Opus Spicatum

İbrahim Canbulat, Y. Mimar

Önceki yazımdan hatırlayacaksınız. müteveffa Prof. Dr. Halet Çambel’in Opus Spicatum taş örgüyle ilgili sorusunu yazmıştım.(1) Bu konu birincil araştırma konularım içinde bulunmamakla birlikte, hep karşıma çıktı. Bu tekniğin farkına çok önceleri, 1968’de Safranbolu’ya bir yolculuğumuzda Prof. Dr. Yıldırım Yavuz’la varmışız. Safranbolu’da restorasyonlara başladığımda MO Ulusal Mimarlık Ödülü aldığım Macunağası İzzet Efendi Konağı (18. yüzyıl) bahçe duvarlarında çok düzgün bir opus spicatum uygulaması olduğunu görmekteydim.

Macunağası İzzet Efendi Konağı (Safranbolu) Bahçe Duvarı

Daha sonra bu taş örgü şekli Safranbolu’da çok gelişi güzel ve dekoratif olarak uygulanmaya başladı. Hatta bu uygulamayı yaygın olarak yapan bir meslektaşım bu taş örgüsünün kendi tasarımı olduğunu bile ileri sürdü. Halet Çambel’in sorusu üzerine konuyu tekrar Yıldırım Yavuz’a sordum. O benden daha iyi hatırlıyordu. 1968 Safranbolu gezisi sonrası kafamıza takılan soruyu Prof Dr. Mustafa Pultar’a sormuşmuşuz. Aldığımız yanıt depreme karşı çok iyi bir çözüm çözüm olduğu yönündeymiş. Her şey yerine oturmuştu. Naumann (1985, s. 68-)’da opus spicatum uygulamasınına benzer bir uygulamanın en eski Thermi I’de raslandığını belirtmektedir.(2) Daha sonra da Troya I’de ayni taş örgüsünün kullanılmış olduğunu ve sıvalı olduğunu belirtmektedir. Nauman’a göre Bu tabakalı duvar örgüsünün yapılış nedeni, yerel olarak çıkarılan taşların tabaka halinde olmalarıdır. Yüzeyleri girintili çıkıntılı olan taşlar yatay olarak yerleştirildiklerinde, sağlam bir bağlantı kurmuyorlar ve üstlerine bir ağırlık bindiğinde kolay kırılıyorlardı, halbuki taşlar verev olarak konulduklarında hem kırılmaya karşı yüksek bir direnç kazanıyorlar, hem de yönlerinin değiştirilmesiyle birbirilerinin içine çakılıyorlardı. Naumann, opus spicatum örgüsünün kullanılma nedenini yalnızca yaprak taşlara bağlamış ancak bu noktada kalmamış örgünün taş duvarın daha rigit bir yapıya iç yapıya kavuşmasına neden olduğunu da farketmişti.

Naumann (1985) s. 70

Safranbolu çevresindeki ocaklardan farklı formasyonlarda kireç taşı çıkarılmaktadır. Gerçekten de Yazıköy taş ocaklarından tabakalı taş çıkarılmakta ve bunlar enlemesine kırıldıklarında yaprak taş elde edilmektedir. Safranbolu yerleşmesine Yazıköy’den daha yakın taş ocaklarından ise daha büyük ve dayanıklı moloz taş elde edilebilmektedir. Bu nedenle Safranbolu’daki opus spicatum uygulamasının tek nedeni Naumann’ın yalnızca “yerel olarak çıkarılan taşlar” olamaz. Safranbolulu taş ustalarının neden zaman zaman yaprak taşı daha yakınlarda bulunan taş ocaklarının gelen moloz taşına tercih ettikleri konusu cevapsız kalır.

Uzman olmayanları lise fizik derslerinde öğrendikleri statik bahsine geri götürmem gerekir. Hatırlayınız, bir kütleye etki yapan farklı kuvvetler, sonuçta kütleye tüm kuvvetlerin bileşkesinde (açı ve mutlak değerlerinin) etkilerler. Taş duvarlarda tek etkin kuvvet taş duvarın ölü yükü olarak gözükmekle birlikte, bir de dinamik deptem yükünün olası etkisini göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Bu iki kuvvetin bileşeni ise bir diyagonal yüktür. Belli ki Anadolu’nun kadim taş ustaları bunu bulmuşlardı. Şimdi resimdeki opus spicatum örgüsüne bakın soldan gelecek bir deprem şoku duvarın ölü yükününde etkisiyle açı değiştirerek ve sağa yatık yaprak taşlar üzerinde bir darbe yapacaktır; sağdan gelecek bir deprem şoku ise sola yatık yaşlar üzerinde.(3) Çoğumuz biliriz ki genelde deprem şokları normal yığma duvarlarda 45 derece kesme çatlaklarına neden olmaktadır. Buna karşın diyagonal bileşke ise, bileşkenin yönüne tam dik yerleştirilmiş yaprak taşlar tarafından çok iyi karşılanabilmektedir. Kesme çatlakları bir yana, duvar deprem şoku altında daha da sıkışmaktadır.

Resme bir kez daha bakınız. Balık sırtı örgülerin dışında yatay çizgiler de göreceksiniz. İşte bunlar ortalama 120cm’de bir yerleştirilmiş bulunan ve Sar olarak isimlendirilen, tüm duvar kesitini kaplayan ahşap bağlayıcılardır. Bunların betonarmenin içindeki demirin işlevini üslenmeleri yanında deprem sırasında duvarda boşalmalar olsa bile boşalmaların sarların raflama işlevi nedeniyle sınırlı kalmalarını sağlamalarıdır. Bu çözüm bize kadim yapı ustalarının yığma duvarlarda depreme dayanım konusuna nasıl duyarlı yaklaştıklarını göstermektedir.

İsadan önce 2. – 3. binyıldan söz ediyorum.

Notlar:

1.) https://gulevisafranbolu.wordpress.com/2015/03/01/halet-cambel-safranboluda/

2.) Naumann, R. Eski Anadolu Mimarlığı, TTK, Ankara, 1985

3.) Doğal taşın statik açıdan en uygun kullanım şeklinin doğada bulunduğu yönde (yatay) olduğu öğretilir.

One Comment

  1. Yine başka hiç bir yerde bulamayacağımız, aydınlatıcı bilgiler .. Eski taş ustalarının bu duvar sistemini yaparken bir çok hususu göz önünde bulundurmuş olmaları çok etkileyici.. Teşekkürler ..

    Reply

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s