Atlas-ı İbrahim Hamdi Efendi’de Paflagonya

Talat Mümtaz Yaman “Cihannüma’nın İlaveli Nüshası” Ülkü Halkevleri Dergisi, cilt XV, sayı 85, 86 ve 87, Ulusal Matbaa, Ankara, 1940

Atlas-ı İbrahim Efendi (1749-50) iki cilt olarak yazılmıştır. Döneminde Safranbolu’ya bağlı Ulus Nahiyesi’nin Yeniköy, Küçük Endüz Köyü’nde doğan Osmanlı seyyah ve coğrafyacısı Seyyid İbrahim Hamdi (1680- 1762?) işi nedeniyle Rumeli’de bulunmuş 1142 (hicri, 1729-30 miladi) yılında annesini ziyaret amacıyla memleketine gelmiş ve bu gezisi sırasında uğradığı yerlerle ilgili önemli ayrıntıları not etmiş ve Atlas’ın 1. cildinde yayınlamıştır.
Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi müdürlerinden Talat Mümtaz Yaman 1934 senesinden itibaren eserin 1. cildi üzerinde geniş incelemelerde bulunmuş; memleketine dair verdiği bilgileri Halkevleri yayını olan Ülkü Dergisi’nde yayınlamıştır. Ancak, Talat Mümtaz Yaman’ın özel kütüphanesinde bulunan Atlas’ın 1. cildi 1942 senesinde çıkan Kastamonu yangınında evi ve diğer eserleriyle birlikte yanmıştır. 1. ciltten geriye ancak Talat Mümtaz Yaman Hocanın Ülkü ve Konya Dergilerinde yayınlamış olduğu kısımlar kalmıştır.
İbn-i Battuta Seyahatnemesi’nden (1334 miladi) sonraki bilinen en eski yazılı eser olma özelliği nedeniyle Atlas-ı İbrahim Efendi, Paflagonya için çok önemli bir kaynaktır.

(Varak 312)
“…Zağfranbolı: altmış beş derece tul ve kırk bir derece yirmi dakika arzda on iki mahallesi ve dört camii iki hamamı ve hancer hoca mükellef bir han yapdırmışdır bir viran kal’ası ve Yauz köyü Eflani tarafına Rum keferesi karyeleri ve şehirlünin ekserinde bağ evleri olub yaz günlerinde bağlara nakl ideler ve zemininde zağfran eyü olmagla tarlası gayet zikıymettir mesela İstanbuli kile buğday ekilür tarlaya bir kaç guruş virirler vilayeti sengistan ve cezire gibi olmagla toprak azizdir ve oldukça ulema ve meşayihi vardır ve zagfran sebebile ekseri halkı hacıdır lakin hakikten kabe-i şefifi gören hacılardan değil zira gayet şerir ve hilekar ve kezzab ve bivefa ademlerdir Kastamonu halkına galibdirler beher hal bir akçelik soğan tohumunu hilesiz vermez ve etraf kazalarda gezüb ahmak türklerin ellerinden balmumunu ucuz beha ile alub zagfranı anınla mülemma iderler ve zağfranın arasına uspur şükufesin ilhak idüb bir tel zağfrana on tel uspur zam idüb hezar dürug-i kazibe ile furuht iderler kezalik boyacıları kalıp ve sabunu murdar don yağı ile yapub iki kat İzmir behasına füruht iderler her hafta Eflani ve Ulus ve Bartın pazarına ol meta-i mekruhlerin götürüb vafir adem aldadırlar ve kal’asının etrafında hüdayiperver üzerlik nebatı biter ve Zağfranbolu’nun üzümüne nazir ve taklit kabul etmez bir salkımın eline alub yerken parmakların birbirine yapışur ve lez ve leziz ve terkabuk gayet ala olup ki Rumeli’nde öyle üzüm görmedik.
Eflani bolı altmış buçuk derece tul ve kırk bir derece kırk dakika arzda Zağfran borlundan altı saat şarkda bir humvar zeminin ortasında pazarı her pazarertesi durur dekakin-i vafire ve etmekçi furunı ve kasab dükkanları ve han ve odalar ve mahkeme ve mufti yeri ve kethuda yer ve nakibüleşraf ve bir camii vardır ve cami kurbünde üç dört nerdüban aşağı inilür bir akar çeşmesi ve galle pazarı olub her haftada etrafdan gelüb develer ve katarlar ile zahire almalarile ekser karları ekindir ve bir tarafında sığır pazarı durur ve ol tarafda püryan kuyuları olub ruz-ı hızırdan kasıma varınca kuyu kuyu püryanı pişirüb satarlar ve hayvanatdan at ve katır ve eşek ve koyun ve inek her kısmından mübalağa gelüb alış veriş iderler ve ehalisi panbuk işlerler panbuk meta-ı çok gelür ve çadır tabir iderler astar ve sade yağı eyü olur ve pazarın kurbinde çelebiler dirler bir mamur karye pazara müşrif olup mamur ve maldar kibarı olub sahib-i pazar dahi ol karyeden olur kendu ve ol silsileye meşruta badelinkiraz Medine vakfıdır ve kıble tarafında Depe köy nam karyede pabuc ve çizme dikerler ve Kayadibi ehalisi mutaf olub mukabelesinde Tavşan zaimi karyesi dahi Şimale Paşa karyesi ve Bedilk ve Sancak bunların her biri mamur ve hanedan vezir zade ağalar ve oda sahipleri olub müsafirine ikram iderler ve bu kurbde Hacıağa nam karyede Kadiriler tekyesi olup şeyhleri hayli zahid ve mübarek ademlerdir ve bu kazanın khlalinde ba’z yer yer selefden bakiye türbeler vardır ki etrafında nabit bir ağacı kat’ mümkin olmayub musirrı elbette helak olur bir münbit ve galle ile meşhur bir kaza olub zemini humvar olmagla ekser kuraları birbirinden görinür Tekyeciler karşusu Kastamoniye tabi olub andan öte Çiğlene dört saat yerde bunun hudud-ı Tekyeciler’den sırt üzre Saçağ’a doğru Kayabaşın’a giderken değirmen kubinde bir mermer rühamdan arslan olmagla tarla kenarında durur ahalisinin zulmu budur ki Hazret-i Ali ol tarafa geldiklerinde arslan askere mütearız olmagla Hazret-i Ali’nin bed duasına mazhar olub taş olmuşdur andan Müezzin karyesinin mukabelesinde bir mamul depe vardır hayli balater olmagla kazanın ekser mahalleri görinür ve ol taraflarda pak ve latif ab-ı-zülale benzer pınarlar olub ekser hanelerin önünden cereyan ider ve andan Kayabaşından Ovayüzü kazasına gidilür üç tariki vardır biri şark tarafdan Sarıoğlu köyü mukabelesinde ve ortası Kayabaşı olub cadde ve bir vasi araba işler yoldır ve biri dahi Bedil-den ve Bedil yaylağından Gezkaya’dan aşılub Poyra nam çiftlik kurbinden Ovacumasına inilür gayri tarik yoldur bu Eflani kazasında bir dürlü bağ ve bağçe ve bostan olmayub üzüm ve kavun karpuz ve turb ve şalgam ve sogan ve sarımsağı cümleten Borlu’dan götürüb pazarda satarlar ve bunlar satun akçe ile alurlar bağ olmazsa bostan olurdı ahalisi rağbet itmeyüb iktiza itdikçe çarşudan alurlar ve meyve kısmını Ovayüzi ve Ulusdan götürürler bun vilayetinde ancak alıc olur bir gayr meyve olmaz (Haşiye: bu Eflani kazasının Borlı’ya gidilen tarafında Paşa karyesi mukabelesenkistar tarla kenarında ağacı vişne ağacı kadar kebir ve meyvedar ve gayet kesir olub Çal tarafına doğru yekpare ormanlık budur lakin çi faide ahalisi Devlet-i-aliyye duyub anlamanın deyu ne yerler ne de yidürürler ve ol havalide keklik vakir olur) halkı nevan şirrete maildir ve eyyam-ı-sayfde derelerde suları çekilüb dakik içün ahar mahalle huhtacdırlar.
Kızılbel Bolı’ya tabi on iki karyeli bir kaza olub eyü bağları ve bir tarafı Filyas
(Varak 314)
suyu üzre vaki olub deremahyası namında bir yaylağı vardır Konarı altmış iki derece kırk dakika tul ve kırk bir derece arzda Üskibi cenubunda Bolıdan bir menzil garbe yirmi karyelü bir kazadır nice hanları olub hafta pazarı durub mahsuli pirinc ve fahir kaymağı olur ve traf-ı cenubında Uğrı suyu derler bir nehr cereyan idüb Efnanlu gölüne munsab olur Duzce pazarı didikleri bunun şahran üzre olan hanları ve anın etrafında khılal-i-cibalde bir kaç karyeden ibretdir ki pazarı ol hanlar kurbindedurır ve çeltikleri enhar-ı Milan dan gelen sudan saky olunur ahalisi camus beslerler pirinci sürh ve alcakdır Bolı ve Mudurnı tarafına düşen dağlarında veşak ve zerdava bulunır ve bir cins magiyan-ı-berri vafir olub cüssede magiyar-ı-ehliden kabirdir Dirgene altmış üç derece on dakika tul ve kırk bir derece on dakika arzda Devrek cenubında sekiz karyelü bir yabis ve dağistan kaza olub sekiz divan derler Yılanlıca Devrek şimalinde dokuz karyelü bir kaza olub Karadeniz’e karib dağistan içine düşmüşdür ala meyvesi olub bu kazanın tahtına Filyas nehri ‘ubur idüb Karadeniz’e gider ve burda Abdal paşa nam bir ziyaretgah Mengen altmış üç derece elli dakika tul ve kırk bir derece arzda … şimalinde bir kaç karyelü bir kazadır bir su kenarında beş on haneli bir karyesinde pazarı durur ve ol … dağından nazil olub fahir alabalığı çıkar bu kazada mürdüme derler bir cins erik olur ki çekirdeği küçük ve gayet lezizdir
Devrek altmış üç buçuk derece tul ve kırk bir derece on üç dakika arzda Ereğli şarkisinde deryadan alarga bir kazadır … dağının şimaline düşer Bolı bunın cenubında vaki olub hafta pazarı ve hanları ve dükkanları var bir nice karyedir Bolı suyu ile nehr-i-Mengen bunın kurbinden cereyan ider ve Araç ve Viranşehir nehrine bu kazada karışub Hisarönünde Karadeniz’e gider ve yıl pazarı ki her senede bir kerre durub on beş güne kadar mütemadi olub yedi divan bu kazadadır
Pencüşenbe nam diğer Zarzene altmış üç derece elli dakika tul ve kırk bir derece yirmi dakika arzda yirmi karyelü bir kazadır Çarşanba kazasıyle bunun mabeynini Filyas suyu kat’ider
Üskibi altmış iki derece kırk dakika tul ve kırk bir derece yirmi dakika arzda Bolı’dan şimale on saatlik inhirafile garbe ve Akçeşar dan cenuba vaki olub bir cami ve bir hammamı ve on pare karyesi olub bunun şimalinden dağından Debbağlar suyu gelüb buna uğrar ve canib-i garsisi dağlar ve ormanlar ve sahreler olub mezari’ ve çeltikleri Milan suyından saky olunur ve pirinci alçak ve ala bezi olur … nam karyede Şemsi Efendi medfun olub ziyaretgahdır
Samaku altmış üç derece beş dakika tul ve kırk bir derece yirmi beş dakika arzda Ereğli’ye tabi yirmi karyelü bir kazadır
Benderkli nam diğer Ereğli Karadeniz sahilinde Bolı şimalinde bir kal’adır ki tahminen devr-i seray-ı-hümyun-ı-cedid kadar olub taraf-ı-şarka derya kenarı ve yukaru Güney taraflarının ekser bedenleri harap olub ancak garb tarafına vaki iskele ve şehrine muttasıl olan kapusu heyet-i asliye üzere balater beden ve tabyalar ve kapunın üzerinde
(Varak 315)
iki adem şekli ayak üzere dururlar dahil-i bab-ı kal’ade bir mahalle ve Sultan Orhan camii olub ve haric-i bab-ı kal’ade esvak-ı mamurasi ve kahveleri ve bir hammamı ve çeşmeleri ve iskele kurbinde müsafirine han odalarına bedel odalar ve köşkleri olub sükkanına günde birer pare icare ile virirler ve etmekçi furunı olmayub herkes hanesinde etmek tabkh idüb çarşuda satarlar çarşunun garb tarafında kefere vaktinde etrafı kargir divarlı limanı var imiş zamanla dolub harab olmuş elyevm anda debbağhane olub kal’anın harab divarı mukabilinde etrafdan taş dökme bir limanı vardır ve dahil-i kal’ade hin-i imaretinde olan bezastan ve dekakinin taşların yüzer adem yerinden kaldıramaz ve bazı kulelerinde bağçe idüb nerkis ve sair şükufe gars itmişler bir mertebe ki sa’ir diyarda öyle çiçek olmaz ve kal’a kapusunın haricinde bir kule zirvesinde müfti hanesi olub safa bahş ferahfeza bir hanedir hayli mamur bir kasaba olub pak dilfrib tazeleri vardır lakin ahalisinin bir mikdar taassubı vardır incir ve üzüm ve ceviz ve sa’ir meyvesi vefret üzere olub ahalisinin ekseri khılal ve kaşık yaparlar kerestesi olub İstanbul’a götürürler ve kal’adan şark tarafında Karadeniz’e müşrif bir depede merhum Fatih Sultan Orhan’ın hacesi Seyyid Yaha-yı Şirvani hazretlerinin evladından olub Seyyid Nasrullah Efendi Hazretlerinin merkad-i münevvereleri olub ba’zı bikes fukara kızları varub hüeratda sakine olub hizmet iderler bir göz yer vakıfdır ve anda Karadeniz boğazında olduğu gibi bir fener olub sefinelere hata gelmesün deyu gicelerde firuzan olunur avamünnas beyninde Hacıbaba türbesi deyu ziyaret iderler sultan Orhan gelüb kal’a feth eylediklerinde oğlum şu makamı bana ihsan eyle deyu rica etmişler ricasına müsaade buyurdukda bu yeri niçün istersin deyu istintak ve anlar dahi toprağımız bunda olub yatsam gerekdir deyu buyurmakla sultan merhuma rikkat gelmişdir bir pak ahalisi olub eyü metaların bez ve kereste ve meyvedir vilayetinde zina ve livata nadirdir meğer ki mütegallibeden bir yaramaz gelmiş buluna…
(Varak 316)
Amasra altmış dört derece otuz beş dakika tul ve kırk bir derece beş dakika arzda sahil-i Bahr-ı siyah’da Bartın boğazından şarka deniz kenarında tell-i ali üzre bir kal’e-i metine olub cami ve dizdarı ve bir kaç mustahfız neferi vardır ve kal’enin canib-i şark ve garbinde kenardan münfasıl bir sagir adası olub anın bir köşesinde sagir gemilere küçük limanı olub kenar-ı bahr ile Ereğli’ye gidilür deyu söylerler ve şarkı olan liman muhazisinde leb-i deryada buzhane namıyla muhtasar ve mülevves bir hamamı vardır ve bu Amasra’nın on beş pare karyesi olub Sinob bunun şarkında karadan beş merhale ve deryadan yüz mil yerdir ve Ereğli’den karadan dört merhale ve deryadan elli milden ziyadedir be Bartın’a denizden dolaşob bu boğazdan girüb varmağa dokuz mil ve karadan dört saat yerdir lakin mabeynde bir derbend olmağla yaramazı eksik değildir ve kenar-ı bahr ile dokuz mil şarkda Deliklişile namında iki şak olmuş bir kayanın arasında ubur olunub kurbinde bir mescid ve iskele olub nahiyesine Köles dirler ve eşcar-ı zeytün ve tin mübalega olub bir nahiye-i tavile ve kesirülmeyve ve soğuk suları cari değirmenleri vafir guhistan ve mürtefi’ dağlar arasında Beyderbendi nam balkandan Ulus kazasına Tarıca nam karyeye aşılur lakin gayet sa’bulmeslek bir yerinde atını durgudub kendisi müsterih olacak yeri yokdır ve vasat-ı cebelde yolun sol tarafında bir pınar kurbinde bir mağaradan ruzgar çıkub kapısına varılsa ademi alarga atar ve Amasra’nın deryadan şark tarafına dört beş saatlik sa’bulmürur dağlarında bir leziz ve şirin pınarı olub kefere vaktinde künk ile kal’aye gelürmiş ve bu kal’anin fevkinde senkistan havaleleri olub eşçarının ekseri ıhlamur olmakla ahalisinin san’atları öreke ve iğ ve sarımsak havanı ve tütün dakka dukkası işlerler bir mertebe ki İstanbul’a cümle andan gelüb ve sair vilayeti iğna ve kifayet etdirirler kal’a deruninde olan evsak-ı amiresi bununla müzeyyendir ve bin yüz kırk iki senesi Ağustosu’nda iskelesinden sefine ile ol adanın önüne lenger – endaz-ı – rahat olduğumuzda bir gulam bir sepetde beyaz tut getürdi ki tavuk yumurtası kadar var idi Bartın iklim-i hamisden altmış dört buçuk derece tul ve kırk bir buçuk derece arzda Bolo’dan üç merhale şimale ve Karadeniz’e üç milden baidce bir liman ağzında yirmi dört karyeyi müştemil bir kaza olub her cumertesi hafta pazarı durır matbu ve hoşnüma ve şirin kasaba olub bir iki cami ve mülevves hamamı ve Ulus müftisi İbrahim Efendi binası bir cedid hanı olub eskiden elçi İbrahim Paşa anda bir nazik ve pak han yapdırub ve kurbinde bir cami-i şerif ve minare mukabelesinde bir saat kulesi bina idüb hanın icaresin hademe-i cami ve saatçiye tayin etmiş idi ve bir hoş suk-ı amiresi olub her san’atın erbabı bulunurdu ve saatın sadası yarım saatlik yerden işidilürdü ve cami önünde latif çeşmeleri var idi lakin bu kasabanın ahalisi suretde müslüman ve siyretde kefereden eşed diyecek mertebe bir gayretsiz bıırz mahluk olub bir guruhı yirmi
(Varak 317)
beş bölükden dem urulub ve guruh-ı ahari yetmiş birden laf iderler haftada bir iki defa mestis alub kefere gibi birbirlerile cenk iderler ve ehl-i ırzın avret ve oğlanına hetk-i ırz ider bir kavm-i meş’um olmalariyle senesinde mintarafillah kasabalarında bir ihrak zuhur idüb rüzgar müsaid olmakla cümlesinin haneleri yandığından maada ol cami-i şerif ve hanlar ve saat kulesi yanub bilkülliye hakister olmağla elyevm ol revnak kalmamışdır beher hafta Bolu ve Borlı ve Eflani ve Ova ve Ulus kazalarından vafir pazarcılar gelüb çamaşır ve çıra ve keten tohumı ve pesdil ve ceviz ve yağ ve keten ipliği ve astar ve kereste getürüb alışveriş iderler amma beher hal fukaraya cevr ve eziyyet ve malinden bir mikdarın noksan vermekle tefahür iderler bed şirret ademlerdir kadı ve müfti ve İstanbul gümrüğü tarafından bir adem oturır ve bezirgan gelüb metaların İbrahim Paşa hanına vaz’idüb sakin olurlar lakin her biri bir mütegallibeye isnada muhtacdır ve serdarları dahi kendülerinden bir mel’un olur vilayetinde güzel galle olur lakin ekseri darı eküb anı yerler Ereğli taraflarında bir kayagan taşı madeni olub pergar ile müdevver kat’idüb sekiz on pareye taşdan saç deyu satarlar hamurlu darı etmeğin anda tahb idüb kartalaç namiyle yerler çokluk buğday etmeğine rağbet etmezler ve bu kasabada dahi etmekçi furunu olmayıb herkes evinde nan idüb piş-i kahvehanelerde satarlar kavun ve karpuz ve kiras eyü olur ve bu kasabanın iki tarafın liman-ı ırmak kucaklayub ancak Ulus tarafı küşade bir humvar zeminde vaki olmuşdır toprağı kilermaniye müşabih olmağla hanlarının fevkinde kiremidleri kırmızı mercane benzer ve nehrin suyu Ovayüzi ve Ulus kazalarından cereyanla gelüb derbend-i kebiri şak ile boğaz ağzından Bartın kazasına dahil olub kasabanın yukarı tarafında bir mil kadar geldikde sükınet bulub cereyandan kat’ ve piş-i kasabada bir latif ve müferrah iskelesi olub ırmak iki şak olduğu mahallerin her birinde daima müceddeten sefine ihdas olunmadan hali olmayub İstanbul Galatası gibi makara ve alat bükücü ve sair ehl-i sanayi mevcuddur bu liman piş-i kasabadan sahil-i Bahr-ı siyah’a gelince iki tarafları düz ve humvar olub tarafeynde elma bağçeleri ve sair meyve ile memlu ve ekser eşçarında üzüm asması olub iki tarafdan ırmağa ab-ı zülale benzer pınar çıkub akar Karadeniz göründüğü yerde bir düz çimendar mevzi’de denize karşu sol tarafda bir han-ı sagiri vardır ekser sefine mutarassıd-ı hava andan olmağla eylenürler kubinde bir iki latif pınarı olub suyı andan içerler ve ırmak suyı denize karışdığı yerde denize çıkarken sağ tarafda ve içeru girerken sol tarafda suya beraber kalkan gibi bir kaya uzanmışdır eğer anı şikest idüb tathir eyleseler bu limana kebir kalyonlar dahil olur idi murad itseler bir cüz’i masraf ile olur bir sal çatılub üzerinden nakb ve barut ile pareleyüb tathir olunur ve fevkinde keferemande bir palanka yeri vardır ve bu kasaba-i Bartın’dan nehr kenarile Ulus’a giderler öğleden sonra avdet idüb derbend ağzında boğaz kurbinde latif kiras bahçeliklerine yatub andan derbend ki tahminen dört saatlik mesafe kadar nehrin sol tarafından Ulus kazasına varılub derbend geçildikde Borlı ve Ovayüzi ve Eflani taraflarına giderner nehri geçüb sağ tarafına şarka gibüb Ulus’a ve Gökbil’e giderler temam şarka giderler bu derbend gayet sa’bulmeslek vel mürur ve dağların iki tarafları eflake ser çekmiş senkistan ve kuhistan ve hilaf-ı tarik bir yerinden mürur kabil olmayub bu nehrin bazı amil olan yerlerinde üç ve kıyye gelür alabalık olur ve Bartın kazası hududında akşama kalub bir ahadın
(Varak 318)
hanesine müsafir olmak mutasavver değildir zira bunun ahalisi bir deni ve bed ahlak ve birahm mahluk olmağla bir kimse bunların karyeleri ve haneleri canibine varamaz ve Bartın kazasından Ulus’a ancak iki tarik olub biri bu meşhur derbend be birisi sol tarafdan Furunlı nam karyeden balay-ı balkandan Ulus hududunda Öreme nam çiftliğe varılur lakin ikisi de sa’bulsuluk bir tarik olub yüklü bargirler güçle murur iderler lakin Devlet-i aliye’nin muradı olub bir mikdar akçe sarfile bu tarik tathir olunub tomruk çekmek müyesser olur ve Gökbil ve Uluyayla’nın kerestesi Devlet’i aliye’ye değil dünyaya vefa ider deryay-ı binihaye dağlardır lakin memleket harab olur zira devlet tarafından ser-i kare me’mur olanlar mal tama’ı ile fukarayı rencide iderler ve bu derbend-i kebirden Ulus kazasına çıkıldığı yerde yine kefere mande palanka asarı vardır ve bu Ulus zam-ı hemze ve sükun-ı vav zam-ı lam ve vav ve sükun-ı sin-i mühmele ile altmış beş derece tul ve kırk bir derece kırk beş dakika arzda Bartın şarkisinde on pare karyelü bir kaza olub cum’a pazarı durur tarafı-ı şarkısi Kastamoni sancağı Zarı kazasına hemcivar vaki olub vasatından mürur iden nehrin iki taraflarında karyeleri ve hadayık ve besatine olub aralıkla mürtefi bayırlar ve senkistan yerlere ziraat idüb ekser demedi kızak ile çekerler ve Ulus camii iki çayın beyninde bir çınarzarda vaki olub cuma’ya gelenler ol çaylardan abdest alırlar ve piş-i cami-i şerif bir humvar düz ve çemendar mahalle düşüb sayedar kebir çınar ağaçları sayeban-ı feza olub hılalında piryan pişirüb satarlar kebir şiler ile bütün koyun yahud keçi kebab idüb biryan deyu verirler kurbinde olan karyelerden nan-ı aziz ve sair levazım götürürler Bolı ve Zağfranbolı ve Kastamoni’den bazı Ermeni bezirganı ve haffaf ve kalaycı ve kazancı ve sair meta’füruşlar çok gelb her birinden birer ikişer akçe bac alınub imam ve hatibe vazife verirler bu cami-i şerif bir garib ahşabdan yapılmışdır ki dıvarları birbiri üzerine vaz’hatıl ve köşe başları çatma ve bir kaide bir büyük cami olub muhfil tahtında olan sütunların bir kaçı Ayasofya-ı kebir-de olan mermer sütunlara şebih ve re’s-i sütunlar münakkaş ve musanna’ ve latif direklerdir garabet bundadır ki ol diyarda maden mermerin vucudi yok ve diyar-ı aharden ol mahalle taş ve direk getürmek bir vech ile mümkün ve mutasavver değildir ve camiin minaresi kezalik kubbenin vasatında elvahdan mebni olub bu kadar binada timur mismare mütealik bir çivi olmayub ağaç çivi ve çatma ve müddet-i binası devlet-i Osmani tasarrufundan mukaddem olmağla birkaç yüz sene mürur etmiş elyevm bir divarına ve yahud bir tahtasına tezelzül gelmemişdir ol diyar kavminin zu’munda bani-i cami-i şerife Timurcı Hasan Baba dinüb zeyl-i dervişandan olub ve gelüb kurb-ı cami’de tevattun ve bir müddetden sonra dağdan kereste kat’ına mübaşeret idüb ahali-i kazaya ben bunda bir cami ihdas itsem gerekdir bana ianet eyleyin ve dağdan kereste nakline öküz verin dedikde Etrak buna itibar etmediklerinde hergün görürler ki mevzi-i cami-i şerif’de birer ve ikişer tomruk gelmiş bunlar beyinlerinde zu’m iderler ki bu derviş sarık olub öküzlerin uğurlaya ve koşub dağdan kereste getüre ve ittifak dervişin tarikında kemingahe girub mutarassıd oldılar ki eğer öküzlerin koşmuş ise katl idüb vilayetlerinden ol makule ademi yoğ eyleyeler gördiler derviş bir çift sığın geyiğin öküz gibi boyunduruğa koyub tomruk çeker bunlara nedamet gelüb muavenete gelmişlerdir ve hin-i binada imece cemiyetine ahali davet idüb anlara taam virse gerek oğluna der ki değirmene varub hasıl olan dakiki eve nakleyle ancak tekneye nazar etme deyüb kendüsi işine gider gulam dakik naklinden bitab olub kesret-i
(Varak 318)
dakikin sebebinden hatunu sual eyledikde oğlu babasının emri üzere imeceye etmek olacağın haber verdikde hatun dir ki bir dağarcık buğdaydan bu kadar un olmaz dimekle gulam değirmene varub babasının tekneye örtdüğü siyah abayı kaldırub nazar eyledikde bir kebir hayye ağzından buğday ilka eyledüğin müşahede eyledikde hayye ilka-yı daneyi kat’itmekle gulam değirmeni turgudub ahşam babasına haber verdikde niçün bakdın çokca dakik alurduk deyu cevab virür ve cami-i şerif itmamınadek ol dakik vefa etmişdir derler kendünin türbesi anda bir kebir çınar bininde olmak zannı ile ziyaret ve dua iderler ve etraf-ı camide mahkeme ve müfti makamı ve ayandan bazılarının mahsus yerleri olub eyyam-ı şitada nehirlerin tuğyanı vaktinde cum’aya gelinmez bundan şimal tarafına yine nehir kenarında camii ve kaza nihayetinde dirahna camii ve Dağ divanında Kuzsahrınç nam karyede bir cami-i şerif dahi vardır bu kazanın ma’dud birkaç camii olub hafta pazarı mezkur cami kurbinde durub ve eyyam-ı sayfde bazı kerre camiinde dahi pazar olub cuması kılınur cevamiden maada ekser kuralarında mescidleri ve imamları olub cemaatle namaz kılmaya gayet mukayyeddirler ve mektebleri olub muallim-i sıbyan haceleri vardır ve kibarlarının müsafirhanelerinden gayri her fakirin dahi birer koltuk odaları olub muzeyyaf ademleri vardır ve taşra kazadan yaramaz gelüb aralarında temekkün mümkin değildir beher hal orman donuzsuz olmaz meseli mucibince bazı eşirrası var ise dahi kabil-i hitab olunacak hanedanları vafirdir ve gayet abdar ve latif harbüzesi olur ve cevizi eşcarınden düşdükçe kışrı münşak olub lebeni taşra çıkar ve mürdüme eriği mübalağa olmağla herkesin bağçelerinde vafir bulunur ve enguri dahi latif ve hoşhar olur elma ve emrud ve sair meyvenin envai olur ancak limon ve turunç ve zeytun olmaz ve huda-yı perver yemişi çokdur bu kazada panbuk işlemek bilmezler keteni kenduler gars ve terbiye idüb keten bezi iderler ve ipliğin bazirgan varub cumadan cem idüb İstanbul’a ve Mısr’a götürürler ve keten tohumu ve yağı mürdüme pesdili vafir olub bey’ ve şifa iderler bu kazada asel nasir olub ekser bekmez idüb asel yerine istimal iderler ve bulunduğu mertebesi dahi me’kul değildir zira bu kazanın cibalinde defla dedikleri ağu ağacı vefret üzre olmağla baharda anın şükufesinden bal alan arunun aseli tutar delice bal dirler ve bu diyarın arusu pirebolı yapar ve bu kazada İldiş nahiyesinde çay kenarile nam karyeden meşhur kara müfdi İbrahim Efendi’nin karyesi nam karye ve andan şarka doğru nam karye ve andan bir kurşun menzili yerde eşcar-ı kebire ve asar-ı kadime sayesinde mezarat-ı tavileler olub yolun iki tarafında bazı kubbeler ve mermer sütunlar müşahede olunur her bir mezar iki ve üç insan kaddi tavil olub etraflarında taşlar dizili ve kenar-ı tarikde bir mezarın başı ucunda olan taşın üzerinde on beş yirmi kadar çakıl taşı olub birinin müşkil umuri oldukda anda varub üç ihlas-ı şerif tilavet idüb sahib-i kabre hibe idüb ol taşlar tek yahud çit olmağın murad ider tevekküli bir kaçın ahz ve ta’dad ider isabet eyledi deyu anında amel ider ve andan dere değirmeni yanından Ören nam bir düz ve çemendar ve etrafı meyve eşcarile kuhsar-ı feza vasatında bir pınar olub oluk vaz itmişler kol kadar cereyan ider ve senede bir iki defa ol ab ile darı ve buğday çıkub üç beş kile kadar yığılır hayvanlara ve tuyura vafir gıda olur bu hınt tahtelarz nereden gelür malum değildir ve pınarın başında zir-i zeminde kefermande mahzenler ve kilise ve esatin-i ruham ile mebni evler olub üzerinde guhistan-ı azim olmağla bu kazanın
(Varak 320)
kurb ve civarında olan ahalinin ekser ocakları bunun tuğlasile bina olunmuşdur her kim iderse etrafa haber gönderüb imece idüb andan bir yeri hafr itdirdikde elbetde bir kilisa yahud bir mahzen zuhur ider bir zira mikdarı tul ve nısıf zira arzen tuğlaları sökdürüb bargirler ile götürürler garabet bundadır ki tahtelarz bu kadar esatin-i ruhamı musannaa nereden gelmişdir bir vech ile akle muvafık olmaz meğer ki zeman-ı evvelde ol mahalle derya muttasıl ola ve sefineler ile götürile hala sahil-i bahr-i siyah’a dokuz saat kadar baid olduğundan başka gayet sa’bülmeslek vel mürur yerler olub bir veçhile araba gitmez haml-i sakilin naklimümkin değildir azim senksar ve guhsar cibal-i şahikalar beyninde vaki olub ol mermer direklerin bazıların barut havanı yaparlar lakin ol mavzi’den kaldırub bir iki saatlik mesafede bir karyeye götürmek mümkin olmaz yine yerinde kalur ve ol guhi dağlar beyninde atik cadde tarıkler vardır ki elyevm ol diyarın ademi bilmez ki nereye gider zira birkaç saatlik belki bir iki merhale dağistan olub mesluk değildir ve ol Ören karyesinden bir kurşun menzili sarp dereye varılur ki cami-i fakirin maskat-ı re’si olan Endüz fath-i hamze ve sükun-ı nun zam-ı dal-ı mühmele ve sükun-ı zay-ı muğceme ile çiftlik ismi altmış beş derece beş dakika tul ve kırk bir derece elli dakika arzda bir karye olub ol derede yıl döner bir değirmeni ve dereden ahşabdan kantara üzre ubur olunub Küçükendüz nam karyeye varılur ki hubbul vatan minenliman fetvasınca guya ki ya taht veya fevki cennettendir bir latif arazisi haşbu ve kuvvet-i kudsiye-i ruhaniye ile memlu ve dilfeza mürgzarlar ve beynelhadayik andeliban-ı hoşnevalar ve selsebil asa ab-ı zülali çağlar ve dirant-i sayedarlar mevzun kamet-i dilriba gibi küknar ve ardıç ve sanevberler ile bir mertebe gühsardır ki sayesinde şems-i haverin ziya küsteri müsafir olmaz ve bahar eyyamında bu arzda bir türlü rayiha-i tayyibe ruhküşad zuhur ider ki mevsim-i bahar mürur idince dimağ-ı ademi muattab olub ahalisi zu’munda bahar faslında bab-ıcennet meftun olmağla bu rayiha-i cennetin nesim-i hoşbuyı fazlasından biz kullarına bahşiş ve atiyyedir dirler nefsülemr bu halet-i garibe Rumişi ve gayr vilayetlerde yokdur ve bu Endüz çiftliğinin iki değirmeni olub biri sarp derede ve biri tahletkaryede ve karşu kuzyakasında bir mamur elma ve emrud bahçeliği olub yedi yüz kadar aşlama yalnız ceddimiz Hüseyin Çelebi zamanından olub andan sonra vafir dahi eşcar neşv-ü nema bulmuşdur ve tahtelçiftlik çayırda on beş kadar erik bağçesi ve eşcar-ı ko zki şecerinden sakıt oldukda lebbi taşra çıkar kışrı gayet rakik olur elma ve emrud ve fındık ve sair erik ağaçlarının had ve tahmini kabil değildir hususan kirası bir karye ve kazada olmaz ancak vişneye tenezzül olunmamış vişne yokdır limon ile turuncdan gayrisi mübalağa olub hudud-ı çiftlik olan guhistane mevsim-i ezharde nazar olunsa bir beyaz hayme-i hubaba misal görinür ve havali-i çiftlikde on kadar mürdüme eriği bağçemiz olub her bir bağçede yüz elli ve iki yüz ve dahi ziyade ve noksan mürdüme ağacı vardır ve gayet güzel ve eyi galyesi olur ve latif ve safabahşa ve ruhperver mer’aları vardır ki her ne kadar hayvanat vefret üzre olub hergün bir semte ra’y olunsa vefa ider belki ayda bir tarafa vevbet gelmez latif çemendar ve saye küster küknar ve sanevber ve sair eşcar-ı cibal ile çitelmişdir ekserinin dibine gün gelmez bazı eşcar diblerinde mun’akid olmuş küherçile bulunur ki emtardan katarat isabet eylese böyle parmak gibi küherçile müncemid olmazdı küknar ağacının şahları sair eşcara muhalif olub taraf-ı zire mail olmağla her bir ağacın
(Varak 321)
dibi han odasından eyüdir ve bu Endüz çiftliğinin şimal tarafında Fındıcak nam meşhur bir saydğah yaylağı selefde ceddimiz vakitlerinde sürek koyun ve sair hayvanat olur imiş ve bu yaylakda bazı ağaçların sürahında nahl-i yabani olub ağacı kat’ ve aselin ihraç iderler mübalağa balı bulunur lakin rahat ile ekl olunmaz zira’ tutar bu dağlarda defeli ağacı çok olub şakayık-ı nümana şebih kırmızı ve beyaz katmer gülleri olub bu şukufe hazan etdikten sonra çıkan oğulun aseli tutmaz ve ceddimizden müntekil doksan nahl peteği vardır ve herbirinde pirebolı olub leyali-i mübarekede öd ve anber bedeline bahur iderler ve bu Fındıcak yaylağında sığın geyiği ve elik derler karaca ve dilku ve sansar ve zerdeva ve vaşak ve yamurha ki karaca kadar yaban keçisi gibi bir hayvandır ve düb ve zeeb ve hok erneb kati vafir bulunur vaşakı gayet eyü olmağla avcısından otuz ve kırk guruşa alınır ve zerdavası ve sansarı gayet çokdır sayd idüb birer guruşa ticaret iderler ve bu yaylakda tahlet eşcar çıkub cereyan iden ab-ı haşguvarların vasfı mümkin olmayub pınar başı dirler bir humvar zeminde bir kebir ağacın altından pertav ile bir ma’sum gövdesi kadar ab-ı zülale benzer bir su çıkub simab-ı hoşnüma misal çağlayub akar ve varub sarp derede bir asiyab çarhı idare ider ve çiftliğin aşağısında bir pınar çokar ki abı mütehaccir olub köfün tabir iderler balta ile kat’idüb ocak ve sair binaya sarf iderler favkinde bir pınar dahi vardır ki abı simaba benzer beyaz ırakdan sim si gibi görünür muşmula ve kızılcık ve fındık misilli meyveye itibar itmezler hususan yemişan iki dürlü olub kırmızı ve siyah olur ve karamuk dirler yaban eriği gibi yemişi olur asla bunlara rağbet olunmaz ve mevsim-i baharda taze kiyahla bile biter cincile namıyla bir mantar olur ki henüz beynelkiyah cismini görmeden misk gibi rahiyasından his olunub devşirüb çiğ iken ve kavurub şerid ve börek idüb ekl iderler gayet latif ve hoşhor mantardır ki bunda ve Ovayüzü’nde olub devşirüb Eflanı pazarında ve kıyyesin yirmi otuz pareye satarlar ber-i direhtan reside oldukda bir cins kırmızı ve kebir mantar namudar olur ki kat’olundukda lebeni cereyan ider bir leziz mantardır çiğ ve pişmiş me’kuldir be vakıtde buna benzer bir cins beyaz dahi olub südi telh ve yedikde ağzı kabardır pişirüb yerler leziz ve latif olub bunlara geyik mantarı derler ve vakt-i hasadda bir cins beyaz mantar dahi nabit olub şimşek mantarı dirler gayet rayihası güzel olub ala böreği olur ve dahi güz eyyamında çamlık ve küknarzarlıklarda kanlıca namında bir kırmızı mantarı olub kat’olunsa kan gibi lebeni damlar tuz ile kebab idüb lahm gınasın virir ancak bu mantar küknar ve sanavberlikde nabit olur gayri yerde bitmez bunlardan gayri yine evvel-i baharda içikızıl dedikleri mantar çayırlarda kati çok biter ve güzün dahi olur ve eyyam-ı şitada eskiden yıkılmış gökçe ağacın çürümeğe yakın yerlerinde ağaç mantarı biter ki yumuşak ve bir latif rayihalu beyaz ciğer hey’etinden olub devşirirler ve lahm gibi köfte idüb börek ve şerid iderler ve kara ağaçda dahi olur bir senenin her mevsiminde bir türlü mantar olub lahm yerine bedel ve belki niamüldebel olub fukara bunlar ile teayyüş iderler ve bu niam-ı celile bizim karyelerimiz civarında olub sair kazalarda olmaz ve kezalik ra’d ve berk vaktinde zuhur ider kümah namında yumurta şeklinde bir mantar olur gayet leziz ve suyunu göze çekerler cila virir ve evvel-i baharda taze çam ve küknar ağaçlarının
(Varak 322)
kabuğu arasında ağaca ab cereyan eyledikde taşra kabugün kal’ idüb bıçak ile soyarlar ve bir tasa koyub suyun süd gibi içüb kendüsin ekl iderler gayet leziz hoşgüvar ve evvel-i baharda on gün kadar ikl iden tabibe muhtaç olmaz bir mikdar müshil ve tasfiye-i dem ider hazımdır bu dahi çamlık olan mevzia mahsusdur soymuk dirler ve bu karyenin hadayik ve mer’a ve kuhsarında olan akakik ile mahlut sünbül ve nergis ve incu çiçeği ve çilek ve böğürdlen ve sa’lebin envai ve tefne ve sünbül-i taberi ve yaban güli ve benefşe ve bir cins mart şükufesi olur ki gayri yerde olmaz ve misk-i rumi ve su’d ki topluk dirler ve yaylada dahi olub toplağı nevruzdan birkaç gün mukaddem çıkarub tesbih gibi ukd idüb avredler boğazına takarlar ıtır gibi rayiha virir şems hamel burcuna tahvil etdikten sonra çıkarmazlar zira kokusu zail olur ve dağlarında enva’-i akakir ve ilacat içün kiyah-ı mütenevvia olub cümleden oğul otu gayet çokdır ve çilek bir mertebe çok olur ki sepet sepet cem’ idüb süd içine ilka idüb hoşab gibi kaşık ile ekl iderler etibbanın haşa didikleri boz süpürge ıtır gibi hoşbu bir zira’ kadar bir kiyah olub devşirüb süpürge iderler ancak gayrı karyede olmaz ahar karyeden gelüb bundan çiyde iderler ve nankah ki beğlerce derler
Vefret üzre dağlarda hüday-i nabitdir ve birkaç dürlü vesairi kesirdir ve bu Endüz karyesi cebel-i Gökbil’in garb tarafı dameninde vaki’ olub karyenin şark tarafı dameninde vaki olub karyenin şark tarafına iki mil kadar çiftlik üzere havale bir tavil ve guhistan cebel olub fevkinde Ulus kazası müntehası olan kazasından Ovayüzü kazasına tabi Akçakise ve sol tarafda Çöme’ye varınca mümted olmuş bir tarik cadde olub tamam bir merhale düz ve sayedar drahtlar altından mürur olunub güneş görmez ve yol kenarlarında latif guhsar ve leziz sular ile memlu ve müzeyyen bir tarik-i me’mendir ve yolun nısf-ı şarkisi Kastamoni’ye tabi Zarı kazasından ve nısf-ı garbisi Bolı sancağına tabi olub hudud başıdır Gökbil dağı ve Karakoç karşusı ve derebaşı nam guhi mer’alar bizim dir ve bu Endüz karyesine ceddimiz seyyid Süleyman Sofi’nin Ovayüzü kazasında elyevm Sarıoğlu köyi ve Çelebiler dimekle maruf Sarı Sultan karyesinde hala Çıtır Hasan nam kimsenin sakin olduğu hane ve tarla ve çayırlar kendunin olub ve kati hoş ve birkaç çiftlik ve gulam ve cariyeler ile ma’mur iken ( boştur) senesinde diyar-ı Anadolu’da Celali ve eşirra zuhurile etraf vilayetleri harab iderek mal-i kesir me’muliyle üç bin kadar eşhas-ı bi edyan şebhun ve bulduklarının tarac etmek niyetine güruh-ı metruklarından (bir kelime okunamadı) oldukların ceddimiz Seyyid Süleyman haber almağla leyali muzlimede evlad ve iyalin birkaç katıra tahmil ve bu karyede ancak bir Topal Yusuf namıyle kimse olub anın yanına gelüb iyalin bırakub vurub ulu yaylak başında elyevm Celali aglağusu didikleri derbendde iki çam ağacı yıkub sed eyledikde Celali dahi gelüb karye-i mezbureyi garet ve bu kadar kitabı ihrak-ı binnar ve gulam ve cevarii yağma ve ihlak ve devvab ve mevaşıyi bilkülliye boğazlayub tebah itdikden sonra şeyhin isrince Endüz’e gelmek üzre niyyet idüb ol mahal-i sedde geldiklerinde Omança yani yıkılmış çam ağacı verasından birkaç Celali kurşun ile uruldukda bunlara hezimet tari olub firar itmeleriyle ceddimiz bu karyede gerçe mal itlak olunur şey yok ancak ırzile kalmakla ol Topal Yusuf’a bir mikdar akçe virüb
(Varak 323)
dört hissest kendüye ve bir hisse Topal Yusuf’a olmak üzre kavl ile tavattun idüb kendüden sonra Abdülkadir ve Ali Efendi ve Hüseyin Çelebi namında üç oğlu kalub Ali Efendi merhum olmağla Abdülkadir Çelebi ile Hüseyin Çelebi beş hisseden ikişer kendülerine beraber zabt idüb Topal Yusuf’un hissesi Karapınar karyesinden Ali Efendi’ye nakletmiş bu hılalde devlet-i aliye tarafından Tevkii Mustafa Efendi nam kimesne muharrir-i vilayet tayin olunub vardıkda Kastamoni sancağında sakin olub Kötürüm Beyazid padişahın ceddimize ihsan eyledüği kuraları ve Bolı tarafı mutasarrıfı tavayif-i mülukden Sarı Sultan karyesi in’am olan karyelerin birine itibar etmeyüb cümlesin rayet defterine kaydeyledikde bir gice füc’eten fevt olmağla yerine taraf-i osmani’den çavuş muharrir tayin olunub vardıkda müluk-i salife isrine salik olub kjarye-i Sarısultan ve Çeme nahiyesinde on sekiz kadar karye Ali Danişmend’e vakf ve yedlerinde ibka idüb Endüze geldikde taamlanub karyenin mutasarrıfı kimdir deyu sualde Seyyid Yahya silsilesinden Esseyid Hüseyin Çelebi deyu haber verdiklerinde istiaze iderek varub Timurdaş karyesinde Receb Çelebi’nin hanesinde iken ceddimiz Seyyid Süleyman Çelebi’ye haber virmişler katırına süver olub ardınca vardıkda Memi çavuş merhum karşu gelüb badelmuaneka Endüz çiftliği have ve ra’yet defterine dahil olmayub taraf-ı şehinşahiden şürefaye ihsan olunmuşdur deyu yedlerine memhur tezkire virüb sonra mucibince maliyeden ferman ve sultan Murad’dan balasına hat keşide kılınıb yedlerinde ibka olunmağla tezkere-i Memi Çavuş müsevvid yed-i fakirde mazbutdır ba’dez zemanın Abdülkadir ile Hüseyin Çelebiler dirliki demeyüb Abdülkadir Sınır nam karyeye nakl ve ceddimiz merhum Hüseyin Eflani’den Saçak nam karye sakinlerinden Ahmed nam suhta valid-i merhum Esseyid Bayram’a ve diğer oğlu Abdülkadir’e hace olmak üzere getürüb oğlu Mustafa’ya kızın virüb ve karındaşının yerlerin ana bildirmiş mürur-ı ezmanla bu halüzr emu tasarrıf iken bu fakir bin yüz kırk iki senesi hilalinde zayir-i valide-i müşfika eylediğimde topal Yusuf’dan Ali efendiye nakl-i hisse-i hane oğlu hatibden satun alub mucibince sipahi dahi tapu tezkeresin virüb tezkereleri elyevm karındaşımız Esseyid Halil’de ve hemcivarımız olub nısıf hisseye mutasarrıf olan Ahmed Beşe nam kimesnenin oğulları diyar-ı ahara naklitmekle çiftlik-i merhum eylevm biraderimiz zabtında olub pederimizden olan hisseden maada bizim akçemiz alduğumuzdan bize nef’i yok ve yedimizde mahfuz olan birkaç şecere ve hüccetlerde silsilenamemiz bu vech üzredir ki teberrüken zikrolunur Esseyid Bayram ibn Esseyid Süleymen ki bu karyeye nakliden budır elyevm bunda medfundır pederimiz Esseyid Bayram Temeşvar’dan gelürken Edirne’de merhum olub Mihal köprüsü başında medfundur ve Esseyid Hüseyin dahi bu karyede mefdun ve müzardır ibn Esseyid Mustafa ibn Esseyid Ömer ibn Esseyid Musa ibn Eşşeyh Muhiddin ibn Esseyid Muhammed ibn Esseyid Mahmud ibn Esseyid Oruç bey ibn Esseyid İbrahim ibn Esseyid Muhsin ibn Esseyid Bahşi bey ibn Esseyid Emrullah Gazi ibn Esseyid Celaleddin ibn Esseyid İsmail ibn Buhari ibn Esseyid Abbas ibn Esseyid Muhammed ibn Esseyid Ebutalib ibn Esseyid Ahmed Güllab, Esseyid Ahmed ibn Esseyid Derviş bin Esseyid Hüseyin ibn Esseyid İbrahim ibn Esseyid İmamülalem Musalkazım imamülhüman Bahrünnasır
fi 922 senesinde asitane-i sadetde nakib-ül eşraf olan Esseyid Muharrem bin Esseyid Süleyman imzalı hüccet ve şeceremiz vardır Cibal ve enhar ve ba’zılasar bu Ukus kazasının kıraç yer ve tarla ve çayırında ziyadesi guhi dağlar olub ekser mevazii senkistan ve vabis olmağla yaz günlerinde ekseri el değirmeni istimal iderler ve cibalinin çağu sa’bussüluk vessuud olmağla mer’a içün hayvanat dahi gezemez ve mahal-i mezarii çay kenarları olub mürtefi mahallerinde mürur ve ubur kabil değildir ve tarik caddeleri dahi ma’dud olmağla hariç ve dahil-i kazaya yaramaz ve levend makulesi gelüb kimesnenin zararında olamaz ahalisi keten işlerler ve keten bezi ve keten ipliği meta’ları vafir olur ve her cum’a güni pazarlarına rugan-ı sade ve ketan ve iplik getürüb bey’-ü şira iderler ve ketanı kendüler eküb mısır gibi terbiye idüb istimal iderler ve muzyaf ve müsafir dost ademleri olub herkesin haddine göre bir selamlık namına müsafir odası olur ve dahil-i hudud-ı kaza gayet emin olmağla kazanın ibtidasından intihasına varınca yalnız bir avter seyreylese bir kimse önüne çıkub müdahale etmez müddetülömür bu kazada müskiratdan bir şey müsta’mel değildir adet olmamış gayet eyü üzümü ve bağ bağçesi ve sair meyvesi olurken müskirata müteallik ameliyyatı bilmezler ve Timurtaş karyesi mukabelesi bir karyede tahtelarz bazı esatin-i ruham üzre ebniye-i kadime asarı vardır ve sınur kurbinde Ören nam mahalde kezalik ve bizim karyede Fındık pınarı tuğla ve kerpiç ile yapımlış ve Gökbil yolunda Kapaklı pınar ve ekser tarlalarda kiremid ve tuğla parçaları asar-ı bina-i kadimdir ve Bartın derbendinden kazaya dahil olunduğu Öreme nam karyenin şimalen fevkına havale olan cibal-i mürtefia giderek yekpare kesme kaya olub eflake ser çekmişdir diyar-ı Rum’da ol mertebe belater ve saab cebel ve kaya göründüğü yokdur (haşiye: ma’-i-müshil Örme kurbinde çaya müşrif ve sahre-i azimenin bir gediğinde bir tas memlu olacak kadar ab-ı reşha olub nuş olunduğu anda ishal idüb tenkiye-i dimağ ider acayib müshildir) derbend ağzında Ard kazasına varınca Ulus kazasının garb tarafından kazaya havale bir yüksek yalın kaya olub Suçıkduğu nam karyeye vasat bir kebir mağaradan bir su itilüb indüğü mahalli bir gadir-i kebir ve amik andan Gurkan camii kurbinden mürur ile derbend suyuna gider bir nehr-i kebirdir çıkduğu yerde yüz adem arzı olduğu mahallerde atla mürur olunsa suyı özenguye çıkar bir leziz ve şirin ve eyyam-ı sayfde sok (soğuk) sudur etrafına harklar ile su alub asiyah çarhlara vafirdir ve kezalik Endüz karyesi kurbinde Gökbil dameninden neb’eden pınarlardan değirmenlerin idare ider ve Karapınar karyesin cem’ olan sularda karyesinde cem’ olub Kestane karyesi tahtından cereyanla İldeş’e ve andan derbende gider her karyenin kendi başına değirmeni vardır ancak ekser kış günlerinde dönüb yazın sularına tenezzül gelmekle ekseri büket ile öğüdürler ve bazıları el değirmeni istimal iderler ve bu kazanın ab ve hevası gayet latif ve sağ olmağla avretleri hasna olur ve bu Kestane karyesi havalisi senksar ve olub ol sahrelerin küllisinden değirmen taşı kat’iderler ve su çıkduğu kurbinde kösre taşı madeni olub isteyen varub kat’ider ve Endüz karyesinden Gökbil’e suud olundukda tamam on saat mesafe iken Bahr-i siyah görinür andan cenub tarafına meyl ile tarik-ı cadde ile yine Endüz çiftliği karyesi muzafatından olan Çatak ve Küçükdüz ve Kalafatlıpınar nam yaylaya giderken Kurd bükü nam mahalde yolun sol tarafında cebelin zirve-i alasında bir pınar olub Karakoç ahalisi oluk ve çörte vaz’itmişler bir sudır ki
(Varak 325)
ömrümiz Rumili seferlerinde kutah oldu böyle bir ab-ı latif ve şirin görülmedi başında oturub her ne kadar taam eklidersen derakab hazm idüb yine taama iştiha gelür anın sağ tarafından Küçükdüz’e inülür ki sünbül-i taberi çok olur ve bu Çatak karyesi harab olmuş bir zemin-i humvarda vaki’ şükufezar yaylakdır ki misli nadirdiriki tarafı mürtefi küknar ve sanavberzar kuhsar-ı azimdir ki sayelerinde güneş olmaz kal’a dıvarı gibi iki tarafı sed idüb ortası zümrüd misal yeşil cimenzar ve vasatından bir nehir cari ve iki taraflarında buz payesine benzer pınar çağlayub akar ve alabalığı ve kunduzu çok olur bir yaylakdır Uluyaylak dimekle meşhur ve Ovayüzü ve Eflani ve Akçakise ve Dereköy karyeleri ayanı camus ineklerile yaylağa gelüb nefis kuzı kebabları ve kaymak ve höşmelim ile tenperverlik zevkin iderler dört saat kadar tulen bir yaylak olub dünyanın imareti vaktinde pazarı dururmış bazı asarı vardır ve nehr-i azim varub yaylanın garb tarafında Sığırini didikleri maağraya duhul idüb dağın bir buçuk saatlik öte yüzünden kapusından çıkub yarım saatlik yerde tahtelerza gavs idüb nebedid olur gider bu yaylakda lale ve sünbül ve nerkis ve sünbül-i taberi ve antola çiçeği ki, peygember düğmesi dinüb çayırlığında rayiha-i tayyibe-i ezhardan dimağlar muattar olub bu yaylağın iki tarafından bir vech ile mürur ve ubur kabil olmayub ancak ortasından gidilür ve eşcarı cümleden çam ve küknar ve bir gune bala ve bülend ardıç ve senksarlıkda himşir olub eşcar-ı meyve olmaz ve çilek ve böğürtlen gayet çok ve iri olur ceviz kadar çileği olur cennetten bir kıta zemindir bu yaylak Fi zikr-i bazı emakin-i müteberrike Ulus ve Ovayüzi ve Çöme nahiyesi hudutlarında kati vafir ziyaretgahlar olub kıymeti bilinmez etrak-ı biidrak elinde kalmışlardır ezcümle Ulus camii banisi Timurcu Hasan Baba Hazretleri ki dört yüz seneden mütecaviz yaptığı camiin timur bir mismaı yoğiken bir tahtası fena bulmayub dıvarında hilal (çöp) kadar bir inhiraf olunub mermer sütunları getürüb anda vaz’eyledüği ve dağdan kerestesin geyiklere çekdirdüği keramet-i bahiredir ve bizim divanın yani Dağ divanının Kozsahrınç camiini anların peder-i büzürkler olan şeyhi Mustafa efendi bina itmişdir ve Endüz karyesinden taraf-ı şimale doğru Gökbil çıkub Fındıcak fevkinden Sorkun nam karye muhazisine varıldıkda sağ tarafa Merer nam karyeye tarikin şak olduğu yerde bir pınar kurbinde sağ tarafda bir harman kadar düz sahne-i samma üzerinde iki ayak katır izi olub bir parmak tali kadar taşa gömülmüşdir ki nal ve mıh yerleri mevcud ve müşahaddir içine varak-ı eşcar dolmakla alem-i sabavetimizde yaprakların çıkarub parmağımızla mıh yerlerine nazar iderdik ve katır taşı dimekle meşhur olub ahalisinin zu’mu bir petgamber-i zişan üzerinden ubur itmekle na’l bagali ızhar-ı mu’cize içün eser etmişdir dirler ve biri dahi Endüz çiftliği mukabelesinde Göynükviran karyesi fevkinde bir bala bülend sarı topraklı bir mişezar depede Asarlık namıyle meşhur bir merkad olub umur-ı muazzama ve istiska içün varub dua iderler icabet ider mücerrebdir ve biri dahi Sarpçalort karyesinden sınura gelürken yolun kıble tarafında bir mahaldir ki meşhurdur ve biri dahi Endüz karyesinin eski mezarlığı acayib ve garayib haletler zuhur ider bir mezaristan-ı kadim olub evvel-i bahar ve mevsim-i ezharda elik didikleri hayvanın inekleri her sabah gelüb mezarlıkda olan ağaçların dibinde durırlar avcılar kurşun ile urmak murad eyleseler yeşil kaftanlu melek sima hatunlar anları sağar görünmekle terkiderler ve tazı ve kelb salıvirseler üzerine varmaz ve biri dahi Karakoç nam karyede uzun Hasan’ın evi ardında bir top küknarlık ki Receb-i şerif ve Şa’ban ve Ramazan aylarında ağaçların şahlarında İstanbuldsa leyle-i
(Varak 326)
iyd-i şerifde minarelerde olan zinet gibi kandiller firuzan görnür sebebi malum değil ve biri dahi Akçakise karyesinden Ovayüzü’nde ceddimizin imareti olan Sarıoğlu karyesine giderken yolun kıble tarafında bir guhistan arasında mahalli malum değil Depeziyaret dedikleri mevzi ki idraki oluna her mürur iden bir dürlü halet müşahede iderler Akçakise karyesinin karşu yakasında iki saatlik kadar bir mürtefi dağın başında olub her cuma gicesi ahali-i karye tevhid-i şerif ve devran iderler gibi dağın (bir kelime okunamadı) sedasını işidirler ve kahi anda dahi kandil şu’lesi görinür ve yaz hararetinde çobanlar dağa ateş virüb etrafı ihrak-ı binnar olur anın hududuna geldikde nar müntefi olur ve ol hududda ahşama kalan eshab-ı sebil tahteşşecere ikad-ı nar idüb giceler amma yolun türbe tarafından bir çürük ağaç almak mümkin değildir elbette bir mehib sada yahud eşkal-i acibe görinüb aldığı gusn (dal) ı remimi ilka ittirir ve biri dahi Çöme’de medfun olub ceddimizin ve Bursada emir Sultan hazretlerinin biraderleri Esseyid Ali Dabnişmend Hazretleridir ki Buhari semtinden terk-i diyar idüb gelüb bu kuhsarda bir pınar başında temekkün ve ol pınardan abdest alub ve varak-ı eşçar ile ahalisi zu’munda kırk sene kadar teayyüş idüb hayvanat-ı beyaban ile üns tutmışlar Kastamoni padişahı Kötürüm Beyazid bir muallele kerimesin gönderüb ağzı yarıla ilacpezir oldukda etrafında bulunan kuraları kendğüye vakf ve temlik gönderüb azim itikad itmişler ve elyevm ol hal ile ibka olunmuşdur merkad-i mutaharreleri küknar ağaçları sayesinde pınarın kenarında vaki olub sandukası çam tahtasından ve üzerinde yeşil yosun bitmiş bir mil kadar uzakdan baksan sim kaplu güneşe karşı görinür yanına varıldıkda yeşil yosun ve misk-i ezfer ve anberden a’ter rayiha-i tayyibe ile dimağ memlu ve muattar olu ve bir mil kadar etrafında nabit guhsarın her bir ağacı yeşil zümrüde benzer ve her birisine başka guya ki güllab (bir kelime okunamadı) saçmışlar ol mahalden her kim mürur iderse teaccübde kalur bir hasta şifadan meyus oldıkda mübarek ellerile meshider ol saat sagılub gider aksi dahi kezalik ve kendunun hizmetinde vakf olan karyelere vali tarafından kimse müdahale itmez bazı kimseler fevt olub raht-u besat ve kılınç ve tüfekden metrukesin varisinden rızasıyle satun alurlar yoksa cebren olmaz ve olursa sabaha çıkmaz meşhurdır ve biri dahi Çöme nahiyesinde bir cibal-i sahikanın zirvesinde etraf-ı erbaadan dört saatlik mesafe imaretten münkati’ bir guhistan-ı yabisede yalnız bir merkad ve kurbinde ahşabdan hucre olub suyı dahi ma’dum bir yabis mevzi’de ki Ballıdağ dimekle beynelahali meşhurdır bu türbeden her sene bir güne şahis gelüb temekkün ider her kimin bir müşkil işi olub dahi varır iken herifin adıyle çağırub var senin ol işin şöyle oldı yahayd olur diye cevab virir bu haber nedir ve ol şahıs anda neyle teayyüş ider ve biri gidüb biri dahi gelür ve ol sahib-i türbe kimdir malum olmamışdır ve bir acibi dahi ol yaylakda hacet emini didikleri mağaradır ki yaylakdan Ulusı asıldığı dağın damenine karib tarikın kıble tarafında yaylak suyunın inden çıkdığı yerin fevkınde bir oda kadar kudretden bir hucre olub fevkınde bir türbe varmış ancak saab olmakla çıkılmaz ve bu mağaranın içine girildikde bir tarafında taşlardan oldukça setr-i avret idecek bir mu’tesel bina olunmuş ve ortasında bir ağaç tekne durır aslen bir katre su yok giren besmele-i şerife yahud
(Varak 327)
kur’an-ı kerimmeüşşandan (bir kelime okunamadı) yahud hu dimekle vasat-ı tavandan katre katre ab rahşa iderek yarım masura kadar ab-ı kevser-i hoşguvar cereyana başlayub herkes götürdüği evani ve ol tekneden (bir kelime okunamadı) ittikde kat’ı ezkar idüb mu’tesil mebenada gasl idüb ve şifa içün içerler ve ibrik ve sair kablarıyle karyelerine götürüb teberrük içün herkes nus iderler vücudinde uyuz ve sızı ve sair emraza biiznillah-ı teala (bir kelime okunamadı) şifadır ve mağaraya dahil olanlar sükut itseler bir katre su görünmez zikrüllah olundukça gelüb kat’olundukda su dahi munkati olur bunun sırrı nedir malum olmamışdır bu ruz-ı hızır mevsiminde etrafdan kati vafir maraza gelüb sıhhat-i birle avdet iderler biri dahi bu yaylakda Kalkanlı pınarın fevkinde Bostancı oğlunun değirmeni muhazinde Karıncalı namında bir sanduka merkad olub tahtından bir pınar cereyan ider ve taşdan sandukada bir kufi yazu dahi vardır ancak okunmaz bunda dahi istiska içün gelüb kurbanlar idüb dua iderler hanelerine varmadın biiznillah-ı teala matar-ı kesir zuhur ider meşhurdır ve biri dahi Uluyayla’nın Pedil yaylası didikleri mahalden Ovayüzüğ’nde ceddimiz olub Valide-i merhumenin pederleri Nuh Bali’nin Toğça nam çiftliği üzerine varılan tarikin sağ tarafında yaylanın zirve-i alasında Ovayüzi kazasına nazır bir guhsar depenin üzerinde bir merkad-i mutahhare olur kiasar-ı nuraniyyet ve kuvvet-i kudsiyeleri te’sirinden harikulade alayimler zuhurinden bir peygamber-i celilüssan olduğu istidlal olunur selefde ceddimiz ol tarafları teşrif buyurduklarında kuvvet-i ruhaniyetlerinden istimdad etmeleriyle kendülerinden kati vafir keramat ve halat-ı garibeler zuhur itmişdir ezcümle kendüler Ova kazasının müntehasında ve bir karındaşı Eyyüb efendi kazasının aşağısında Çokman nam karyede tavattun idüb iki karye mabeyni dört saat kadar mesafe-i baide ve ikisi arasında cibal-i şahika ve guhistanlar var iken leyali-i muzlimede ceddimiz ebi Davud Monla Eyyüb deyu nida etdikde ol dahi buyurun deyu cevab virdikde birbiriyle muhavere ve muhataba eylediklerin beynelkaryeteyn sakin olanların mesmu olduğun birbirinden intikal ile hala nakliderler meşhurdır ve biri dahi büyük pederimiz Nuh Bali’nin hanesi mukabelesinde bir mişelü depede bir türbedir ziyaret olunur ve aşağı değirmeni kezalik mezaristana kadim olub bazı asar zuhur ider ve biri dahi aşağı tarafda Ova çayının sağ tarafında bir mamur türbe olub ziyaret iderler ve Çokman karyesinde ammi zadelerimiz tekyesi meşhurdır ki Çokman şeyhleri dirler İstanbulda Sultan Muhammed camii kurbinde Seyyid Ahmed Buhari Hazretlerinin türbedarları ve şeyhi olan merhum Abdulaziz Efendi ve karındaşı Abdülmü’min Efendi anların evladlarından olub elyevm ehl-i nefsden kimseleri kalmamışdır selefde şeyh merhumu geyiklerin gelüb ziyaret ederlermiş ve boynuzların anda bırakub giderlermiş elyevm tekye dıvarlarında kati vafir şah geyik avihte durur bir gün düğüncü gelin almağa giderken herifin biri tanbura çalarmış bunda şeyh yatur kat’eyle dediklerinde herif ölüden bana ne zarar gelecekdir dimekle tanburesi kucağında taş olmuş durur elyevm andan mürur idenler tabel ve zurna ve sair alat-ı lehvi terkiderler Ovayüzi altmış beş derece on dakika tul ve kırk bir derece kırk dakika arzda ortasından bir kebir çay akub iki tarafında karyeler ve hedayik ve besatini vafir ve gallezar ve ab-ı carileri kesir bir kaza olub taraf-ı kıbelesinde Ulus kazasına havale olan kaya misal bunda dahi bir bala ve mürtefikaya olub bu kaza guya ki bununla mahsurdır aşağı ucunda Borlıya gider bir saab tarik olub
(Varak 328)
vasatında Gezkaya ve müntehsına karib Kayabaşı namına üç geçidi olub gayri yerden ubur kabil olmayub bu Ovayüzi kazası abuhava cihetinden bir latif nahiyedir taraf-ı şarkisi Kastamoni sancağı hududıdır on kadar ma’mur karyesi olub Ovacuması kurbinde ceddimiz Nuh Bali karyesi ve Tuğla çiftliği ve çiftlikleri olub bu Karnı çiftliği Ukuyaylak boğazına muttasıl olub Kızılcık yaylası namında kendünin mahsus yaylağı vardır Bolı sancağında buna benzer çiftlik olmaz bundan bir mikdar dunca Karataş nam mahalle Masrafzade Elhac İbrahim Efendiçiftliği gayet güzeldir ve kaza müntehasında Talibler çiftliği selefde ceddimiz Esseyid Süleyman Sofi mutasarrıf iken fetretde emmizademiz Abdurrahman Çelebi’ye naklitmekle elyevm oğlu Esseyid Ali ağa zabtındadır Enhar: bu kazanın ekserinde latif ve leziz pınarlar olub cereyan hususen tahtel kayada ab-ı revanlar ile her tarafı ma’murdır Poyra dirler bir kayadan adem kadar bir su cereyan idüb oluğa akar ve kayaa başına giderken kaya tarafında cadde-i tarikde vafir çeşmelerden kat’-ı nazar uyuz oluğu didikleri su bir sahre-i sammanın surahdan çıkub cereyan ider ki Ağustos’da sancu götürür gayet soukdur ve Karataş’da Hacı Şaban oğlu çiftliğikurbinde tarik üzre bir masum bileği kadar su bir düz yerden bir arşun yukarı sıçrar ve Sarıoğlu karyesinden Akçekiseye gelürken İnönü’ne karşu yol üzre adem inciği kadar bir su yerden çıkub sim gibi cereyan ider ve anda bir mağara olub içerusi amik ve lal-ı mutalsem vardır deyun meşhurdır ve Sarıoğlu karyesinin kıble tarafında bir düz karye kurbinde yerden üç dört kamet insan kadar bir kayada taşdan sanduka olub üzerinde kilidi avihte olmuş aşikare görinür mutalsamdır dirler ve bu Ovayüzi kazasının vasatında cereyan iden çayın suyı eyyam-ı sayfde tenezzül bulub şitada geçit virmez Derbend ağzına varub Ulus nehriyle bir olub Bartın’a gider ve ekser kuralarında latif mürdüme eriği olub birkaç yerde bağı dahi vardır ancak meyvesi vafir ve gallesi vefret üzre olur ve Sarıoğlu karyesinden depe ziyarete giderken Muslıbey çiftliği kurbinde ribas vafir bulunur ve Çokman tekyesi mukabelesinde mazu şeceri dahi vardır altmış beş derece tul ve kırk bir derece yirmi beş dakika arzda Zerzene’ye muttasıl ve cenubda yedi pare karyelü bir kaza olub mahsuli kereste ve meyve ve galledir bunın kurbinde derbend boğazına karşu Kırkdağı namıyle olan cebelde bir sahreden kol kadar bir beyaz ab cereyan idüb uzakdan kükürd rayihası şem olunur ancak içmede taamında tegayyür yok ve kahveyi leziz idüb birkaç ahşabdan oluklar vaz’olunub kebir hacerleri ateşde kızdırub içine ilka ve sular sahin oldukda ılıca gibi içine girüb temam terledükde çıkub döşekde yatub dahi terler biiznillah-i teala cami emrazdan halas bulur gayet meşhurdır Ulus’dan ve sair yerlerden bazı ayan anda dükkanlar ve evler yapdırub bahar faslında varub bir eyyam ol suyun başında zevkiderler bir müferrah ve müşeccere yerdir ve anda bir mağara-i azime (haşiye: bu mağara hala Ulus kazasının yukaru tarafında halk beyninde Dırahna dimekle meşhurdur ki den galatdır ve elyevm mevcut bir mağaradır yoksa Derbend ağzında değildir) nakliderler ki gün görmez garı dinüb avamüsnas beyninde anda bir kavim sakin olub gün görseler ölürler gicelerde çıkub bazı zehayir ve levazım alurlar boğazın dahilinde bir zaman meskun olduğuna delalet ider büyut-ı menhuta-i müteaddide ve ma’-i cari ve çeşmeler ve enva’-i sanayi’ dekakini ve herkesin san’atına göre alatı mevcud olub cümle büyut ve dekakin taşdan
(Varak 329)
menhutdır ve taşdan tabutlar içinde emvat olub nerdübanlar ile suud olunur ve dahil-i garda yemin ve yesar tarik-i müteaddide olub yıl mumları ile bir kaçına süluk olunmuş iki gün ve iki gice girüb neticesine vasıl olunmamakla geruya avdet ile güçle taşra çıkmışlar ve zan ve tahmin iderler ki Kastamoni nahiyesinde Küre-i nühas dağları tahtına olasıya gide…”

Yaylakabad bahsinde, matbu’ Cinannüma’nın 623 üncü sahifesindeki malumata ilaveten şu satırlar kayıdlı bulunmaktadır.

(Varak 336)
“…İstanbul’da kireççi başı zabiti olub Ağustos’da mevsimi olmakla İstanbul’da on beş gün mukaddem dellallar nida idüb herkes rical ve nisadanvarub kenar-ı bahrde bir düz yerde olmağla haymelerle oturub ibtida-yi Ağustos’dan on beşine varınca ishal içün ahzolunan mai akındısı tarafına kavrayub kay içün murad olursa akındıya karşu ahz idüb vafirce içerler ve mufassal liynet ve amel idüb ekser marize şifa olur ve Ağustos’un on beşinden sonra bazı veca ve sızı içün zevraklar ile karşu yaylaya geçüb dağ hamamı didikleri bir kefere mande harab hisar kurbinde bir ılıca ve balçığı olmağla çamura girüb ve ılıcasında tathir olunurlar Yalva: altmış beş derece yirmi dakika tul ve kırk bir derece otuz beş dakika arzda bir kasaba ve kaza olub cami ve hamam ve han ve esvakı vardır ve kurb-i Yalva bin iki yüz elli üç senesinde Dergah-ı ali cebecibaşı Elhac İsmail Bey İnce Karamustafa ağa’dan iştira eyledüği çiftliğine bedel azl tavattun elli dört ve beş seneleri hilalinde mumaileyh İsmail Bey vefat eyledikde Darüssaade ağası Elhaç Başir ağa çiftliği kendüsınin çırağ-ı hassalarından Türkmen ağası Hacı Mustafa ağa’ya aldırub anda olan değirmen ocağına Basmacı İbrahim nam kimesne tavassutı ile Firengistan’dan üstad kağıdcılar getürüb kağıda mahsus su üzerinde timur dinkler yapdırub kağıd ihdas olunub üzerine Yalakabad deyu ketebe ve tarihin resmetmişlerdir ve hilal-i müsvedde ki bin yüz altmış iki senesi Cemaziyelevveli’nin avahiridir enva’ kağıd işlenüb kefere eşkalile esnafa virilür malum değildir mesela keferede arslan damga kağıd memduh idi bunda dahi ol şekli icad ile kağıd nerenin olduğu malum olmayub esnafa furuht olunur ve keyfiyet-i san’atı İstanbul’da eskici Yehud taifesinin cem’eyledikleri köhne kirpasın kıyyesi sekizer akçeye kağıt emini olan yazıcı-i sabık Ali Efendi’ye virüb ol dahi mahalline gönderüb vardıkda ol tuç dibekde kirpası döğerek ve sahi su ile pak olub bir beyaz yoğurd gibi köpük
(Varak 337)
sunun üzerine suud idüb alub hıfzider vakt-i hacetde bir ağzı vasi fuçunun içine bir mikdar koyub su ile karışdırdıkda yoğurd ayranı gibi bir cevher olur büyük ve küçük kağıdına göre telden kalbur misalinde çar köşe örülmiş kasnağı ol suya gavs idüb yukaru kaldırdıkda suyı telden aşağı fuçuya akub ol kalıb gibi telden kasnak üzerinde beyaz zar misal kalan şey-i keçe parçaları üzerine vaz’idüb suları çekildikde birbiri üzerine aralıkda aba ve keçeler ile yığılmış tamam suları kalmadıkda sırıklara sererler lakin buna yazu yzılmaz zira seyrek ve şffafdır sonra mahsus kaynamış paça suyı içinde şeb ile terbiyeli suya batırub tekrar kurıdub kavi ve tunç mengenelere sıkdırırlar andan sonra gönderüb bey’olundukda kağıdcılar mühreldirler bu eczalarda merkum olan kağıd dahi bizim Yalakabad kağıdhanesinde işlenen kağıdlardandır Devlet-i Osmaniye’de ol kağıd karhanesi yoğıdı elyevm vardır Allah-u taala zeval ve kederden emin eyleye…”

 

 

3 Comments

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s