Dadibra – Zalifra

İbrahim Canbulat, M. Arch.

Giriş[*]

Tarih kitaplarında Dadibra olarak adı geçen şehrin Zalifra (Safranbolu) olduğu ancak 1971’de Prof. Dr. Osman Turan (1972, 219) tarafından fark edilmiştir. 4. yüzyılda Paflagonya’nın 6 önemli şehrinden biri ve adına para bastırılmış olması nedeniyle önemsenen ancak yerine bir türlü karar verilemeyen Dadibra, en çok da (ilk harf benzerliği olmalı) Devrek ve Daday’a yakıştırılmıştı. Yanılma yalnızca bu noktada kalmamış, Dadibra – Zalifra sürekliliği açıklık kazanmış olmakla birlikte, Dadibra Şehri’nin konumu ve özellikleri konusunda hemen hiç sorgulama yapılmamış ve Hulusi Yazıcı’nın (1982, 13–15) basite indirgemeci yaklaşımıyla ulaştığı “Safranbolu Kalesi’nin Dadibra” olduğu kestirimi doğru kabul edilmiştir. Ancak bu noktada birçok soru yanıtsız kalmaktadır. Bu durumda, Selçukluların almak için neden dört ay uğraştıkları ve Safranbolu’daki ilk Selçuklu yerleşmesinin nerede olduğunu yanıtlamak zorlaşmaktadır. Ne yazık ki, Selçuklular ve beylikler döneminden geriye hiçbir belge kalmamıştır. Safranbolu ile ilgili belgelerin tamamı Osmanlı döneminden kalmadır. Bu ise –İbn Battuta Seyahatnamesi dışında tutulursa- üç yüzyıllık bir dönemin tarihinin yazımı için önemli güçlük yaratmaktadır.

Gerçekte, Safranbolu’nun bugünkü yapısı bile Dadibra’nın konumu ile ilgili olarak önemli ipuçları sağlamaktadır. Hulusi Yazıcıoğlu, (2001, 231–235) diğer önemli kitabında -daha önce ikinci kaynaklardan referans verdiği- Niketas Choniates’in Yıllıklar’ında (Magoulias 1984, 261–262) bulunan ve Dadibra’nın düşüşünü anlatan bölümlere Almancadan tercüme ederek yer vermiştir. Dikkatli bir incelemeden Yıllıklar’da anlatılan Dadibra’nın coğrafi özelliklerinin, Safranbolu Kalesi ile tam olarak karşılanmadığı, hemen anlaşılmaktadır. Ne yazık ki Yazıcıoğlu, (2001) kitabına ayrıntılı bir şekilde aldığı 1519 tarihli Tahrir Defteri’nin Borlu Kazası (Safranbolu) ile ilgili verileri sorgulamadan, yine Dadibra’nın Safranbolu Kalesi olduğu savını yinelemiş; bu görüş tüm diğer tarih yazımlarında tekrarlana gelmiştir. Öte yandan Safranbolu’da bulunan tarihi eserleri inceleyen bilim adamları, Prof. Dr. Metin Sözen (1976, 7–15) başta, bazı eserlerin (Eski Cami, Taş Minare Camisi, Eski Hamam ve Gümüş Hamamı) Bizans döneminden kalmış olabileceklerini not etmişler, ama olası Dadibra Şehri içindeki yerlerini sorgulamamışlardır. Tüm bu yanılmaların nedenini, Osmanlı kaynaklarına göre gayrimüslim (gebran) nüfusun bugün Kıranköy olarak isimlendirdiğimiz başka bir semtte yaşamış olmalarına yormak akla yakın gelmektedir.

Dadibra yalnızca Safranbolu Kalesi’nden ibaret değildir. Kale olarak isimlendirdiğimiz yükselti, iç kaledir. Asıl yerleşme iç kaleyi Gümüş Kanyonu’nu batı sınırı alarak güney, batı ve özellikle de kuzeyden saran çok daha büyük alandır. Gerçekten de dikkatli bir göz Gümüş Kanyonu boyunca uzanan dış kale ve savunma amaçlı yapıları hemen fark edecektir.

Yazıda, bu noktaya nasıl ulaştığımız ayrıntılı bir şekilde anlatılacak, savımızı kanıtlayacak bulgu ve belgeler tartışılacak ve devamında Geç Roma Dönemi şehirlerinin ortak özelliklerinden hareketle Dadibra Şehri kurgulanacaktır.


[*] Bu yazının gelişimini guleviSafranbolu.wordpress.com da izleyebilirsiniz. Öneri ve eleştirileriniz benim için çok değerli olacaktır. Bu yazıda referans verilen eserler için yine aynı blog’da bulunan kaynakçaya başvurabilirsiniz. Ayrıca, Niketas Choniates’in Yıllıkları’nda Dadibra’nın düşüşünü anlattığı bölümü, Magoulias’ın İngilizcesinden Türkçeye çevirdim ve blog’da yayınladım.

Advertisements

Dadibra’nın Selçuklularca Alınışı*

Dadibra’nın Selçuklularca Alınışı[1]

İngilizceden Türkçeye çeviren: İbrahim Canbulat

http://books.google.com.tr/books?id=O8arrZPM8moC&pg=PA260&lpg=PA260&dq=dadibra&source=bl&ots=WLR4nsfxkg&sig=pX-HdRBKeVbkvDLc1AhFOPQ6jZM&hl=en&sa=X&ei=GDLTUMOVH4iL4gTezYHIDA&ved=0CE0Q6AEwCQ

(sayfa 474)

Roma toprakları yalnızca kuzeyde bize karşı savaşı sürdüren, üstün durumda olmaları nedeniyle karşılarına çıkılamayan barbarların yaptıklarına değil, doğuda ise Türklerin tahribatına açıktı. Kısmen Romalılara zarar verebilecek bir durumda olmaması nedeniyle onun dostluğunun bir yarar sağlamayacağı, kısmen de Türklerin barışı sürdürmek için istedikleri parayı vermek konusunda cimri davrandığı için, Galatya’da bulunan Ankara’nın Türk hâkimi (Muhyi al-Din[2]) ile barış anlaşması yapmayan imparator[3], onu bir yıl altı ay (Temmuz 1195 -Aralık 1196) oyaladı. Sonuçta, Kilikyalı Aleksios[4] Ankara hanedanı tarafından güçlendirildi, söylenen her şeyi tamamladı, Dadibra Şehri düştü ve Türklere teslim edildi.

Türk, tüm gücünü seferber etti; kuşatmayı kampını şehrin etrafına yerleştirerek başlattı. Zaman geçiyordu, fakat barbarlar Dadibra düşünceye kadar kuşatmayı kaldırmama konusunda yemin etmişlerdi. Kuşatma, Dadibralıların hiçbir yerden yardım alamadıkları dört aya yayıldı. İmparator, elçileri vasıtasıyla, onları birlikte savaşma sözü vererek, cesurca direnmeleri için zorladı; fakat her zaman olduğu gibi, harekete geçme noktasına geldiğinde fikir değiştirecekti; Paflagonyalılar, (Dadibra) yakınlarına gelmeye ve komşularına yardım etmeye cesaret edemediler. Sonuçta, kuşatma altındakiler yardım konusunda umutsuzluğa düştüler. Onlar açlık ve çevredeki tepelere yerleştirilmiş bulunan mancınıklarla şehrin ortasına atılan taşların evlerini yıkması, savurdukları kireç ve insan için zararlı ne varsa fırlatmaları nedeniyle çöküntüye uğradılar ve ciddi şekilde ümitsizliğe kapıldılar; su kaynakları dağıtmış, içme suları kurumuş, akmaz olmuştu.

Çok geçmeden, üç gencin (Theodore Branas, Andronikos Katalon ve Theodore Kazanes) komutasında bir yardımcı birlik ulaştı ve Babas Dağı’na kamp kurdu. Türkler bunu öğrenir öğrenmez, onları pusuya düşürdüler. Şafaktan hemen önce saldırdılar ve kaçışan Romalıların üzerine çöktüler. Bazılarını devirdiler, aralarında iki komutanın da bulunduğu bazılarını esir aldılar. Türk, onları elleri arkadan bağlı olarak bir çemberin içine aldı ve duvarların üzerinde

(sayfa 475)

savunmadakilere teşhir etti. O, savunuculara dalga dalga gelecek saldırılar sonucu şehir tam olarak yok olmadan şehrin yönetimini ona bırakmalarını önerdi; kesinlikle şehrin kurtuluşu konusunda hiçbir ümit kalmamıştı ve o, şehri almadan oradan ayrılmayacaktı.

Onlar, gördüklerinden ve tehditlerden dolayı tüm olarak ruhsal çöküntüye uğradılar. Dadibralılar, artık onlara dikte ettirilen daha zorlayıcı müeyyidelerle karşı karşıya ve durumun onulmaz korkularıyla şehri tümüyle terk etmeye razı oldular. En yakın ve en çok değer verdikleri ve sahip oldukları her şeyi yanlarına alıp ayrılan kim olursa olsun zarar görmeyecekti, istedikleri yere gitmekte serbest olacaklardı, çünkü barbarlar arkada kimsenin kalmasına izin vermeyecekti. O, ne tazminat ödenirse ödensin bunlar dışında başka hiçbir şeyi kabul etmeyecekti. Bu koşullar yeminle kabul edildiğinde, Türk şehri aldı ve kendi insanlarına ikamet etmeleri için verdi. Halk, şehri terk etti ve diğer şehir ve eyaletlere dağıldılar. Çoğu kendilerine şehrin yakınlarında ahşap kulübeler yaparak, köleliğin boyunduruğunu takıp, Türk’ün izniyle kaldılar, çünkü aziz şehrin tatlılığı onların hafızalarından silinemeyecekti. Böylece Dadibra Şehri, sonuna ulaştı. Kısa bir süre sonra imparator, Türk’le bir anlaşma yaptı (Aralık 1196) ve Dadibra düşmeden önce ondan istenmiş olan tazminatı memnuniyetle ödeyerek, zamanın utancını gözlerinden kolayca siliverdi.


[1] Magoulias, Harry J. çeviren, , Annals of Niketas Choniates, Wayne State University Pres, Detroit, Michigan, 1984. (Eski Yunancadan İngilizceye)

[2] Muhiddin Mesut Şah

[3] III. Aleksios

[4] Kilikyalı Düzmece Aleksios