Journeys in Northern Anatolia by Dr. Ernest Nowack

Çek – Avusturya asıllı Dr. Ernest Nowack, 1926–1927 yıllarında Paflagonya Bölgesi’ni araştırdı. Araştırma gezisi, Karadeniz Ereğlisi – Samsun – Ankara üçgenini kapsamaktaydı. Gezisinin sonuçlarını Geographical Rewiev’da 1931’de yayınladı. Gezinin kim tarafından desteklendiği bilgisine ulaşamadım ancak Dr. Nowack’ın gezi sırasında Arnavutluk Bilimsel Enstitüde’de görevli olduğu anlaşılmaktadır. Aşağıda Dr. Nowack’ın haritasını ve kaynak verdiğim yayınının Safranbolu’yu içeren bölümünün çevirisini bulacaksınız.

Safranbolu’dan geçen gezgin ve araştırmacıların yazılarını hiçbir yorum eklemeden Türkçeye çeviriyor ve blog’umuzda yayınlıyorum. Masamda daha 2–3 tanesi sıra bekliyor. Çeviriler tamamlandığında bunların topluca basılması yayarlı olacaktır kanısındayım. Ancak, her yazıda beni şaşkınlığa uğratan bazı ayrıntılar buluyorum: örneğin bu yazıdaki Karabük – Safranbolu – Devrekâni – Küre demiryolu, ya da bugün Safranbolu’da hiçbir izine rastlamadığımız pamuk plantasyonları ya da basma üretimi gibi.

Aşağıda yayının[1] 86-88. sayfalarda bulunan “Basin of Safranbolu” başlıklı bölümün çevirisini bulacaksınız. Yer isimlerini yine özgün (İngilizce) metinde olduğu gibi bıraktım.  

İbrahim Canbulat 

Harita

 

ZAFARANBOLİ HAVZASI

Zafaranboli havzası farklı özellikler gösterir (Şekil 13). Boli havzasının kırılmaya bağlı olarak geç dönemdeki çöküntüyle (neojenden – dördüncü döneme) oluşmasına karşın, Zafaranboli bir jeosenklinal oluşumdur. Sonuç olarak diğer bölgelerde eosen yatakları büyük ölçüde aşınırken, Zafaranboli havzasında koruna gelmiştir. Kuzey sınırında, paleozoikler ve Kretase – ikinci keskin bir eğimle- kısmen eosene bindirme yapar, ancak güney sınırında tabakalar ılımlı bir açıyla eğilir. Jeosenklinal asimetriktir; alçak bölümleri kuzey sınırına yakın Arach Vadisi tarafından işgal edilir. Eosenin doğuya doğru ne kadar uzandığı henüz bilinmemektedir. Tchihatcheff göre, Arach’a kadar uzanır, ancak senklinalin bu yönde giderek daraldığı gözlenir.

Harita 001

Kuzeydoğuya, Dadai’a doğru, Kastamuni’nin yakınında, düşük yoğunluklu yerleşmelerin bulunduğu orta yüksekliklerde yerleşmiş bulunan dar ormanlık alan, aşağıda peneplen (yontuk yüz) tarafından kesintiye uğrar. Karadere Bölgesi ki Jidde yakınlarında Karadeniz’e ulaşan Arach Chai ve Devrikian Chai’ların sağ su toplama alanını oluşturur. Yalnızca 1200 metre yükseklikte eklemlenen peneplenlerce kesintiye uğrar ki buralarda genç tortular da taşınmıştır.   Bu alanlar, en yoğun yerleşme ve en iyi tarım alanlarıdır.

Zafaranboli kuzey sınırının kuzey yamaçları ağaçlıktır; güneyin derin vadilerinde ise colhis (colchian)  bitki örtüsü bulunur, ancak havzanın kendisi çıplak ve sert iklim özellikleri gösterir. Sıcak yazlar yoğun bahçecilik yapılmasını, üzüm ve pirinç tarımını teşvik eder. Temmuz sonunda olgunlaşan Safranbolu üzümleri Kuzey Anadolu’da ünlenmiştir. Bostan ürünleri ve meyveler yalnızca deniz aşırı değil, engebeli iç bölümlere de ihraç edilmektedir. Kasabaya adını veren safranın ekimi, eskiden bölge ekonomisi içinde önemli yer işgal ederken bugün hemen hemen yok olma noktasına gerilemiştir. Bunun aksine pamuk tarımı çok başarı kazanmaktadır.

Zafaranboli çöküntü bölgesinin üst sınırında yaylada yer almakta şehrin yerleştiği alan ise yazın alçak su tabakçılığı yaptıkları boğazlarla yarılmıştır. Tabakçılık yanı sıra baskılı bez üretimi gelişmektedir. Kendi meyve ve bahçe ürünleriyle Pazar hoş bir görünüm sunmakta, birçok muhteşem cami, asmaların gölgelediği dar çarşı sokakları gerçek bir oryantalist resim gerçekleştirmektedir. Rum ve Ermenilerin sürülmesi nedeniyle nüfus çok daha da düşmüş bulunmaktadır.

Zafaranboli’nin tek ulaşımı kuzeye, Bartın’ladır ve iyi havalarda düzenli trafik akışı sağlar. Kastamuni’ya doğu ve Angora’ya güney kervan yolları önemsizdir. Zafaranboli en çok Angora-Ereğli- Zafaranboli demiryolu yapımından kar sağlayacaktır. Bir kolu da Karadere ormanlık arazisinden kömür bulunduğu bilinen Jidded’nin arkasındaki Soyd Usu’ya ulaşmalıdır.


[1] Journeys in Northern Anatolia; Author(s): Ernest Nowack; Source: Geographical Review, Vol. 21, No. 1 (Jan., 1931), pp. 70-92; Published by: American Geographical Society; Stable URL: http://www.jstor.org/stable/208948 .

Advertisements

Leyla Gencer Trail

DSC02803

Known as “La Diva Turca” (The Turkish Diva) and “La Regina” (The Queen) in the opera world, Gencer was a notable bal canto soprano who spent most of her career in Italy, from the early 1950s through the mid-1980s, and had a repertoire encompassing more than seventy roles. She made very few commercial recordings; however, numerous bootleg recordings of her performances exist[1]. His father was from Yörük (nomads) Village which is 11 km from historic center of Safranbolu.

DSC02826

YörükVillage is not only important because of “Leyla Gencer – La Diva Turca” but also as being a jewel-like village keeping the whole physical characteristics of its 19th century. Actually, the village had been established by Karakeçili Tribe a branch of Kayılı Turks in 1565. Once it used to be governed by a separate kadı[2] and was called “Yörükan-I Taraklı Borlu”[3] while Safranbolu was governed by a separate kadı and was called as “Medine-I Taraklı Borlu”. It is one of the known bektaşi (hetorodox Moslem) village with rich reflection of religious symbols on the detailing of the buildings as well as more open minded and liberal attitude of the villagers. Bektaşi villages were used as liaisons between Sunni (orthodox) governing elite and heterodox nomads for commercial and administrative reasons by Ottomans. The impressive mansions of Yörük Village are not actually rural dewellings but are more representing the cultural as well as material wealth of the villagers. It is known that the members of the Yörük Village used to control the majority of bakeries and pastries in İstanbul, the Ottoman capital in 19-20th centuries.

Presently, “The Leyla Gencer Culture and ArtCenter” is to be inaugurated in one of the mansions of Çeyrek family which is presently under restoration.

The Trail

DSC03107

We will depart by car to Çevrikköprü to place the lamb into the tandoor for famous Kuyu Kebab. Kuyu kebab is a famous dish which has not been known before 19th Century in Anatolia. It should be introduced by Tartars who migrated from Golden Horde after the Slavic invasion. We should be there around 11 AM to witness the preparation of the lambs and the tandoor as well as placing the lamb hangers into the tandoor. Then we will drive a short distance to visit YörükVillage. In the village we will visit the historic laundry and SipahilerMansion which is well known by its wall paintings. We like to cater our guests in the Turkish tea at the café-shop besides the village mosque. Afterwards we will turn back to Çevrikköprü to open the tandoor and being treated like nomads with lamb tandoor, pilaf and ayran.

Notes:

  • This trip can be arranged for groups of 6 – 12 explorers.
  • Project partners are GuleviSafranbolu, Batuta Tourism and Çevrikköprü Restaurant.

Please call Gül Canbulat (+90 530 2430045) for your questions and price


[2] Kadı was the local administrator as well as judge of towns in Ottoman administration system.

[3] Taraklı Borlu was the name of Safranbolu during Ottoman reign.

Leyla Gencer Kültür ve Sanat Evi – Yörük Köyü Safranbolu

İbrahim Canbulat

Çalıştay Katılımcıları Macunağası İzzet Efendi Konağı'nda

Çalıştay Katılımcıları Macunağası İzzet Efendi Konağı’nda

Bugünlerde ulusal basında da karşılaşmakta olduğumuz haberlerde Safranbolu’nun Yörük Köyü’nde Leyla Gencer Müzesi için yapılan çalışmalar anlatılıyor. Dilerim, Safranbolu’da örneklerini gördüğümüz restore edilmiş fakat içi doldurulamadığı – bilimsel tanımıyla doğru yeniden işlevlendirilemediği (revitalize) – için sürdürülemezlik (unsastainable) kapanına yakalanmış tarihi yapılarla aynı kaderi paylaşmamasıdır.

Bu kısa yazıdan amacım projenin nasıl ortaya çıktığını, öncellendiğini (prioritize) ve önemsetildiğini anlatmak ve daha da önemlisi projeye emek verenlerin isimlerini internetin unutkan olmayan ortak hafızasına yerleştirmektir.

P1060982

P1070005

P1060979

P1060987

P1070001

P1070009

P1070012

23–25 Mayıs 2008 yılında Geleneksel Lezzetler Şenliği’nin üçüncü ayağı yapılmıştı. Etkinlik paydaşları olan Adnan Şahin’in şahsında Anadolu Mutfak Platformu’na, Ahmet Örs’ün şahsında Mutfak Dostları Derneği’ne Yalçın Manav’ın şahsında Avrasya Aşçılar Derneği’ne, Ali Akdamar’ın şahsında Assos Vakfı’na (daha sonra ayrıldı) teşekkür ederim. Geleneksel Lezzetler Şenliği dönemin Safranbolu Belediye Başkanı Nihat Cebeci’nin Safranbolu’da bir safranlı yemekler şenliği yapma fikrini Anadolu Mutfak Platformu Başkanı Adnan Şahin’e aktarmasıyla ortaya çıkmış, Şahin’in önerisiyle etkinlik daha önce Sivas ve Tokat’ta gerçekleştirilen şenliğin üçüncüsünün Safranbolu’da yapılması şeklinde sonuçlanmıştı. Bu vesileyle dönemin yerel yöneticilerini de not etmek istiyorum. Etkinliğe başta dönemin Karabük Valisi Can Direkçi, dönemin Safranbolu Kaymakamı İzzettin Küçük ve şenlik sahibi Cebeci’ye teşekkür ederim.

Benin bu şenliğe katkılarımdan biri Türkiye’deki tüm büyükelçiliklere birer mektup yazarak, eğer ülke mutfaklarında önemli yer tutuyorsa safranlı yerel yemeklerini şenlik kapsamında Safranbolu’da yapmaları ve tanıtmaları için çağrıda bulunmak olmuştur. Bu çağrıya daha sonradan başka ülke temsilcilileri de yanıt vermiş olmakla birlikte en önemli ilgiyi İtalya Büyükelçiliği bünyesinde bulunan İtalya Kültür Heyeti göstermişti. İtalyan Şef Angelo Maria Franchini bazı özgün yemek malzemelerini yanında getirerek katıldı, bir çalıştay formatı içinde Macunağası İzzet Efendi Konağı’nda önemli sayıda safranlı İtalyan yemeği yaptı ve kısıtlı sayıdaki katılımcıya sundu. Bu bağlamda özellikle dönemin İtalya Kültür Ataşesi Dr. Angela Tangianu’ya teşekkür ederim.

Macunağası İzzet Efendi Konağı’nda çalıştaya yalnızca 10 kişi katılabildi. Hafızam beni yanıltmıyorsa, Dr. Tangianu ve konukları, Direkçi ve eşi, Küçük, Aylin Öney Tan ve Muhtar Katırcıoğlu katıldı. Bu çalıştayının en önemli kazanımlarından biri Katırcıoğlu’nun Leyla Gencer adına bir şeyler yapılması ve adının yaşatılması önerisi olmuştur. Direkçi ve Küçük gibi en önemli yerel yöneticilerin de önerinin önemini hissetmeleri ve yapıcı yaklaşımları bugünlerde olumlu noktalara ulaşan Leyla Gencer Kültür ve Sanat Evi projesini öncellemişlerdir. Daha sonra amaç ve kapsamı daha ayrıntılı bir şekilde tanımlanacak, yapının yalnızca müze işlevi görmesi değil, master class’larında gerçekleştirilebileceği, çeşitli müzik dinletilerin ve konferansların yapılabileceği, müzik araştırmalarına destek verebilecek bir kültür ve sanat odağı olması öngörülecekti. Bir sonraki Karabük Valisi Nurullah Çakır projenin gelişiminde hep destekçi olmuştur.

İtalyan Kültür Ataşesi Dr. Tangianu bu kadarla da bırakmadı, bir Karabük Valiliği etkinliği olarak 14 Kasım 2008’de Karabük Yenişehir Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen Hemşerimiz Leyla Gencer, la Diva Turca Anma Etkinliği’ne İtalyan Soprano Paola Romano’yu ve Piyanist Paolo Villa getirerek destek verdi. Etkinliğe Zeynep Oral ve Evin İlyasoğlu söyleşileriyle, Basında Leyla Gencer sergisiyle Aytekin Kuş ve yeğeni İbrahim Çeyrek de yayınlanmamış fotoğraflarıyla katkıda bulundu[1]. Konseri izleyen gün sanatçılar ve yazarlar hep birlikte Yörük Köyü’nü ziyaret ettiler. Bu arada Leyla Gencer’in babası tarafından akrabaları olan Çeyreklerin evlerinden birinin Leyla Gencer adına bir kültür ve sanat evi olarak restore edilmesi dileklerini belirttiler. Köy meydanında bulunan Çeyrekler Evi’nin önünde Soprano Romano’nun yalın sesiyle gerçekleştirdiği dinleti birçok konuk için unutulamayacak bir anı oldu.

En unutulamaz olay ise Yörüklülerden birinin yanımıza yaklaşıp (6 ay önce kaybettiğimiz) Leyla Gencer’in etkinliğe ne zaman geleceğini sormasıdır.

Leyla Gencer Kültür ve Sanat Evi projesinde Çakır’a zaman zaman danışmanlık yaptım. En önemli konu Kuş’un Yörük Köyü’nde bize gösterdiği dört evden hangisinin bu amaçla kullanılabileceği sorunuydu. Gencer’in babasının yaşamış olduğu evin yeni sahibini buldum. Çok mesafeli bir duruşla bize herhangi bir konuda yardımcı olamayacağını açık bir şekilde ortaya koydu. Zaten ev bir beton yığınına döndürülerek kaybedilmişti. Çakır’a bugün üzerinde çalışılmakta olan ve tüm görkemiyle Yörük Köyü Merkezi’ni belirleyen Gencer’in amca tarafı varislerine ait olan evi önerdik. Görevi devredene kadar zaman zaman görüştüğüm Çakır, evin kamulaştırılmasında çok varisli olmasından kaynaklanan sorunları benimle paylaşmaktaydı.

Çok kısa ömürlü olan Safranbolu Kültür ve Sanat Derneği kurucu üyesi olan Şefik Kahramankaptan, projenin Yörük Köylüsüyle ve kamuoyuyla paylaşılması amacıyla hemen bir Leyla Gencer anıtının hazırlanarak köye yerleştirilmesi önerisi getirdi, beklemeksizin Heykeltıraş Metin Yurdakul’dan yardım istedi ve büst yapıldı. Büstün tamamlanacak Leyla Gencer Kültür ve Sanat Evi önüne yerleştirilmesi planlanıyordu ancak süreç uzadıkça uzayacağa benziyordu. Büstü GüleviSafranbolu’nun taşlığında geçici olarak açmaya karar verdik, Gül Canbulat’ın Ankara’ya giderek Yurdakul’dan teslim aldığı büste bir de kaide yaptırdık ve açılışını da Borusan Quartet Konseri ile çakıştırarak 30 Ekim 2010’da gerçekleştirdik[2].

Gül Canbulat, büstün Safranbolu Kent Tarihi Müzesi’ne taşınması yönündeki ısrarlı istekleri sürekli savuşturdu. Sonunda, Kaymakam Gökhan Azcan’ın girişimiyle Yörük Köyü’nde anıt için bir yer belirlendi, Safranbolu Kaymakamlığı’nın Leyla Gencer Anma Etkinliği ile çakıştırılarak 22 Mayıs 2011 günü Azcan’ın ve Safranbolu Belediye Başkanı Dr. Necdet Aksoy ve Kahramankaptan tarafından açıldı.

Anmadan geçemeyeceğim, anıtın açılışından önce Kahramankaptan’ın metnini yazarak hazırlanmasını istediği onurluk kaide üzerinde bulunmuyor, tümüyle başka bir şeyler anlatan başka bir onurluk ön yüzde yer alıyordu. Kahramankaptan anıtı bu şekliyle kesinlikle açamayacağını belirtti ve direndi. Azcan’ın emriyle -bugün yerinde durduğunu ümit ettiğim- özgün onurluk hazırlandı ve apar topar kaidenin sağ yanına yerleştirildikten sonra açılış gerçekleştirilebildi.

Tarihe not düşeyim dedim[3]

Leyla Gencer Kültür ve Sanat Evi çalışmalarında emeği geçenlere tekrar teşekkür ediyor, geçecek olanlara başarılar diliyorum.

Ainsworth’s Trail

Safranbolu 001

William Francis Ainsworth (1807–1896) was an English surgeon, traveler, geographer and geologist, known also as a writer and editor. He was sent out by the Royal Geographical Society and the Society for Promoting Christian Knowledge. He went to Mesopotamia, through Asia Minor, the passes of the Taurus Mountains, and northern Syria, reaching Mosul in the spring of 1840. During the summer he explored the Kurdistan mountains and visited LakeUrimiyeh in Persia, returning through Greater Armenia; and reached Constantinople late in 1840. This expedition had financial troubles, and Ainsworth had to find his way home at his own expense. In 1842 he published an account of the Mesopotamia expedition entitled ‘Travels and Researches in Asia Minor, Mesopotamia, Chaldsea, and Armenia,’ London, 2 volumes.[1] The book can be reached thru http://books.google.com.tr/books?id=-IVxAAAAMAAJ&printsec=frontcover&hl=tr#v=onepage&q&f=false

He entered to the City of Safranbolu on October 21, 1837 and stayed 3 days and made visits to Karapınar and Bulak villages and gave us very important information regarding to the social life in Safranbolu as well as the condition of the city in the 18th Century like a French medic working in a military hospital in Safranbolu. Unfortunately, he could not refrain from the similar mistake about the past of Safranbolu like almost all historians did and fit “Flaviapolis: city of flowers” most probably by being inspired of extensive plantation of saffron.[2] It is also very surprising that he had seen the limb of Saint Stephan which must be fake according to Mango[3] at the Sabbath in Saint Stephanos Church in Kıranköy.

It seems that he was mainly concentrated in geographical and of course hydrological characteristics of the region but did not decline to visit all important archeological sites and gave us important information about the settlements of monasteries. From his book we know that Bulak was an important rural settlement of Greek Orthodox subjects but seems that they had very happy life and wealth in 19th due to the modernization of Ottoman Empire in the first half of the century[4].

IMG_3499

The Cultural Trail

Recently Keşkek (keshkek) – recipe will follow- has been inscribed in the UNESCO Intangible World Heritage List.[5] Bulak is well known with its keşkek tradition. In Bulak in almost all mansions there are ovens which are essential for cooking keşkek . Preparation of wheat berry for keşkek is made a day before. We like to guide you to the Village of Bulak to see the skinning of the wheat in a stone havan which are called “dibek” or “dübek” by wooden hammers in a special rhythm. You will witness the preparation of keşkek pots, Yaprak Dolması, Su Böreği and Baklava in an exceptional Bulak mansion. The oven will be fired and your hostesses will make Cevizli Bükme a special walnut pide and will serve with Turkish tea while you are experiencing the Turkish cuisine. After a while the temperature of the oven will be good for cooking keşkek, the keşkek pots will be placed in the oven and the mouth will be sealed with mud. This is whole for the day. You should come back next day to have keşkek after a patient but mouth watering wait. It takes about half a day to cook a delicious creamy dish with a low temperature.

IMG_3505

Next day we will go to Bulak Village before noon time and visit Türbe which is a naturally formed eye on the wall of Bulak Canyon and must be holly place all in its past, the Tumulus which should be mausoleum of a local land lord from Paphlagonia period. Afterwards you will join to the keşkek ceremony and the feast which will be started with cracking of the mud seal you had made the day before. Keşkek will be followed by yaprak dolması, su böreği and baklava.

IMG_3513

After the feast we will guide you where Ainsworth had seen the ruins of monasteries[6] on the way back to Safranbolu. The tour may be extended to the Bulak Cave on request.

Notes:

This trip can be arranged for groups of 6 – 12 explorers.

Project partners are GuleviSafranbolu, Batuta Tourism and Mr. Hakkı Eren

Please call Gül Canbulat (+90 530 2430045) for your questions and price.

Keşkek

Material: (for 6 persons)

Wheat berry: 1kg

Lamp meat preferably neck with bones: 1/2kg

Water

Salt and pepper to taste

Butter: 2 table spoon

You can find skinned wheat berry for the dish in many shops in Turkey. Wash and keep in water for 2-3 hours. You will need an ovenproof metal pot. Put drained wheat berry and meat in pot, add water to cover the ingredients, add salt and pepper to taste. Preheat oven to 80-90 degrees C. Put the covered pot into the center and leave cooking for 6 – 8 hours. Check water time to time. Remove the pot from the oven and separate meat on a plate, remove the bones and add the meat back to the pot. In some regions, the wheat berry and meat is beaten to a creamy dish with a wooden spate and some placed isn’t, like Bulak where they like the texture of keşkek and just lightly mix. Share into plates. Fry butter in a pan until brown and taste keşkek with the butter sauce. For a traditional flavour, do not use tomatoes and paprika which entered into the regional cuisines not earlier then 18th Century.

IMG_3518


[2] Today scholars generally accept that Safranbolu was former Dadybra and Flaviapolis should be today’s Devrek.

[3] Mango, C. “A Fake Inscription of the Empress Eudocia and Pulcheria’s Relic of Saint Stephen”, http://antichita.uniroma2.it/nearhome/nr01_mango.pdf

[4] Still there were 2 years ahead to Tanzimat Fermanı (Charter of Regulations) which declared the path to a more democratic society with human rights.

[6] The name of the place is Akyol Erenler. Generally the location names with –ören, -veren, etc. is short for –ruin. –eren should be a derivative. Unfortunately, the debris of the monasteries has been cleaned recently by the Forestry Works after the last forest fire.