Küçük Asya’nın Kuzeyinde Gezi ve Araştırmalar / Prof. Dr. Richard Leonhard*

IMG_3200

Kocanoslar’dan sonra Ovacuma

11 Ekim 1903

Safranbolu çevresinden birçok köylü, şimdiden ertesi günkü Eflâni Pazarı’na katılmak için gelmişlerdi. Uzun bir süreden beri ilk kez yeniden dört tekerlekli; dingile takılı çember ve desteklerden değil masif ahşaptan tekerlekleri olan arabalar gördüm.

Çelebiköy, Pazardan 1½ km uzaklıktadır. Oradan Kurugeçit’e güneybatıya doğru yürüdük, geçit bizi güneye yöneltti. Batıya uzanan tepelere ulaştığımızda; kuzeyimizde doğu – batı yönünde yayılmış ve yoğun yerleşmeler olan düzlükler bulunmakta, güneye doğru ise arazi Safranbolu havzasına doğru alçalmaktaydı. Yolumuz yakınlarda bulunan ve kimsenin yaşamadığı, ıssız Ovacı (Ovatschi) Köyü’ne kıvrılıyordu. Kocacık’da (Chodjadjyk) hala 835 m yükseklikte bulunuyorduk. Buradan başlayarak toprak, yavaşça deniz seviyesinden 450 m yükseklikte bulunan Safranbolu havzasına doğru alçalmaya başladı. Batımızda en az 500 m yükseklere ulaşan İzbedağ (Isbadagh) gözümüzü alırken, kuzeybatımızda ise toprak sakince Ulus Dağı’na (Olos-Dagh) doğru yükselmekteydi.

Yolumuz yoğun olarak ormanlarla kaplı Ulus Dağı’nın hemen aynı yükseklikte ama aşağıda bulunan Çaparözü[1] Vadisi (Sapancılar – Tschihatcheffs? olmalı) ki derinlikleri güneyden bize doğru uzanmaktaydı, yükseklerde vadiyi izleyerek kıvrımlar yaparak ilerliyordu. Yol alçalıp, yükselerek sonunda Ovaçay’la keskin kıvrımlar yaparak Safranbolu’ya doğru alçalmaya başladı. Ovaçay’ın sol kıyısı aşağıda bir cami ve bir hanı bulunan Ovacuma’nın (315 m) yerleşmesi için uygun bir alan bırakarak yolla birleşti. Yol, daha ilerde derin vadide kıvrımlar yapan Ulus Çayı’nın sağ kıyısını izlemekteydi. Atlarımız inişte çok yorulmuştu; Eflâni Pazarı’na giden birçok köylünün geçtiği Ovacuma Hanı’nda kaldık. Gece yoğun bir yağmur ve gök gürültüsü başladı ve bütün gece sürdü.

12 Ekim 1903

Ovacuma iyi bir havada eşsiz bir manzara sunuyor olmalı, fakat maalesef yağmur durmadı. Eflâni Pazar’dan beri taze ekmek alamamıştık; fırından tam pişirilmemiş halde aldığımız ekmek yenebilir gibi değildi, bu nedenle bütün gün aç kalmıştım; ardından da hancının yalnızca domates ikram etmesi cabası. Hancının nasıl yaşayabildiğini anlayamadım, doğrusu. Köylüler 5 para karşılığında kahve alıyorlar, buna karşılık bahçede bardaktan boşalırcasına yağan yağmur altında dışarıda arabalarına kıvrılarak sığınmaya çalışıyorlardı. Atları da bütün gece boyunca dışarıda kaldı. Yağmur gece yarısına kadar bütün gün sürdü. Hava basıncı 24 saat içinde 10 mm yükselmişti.

13 Ekim 1903

Yağmur durup, koşullar elverişli duruma gelince daha önce tanınmayan Kocanos yöresine doğru yola koyulduk (Cihan Numa’da, Göcenes’e doğru). Vadi içinde yer alan ve daha önce bir kısmını geçmiş bulunduğumuz Bartın yolu özellikle yaz aylarında iyi bir bağlantı olmalıdır. Haritada tek yol olarak gösterilen derenin yatağındaki geçidi izlemekten başka çare yoktu. Gerçekte, Anadolu’da nehir yatakları her zaman yol olarak kullanılır. Biz de nehrin kıyısındaki sellerin parlattığı çakıllar üzerinde yavaşça ilerledik. Yerleşme bulunmayan vadide bolca çınar bulunmaktaydı. Vadinin yamaçlarının ortalarına doğru, Delifazlı? Köy gibi, orada burada bazı küçük yerleşmeler bulunuyordu. Platolar her iki yakada da vadi tabanından 400 m yukarıdaydı.

Kocanoslar’a uzanan vadide, Daib? Köy’ün 210 m güney batısında bulunan ve genç bir köylünün işlettiği handa konakladık. Dik yarlardan akan çavlanlar arasından vadinin sol yamacına kum taşlarına tırmandık. Meşe, kızılağaç ve çınar ve altları defne ve büyük eğreltilerle kaplı orman göz alıcıydı.

Hemen hemen kaybolmuş ve Merkepören’e (435 m) çıkan patikayı izlemek gerçekten zordu. Köyden sonra yavaş tırmanışla doruk çizgisini aşarak köyün daha yüksekte bulunan bölümü Üçbaş’a (585 m); ardından Herkimensu? vadisiyle birleşen dereyi izleyerek 475 m yükseklikteki tabana indik.

Akviran’ın üstünde, Sulak İzbedağ? yamaçlarından beslenen çayı batı-kuzeybatı yönünde izledik. Geniş vadi, belli oranda geçmişte meskûn, -isimlerinde- geçmiş ve kültür izleri taşıyan ve ormanlık yamaçlara sahipti. Sakinleri meraklı, cahil olmayan küçük bir Türk boyu olmalı koyu tenliydi. Vadide deniz seviyesinden 350 m yükseklikte kimsesiz Eskicami bulunuyordu. Vadinin doğrultusundan ayrılıp, 250 m ileride Bayraktarlar’a yönelince kendimizi aşağıya akan çavlanların yataklarında bulduk. Güneyden gelen geniş çayın ağzında, Ürkutlar’da Kumluca’ ya bağlı ve deniz seviyesinden 190 m yükseklikteki bir köye ulaştık. Bir Yunanlı (Griechen) olan Hacı Yordan’ın evinde dostça bir karşılama ve yatacak yer bulduk.

Kocanoslar ve Dağları Aşarak Safranbolu’ya

 

14 Ekim 1903

Kocanoslar’dan zorlu geçiş ve atların çok yorgun olmasına bir de yağmurun başlaması eklenince, Hacı Yordan’ın orada bir gün daha kalıp dinlenmemiz önerisini kabul ettim; bu ilginç adamdan ülke ve insanlar konusunda soracaklarım vardı. Tüm yaşlı Yunanlı nesli gibi ev sahibimiz yalnızca Türkçe konuşabiliyordu. Kış aylarında yaşadığı Safranboluluydu. Kumluca’yı 15 yıl önce satın almış, burada bir su değirmeni yapmış, resmi olmayan yollardan tefecilik yaparak lider pozisyonuna çıkmış, böylece eskiden nahiye olan ve şimdi hemen hemen tümüne sahip bulunduğu Kocanos’da 170 kadar köy ve dahasını ele geçirmişti. İktidar ve entelektüel birikimiyle öne çıkan bu adam, köylülerden ve kendisi gibi sağlıklı ve fiziki güce sahip bir oğlan sahibi olmadığı için varlığı elinde tutamayacağından korkuyordu.

Kocamos eski bir kültür alanıdır. Kumluca’nın yaklaşık 500 m kuzey batısında, vadi yatağının biraz üzerinde Bizans döneminden kalma görkemli yerde, yoğun kalıntılar bulunmaktaydı. Safranbolulu vatanseverler, Yunan araştırmaları sonucu burayı Larissa olarak isimlendirmekteydiler. Temel duvarlarının yapı malzemesi olan kireç harcıyla örülmüş düz ve geniş tuğlalar yeni yapılarda kullanılmaktaydı. Burada bir kiliseden geriye kalan Bizans tipi kolon, hatta küçük ikonalar bulunabiliyor fakat hiçbir yazılı parçaya rastlanmıyordu. Hacı Yordan’ın karısının yıkıntı arasında bulduğu ve sahiplendiği mavi taşlı yüzükte kufi yazı vardı. Bulunan paraların tamamı Bizans dönemine aitti.

Hacı Kalfa’nın Cihan Nüma’da Kocanos Nekrepolis’i ile ilgili anlattıkları benim buralara gelmeme neden olmuştu. Hacı Yordan, Kırık Dağ’da bulunan ve Kumluca’dan güney batı yönünde 4 saat mesafede Kızılar Köyü yakınında, Kızılar Çayı’nın dik yukarısında bulunan bu yeri biliyordu. Çok zor yol bulunması, uzun bir yürüyüş gerekmesi nedenleriyle oraya girmekten vazgeçtim. Ev sahibimizin betimlemesini, aşağıda aktarıyorum:

Dikdörtgen çerçeve bir giriş vardı, kolonlar bulunmamaktaydı. Bir merdiven aşağıya ölü mezar odalarına iniyordu, çoğu yıkılmış, üç ya da dördüne hala girilebiliyordu. Burada bir sürü iskeletle birlikte camlar, kemerler ve filigranlı küpeler bulunmaktadır. Bu kaya mezarlarının tabanları geniş, yassı tuğlalarla kaplanmıştı.

Bu oldukça güvenilir rapora göre, bir kaya nekrepolis olmalıdır, tuğlaların Helenistik dönemden kalmış olması olasıdır.

Hacı Yordan, Ovacuma’dan oraya yaptığı zorlu geçişten dolayı epeyi pişman olmuştu. Kocanos üç tarafından yüksek dağlarla çevriliydi, Kocanos Çayı’nın kuzeyinde bulunan vadiden Bartın arabayla 8 saat sürmekteydi. Zor tarafı, batıdan Çaycuma ya da Filyos Pazar’a sonra da güneye Uluçay üzerindeki Yenice Divan’a ulaşmak iyi bir tahminle 6 saat sürmekteydi.

15 Ekim 190

24 saatten beri yağan yağmur, ertesi sabah için ümit verdi. Hacı Yordan, Safranbolu’ya bir yakınında konaklayabilmemiz için bir ulak gönderdi. Yolun kötü olduğu konusunda bizi bilgilendirdi.

Derenin ağaçlarla dolu sol kıyısı ki hafif bir eğimle yukarıda buluna Hacıcamili (280 m) yükseliyor; sağ yan ise meşe çalılıkları kaplı Hacısumular’a derin sel yataklarıyla uzanıyordu ve vadinin dibine doğru ise dik yamaçlar bulunuyordu. Ladin fidanları ise suyun yukarısına doğru 920 m’ye çıkıyordu; vadi ileride yarıklar daha da derinleşiyor ve dikleşiyordu. Yalnızca güneybatı yönünde 1170 m yükseklikteki sırt dışında, at sırtında tırmanış yapmak olanaksızdı, iniş çıkışlarla 1435 m’ye yükseldik. Sonuçta yükseklik 1520 m’ye çıktı, sonrada dik bir yamaçla derin ve kuru bir vadi girintisine daldık ki ancak zaman zaman ışık huzmesi görebiliyorduk, Demiroluk’a dalmıştık.

Tüm Kocanos dereler sistemi, üst kreseus dönemi kum taşındandı ve tırmanışımız boyunca üç kez kireç taşıtla kesintiye uğramış, bunların en altta olanı mavimsi, diğerleri beyazdı. Yüksek uçlar ise zaman zaman kumtaşı geçişli iri konglomera yapıdaydı. Güneybatı – kuzeydoğu kırıklığı, kuzeybatıya dökülüyordu. Demiroluk’da aşağıya doğru vadi (850 m) ilk köyün güney doğusundaki Susandık boğazının ilerisinde konglomera temiz kumsala dönüşüyordu. Susandık’da küçük dereden başlayarak (1000 m) güneye doğru Demiroluk Dağı yönünde 4 – 5 km ileride Safranbolu topraklarına ulaştığında aniden bitiverdi. Bu noktada nümilit ve yatayda dik geçen konglomera eosene tabakaları bulunmaktaydı. Onları kum taşı kütleleri çevreliyordu.

IMG_2937a

Düzlüğe ulaştığımızda, güneş kaybolmaya başlamış olmakla birlikte çevrenin fotoğrafını çekmeye çalıştım. Fakat önemli özellikleri büyük olasılıkla görünmektedir. Geride, derinde görülmeyen Araç Çayı üzerinden Guzyaka Dağı’nın 600 m’ye yükselen duvarsı görüntüsü; vadinin sol yanında gözüken Safranbolu’nun Türk şehri ve sağ yakada görülen ise Yunan şehri Kıran Köy (sınırda). İkincisine doğru yürüdüm, karanlıkta, kayıt olduğum ve saygı gördüğüm Yunan evine girdik; ancak önce bekleyen soruları yanıtlamam gerekti, ancak 3 saat sonra yetersiz bir yemek yiyebildik.

16 Ekim 1903

Konakladığımız Kıranköy Safranbolu’dan 390 m yüksekteydi. Ev sahiplerim çok iyiydi fakat gerçeklerden bayağı uzaktı. Örneğin yaşlı bir adam özellikle Amerika diye bir kıtanın olup olmadığına takılmıştı. Buradaki insanların dış dünya ile bağlantısı kopuktu, Yunanlılar yalnızca Türkçe anlıyorlar, yarı Türk olmuşlardı. Hatta kadınlar çok utangaç ve itaatkârdı. Her zaman olduğu gibi, resmi olarak bir polis komiseri ve papaz tarafından ziyaret edildim. Ardından, dik bir yamaçla inilen ve aynı şekilde yükselen derenin içindeki vadide, kalesi ve kamusal binaları ise sol kıyının yükseklerinde bulunan Türk şehrine ki, gittim. Kaymakam beni çok soğuk karşıladı, Kastamonu’dan ve daha sonra konakladığım Cide’den bilgilendirilmemişti. Kastamonu’da bulunan Bay Beicher’a Bolu Valisi’ne başvurmak için nazik ilgisini isteyen bir mektup yazdım. Geri dönmekte olan Aziz Çavuş’a verdim. Yunanlıların evinde kalmakla hata yaptığım kanısındayım, bu nedenle Türk idarecilerinin saygısını kaybetmiştim. Fakat bu şekilde en azından kafa olarak daha zinde olan Yunanlılardan bazı kanıtlar elde edebilirdim. Öğleden sonra yapılan büyük toplantı, daha sonra önemini anlayacağım, ören yerleri ve tuttuğum kayıtların düzenlenmesinde bana yardımcı oldu. Rumların oturduğu Hıristiyan mahallesinde 500 ev, Türklerin şehrinde ise –abartılı bir sayı olduğunu düşündüğüm -2000 ev bulunuyordu[2].

Bizans döneminde Germia[3] olarak isimlendirilen, Safranbolu çok eski zamanlardan beri kesinlikle bir merkezdir. Zaten ilk bakışta, Kıranköy’ün batısındaki düzlükte yer alan ve hükümetçe araştırılmaları yasaklanmış üç Tümülüs görülmekteydi. G. Mendel mezar kitabelerine dayanarak, onların Bizans öncesi dönemlerden kaldığını bulmuştu[4]. Şehrin Ovaçay yatağı üzerinden ulaşılan Bartın’la olan ticareti, sular yükseldiğinde durmaktaydı. Buna karşın safranın, ihracatı içinde önemli yer işgal edip, etmediğini bilemiyorum.

Anadolu’nun diğer şehirleri gibi Safranbolu’da şehrin her yönünde bulunan bahçelerinde yetiştirdikleri ürünlerine dayalıydı. Kuzeyinde Tokat, batısında yazlık olarak kullanılan kırsal evleriyle zengin Bulak bulunuyordu. Ertesi günü Safranbolu’nun bahçelerinden geçtim. Ne de olsa, bu denli küçük bir kırsal yerleşmede bulunanlarla yetinmek zorundaydım: öğlen lezzetli küçük patatesler ve akşam bir oğlak. Sanayi olarak ne varsa, Avrupa’nın ucuz ithal malları karşısında dayanamamış çökmüştü.

Soğanlısu’nun üzerindeki Plato ve Viranşehir Düzlemi

17 Ekim 1903

Kaymakam, yanıma Bolu’ya kadar bana eşlik edecek bir zaptiye kattı. Kocanoslar artık geride kalmıştı; sonraki yolculuğun zor olmaması atlarıma olan güvenimi arttırmıştı. Fransız epigramlarının dikkatinden kaçan kaya anıtlar gibi birçok arkeolojik ilginçlik beni bekliyordu. Entelektüel biri olan ve bölgeyi bilen Safranbolulu Rum taşçı ustası Giannis bize kılavuzluk yapacaktı. Ayrılırken, şehrin iki bölümünde de Pazar kurulmuş bulunuyordu. Şehrin güneyinde nehir boyunca ilerledik güneydoğusunda nümilit düzlem tarafından oluşturulmuş oldukça çıplak araziden geçtik, giderek Araç Çayı’nın derince yırttığı çay boyunca Safranboluluların bahçeleri, kuzeydoğudan su topladığı için Eflanisu olarak da isimlendirilen Pınarlıçay bulunuyordu. Pınarlıçay’ın sol (doğu) kıyısında yükselen düzgün yamaçlarda Yörük Köyü yerleşmişti. Bu arada Araç Çayı’nın güneyinde yer dik bir şekilde tırmanıyordu.

Araççayı’na akan küçük derenin ağzında ve deniz seviyesinden 230 m yüksekte bulunan Satıköy’de öğlen yemek molası verdik. Buradan nehir boyunca 1 km kadar yürüdük, güneydeki çöküntüden başlayarak güneydoğu yönünde tırmanmaya başladık. Çerçen Divanı’ndan (525 m) geçerek, dik bir şekilde tepesinde batı yüzü 100 m, doğu yüzü 150 m’lik bir yükselti bulunan sırta 855 m’ye tırmandık. Yükseklerden Araç Çayı’na paralel Soğanlısu’nun derince oyduğu güney yönüne baktık. Bu çay, yukarılarda Uluçay, ortalarda Akçay olarak bilinir.

Aşağıda güneydoğuda hedefimiz olan Ilbarıt (765 m) 20 evden oluşuyordu. Bazıları Hıristiyan amblemler kazılmış sayısız kaya mezarların bulunduğu bu yer İmparatorluk döneminde bayağı varlıklı olmalıydı. Bunları IX. Bölümde yazacağım. Ilbarıtlılar, başında fesi olmayan bir adam görünce bayağı şaşırdılar. Yukarı yükselen sarımsı nümilit burada Pınarlıçay’ın altında bozuluyor fakat kırılmıyordu. Okuldaki köy odası ve cami iyi yapılmıştı. Buradan Boyalıpazar’a 18 saat yolculuk yapmak gerekiyordu.

18 Ekim 1903

Karaşehir ve Hacılarobası’nı geçtikten sonra, kireç taşına oyulmuş derin mağaraların sarmaladığı kanyon benzeri derin vadiye yerleşmiş Soğanlısu’ya doğru sürekli inmeye başladık. Ağzın üzerinde, deniz seviyesinden 335 m yukarıdaki Soğanlısu’ya ulaştık ve dar vadide akan bayağı hırçın suyu 10 kez geçtik. Vadi kumtaşından oluşuyordu; sol kıyısının dik duvarı Karakoyunlu mezar odalarına uzanıyordu; iki katlı kabaca oyulmuş 4 – 5 mezar odasında ölülerin yatırıldığı taş sıralar vardı. Bu bilgiler kayalara tırmandıklarını söyleyen köy halkı tarafından sağlandı.

Karakoyunlu’da Kafkasyalı insanlar yaşamaktaydı. Başka hiçbir yerde görmediğim kazları yetiştiriliyor olması bende bu kanıyı uyandırdı. Çerkeş onların kullandıkları pazardı, Boyalıpazar ise sadece söylentilere göre biliniyordu. Çay, Güney’e doğru yükselirken, 3 saat mesafede bulunan ve nehrin sağ kıyısında Kıranköy ve sol yakasında orman içindeki Satlar bulunuyordu.

Sonra, VI. Bölümde anlatılan kaya mezara yöneldim. Kaya mezar, küçük bir vadinin içinde, seramiklerden anlaşıldığı üzere antik bir yerleşme olan köyün yaklaşık 400 m güneydoğusunda bulunuyordu. Köyün muhtarı gezide bana eşlik etti. Çayda, deniz seviyesinden 350 m yükseklikte bulunan eski taş köprü temeline yakın ağaçların altında dinlendim ve sonra ahşap köprünün üzerinden geçip 100 m yürüyerek sağ kıyıdaki antik kalıntılarına ulaştım. Bununla ilgili raporumu V. Ve VI. Bölümde bulacaksınız. Antik kayalar yoğun çalılıkların arasından yükseliyordu (Şekil 52).

Orta yükseklikteki teraslardan batıya doğru uzanarak yeniden güzel ve 100 kadar evi sayılan ve bir Yörük yerleşmesi olan Hacılarobası’na (500 m) döndük. Kadınlar kendilerini saklamıyorlardı ve hiç ezan okunmadı. Hacılarobası’nın sakinleri yıllarca kalmak üzere İstanbul (Konstantinople) gidiyorlardı. Buradaki tüm aileler akrabalardan oluşuyordu. Gözleme ikram ettiler ve devamında bu dünyadan uzak dağ köyünde sunulan sorbe(?) şaşırtıcıydı.

Ev sahibim Yıldız Sarayı’ndaki mühimmat fabrikasında çalışıyordu; ağrılı bir kırık için tedavi gördüğü Alman Hastanesi nedeniyle Almanlara sempati duyuyordu.

19 Ekim 1903

Arkeolojiye merakım beni bu dağ sıralarına getirmişti. Çavuşlar’da (600 m) bir aslan olduğu ileri sürülen, XXIX. Resimde tekrar göreceğiniz obje gösterildi. Köyün batısında Bürnük’ün karşısında Geç Helenistik dönemden kalma bir sürü mezar gözüküyordu (IX. Bölüme bakınız).

IMG_2941a

Bürnük Minare olarak isimlendirilen yerde iki antik merdiven parçası yerleştirilmişti. Buradan güneybatıya Soğanlısu’ya doğru dik yamaçlar alçalmaktaydı, çaydan biraz ötede bir diğeri ve bir dördüncü ise deniz seviyesinden 320 m yükseklikte durmaktaydı. Karşılaştığım iki satıcıdan öğrendiğim üzere Kuleli’ye yol çok zordu, Boyalı’ya ise çay boyunca ve platoyu 12 saat atla aşmak gerekiyordu.

Çaydan doğrudan yukarı tırmandık, yokuş teraslarla bölünmüştü. Üçüncü terasta deniz seviyesinden 530 m yüksekte 80 ayak yüksekteki kayalıklardaki nekrepolise tırmanmak gerekiyordu. Zaman darlığı nedeniyle bıraktım. Bana aktarılan betimlemeye göre ulaşmam ancak doğudan 50 basamaklı bir merdivenle mümkün olduğu anlaşılıyordu. Münferit mezarların dışından içine doğru baktığımda arkosoliumları olduğu gözüküyordu. Bir istinat duvarı görebiliyordum, bazı bölümleri tuğlayla örülmüş, mezarların dış odaları sanatsal öğelere sahip değildi. Batıya doğru inişte çıkış kadar çetindi çünkü bütün sırt yoğun çalılıklarla kaplıydı. Kötü tarafı Soğanlısu’nun tam güney Viranşehirsu’ya ağzının pirinç tarlaları ile çevrili olmasıydı; burada büyük bir çaya karışıyordu, karşı yaka ise Sobran (600 m) doğru konglomera tepelerle yükseliyordu.

Yüksek rakımlı şehir Kızılbel Nahiye Müdürlüğü makamı vardı. Kendisi olmamasına karşın onun evinde konakladık. Bu evden Safranbolu’nun Hıristiyan şehri 20 derece Kuzeydoğu yönünde 3 saatlik yoldaydı…


[*] İ. Canbulat’ın notu: ;İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsü Kütüphanesi’nde bulunan Papahlagonia: Reisen und Forschungen im Nördlichen Kleinasien von Prof. Dr. Richard Leonhard, Dietrich Reimer (Ernst Vohsen), Berlin, 1915’den Safranbolu ile ilgili sayfaları çevirdim. Metinde referans verilen daha sonraki bölümlerin ise çevirisini henüz yapmadım.

[1] Çapar: kurye, postacı demektir.

[2] Cuinet I. V. 474’e göre 2795 Rum Ortodoks ve 4705 Müslüman.

[3] W. Ramsay, Historical Geography of Asia Minor, s. 322.

[4] Bull. Correspondance Hellenique 1901, Nr. 173, 174 ve Legrand a. A. O. 1897, s. 92

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s