolayısıyla sermaye ve yetişkin işgücünü kaybeden Safranbolu, artık izbe bir kasaba haline gelmiştir. Karabük yanında, Ulus ve Efnani’nin kaza olması nedeniyle Safranbolu’nun idari merkez ve Pazar olmasının getirisi de küçülmüş bulunmaktadır. Bu yıllarda artık Safranbolu’da yalnızca dışarıya gidememiş yaşlı çiftler ve henüz kocaya veremedikleri kızları kalmıştır. Safranbolu evleri hemen hemen boşalmış ve sessizliğe bürünmüştür.

1930’larda projelendirilen Türkiye’nin ilk ağır sanayi yatırımı olan KDÇİ ilk demirini 1939’da üretmeye başlamıştı. KDÇİ’nin eleman ihtiyacı bölge başta Türkiye’nin her yerinden sağlanmaktadır. KDÇİ’ne dışarıdan çalışmaya gelen aileler Çarşı evlerine kiracı olarak yerleşmeye başlarlar. Safranbolu köylerinden otobüslerle taşınan vardiyalı işçiler de bir süre sonra diğerlerini izler. Çarşı’nın 10–14 mekânlı evleri artık “Çatal Ev”e dönmüştür[3]. Yukarıda belirttiğim gibi, Kıranköy zaten gelen Rodoslu Müslümanların da kenti terk etmeleri sonucu tümüyle ıssızdır. Bir süre sonra, Safranbolulular, Çarşı’yı tümüyle terk edecek, 1960’lardan başlayarak da KDÇİ’nde çalışarak eli para tutan kişilere satarak, Bağlar’a[4] çekileceklerdir. (Aktüre & Şenyapılı,   82) 1975 yılında öğrencilerin %1,4 lük örnekleme ile gerçekleştirdikleri araştırmanın sonucunda Çarşı nüfusunun çoğunluğu işçi (%44), kendi evlerinde (%81) oturmakta ve Safranbolu köylerinden (%53,4) gelmişlerdir; Kıranköy’de çoğunluğu işçi (%36) ve memur (%36) kendi evlerinde oturmakta (%54) ve Safranboluludur (%57,8); Bağlar’da ise çoğunluğu işçi (%31), kendi evlerinde oturmakta (%78) ve Safranbolulu (%67) olduğu sonucuna ulaşmışlardı[5].

1975 yılı 30 Ağustos – 5 Eylül günlerinde yapılan Safranbolu Mimari Değerleri ve Folkloru Haftası’nda yaptığı konuşmada Kızıltan Ulukavak, “Karabük kentinde, konut gereksinmesine çözüm olanağı bulamayan her yurttaşın hatırına ilk gelen yer Safranbolu olmakta ve Safranbolu ister istemez her gün yeni hemşeriler kazanmaktadır… Bugün Safranbolu, sadece Çerkeş, Ovacık, Eskipazar, Ulus, Eflani, Araç gibi komşu ilçeler ve köylerinden değil, yurdun dört bir yanından, örneğin Kırşehir’den, Gümüşhane’den gelen yurttaşlara da kucak açmış durumdadır.” (Ulukavak 1975) demektedir.      

Aytekin Kuş, yerel yöneticilerin çaresizlik içinde Safranbolu’ya yeni ekonomik işlevler[6] kazandırmak için çabalarını ve kentin yaşaması için verdikleri mücadeleyi anlatmaktadır (Kuş 2009). Bunun yanında Safranbolu’nun Karabük’ün cazibesi altında kentsel bütünlüğünü korumaya çalışması ve bunun için verilen kavga öğreticidir. Hatta bir ara Bağlar’ın Safranbolu’dan ayrılarak ayrı bir kaza olması gündeme gelir. Yeni yerleşmeler hızla bugün Emek Mahallesi olarak isimlendirdiğimiz “Has Tarlalar”a doğru kayarken, Safranbolu’nun yerel yöneticileri, hükümet konağı, belediye vb resmi kurumların Çarşı’da kalması için çaba sarf etmektedirler (Kuş 2009, 314-). Bir ara Hükümet Konağı Kıranköy’e taşınırsa da geri gelir ve 1976’da yanana kadar Çarşı’da kalır. Belediye ise 1990’lara kadar Çarşı’da kalmaya devam edecektir.

Koruma Yılları

(1970’ler – 1990’lar)

Safranbolu’nun ilk imar planını yapan Mütehassıs Şehirci Mimar Bürhan Arif Ongun, (Ongun 66–68) 1936’da Safranbolu’nun “…Bu rutubetli sahalarda ısrarla sıkışarak ikamet mıntıkaları tesisi burada iç Anadolu şehirleri gibi tarihte bir mimari bünyeye malik ve iyi bir teknik ile ahşap işçiliğinin taammüm edememiş olmasını gösterir. …Keresteye iyi bir işçilikten ziyade burada iptizal ile kullanmağa ehemmiyet verilmiştir… Bize bitaraf bir tabiatın asırlarca tecrübesi yine şehrin yerinde bırakılması hususunda menfi kanaat veriyor.” demektedir. Devamla, “Umumi görünüşü” başlığı altında ise “ Safranbolu, ortasındaki kalenin etrafına sıralanmış beyaz aşı boyası renklerindeki(?) eski evlerile çok şirin kasabalarımızdandır. Kurunu kadimenin derinliklerinde kaybolan mazisile, zamanla yeni bir sıhhi belde doğarken, bu kısmı yıkmakta mana yoktur. Müteakip bahislerde tasrih edeceğimiz veçhile camilerin etrafında yapılacak cüz’i temizlik ile iktifa olunmalı, hiçbir kıymeti mimariyesi olmayan barakalar(?) kaldırılarak burası tarihin umuklarile olduğu gibi terk edilmelidir.” Açıktır ki Ongun, Safranbolu’yu beğenmemiş ve Has Tarlalar’da yeni bir kent kurmakta kararlıdır[7]. Devamında “Nüfusun meslek erbabı nispetini gösterir cetvelde (çoğunluğun) %50 sebzeci ve meyvecidir” demektedir.

1340 (1921–1922) yılı Kastamonu Salnamesi’nde Safranbolu’nun ihracatı ithalatının iki misli kadar olmakla birlikte (860 560 lira / 488 900 lira) çok az deri, kösele ve kürk (%10) dışında tamamı tarımsal ürünlerden oluşmaktadır. Görülen odur ki Safranbolu artık bir tarım kentidir. Sonuçta Ongun, (Ongun 71–72) yeni Safranbolu’nun Kıranköy’ün eski kilise ve meydanını, merkez alarak Has Tarlalar’da gelişmesi gerektiğini yazarak; devamında “7- Çarşı devrini yaşayarak ölmüş olduğundan istimlâk ve yıkmak ile tevsii çarelerini düşünmek hiçbir zaman mevzubahis olmamalıdır. 8- Eski çarşıda mevcut dükkânlar on metre murabbaı, arsalı ahşap ve kıymeti inşaiyeleri derme çatma olduğundan… Dükkânlara mukabil Hastarlar’da derhal yenilerinin kâgir olarak inşasına başlanmalıdır” diyerek Çarşı’yı çökmeye bırakıyor.

Eski Safranbolu’yu yaşatanların barınmak zorunluluğunda olan ve zaman içinde oturdukları evleri sahiplenen Yörükan olduğu kesindir. Tarihi yapıların 1970’lere kadar hemen hemen hiç bozulmadan kalmasının en önemli nedeni yukarıda bahsettiğim gibi evlerin kentsel olduğu kadar kırsal özelliklerinin olmasıdır. Bu özelliği yörükanın kentsel yaşama katılırken, kırsal alışkanlıklarından taviz vermemelerine olanak sağlamıştır.

Geri dönüp Ongun’un Çarşı ile ilgili imar planı açıklamalarına bir kez daha göz atarsanız, tarihi kenti yıkmaya değer görmediğini fark edersiniz. Safranbolu’yu 1970’lere taşıyan işte bu güzel tesadüflerdir.

Safranbolu’nun kurumsal olarak korunması konusundaki ilk duyarlılık (İller Bankası, 1968 111) Karabük ve Safranbolu[8] İmar planları için yapılacak proje yarışması için hazırlanmış bulunan raporda “Eski kasaba bölgesindeki müstesna karakter bozulmamalı, bu kısımdaki binaların eskimeleri halinde dahi dış görünüşleri muhafaza edilerek tamir edilme yoluna gidilmelidir” denmektedir. Ayrıca (İller Bankası, 38–39) 106 “Tarihi Eser” tek tek belirlenerek tescil edilmiştir. Raporda (İller Bankası 82) “İlçe merkezi oldukça faal bir mahalli ticaret merkezidir. Müstahsil malını muayyen günlerde kurulan pazara getirerek perakende müstehlike intikal ettirir” denilmektedir. Buradan 1960’lar sonunda Çarşı’nın bütün olumsuzluklara karşın tarımsal bir merkez olarak yaşamaya devam etmekte olduğunu göstermektedir. Sonuçta Gündüz Özdeş’in öneri projesi teklifi birinci seçilir ve Karabük – Safranbolu İmar Planını yapar. Projede Çarşı’nın idari ve ticari bölge özellikleri aynen korunmakla birlikte çevresi ve Has Tarlalar’da yeni konut bölgeleri değerlendirilmiştir. Çevresinde gelişecek yeni konut alanları için ayrıca Kıranköy’ün hemen batısında “Teklif Ticaret” bölgesi önerilmiştir. Özdeş, Karabük’e merkez işlevi verirken, Safranbolu’yu daha çok bir konut bölgesi olarak tasarlamıştı.

Aradan 5 yıl geçmemiştir ama Gündüz Özdeş’in planı Safranbolulu için sorun olmaktadır (Ulukavak 2005 44) “…Safranbolu’yu konut ve yerleşim alanı; Karabük’ü iş ve ticaret merkezi olarak belirleyen bu plan iki ilçe merkezini bir arada değerlendirmekteydi… iki kent arasında bir bağlantı olamazdı.” Ardından Safranboluluların ısrarlı baskıları sonucu, imar planı değişikliği pazarlık usulüyle İdil Baran’a yaptırılmıştır. Plan tadilatı, Temmuz 1975’te onaylanmış ve yürürlüğe girmiştir.

1975 yılında gerçekleştirilen “Safranbolu Mimari Değerleri ve Folkloru Haftası’nda Cengiz Bektaş’la birlikte bir bildiri sunan (Baran 1995 23) planın ardından “ …yönetim ve ticari merkezinin bulunduğu Eskişehir (Çarşı Mahallesi) yakın hinterlandının pazarı işlevini bile bitirecek bir gerileme içindedir. Bu mahallenin köylerden gelen daha yoksul bir sosyal kesime, kiralama ya da satma yoluyla bırakılması, sitin eskimesini kolaylaştırıcı yeni bir erozyon unsuru doğurmuştur” demektedir. Ancak bu saptamanın ardından, plan müellifi herhangi bir öneri getirmemiştir. Görünen odur ki, Revize İmar Planı, Çarşı için bir çözüm düşünmemektedir.

Bu arada Safranbolu Belediye Meclisi, 12 Haziran 1975 tarihinde “…yapılan tamir ve tadillerin bilhassa kasaba merkezinde eski mimarisi bozulmadan tamir edilme cihetine gidilmesi…” amacıyla bir karar alır. “Belediye her çeşit yapının eskiyen sıva ve badana işini sahibine yaptırmaya veya kendi yaparak bedelini şahıstan tahsile mezundur. Badana ve sıva işleri yapılmamış yapılara iskân veya başka türlü tamir ruhsatı verilemez…” şeklinde bir kararı oybirliği ile İmar Yönetmeliği’nin sonuna eklemiştir. Görüleceği üzere karar daha çok güzelleştirme amaçlı bir uygulama da olsa “…Türkiye’de Kentsel sit alanı oluşturma amacına yönelik gereksinim ve duyarlığı ilk kez sergileyen örnek bir yerel yönetim belgesi…” olarak duyurulmaktadır (Kuş 2003 20–23). 

Avrupa Konseyi, 1975 yılını Avrupa Miras Yılı olarak ilan etmiştir. Dışişleri Bakanlığı ise İTÜ, MTRE (Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Enstitüsü)’nü Avrupa Miras Yılı etkinliklerini düzenlemek üzere yetkili kılar. Özellikle, KDÇİ’de mimar olarak görev yaptığı sırada, Safranbolu’nun değerlerinin farkında olan Yavuz İnce, bir süredir gerek Safranbolu’da gerek Karabük’te bilinçli bir grupla değerlendirmeler yapmakta, Safranbolu’nun nasıl korunabileceğini tartışmaktadır. 19–20 Haziran 1975’te İTÜ’de gerçekleştirilen “Tarihi Çevrenin Korunması Semineri’nde (İnce) “Sosyo-ekonomik değişimler konut insan ilişkisini bozuyor, …Tarihsel kent dokularının korunması konusunda sürdürülen çabalar, halk kültürünün ürünü kentleri giderek yok olmaktan kurtaramıyor… MTRE’nin kurulmasıyla başlayan örgütlenme çabalarını önemli bir aşama olarak kabul ediyoruz. Bu örgütün yerel örgütlenmelerle geniş bir tabana oturması etkinliğinin artırılması için gereklidir” demektedir. Sunumun devamında kısa bir süre önce gerçekleştirdiği restorasyonunun Safranbolulular tarafından övüldüğünü belirtmekte ve bir dizi önlem önermektedir. Gerçekten de Yavuz İnce’nin Nezihe Aycan‘a ait ve Bağlar’da bulunan Emin Hocazade Ahmet Bey Evi’nin restorasyon uygulaması, Safranbolu’nun korunmasında önemli bir dönüm noktasıdır. Halkın önce kuşkuyla yaklaştığı restorasyon sonunda bir yüz akı olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Seminerin sonundaki görüş ve dilekler olarak tanımlayacağımız bölümde Gönül Tankut, “Kent tarih içinde yaşadığı yoğun aktivitesini yitirmiştir. Nasıl yeniden fonksiyon ve canlılık verilebilir?” sorusuna karşın Yavuz İnce, “Turizm benimsenmiştir…” yanıtını veriyor. Ümit Serdaroğlu söz alarak “ Gelişen nüfus oranı dikkate alınarak turizm dışında başka yollar aranabilir mi? Tümüyle turizme bel bağlamak riskli değil mi?” diye sorguluyor. Nezih Eldem ise büyük bir ileri görüşlülükle, “ Korumanın, büyük bir duyarlılıkla fiziki görüntüyü korumadan öte, dinamik bir içerik kazanması için mutlaka sosyo-ekonomik plan kararları içinde yeri olmalıdır. … koruma metotları tartışılmalıdır. Bu batıda yapılmaktadır…” diye uyarıyor. (İnce 13).

(Ulukavak 2005 83) Yavuz İnce’yle 1975 Haziran ayında ilk kez bir araya geldiklerinde, MTRE ile Safranbolu Belediyesi’nin olası ortak çalışmaları konusunun görüşüldüğünü anlatmaktadır. Adı daha sonra “Safranbolu Mimari Değerleri ve Folkloru Haftaları” olarak belirlenecek buluşma, yine Türkiye’de bir ilktir. Aynı yıl 30 Ağustos – 05 Eylül günlerinde gerçekleşecek olan buluşma Safranbolu halkının sahip olduğu mirasın değerini anlaması için önemli bir etkinlik olmuştur. Türkiye’nin önde gelen akademisyenleri yanında önemli sayıda yazar, çizer ve Kültür Bakanlığı başta çeşitli bakanlıkların üst düzey bürokrat Safranbolu’ya gelirler. Konuklar evlerde ağırlanırlar. Safranbolulu unutulmayacak bir ev sahipliği yapmış, sorunlarını paylaşmış, kalıcı ve güvene dayalı dostluklar kurmuştur.

(Fersan) haftayı anlatan yazısının sonunda Kısa Vadeli Girişimler ve Uzun Vadeli Girişimler başlıkları altında yapılması öngörülen ve önerilen çalışmaları sıralamakta; “…Kentin tüm mimari değerlerini ortaya koyan, Belediye ile sürekli işbirliği halinde olan bir komisyon”un kurulacağını belirtmekte ve “…Enstitümüz açısından koruma konusunda yeni bir bilinçlendirme atılımına neden oluşu ve bu önemli sorunun Safranbolu halkınca da ilgiyle benimsenmesine olanak sağlayışı sevindiricidir. Haftaya katılan iki yüze yakın uzman açısından ise, hem Anadolu-Türk sivil mimarisinin en güzel örneklerini yıllar boyu hemen tümüyle koruyabilmiş bir Türk kenti görmek, hem de geleneksel Türk konukseverliğine özgü davranışlar içinde halkla ortak mekânlarda yaşamak, onlarla doğrudan ilişkiyi sağlayarak araştırmaları için ilginç noktalar bulmaları olanağını yaratmıştır. Ayrıca, bu haftanın her şeyden öte, Türkiye’de mimari ve tarihi değerleri açısından önemli yer tutan, bugüne kadar geleneksel dokularını bozulmadan koruyabilen nice kasabamıza dikkati çekmek yönünden de ilk adımı attığı inancındayız” demektedir.

Aynı seminerde (Ulukavak 1975) sunumunu “…kentin mimari değerlerinin korunması ve kent görünümünün bozulmaması konusunda da çok katı davranılmaması gerektiğine de değinmek istiyorum… Bir kent, kanımızca, ne kadar mimari değere sahip olursa olsun, ne kadar tarihsel bir önem taşırsa taşısın, sadece dışarıdan görmeğe gelenlerin hoşlanacakları bir görünüm içinde kalmaya mahkûm olmamalıdır, o kentte yaşayanlar da yaşantılarından hoşnut olabilmelidir… Bu nedenle, evinin önüne veya yakınına motorlu araçların ulaşmasını sağlayacak genişlikte şehir-içi yolu, araçların park etmeleri için birkaç alan ve düzensiz Arnavut kaldırımı yerine düzgün yol Safranbolu’nun başlıca özlemlerindendir… çarşı içinde 3–4 metrekarelik yüz ölçümde, tahta daraba dükkânlar yüzyıl öncesinden günümüze ulaşmış olabilir, ancak bugünkü hali ile ne sahibine ve ne de kente bir yarar ve güven sağladığına inanmıyoruz. Aynı şekilde tek yönlü olarak dahi, bir motorlu araca geçit vermeyen mahalle için yolarda genişleme istiyoruz” diye bitirmiştir. Bu yaklaşım gerçekte Çarşı’nın içinde bulunduğu sosyo-ekonomik sorunları göz ardı etmekle birlikte orada barınanların yaşam standardını yükseltmek yönünde samimi bir istektir. Aslında ilk kazma Dibekönü’nde Mayıs 1974’te vurulmuştur bile. Memurevleri–Dibekönü Yolu, Arslanlar-Kavaklar-Çakmakçayırı-Köyiçi-Müftüpınarı-Çampınarı-Arslanlar otobüs güzergâhı genişletilmiş. Köyiçi Kurtuluş Meydanı ve Çarşı’da Kazdağlı Camisi etrafında bir meydan açılmıştır. Çarşı’da meydan açmak amacıyla İdil Baran’ın hazırladığı proje İmar ve İskân Bakanlığı’nın onayı sonrasında 14 parça ev ve dükkân yıkılmıştır[9] (Ulukavak 2005 56–60). Ulukavak döneminin, zaman içinde Çarşı üzerinde olumsuz etki yaratacak diğer bir projesi ise Has Tarlalar’daki yeni yerleşmelere hizmet götürmek amacıyla hazırlanan “Belediye Hal Binası ile Açık Pazar Yeri” projesidir. 11 Kasım 1980 yılında açılacak olan pazaryeri, belki de Çarşı’nın kent ölçeğindeki son işlevini de kaybetme sürecini başlatacaktır (Ulukavak 2005 40–41).

Ardından Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun 08 Ekim 1976 tarihli kararıyla Safranbolu için koruma ve geliştirme planı yapılıncaya kadar geçecek süre içinde uygulanmak üzere “Yapılanma Koşullarına” ilişkin bir dizi ilke ve kurallar getirilir. Yapılanma Koşullarının özellikle Bağlar için getirdiği parsel genişliklerinin en az 2 000m2 olması yönündeki kararı Safranbolulularca kabul edilemez bulunmuş ve değiştirilmesi yönünde ciddi çabalar harcanmaya başlanmıştır. Karar 1 000m2 olarak değiştirilir (Ulukavak 2005, 88–89) ancak bu zaman içinde –ne yazık ki- Bağlar’da yapı yoğunluğunun ciddi bir şekilde artmasına neden olacaktır.

23 Eylül 1978 günü İTÜ Mimarlık Fakültesi ve Kültür Bakanlığı temsilcileri arasında yapılan bir protokolle Safranbolu Koruma Amaçlı İmar Planı’nın yapılması işi İTÜ’ye verilir. Bodrum’dan sonra Türkiye’de ikinci olan Safranbolu Koruma Amaçlı İmar Planı Prof. Dr. Doğan Kuban’ın Proje Yürütücüsü olarak yer aldığı plan çalışmaları başlar.

Kuban’ın (2001,   187–2009) Safranbolu’nun ilk koruma amaçlı imar planının ilkeleri olarak isimlendirebileceğim saptamalarda kenti artık durağan bir yapıda görmekte olduğu sonucuna varıyorum. “Yerleşmeyi tek bir anıt gibi düşünerek…”, “Güvence altına almak istediğimiz temel varlık, kentin değişmesini minimuma indireceğimiz tarihsel yapıdır. Bunun, korumanın hedeflerini çağdaş yaşamın sosyo-ekonomik öncelikleriyle bulanıklaştırmadan, korunacak fiziksel varlığın kültürel önemini halka kabul ettirmekle sağlanabileceğini düşünüyorduk” ve devamında “…Kentin sosyal yapısında da nüfusunda da köklü değişiklikler olması beklenmiyordu.” demektedir. 1985 yılında bir seminerde sunulmak üzere hazırlanmış metnin dip notunda (Kuban 2001 190) “Bu tahminimiz bugüne kadar doğru çıkmıştır” diye vurgulamaktadır. Sonunda “ Tarihi kentlerin korunmasına ilişkin olarak sosyal bilimlere verilen önem biraz abartılmıştır. Bu araştırmalar, uygulama sırasında tatmin edici sonuçlar almak için halkın olası davranışlarını saptama aracıdır. Fakat müdahalenin fiziksel doğasını değiştirmez. Çünkü tarihi yapıların korunmasının temel amacı sanatsaldır” ve son olarak “Belki sıradan bir plancıyı geleneği yorumlayan ve geleceğe biçim veren bir kişi haline dönüştürmektense, tasarımda meydana gelebilecek olası hataları kabul etmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır”

Koruma amaçlı imar planları özünde tarihi kenti olduğu gibi korumayı amaçlamaktadırlar. Bu ise kent gibi çok dinamik ve değişkenli her şeyden öncesi insan yapısı olduğu için yaşayan bir varlığı “anıt gibi”ye indirgemeci yaklaşımdır. Bu yaklaşım, sonuçta tarihi kentin “Sürdürülebilir” olmasına olanak vermemektedir.

8 Ekim 1976’da Resmi Safranbolu Koruma Kararı devreye girmiştir. 2 Mayıs 1985’te ise koruma altına alınması gereken yapıların listesi Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Doğan Kuban ve Metin Sözen’in yürütücülüğünde başlayan İTÜ Döner Sermayesi projesini İsmet Okyay tamamlar ve 27 Kasım 1990’da onaylanır. Planla birlikte Çarşı ve Bağlar Kentsel ve Doğal Sit Alanı olarak belirlenmiştir.

Okyay (Okyay 6–8) “İktisadi Açıdan Tarihi Çevre Koruma” başlığı altında “Başlangıçta salt kültürel kararlar olarak görülse de, tarihi çevre koruma kararları ve planlaması kentsel gelişme bütünü içindedir ve olgunun iktisadi yönü her zaman önemini hissettirecektir.” demektedir. (Okyay 8–12) “Kentsel Sit Alanlarının Korunmasında Sosyolojik Yaklaşımlar” başlığı altında ise “Korunması zorunlu görülen kentsel sit alanlarına ilişkin olarak kent sosyolojisinin özellikle üzerinde durduğu konulardan biri değişme süreci içinde toplumun taleplerinin fiziki mekânda yapacağı değişimlerdir.” demekte; sonraki sayfalarda  (Okyay 11) “Planlamalardaki ikinci büyük yanlış eski kent merkezlerinin yeni kent merkeziymişçesine ele alınmasıdır. Eski şehir merkezleri yeni kentsel fonksiyonları üstlenemeyecek kapasitedir. Her ne kadar görkemli tarihsel yapılar orada yer alsa da sanki hakiki merkezmiş gibi muameleye tabi tutulur. Söz konumuz Safranbolu koruma planlamasında bu yanlışa düşülmemeye çalışılmıştır” açıklamasıdır.

Ancak (Okyay, 21) raporun bitiş paragrafı çok ilginçtir. “Bugün Safranbolu’da tarihi koruma bilinci değil, değişme bilinci gelişmiştir. Orta gelir düzeyindeki nüfus (%41) belirli bir konfora ulaşabilmek için yeni girişimlerde bulunmakta (konut kooperatifçiliği), koruma ve uygun tarzda yenilemeyi (renovation) göze alamamaktadır. Köhneleşmiş, hiçbir yenileşme göstermeyen mekânsal düzenlemelerin olmadığı yerlerde konutunu onarmanın gereğine pek inanmamaktadır. Onarılmış konut ve içinde yer aldığı fakat köhneleşmiş, hüzünlü bir kentsel mekânda yaşamlarını sürdürmenin doyurucu olmadığı kanısındadırlar. Emirlere ve bürokrasiden gelebilecek tersliklerle donatılmış olabilecek statik bir koruma planına da kuşkuyla bakmaktadırlar. Sorunun böyle olmadığını somut kamusal yararlar, güzelleştirilmiş mekânlar sağlayarak kanıtlamaktan başka çözüm yolu görünmemektedir.” anlaşılan, Safranbolu Mimarlık Değerleri ve Folkloru Haftalarından 15 yıl sonra Safranbolulu bambaşka bir konumdadır. Okyay’ın hazırladığı “Kentsel Yönetmelik”te, yapılardan yeşil dokuya, sokak kaplama ve malzemeleri ve profilinden, bahçe duvarlarına, çok duyarlı bir yaklaşımla koruma kararları oluşturulmuş ve “Düzenleme Önerileri” başlığı altında ise çok sayıda sokak ve meydanın görünüşleri üzerinde yapılması gereken koruyucu ve güzelleştirici önlemler aynı duyarlılıkla önerilmiştir.

Kentsel sit alanlarına, işlevler vermek ve onların sürdürülebilir olmasını sağlamak yukarıda da belirttiğim gibi koruma amaçlı imar planlarının işlevi ol(a)mamaktadır. Bu açıdan Okyay’ın yaklaşımını -özellikle yukarıda alıntı yaptığımız görüşlerini de göz önünde bulunadurarak- anlayışla karşılamak gerekir[10].

Bugün görmekte olduğumuz Safranbolu işte bu süreçlerden süzüle gelmiştir.


[1] Mübadelenin genelde Türkiye’den önemli know-how, işgücü ve sermaye kaybı yarattığı doğru olabilir ancak Safranbolu özeli için doğru değildir. Müslümanların sanayi ve ticarette becerileri Rum Ortodokslardan az değildi. Mübadelede Rum Ortodoks yapı ustalarının boşluğu kısa bir süre hissedilmiş olabilir ancak bu boşluğu Bulaklı ustalar yeterince doldurmuşlardır.

[2] Bu çöküntüde tarihçiler, lonca sisteminin kişisel rekabeti yok etmesini neden olarak görürler.

[3] Gökçüler Konağı restorasyonu sırasında bir komşum elektrik parası tahsildarlığı yaptığı dönemde konakta 10 kadar elektrik sayacı okuduğunu söyledi.

[4] Bu tercihte, Bağlar’da yazları çoluk çocuk bir araya gelebilmek arzusu etkin olmuştur. Bugün bile Safranboluluların Çarşı ile karşılaştırılınca Bağlar’da daha fazla evi bulunmaktadır.

[5] Örneklerin mekânsal dağılımı: Çarşı %74, Kıranköy %8 ve Bağlar %18

[6] Safranbolu’nun belli ki ulaşım altyapısının yetersizliği nedeniyle dışarıya satamadığı meşhur üzümlerini sirke yaparak satabilmek için çabaları hüzün vericidir (Kuş 2009, 260–265).

[7] (Ongun, 67) Mehmet İzzet Paşa’nın Safranbolu’yu imar ile görevlendirdiği veziri Salih Paşa’nın daha önce de Has Tarlalar’a çıkarmaya çalıştığını “Mahalli tesirler ve fuzuli müdahaleler neticesi” başarılı olamamıştır diyor. Paşa Pınarı’nın o günlerden kaldığını belirtiyor.

[8] 1935 sayımında merkez nüfusları olarak Karabük 100, Safranbolu 5 571 iken planın yapıldığı döneme denk gelen 1965 sayımlarında Karabük 46 041, Safranbolu 9 741’dir.

[9] (İller Bankası 104) Aslında “Karabük ve Safranbolu ulaşım problemleri / Ulaşım sistemi yerleşme ile başlar ve sıkışma noktaları da gün geçtikçe artar. Ulaşım problemlerini şöylece sıralayabiliriz: …2-Trafiğin Safranbolu’nun tarihi bölümlerine kadar girmesi” denmesine karşın.

Tarihe kente motorlu araç trafiği sorunu Batı’da Türkiye’den 10 yıl kadar önce çözülmeye çalışılmış ve ardında çok önemli sorunlar “Urban Destruction” bırakmıştır. Konu akademik çevrelerde hala Buchanan report Traffic in the Town başlığı altında tartışılmaktadır. Bakınız (Steven vd 59) (Rodwell 37-), (Pearce 38, 75).

[10] 2010 yılında Anakent Planlama Yapı Yatırım A.Ş. İsmet Okyay’ın Koruma Amaçlı İmar Planı’nı revize etmiştir. Bu revizyonla koruma alanı büyütülmüş, Bağlar’da parsel büyüklükleri yeniden 2 000m2 ye çıkarılmış bulunmaktadır.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s