TABĞAÇLAR Han – Türk Sentezinde Sosyal Yaşam ve Yemek Kültürü

Tabğaç

Advertisements

Qimin Yaoshu (Halkın Sağlık ve Mutluluğu için Gerekli ve Yararlı Teknikler)

Yungang2.jpgYungang Grottosu
(By Marcin Białek – Own work, GFDL, https://commons.wikimedia.org/w/index.php curid=11144033)

Kuzey Wei döneminde bir memur olan Jia Sixie tarafından tamamlandığı bilinen Qimin Yaoshu bazı kaynaklara göre 544 yılında tamamlanmıştır. Kitap 10 ciltte, toplam 92 bölümden oluşmakta ve Çin’in 1500 yıllık tarım, bahçecilik, ağaçlandırma, ipekçilik, hayvancılık, veteriner ilaçları, üreme, mayalandırma, yemek pişirme, saklama, çorak arazi ıslahı gibi teknoloji ve kültürel birikimlerini derlemektedir. Kitabın 7., 8. ve 9. bölümleri yemek pişirme ile ilgilidir ve toplamda mayalandırma teknikleri, baharatlardan yahnilere, kızartmalara ve eriştelere, oradan ekmeklere 280 reçete verdiği bilinmektedir. Oldukça ayrıntılı ve doğru miktarlarıyla doğru malzemeler, hazırlama teknikleri yanında sunum ve sunum estetiği anlatılmaktadır. Shijing 食經 (Mutfak kuralları, 110 reçete) ve Shici 食次 (Mutfak prosedürleri, 50 reçete) isimli iki eski yemek kitabı -büyük olasılıkla- Qimin Yaoshu’ya kaynak olarak alınmıştır. Bazı mezar odalarında bulunan yazmalardan, Qimin Yaoshu’da yer alan reçetelerin bazılarının geçmişlerinin çok eskilere gittiği anlaşılmaktadır.


Qimin Yaoshu’deki Shijing Reçeteleri

Bölüm 7

Kesim 66 笨麴并酒 (Kalın maya ve şarap)
66.1 作白醪酒法 (Filtre edilmemiş beyaz şarap)
66.2 作白醪酒法 (Beyaz filtre edilmemiş şarap)
66.3 冬米明酒法 (Kış tahıllarından berrak şarap)
66.4 夏米明酒法 (Yaz tahıllarından berrak şarap)
66.5 朗陵何公夏封清酒法 (Lanling’den Sayın He için ağzı kapalı. yaz şarabı)
66.6 愈瘧酒法 (Yüksek ateş ve titreme sendromu tedavisi için şarap)
66.7 作酃酒法 (Ling şarabı)
66.8 作和酒法 (Kupaj şarap)
66.9 作夏雞鳴酒法 (Yaz horozu ötüşü şarabı)
66.10 作審酒法 (Shen1 şarabı)
66.11 柯杝酒法 (Çekirdek şarabı)

 

Kesim 67 法酒 (Standart şarap)

67.1 七月七日作法酒 (Yedinci ayın. yedinci günü standart şarap)

67.2 法酒方 (Standart şarap)

67.3 三九酒法 (3-9 şarabı)

 

Bölüm 8

Kesim 70 作醬等法 (Sos ve benzerlerini yapmak için reçeteler)

70.1 作麥醬法 (Buğday sosu)

70.2 作榆子醬法 (Karaağaç tohumu)

70.3 魚醬法 (Balık sosu)

 

Kesim 71 作醋法 (Sirke yapmak için reçete)

71.1 作大豆千歲苦酒法 (Bin yıllık soya acı şarabı)

71.2 作小豆千歲苦酒法 (Bin yıllık adzuki fasulyesi2 acı şarabı)

71.3 作小麥苦酒法 (Buğday acı şarabı)

71.4 水苦酒法 (Su acı şarabı)

71.5 卒成苦酒法 (Hızlı acı şarap)

71.6 烏梅苦酒法 (Kara erik acı şarabı)

71.7 蜜苦酒法 (Bal acı şarabı)

71.8 外國苦酒法 (Yabancı acı şarap)

 Kesim 72 作豉法 (Fermente fasulye3 yapmak için reçeteler)

72.1 作豉法 (Fermente fasulye)

72.2 作家理食豉法 (Ev yapımı yenilebilir fermente fasulye)

Kesim 73 八和齏 (Sekiz baharatlı çeşni)

73.1 [Mevsimlik uygun çeşni malzemelerini belirterek]
73.2 作芥醬法 (Hardal sosu)
Kesim 74 作魚鮓 (Fermente balık yapımı)
74.1 作蒲鮓法 (Hazanbel4 ile fermente balık)
74.2 作魚鮓法 (Fermente balık)
74.3 作長沙蒲鮓法 (Hazanbelle Changsha usulü fermente balık)
74.4 作夏月魚鮓法 (Yazın fermente balık)
Kesim 76 羹臛法 (Çorba ve yahni reçeteleri)
76.1 作芋子酸羹法 (Gövelez5 ile ekşi güveç)
76.2 作鴨臛法 (Ördek güveci)
76.3 作虌臛法 (Yumuşak kabuklu kaplumbağa güveci)
76.4 作豬蹄酸羹一斛法 (1 hu6 ekşili domuz paçası çorbası)
76.5 作羊蹄臛法 (Koyun paçası güveci)76.6 作兔臛法 (Tavşan güveçi)
76.7 作酸羹法 (Ekşili çorba)
76.8 作胡羹法 (Göçebe7 çorbası)
76.9 作胡麻羹法 (Susam çorbası)
76.10 作瓠葉羹法 (Su kabağı yaprakları ile çorba)
76.11 作雞羹法 (Tavuk çorbası)76.12 作鴨羹法 (Bambu filizi turşusu ile ördek çorbası)76.13 肺 (Akciğerlerli pirinç güveci)
76.14 作羊盤腸 解法 (Dilimlenerek servis edilen koyun bumbarı)
76.15 羊節解法 (Koyun kuşbaşı8)
76.16 羌煮法 (Qiang kabilesi usulü haşlama)
(466-67)
76.17 蓴羹 (Ebegümeci çorbası)
76.18 醋菹鵝鴨羹 (Ekşi turşu ile kaz ve ördek çorbası)
76.19 菰菌魚羹 (Taze shiitake mantarı ile balık çorbası)
76.20 筍 魚羹 (Bambu filizi turşusuyla balık çorbası)
76.21 鱧魚臛 (Murrel güveci)
76.22 鯉魚臛 (Sazan güveci)
76.23 臉 (Kan ve bağırsak güveci)
76.24 鱧魚湯 (Kalın dilimlenmiş murrel güveci)
76.25 臛 (Yayın güveci)
76.26 槧淡 (Hafif pişmiş ağaç-kulağı mantarı9)
76.27 腎 (İşkembe ve böbrek)
76.28 爛熟 (Lime lime olana kadar et güveci)
Kesim 77 蒸 (Buharlama ve güveçte pişirme)
77.1 蒸熊法 (Buharda ayı)
77.2 一本 (Farklı reçete)
77.3 蒸 法 (Buharda domuz yavrusu)

77.4 蒸雞法 (Buharda tavuk)

Kesim 78 腤煎消法 (Karışık, haşlama, tek kaynatma, kızartma ve kavurma reçeteleri)

78.1 鮓法 (Haşlanmış fermente balık)
78.2 五侯 法 (Beş Lort usulü karışık haşlama)
78.3 純 魚法 (Sade balık karışık haşlaması)
78.4 腤雞 (Tavuk haşlaması)
78.5 腤白肉 (Et haşlaması)
78.6 腤魚法 (Balık haşlaması)
78.7 蜜純煎魚法 (Bal ile marine edilmiş balık kızartması)
78.8 鴨消 (Kırma küçük yaban ördekleri kızartması)
78.9 鴨煎法 (Ördek kızartması)
Kesim 79 菹綠 (Salamura ve yeşil10 et)
79.1 白菹 (Düz salamura et)
79.2 菹肖法 (Kıyılmış sebze turşusu)
79.3 蟬脯菹法 (Kurutulmuş ağustos böceği turşusu)

79.4 綠肉法 (Yeşil et)

Bölüm 9

Kesim 80 炙法 (Kızartmalar)
80.1 作跳丸炙法 (Sıçrayan toplar kavurması)
80.2 炙 法 (Kelebek açılmış yavru domuz kızartması)

80.3 炙 法 (Dalyan köfte kızartması)
80.4 銜炙法 (Lokma kızartması)
80.5 作餅炙法 (Balık köftesi pane)
80.6 釀炙白魚法 (Culter balığı dolması kızartması)
80.7 腩炙 (Marine etme ve kızartma)

 

Kesim 81 作 奧糟苞 (Mayalandırılmış et, confit, şarap küspesinde et ve sarılmış et )

81.1 作犬 法 (Kıyılmış köpek eti)

Kesim 82 餅法 (Ekmek ve erişte)

82.1 作餅酵法 (Ekmek mayası)
82.2 作白餅法 (Yassı ekmek)
82.3 作燒餅法 (Ateşte pişmiş ekmek)
82.4 髓餅 (İlik ekmeği)
Kesim 83 (Mantı ve kek)
83.1 粟黍法 (Darı mantısı)
Kesim 86 飧飯 (Püre ve lapa)
86.1 作麵飯法 (Un bulamacı)
86.2 作粳米糗糒法 (Pişmiş ve kurutulmuş, ince ve iri kırılmış pirinç)
86.3 粳米棗糒法 (Hünnaplı pişmiş ve kurutulmuş pirinç)
86.4 菰米飯法 (Yabani pirinç)
86.5 胡飯法 (Göçebe usulü pişmiş tahıl)
Kesim 88 作菹藏生菜法 (Taze sebzeleri saklamak ve turşu yapmak)
88.1 作葵菹法 (Ebegümeci turşusu)
88.2 作菘鹹菹法 (Lahana ve kereviz salamura ve turşusu)
88.3 Z作醋菹法 (Sirke ile turşu kurmak)
88.4 作菹消法 (İnce kıyılmış sebze turşusu)
88.5 藏瓜法 (Kavun turşusu)
88.6 藏越瓜法 (Yue kavunu turşusu)
88.7 藏梅瓜法 (Erikli kavun turşusu)
88.8 樂安令徐肅藏瓜法 (Tibet usulü kavun turşusu)
88.9 藏蕨 (Eğrelti konservesi)
88.10 蕨菹 (Eğrelti turşusu)

 

Kesim 89 餳餔 (Malt şekeri ve rafine edilmemiş malt şekeri)

89.1 作飴法 (Malt şekeri jölesi)

 

Reçete sayısı: 110

 

Qimin Yaoshu’deki Shici Reçeteleri

Bölüm 8

Kesim 77 蒸 (Buğulama ve güveçte pişirme)
77.1 熊蒸 (Buharda ayı)
77.2 [başka tarifi]
77.3 [başka tarifi]
77.4 裹蒸生魚 (Buğulama, kapama taze balık)
77.5 毛蒸魚菜 (Tüylü buğulama balık ve sebze)
77.6 [başka tarifi]
77.7 蒸藕法 (Buğulama nilüfer kökü için)

Bölüm 9

Kesim 80 炙法 (Kızartmalar)
80.1 炙 (Kızartılmış lokmalar)
80.2 擣炙 (Kızartılmış köfte)
80.3 餅炙 (Kızartılmış balık köftesi)
80.4 炙用鵝鴨臆肉 (Kızartılmış kaz ve ördek göğsü)

80.5 炙蚶 (Kızartılmış deniz kabuklusu11)
80.6 炙蠣 (Kızartma istiridye)
80.7 炙車熬 (Dev istiridye kızartma)

80.8 炙魚 (Kızartma balık)

Kesim 81 作 奧糟苞 (Mayalanmış çömlekte et, confit, şarap tortusuyla et ve sarılmış et)
81.1 苞 法 (Dilimlenmiş sarılı et)
81.2 [başka tarifi]
81.3 [başka tarifi]

Kesim 82 餅法 (ekmek ve erişte)
82.1 粲 (Öğütülmüş pirinç keki)
82.2 膏環 (Domuz yağı halkaları)
82.3 雞鴨子餅 (Tavuk ve ördek yumurtası keki)
Kesim 83 (Sarılı köfte ve kek)
83.1 煮 (Sarılı kek)
Kesim 84 (Un bulamacı)
84.1 煮 (Un bulamacı)
Kesim 86 飧飯 (lapa ve pişmiş tahıl)
86.1 折米飯 (Pişmiş kabuksuz tahıl)12
Kesim 87 素食 (Saf mutfak)
87.1 韭羹法 (Taze soğan ve Çin pırasası çorbası)
87.2 瓠羹 (Su kabağı çorbası)
87.3 油豉 (Yağlı fermente fasulye)
87.4 膏煎紫菜 (Yağda kızartılmış mor yosun)
87.5 薤白蒸 (Buharda Çin arpacık soğanının beyaz kısımları)
87.6 飯 (Tereyağlı pirinç eriştesi)
87.7 蜜薑 (Ballı zencefil)
Kesim 88 作菹藏生菜法 (Turşu ve taze sebzeleri saklamak için)
88.1 女麴 (Ekşi maya)88.2 釀瓜菹酒法 (Şarapla fermente edilmiş kavun turşusu)
88.3 瓜菹法 (Kavun turşusu)
88.4 瓜芥菹 (Hardallı kavun turşusu)
88.5 湯菹法 (Et sulu turşu)
88.6 苦 紫菜菹法 (Acılı bambu filizleri ve mor deniz yosunu turşusu)
88.7 竹菜菹法 (Bambu filizi turşusu)
88.8菹法(Fishwort13 turşusu)
88.9 菘根 菹法 (Kereviz, lahana sapı turşusu)
88.10 熯菹法 (Su teresi14 turşusu)
88.11 胡芹小蒜菹法 (Melekotu ve sarımsak turşusu)
88.12 菘根蘿蔔菹法 (Kereviz, lahana sapı ve turp turşusu)
88.13 紫菜菹法 (Mor deniz yosunu turşusu)
88.14 蜜薑法 (Ballı zencefil)
88.15 梅瓜法 (Erikli kavun turşusu)
88.16 梨菹法 (Armut turşusu)
88.17 木耳菹 (Ağaç kulağı mantarı turşusu)

 

Kesim 89 餳餔 (Malt şekeri ve rafine edilmemiş malt şekeri)

89.1 白繭糖法 (Malt şekeri içinde beyaz koza)
89.2 黃繭糖法 (Malt şekeri sarı koza)

Reçete sayısı: 50

Notlar:

1 Çin şarap tanrısı

2 Börülce (bezelye olabilir)

3 Soya olmalı

4 Acorus calamus

5 Colocasia esculenta

6 Antik Çin hacim ölçü birimi: yaklaşık 50 L

7 Etnik Han olmayan

8 Kıyma olabilir

9 Auricularia auricula-judae

10 Kurutulmuş et olmalı

11 Arca inflata

12 Döğülerek kabuğu çıkarılmış yarma olmalı

13 Houttuynia Cordata

14 Nasturtium

“Çin Elçisi Wang Yen-te’nin Uygur Seyahatnamesi”nde Yeme İçme

 

Fat Tail Sheep

Fat Tail Sheep

“Erector fat tail sheep” by Erector – Own work. Licensed under CC BY 3.0 via Commons

 

Bir Sung elçisi olarak Wang Yen-te’nin Kao-ch’ang Uygurlarına 10. yüzyıl sonlarına doğru yapmış olduğu seyahat, Türk tarihinin karanlık devresine bir ışık tutmaktadır. 22 Haziran 981 tarihinde Sung İmparatoru T’ai-tsung Kao-ch’ang Uygurlarına bir elçi heyeti göndermiştir. İmparator T’ai-tsung, bu heyetin başkanlığına bir saray mensubu olan Wang Yen-te’yi getirmiştir. Wang-te ile arkadaşları Kao-ch’ang’a(1 gitmişler ve seyahatlerini tamamlayarak 984 tarihinde Çin’e dönmüşlerdir. Wang Yen-te Çin başkentine dönüşünden sonra gezisi hakkında hazırladığı raporu imparatora sunmuştur.

Wang Yen-te’nin seyahatnamesinde yer alan yeme-içme ile ilgili ayrıntıları, Prof. Dr. Özkan İzgi’nin Çinceden çevirerek TTK’nun 2000’de yayınladığı 2. baskısından(2 derledim.

sayfa 45-46, 74
…Bütün seyahat edenler develere biniyordu. (Orada) wu-ku (beş hububat) yetişmez. Kumda büyüyen bir ot vardır. Teng-hsiang(3 diye isimlendirilir. (Bu) yemek için toplanmaktadır.

sayfa 50
…Burada sıcak su gölleri(4 vardır. Bir anane olarak önceleri Kitanlar Uygurların koyunlarını otlatırlardı. Ta-tan (Tatar)lar ise, Uygurların sığırlarını otlatırlardı. Uygurlar Kan-chou’ya(5 göç edince, Kitan ve Tatarlar kendi aralarında baş olma mücadelesine giriştiler…

sayfa 52
…Burada koyunların kuyrukları çok büyüktür, onlar (bu yüzden) neredeyse hareket edemezler. (Koyunlar) ağır olduğu (zaman kuyruklarının) ağırlığı üç chin’dir(6. Onların eti ayı eti gibidir. Beyaz ve çok lezzetlidir…

sayfa 57
…Chin-ling dağlarından çıkan nehir başşehrin bütün çevresini dolaşır, tarlaları ve meyva bahçelerini sular ve su değirmenlerini işletir. Bu yerde Wu-ku (beş hububat)(7 yetişir. Yalnız Ch’iao-maı(8 yetişmez. Zengin insanlar at (eti) yerler, geri kalanlar ise sığır (eti) ve yaban kazı yerler…

sayfa 59

…K’ai-yüan (devrinin) yedinci senesine (719) ait takvim kullanırlar ve üçüncü ayın dokuzuncu günü Han-shıh festivalini(9 kutlarlar…

sayfa 63
…Bu topraklarda fakir insanlar yoktur. Onlar, ihtiyacı olanlara yemek yardımı yaparlar. İnsanlar uzun ömürlüdür…

sayfa 65-67
…Biz Kao-t’ai manastırını ziyaret ettik. Onların kralı (Arslan Han) yemek için at ve koyun pişirtmişti. Çok lezzetli idi. (Bu) arazide atlar çok boldur…(Bu ovada) kartal, şahin, doğan ve akbabalar vardır. Çok güzel otlar vardır. Avcı kuşları onları yakalarlar ve yerler.

…(Arslan Han) bizi yedinci gün kabul etti. Onların kralı, oğulları ve hizmetkarlarının hepsi yüzlerini doğu’ya çevirdiler ve (Çin imparatoru tarafından) yollanan hediyeleri kabul ettiler…Sonra, müzik, içki, ziyafet ve gece yarısına (kadar) artisler tarafından (oynanan) piyes vardı.

…İyi bir atın fiyatı bir p’i(10 ipektir. Zayıf ve bakımsız atlar (ise) yemek için kullanılırdı ve değeri yalnız bir chang(11 ipektir…

 

Notlar:

  1. Karakoca Şehri
  2. Özkan İzgi Çin Elçisi Wang Yen-te’nin Uygur Seyahatnamesi, TTK, Ankara, 1989.
  3. Özkan İzgi’nin 74. sayfada yaptığı açıklamadan, bitkinin Gövelez (Colocasia esculenta) olduğunu düşünüyorum.
  4. Khatun Bulak
  5. Chang-yeh Şehri
  6. 1 chin = 0,5968 kg
  7. Soya, pirinç, arpa, buğday ve darı (G. Acquaah, Principles of Plant Genetics and Breeding, Wiley-Blackwell, West Sussex, 2012, bölüm 35.2)
  8. Karabuğday: Fagopyrum Esculentum
  9. Özkan İzgi “Hunlar, Göktürkler ve Uygurlar’da Geleneksel Festival ve Eğlenceler” İ. Ü. Tarih Dergisi, s. 31, 1977, ss. 29-36’da “Bu festivalin manasını Soğuk Yemek Festivali olarak Türkçeye çevirebiliriz…Ch’ing-ming festivali Wang Yen-te’nin bahsettiği Han-shın festivali ile başlamaktadır. Bu başlangıç ise, soğuk yemeklerle hazırlanan bir ziyafetle olmaktadır. Evin içindeki yahut dışındaki bütün ateşler söndürülür ve yirmidört saat içinde yeni bir ateş yakılmaz. Bir gün önceden hazırlanan soğuk yemekler yenilirdi.”
  10. 1 p’i =12,44 m
  11. 1 chang = 3,11 m

 

Kültür Tarihi Yazımı ve Fasulyenin Nimeti

İbrahim Canbulat, Y. Mimar

Uzun Bakla (Bean Stew with Butter Sauce)

Uzun Bakla (Bean Stew with Butter Sauce)

Bugünlerde yoğun bir şekilde Safranbolu Şehir Mutfağı üzerinde İran yemek kültürünün etkilerini araştırıyorum. Bu cümleden olarak Türk kültür tarihini de ayrıntılı bir şekilde çalışmam gerekti. Prof. Dr. Bahaeddin Ögel’in Türk Kültür Tarihine Giriş kitabının 2. (Türklerde Ziraat Kültürü) ve 5. ( Türklerde Yemek Kültürü) ciltlerini (1 okuyorum. Bu yazı genel bir değerlendirme yazısı olmamakla birlikte, öncelikle kitabın fazlasıyla “Türkçü” bir yaklaşımla yazıldığı şeklindeki algımı paylaşmak isterim.
En çok takıldığım konu ise “Fasulya, yani (Phaseolus vulgaris) Türkler tarafından eskiden beri biliniyordu. Türkler fasulya, bezelye, bakla gibi bitkilerin hepsine birden, burçak veya börülce derlerdi.” cümleleri (2 oldu. Evet, bakla (Vicia faba) ve bezelye (Pisum sativum) eski dünya bitkileriydi ama fasulye (Phaseolus vulgaris) yeni dünya kaynaklı bir bitkiydi. Eski dünya, bu bitkiyi en erken Colomb’un keşifleri sonrası tanımış olabilirdi. Ögel, bölümün devamında Türklerin baklagillerin hepsine birden önce burçak daha sonra börülce dediklerini, “fasulya” sözcüğünün ise Türkçeye çok sonraları girdiğini belirtmektedir. Ve bölümü “Anadolu’daki Türk kültürünün bu incelik ve derinliğini, diğer Türk kültür çevrelerinde görebilmek, çok zordur” cümlesiyle sonlandırmaktadır.
Benim amacım bu yazıyla zaten apaçık ortada olan bir yanlışlığı bir kez daha yanlışlamak değil, alışılagelmiş akademik araştırma ve tarih yazımı konusundaki zaafiyeti gözler önüne sermektir. Gerçekte Ögel, Çin kaynaklarını okuyarak Türk kültür tarihine önemli katkılar sağlamış olmakla birlikte yalnızca ulaşabildiği belge niteliğindeki yazılı kaynakları interdisipliner bakış açısı getirmeksizin derlemesi nedeniyle de böyle önemli bir hataya neden olmuştur. Anlaşılan o ki 20. yüzyıldan gerilere bakıp, bir bakliyat grubu adı olan burçak’a fasulyeyi de katarak geçmişe doğru zamanda bir yolculuğa çıkarılmıştı.

Aynı bağlamda Tezcan, (2000, s. 27) (3 daha da öte “Örneğin Hititler fasulyeyi biliyordu” demekle birlikte, Eyüboğlu’na (1981, s. 127) dayanarak “…bugün Anadolu’da kullanılan yiyecekleri adlarının Asya Türkçe’sinde bulunmadığı”nı da   belirtilmektedir. (4 Çelişkiyi o da görememiştir.

Belge, (2008, s. 36) konuya açıklık getirmiştir. (5 Belge, “Bugün belki en popüler baklagil olan fasulya (gene fava’dan türeyen phaseolus) öteki cinslere oranla daha geç yetişmiş ve ulusal mönülerdeki sağlam yerini sonradan almıştır. Bu gecikmenin nedeni, şimdi yediğimiz cinslerinin anayurdunun Amerika olmasıdır.” demektedir.

Aynı bağlamdan olarak günümüz araştırmacılarının Türk mutfak kültürü tarihi üzerine yayınlarının izini sürmeye başladığımda yanlışlığın -hemen hiç sorgulanmadan- bugüne kadar yinelenmekte olduğunu gördüm. Kızıldemir vd. (2014, s. 193), (6 değerli dostum Deniz Gürsoy (2005)’a (7 dayanarak “Türklerin ‘burçak’ diye adlandırdığı ve batıya göç ettikleri vakit börülce olarak ismini alan baklagiller arasında bakla, fasulye, bezelye, mercimek ve nohut bulunmaktadır” (8 demektedir. Kaynak olarak verdiği ve üç denemeden oluşan bölümün içinde bu alıntıyı bulamadım. Alıntı büyük olasılıkla (Gürsoy 2004)’den olmalıydı.(9 (Gürsoy, 2004, s. 74)de “Türkler Orta Asya’dayken” başlıklı bölümde şöyle denmektedir: “Baklagiller de ayrı bir grup olarak karşımıza çıkar. Türkler bakla, bezelye gibi bitkilerin hepsine ‘burçak’ diyorlardı. Hayli eski dönemlerden beri bilinen bu bitkiler Çin’e de Orta Asya’dan geçmiştir. Çinliler bunlara ‘hu-tou’ (Batılı barbarların fasulyesi) adını vermişlerdi. Türkler batıya göçtüklerinde adlar da değişmiş, önce Arapça lubya, sonra Türkçe ‘börülce’ denmiştir.” Bu alıntıda hiç bir şekilde bugün “fasulye” olarak adlandırdığımız baklagil ile ilgili bir gönderme bulunmamaktadır.

Mariana Yerasimos, (2007, s. 179) (10 “…daha geç dönemde Güney Amerika’dan gelen yeşil biber, fasulye ve domatesi Türkler çok çabuk benimsemediler” demektedir. Gerçekten de aynı kitapta Osmanlı mutfağına Mehmet Kamil ve Turabi Efendi’den alınan yeşil fasulye müjveri ve Nedim bin Tosun’dan alınan “zeytinyağlı kuru fasulye” ancak 19. yüzyıla tarihlendirilmektedir. (Yerasimos, M. 2007, s. 187).

Safranbolu’da taze fasulyenin adı “Uzun Bakla”dır. Bu halkın tanımadığı bir sebzeyi, eskiden beri bildiği baklaya benzeterek isimlendirdiğini göstermektedir. Osmanlı mutfağında ancak 19. yüzyılda kayıtlara giren fasulyenin Safranbolu’ya 19., bilemediniz erken, erken 18. yüzyılda girebilmiş olduğunu düşünüyorum. Ancak, sonradan tanıdığı ve tören sofralarına dahi eklediği bamyada olduğu gibi (11 fasulyeyi de önemsemiş olduğuna inanıyorum. “Fasulye gibi nimetten” sözü boşuna söylenmiş olamaz. Safranbolu mutfağında uzun baklanın önemli bir yeri vardır. Anlatanların gözleri aydınlanır. Hiç bir malzeme eklenmeksizin yalnızca haşlanır, tereyağı sos gezdirilir ve kuru soğanla yenir. Doğaldır ki bölgenin yemeklik yağı, tereyağıdır. Bu yalın pişirme yönteminden dolayı ben, fasulyenin bölgeye bir yemek olarak değil önce bir malzeme olarak ulaştığını düşünüyorum.

Bu pişirme şekliyle ben uzun baklayı kuşkonmaza benzetirim. Hatta Hollandez sosla denedim, çok lezzetli oldu. Köylerde yufka ekmeğiyle dürüm yaparlar. Adı “Çullu Bakla” olur. İnanılmaz bir lezzettir.

Aşağıda reçetesini paylaşıyorum.

Afiyet olsun.

Notlar:

1.) Ögel, B. (1985) Türk Kültür Tarihine Giriş, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara.

2.) Ögel 1985 c. 2 s. 261.

3.) Tezcan, M. (2000) Türk Yemek Antolojisi Yazıları, TC Kültür Bakanlığı, Ankara.

4.) Eyüboğlu, İ. Z. (1981) Anadolu Uygarlığı, Der Yayınları, İstanbul.

5.) Belge, M. (2008) Tarih Boyunca Yemek Kültürü, İletişim, İstanbul.

6.) Kızıldemir, Ö. vd. (2014) “Türk Mutfak Kültürünün Tarihsel Gelişiminde Yaşanan Değişimler” AİBÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2014, c. 14, s. 3.

7.) Gürsoy, D. (2005) “Denemeler” Türk Mutfak Kültürü Üzerine Araştırmalar, c. 12, der. K. Toygar ve N. B. Toygar, THKATV, Ankara, ss. 383-390.

8.) Tırnak içindeki, kaynaktan olduğu gibi alıntılandı.

9.) Gürsoy, D (2004) Tarihin Süzgecinde Mutfak Kültürümüz, Oğlak, İstanbul.

10.) Yerasimos, M. (2007) 500 Yıllık Osmanlı Mutfağı, Boyut, İstanbul.

11.) Başka bir yazı konusu olacak.

Çullu Bakla (4 Kişilik)

Malzemeler:

Ingredient Amount
Safranbolu Taze Şeker Fasulyesi

500

g
Su

1

L
Tuz

1/2

tbsp
Tereyağı

2

tbsp
Kuru Soğan

1

—-
Yufka Ekmeği

4

—-

Yapılışı:

1.) Bir tencerede suyu kaynatın ve tuzu ekleyin.
2.) Fasulyelerin gövdeye bağlantığı uçlarındaki sert bölgeyi ayıklayın. Diğer ucu ayıklamanıza gerek yok. Ayrıca dilimlemeyiniz.
3.) Fasulyeleri 5-7 dakika kaynatın, bir süzgeçte süzün ve soğuk suyla şoklayın ki rengini ve dokusunu koruyabilesiniz. Ben buharda pişirmeyi tercih ediyorum.
4.) Soğanı ayıklayınız ve hilal doğrayınız.
5.) Bir tavada tereyağını fazla yakmadan eritiniz.
6.) Yufkaları teker teker bir tezğah üzerine açınız, fasulyeleri deste olarak ortalarına yerleştiriniz. Üzerine tereyağı sosounu gezdirip, soğanları seriniz.
7.) Tuzunu -isterseniz karabiberini- ayarlayıp dürüm yapınız.

Paphlagonian Culinary Culture

by İbrahim Canbulat, M. Arch

İncir Uyutması

İncir Uyutması (Fig Desert)

The 3rd leg of the Traditional Foods Festival promoted by the UNESCO Turkey National Commission was held in Safranbolu in 2008 and I served as a member of the steering committee during the preparation works that started in November 2007 and lasted until March of 2008. I was the moderator of the first three of a series of “Keşkek Festivals” (a dish of lamb or chicken and coarsely ground wheat) (the Bulak Keşkek Festival, Yenice Aşı and Eflâni Bandırma Festival) organized with the aim of scanning the culinary culture of Karabük that has recently become a province and support the activities of the NGOs. I conducted numerous oral history interviews to determine the contents and form of the cuisine presentation of Karabük, the host of the festival. Karabük Sofrası dinner we designed at the end of this approximately 7-month long research work was offered to our guests. I also worked on determining the 5 Paphlagonian cities, participants of the Festival, and their menus. In addition to Karabük, the cities in question were Bartın, Kastamonu, Çankırı and Bolu. Both the menu preparation and the presentation process made it clear that the region had a specific cuisine. I gained important information regarding the culinary culture of the region as a result of field surveys, trips and literature search that followed and for some time now I have been preparing and offering our guests Paphlagonian dishes.
Finding written sources regarding the local history becomes a major problem as one gets further away from the capital. This shortage is experienced in all research regarding local history regardless of the discipline involved. The same problem is true for research regarding culinary culture. In this study, culinary culture itself has been regarded as a document and some inferences regarding the life of the different social strata and uses of space in the past have been made. Therefore, being speculative from time to time was inevitable. With your contributions we may be able to confirm or negate some of the arguments I will put forth, and attain more accurate results. Therefore, please accept my methodology with tolerance.
I must point out that although essentially local culinary culture has a very strong backbone, it has a very dynamic structure that is open to change and influence. Culinary culture that is an inseparable part of social life contains important divergences between different ethnic communities and strata. Local food by its very nature makes use of local products. And again by its very nature local products are the result of the geographical properties of region. However, looking into the time dimension shows that culinary culture reflects the history of the community but at the same time it contains very important indicators that have undergone a very slow change over time. We must also add to this the spirit of the relevant period. The saying “Tell me what you eat, I will tell you who you are” is a very good example for this. Therefore, we must dwell shortly on the geographical and historical characteristics of Paphlagonia.

Soğan

Soğan Salması (Onion Stew)

Paphlagonia

To a large extent, Paphlagonia coincided with the West Black Sea Region that is a sub-division of what is now the Black Sea Region. The Filyos River separated Paphlagonia from Bithynia at its west and the Kızılırmak (Halys) River from Pontus at its east. According to present day administrative division – listed clockwise- Paphlagonia contained the provinces of Zonguldak (east), Bartın, Kastamonu, Sinop, Çorum (west), Çankırı, Karabük and Bolu. The most important features of the region are the mountain ranges (lower compared to those of the East Black Sea Region) running parallel to the shore and the valleys and high plateaus among these mountains. To some extent, these mountain ranges protect the area both from the cold north winds and the continental climate of Central Anatolia. The high plateaus offer serious advantages for agriculture and animal husbandry. Again for the same reason, the region contains the most important forests of Anatolia. Paphlagonia should be described as a territorial enclave. The most important reason for this is the fact that this region has a very narrow coastal strip except for a very few exceptions. As we will see later when analyzing the history of Paphlagonia, although the interior areas were inhabited in prehistorical times, the shore areas started to be used only after Milet became a commercial colony. Paphlagonia’s connection with the sea was provided with Bartın (river port) and Amasra on the west and the İnebolu and Sinop ports on the east. The interior areas were enlivened with the abundant waters of the rivers at the bottom of the valleys and extending parallel to the sea. The valleys not only offered opportunities for agriculture and animal husbandry but also a geomorphological opportunity for the caravan roads that extended east west and attained the ports of Istanbul, Sinop and Samsun.

Çingen Baklavası

Çingen Baklavası (Gipsy Baklava)

From the country of the Kaskians to the Kastamonu Sancak
Hittite and Hellenistic sources cite that the oldest known tribe of the region is the Kaskian tribe that speaks one of the oldest languages of Anatolia known to belong to the Indo-European language group. Hellenistic sources dating of the 1st millennium BC mention the Paphlagonians. The region later falls into the influence area of the Hittites. The Iliad known to have been compiled in the 9th-8th centuries BC mentions the Paphlagonians as one of the Anatolian tribes that come to the rescue of their countrymen during the Trojan War.

The Paphlagonians Pylaemenes rules,
Where rich Henetia breeds her savage mules,
Where Erythinus’ rising cliffs are seen,
Thy groves of box, Cytorus! ever green,
And where Ægialus and Cromna lie,
And lofty Sesamus invades the sky,
And where Parthenius, roll’d through banks of flowers, Reflects her bordering palaces and bowers.

As the area was separated from the main roads of Central Anatolia by high mountain ranges, it was always behind in developing civilization and therefore, as a natural outcome, it never underwent destruction. Following the Hittite period the area came under the sovereignty of the Phrygians, Lydians and Persians. In the 7th century BC, taking advantage of the laxity of the Persians, the Ionians established Sesame – today known as Amasra – and Ionopolis (İnebolu) and Hellenized Sinop. However, as a result of reasons pointed out above, the Hellenistic culture of the shore area and the Kalkian culture and their following cultures never interacted. As a result of the laxity of the Persian sovereignty during the period of Alexander and the following period of the Macedonian Kingdom, the region was ruled by local princes. Later it came under the sovereignty of the Pontus. In the 5th century AD, during the Roman period, Paphlagonia was used as the official name of the province. The people of Paphlagonia that was an important animal husbandry of Rome raised mules as well as all kinds of animals for meat, milk and saddle. We know from sources that these animals reached the ports of Izmit and Gemlik through Kastamonu and Gerede and were sent to all the overseas provinces of Rome from these ports.
There were 9 cities in Paphlagionia whose capital was Gangra (Çankırı). They were Gangra, Tion (Hisarönü), Krateia (Gerede), Hadrianapolis (near Eskipazar), Sora (near Karabük), Ionopolis (İnebolu), Dadibra (Safranbolu), and Amastris (Amasra). Various sources point out particularly that the region that came under the Eastern Roman Empire followed by the Byzantine Empire never Hellenized. So much so that they always used the grammatical structure of Anatolian languages although they used Greek words. The books of travels of foreign scientists travelling through the area in the 19th century indicate that there was an important monastery system in the area administered by patriarchs during the Byzantine period. The monasteries that were an element of agricultural production had an important function in the economy of the region.
Turks began to be effective in the region in the 11th century after they occupied Sinop. The actual settlement of the Seljuqs in the region came about in the 12th century with their getting hold of an important section of the region with Sinop (Sinope), Kastamonu (Castamon), Safranbolu (Dadybra) forming the boundaries. Following the Anatolian Seljuqs, the region was ruled by the Principality of Çobanoğulları (1292-1461). During the Ottoman period it became the Kastamonu Sanjak.

Nışasta Helvası with Saffron

Safranlı Nışasta Helvası (Starch Halwa with Saffron)

Paphlagonian Cuisine
Turkish cuisine is generally classified as the palace cuisine, local cuisines and ethnic cuisines generally more over Istanbul. Palace cuisine is defined as the Ottoman palace cuisine. One encounters different sub-strata when doing local cuisine research in Anatolia. With regard to culinary culture I have to dwell shortly on a triad social structure that showed almost no change until the 20th century. I classify them as:

. Turks
.Urban dwellers

.Turcomans

. Aborigines

Based on this classification, when appropriate, I will also interpret Turkish cuisine under the two sub-headings I have indicated above. What is meant by local population should be read as the local social synthesis of the 12th century when the Turks took control of the region. Sometimes, I also refer to them as the Rûm or Rûm-Orthodox but this definition is mostly superposed with the Byzantine period and leads to misunderstandings. As I have already indicated above, this set-up consists of a local population that lived through the almost 4-thousand-year long history of Anatolia but never Hellenized. With time, some of these people became Muslims and the rest underwent population exchange beginning in the 1920s. As with Turks, the situation was more complex. In fact, we know that the Seljuqs had a war and urban administration mechanism that was shaped by Farsi culture. The Seljuqs and Anatolian Principalities that opened the door to Anatolia with the Battle of Manzikert in 1071 and Turkified almost all of Anatolia in the following 200 years were in fact an administrative class and with the exception of 3-5 settlements in Anatolia they did not interfere with the local population. In contrast, the nomadic Turkomans who flocked to Anatolia at the same time with the Seljuqs and settled in the meadows in groups created problems for the Seljuqs and later, the Ottomans brought by major administrative solutions in order to enable them to gain a settled social structure.
Under these geographical characteristics and historical view, I read the Paphlagonian cuisine as a synthesis created by different cultural groups.

Arpa Göcesi Çorbası (Barley Malt Soup)

Arpa Göcesi Çorbası (Barley Malt Soup)

Local Ingredients
Wheat, barley and corn is grown in the region. At this point, I must specify that corn came to the region only in the 18th century and was planted only on slopes where wheat could not be grown. The region also contains the most important rice growing areas of Turkey. Tosya and Osmancık – and once upon a time Kızılcaören and Safranbolu – are important rice producing centers. Kaplıca is a grain known as one of the oldest relatives of wheat and referred to as “sys: siyes” in Hittite sources and triticum monucocum or einkorn in Latin. Recently it has been included in “presidia” by Slow Food. All bulgur obtained from kaplıca grown in a narrow area in the region (Kastamonu, Seydiler, Devrekani, Ihsangazi) as a result of a grueling process is used within the region. It is actually not suitable for making yeast bread as it contains no gluten. Therefore, before wheat (triticum aestivum) was cultivated as a crop plant kaplıca was inevitably made into a batter and fermented and consumed in the form of porridge. This grain was cooked in the form of porridge in Byzantium.
I already mentioned above that Paphlagonia was the animal husbandry center of Rome. Although with time animal husbandry is turning from small (sheep, goats) to large (cow,buffalo) animals, the meat need of the region was supplied from sheep, goats and particularly emasculated goats. Moreover, the river bed of the Bartın Çayı is perfect for buffalo breeding. We know that the forests of the region are rich in terms of game. Eflani, a district of Karabük, is an important center of poultry. It is famous for its free ranging chicken, turkeys and geese. I must point out that turkey was introduced to the region in the 18th century and goose was brought by Caucasian immigrants in the 19th century. In addition, the Black Sea coastal region is naturally highly developed with regard to fishing.
The region also has very favorable properties for vegetable, fruit, herbs and mushroom growing. Nevin Halıcı remarks that the Black Sea region has a richer herb culture than the Aegean. Beans and tomatoes entered the region’s cuisine in the 18th century and should be regarded differently. The traditional way of cooking beans is almost like asparagus. The fact that it is only steamed and consumed with a butter sauce must be an indication that it is considered very important. The fact that tomatoes are called “manya” which means “attractive” in Russian is an important reference to its origin. However, as specified by Stefanos Yerasimos, tomatoes have made major changes in Ottoman cuisine. Therefore, particularly in doing a survey of local dishes one must be extremely careful with regard to dishes containing tomatoes. The North Black Sea forests are very rich in fungi. This richness has also found its reflection in the region’s cuisine. The reliefs in the rock tombs show that the region has always been a grapery – most probably a wine producing – center. The çavuş (big white grapes) type grape is a preferred type all over the country. By the way, I must also mention a very important source of vitamin C. Kızılcık, cornelian cherry, “krána” in Greek that has entered local Turkish as “kiren”, is used in numerous dishes in the region. No oily seeds are grown in the region. Therefore, all food is only cooked using animal fat (butter and tallow). I also know that flax and poppy was grown in the region in the past and that flax and poppy seeds were used to make oil. However, today there is not the slightest trace of this.
I will mention an invaluable spice: saffron. In Anatolia, saffron which is extremely difficult to grow and harvest and therefore a very expensive spice only grows in Safranbolu. It has received the “Geographic Indication” certificate recently. It is interesting that saffron which was used rather as medicine in Byzantium is found in Ottoman palace cuisine but with the exception of ‘zerde‘ that is prepared in the region it is not used in the preparation of any other dish. it is used as an ingredient of ‘aşure’ (Noah’s pudding) prepared in the houses of the rich.

Çullu Pilav

Çullu Börek

Dishes
As an invaluable source with regard to important details of the region’s culinary culture, I suggest using the book “Karadeniz Bölgesi Yemekleri” by Dr. Nevin Halıcı. It is a book that has to be consulted for important issues such as daily menus, foods and treats for important days, street foods but will extend my presentation unnecessarily. Within my presentation I will list the common dishes generally found in the region and will also present singular examples due to their characteristics. Later, I will talk about the region’s culinary culture over these examples.
Soups: Keşkek soup, Tarhana, Yoghurt soup, Ovmaç soup, Mısır göcesi soup,
Egg dishes: Mıhlama, Çılbır
Meat dishes: Kuyu kebabı, Kuzu dolması
Poultry: Bandırma, Pilaf with chicken
Vegetable dishes: Sarma and dolmalar, Ispıt, Mancar, Beans, Spinach, Fungi, Chickpeas.
Fruit dishes: Meat with quince
Keşkek
Rice dishes: Rice pilaf, Bulgur (cracked wheat) pilaf
Pasta: Noodles, Mantı (a type of ravioli with meat)
Börekler and hamur işleri: Haluşka, Gözlemeler, Saç börekleri, Su böreği
Meat Dishes: Papara
Hamur tatlıları: Baklava, Dolama, Helvalar, Lokma
Light desserts: Rice Pudding, Noah’s Pudding, Güllaç
Fruit desserts: Pumpkin tatlısı, Compotes

Peeled Yaprak Sarması (Stuffed Wine Leaves on Ribs)

Paphlagonian Culinary Culture
Bartın, Kastamonu, Sinop, Çankırı and Bolu are locations with a deep rooted urban cultural history successively in the Roman – Byzantine – Seljuq – Ottoman periods. Zonguldak and Karabük are cities of the Republic period and during their rapid development they have received large numbers of immigrants and therefore, have a hybrid cuisine. Safranbolu has been able to maintain its urban culture until recently. When analyzing Bolu cuisine it is observed that in the 20th century it has been redesigned or reinterpreted – maybe with the influence of Mengen – and therefore, has diverged from the local.
It is impossible to speak about a palace cuisine in Paphlagonia. In actual fact, Ibn Battuta who travelled to Crimea through Gerede–Safranbolu – Kastamonu – Sinop in the 14th century mentions that he was hosted by Çobanoğlu İbrahim Sultan in Kastamonu and his son Ali Bey in Safranbolu and gave detailed information on the food and ingredients. However, what he relates is more like the exaggerated dishes of a very hospitable urban host rather than a palace cuisine. What he relates coincides with the ceremonial food presentations at urban centers of the region. Two valuable products such as meat and rice come to the fore among the different dishes.
Historically, Ottomans have always had a dual structure. So much so that there were times when there were two cadis (Muslim judge) in their history. In the case of Safranbolu these were: Medine-i Taraklı Borlu and Yörükan-ı Taraklı Borlu. I want to digress one more time. Although the region south of the Safranbolu – Kastamonu – Sinop alignment passed to the control of the Seljuqs towards the end of the 12th century, Turcomans were seen in the region long before that. In the 11th century, the army of Alexios Komnenos that was moving from Sinop to Konstantinopolis was attacked by the Turcomans and defeated. Since the region was at the right end tip of Ottoman lands it was used as a lodging area and therefore, the culture brought from the east by Turcomans always remained fresh. The contradictions between the Turcomans and the urban dwellers of the area seriously prevented the mixing of the two cultures.

Ekşili Pilav (Sour Pilaf)

Ekşili Pilav (Sour Pilaf)

Urban Culinary Culture
In my opinion, although the urban dweller had a downright Turkish cuisine, they stabilized this far too much in their ceremonial dishes as a result of a minority complex. After the Seljuqs vacated completely the three major cities – Safranbulu, Kastamonu and Çankırı – of the region and the Rums were replaced by Seljuqs, even though they later mixed with the Turcomans to some extent, in private conversations urban minorities claim that they are descendents of Seljuq aristocrats. Although the connection with the Seljuq aristocracy makes sense, except for some dishes of meat with fruit, I have not found any trace of Ottoman cuisine in my research of their cuisine.
Urban dwellers always have two expensive foods at their table. They are: red meat and rice. I would like to share some examples related to red meat consumption thinking that it would be supportive. In the 12th century, the Turcomans sent 24 thousand sheep to the kitchen of Sanjar. We know that during the Ottoman period, the meat requirement of Istanbul was provided by cattle dealers appointed by force under the control of the palace. The fact that some of the cattle sent to Istanbul vanished at some point on the way during the 16th and 17th centuries necessitated that the palace control the system through the cadi channel. One of the points where the cattle vanished was our area.
Urban dwellers had only one main dish: A stew made with red meat. And in addition Kuzu dolması (rice pilaf infilled lamb) and kuyu kebabı (lamp roasted in pit) prepared for special occasions. During our spoken history work, I documented that they consumed no other meat other than red meat. They specify particularly that they never consumed chicken on the pretext that it smelled. During our research, one of our sources said that one day her grandmother put some vegetables and herbs while cooking whole meat but when her husband reacted seriously never attempted to try it again.
In my opinion, meat that is first simply poached in butter and then cooked over low fire with or without onions is being prepared in the region with no change whatsoever for 800 years. I would like to point out something: it would not be wrong to read “whole meat” as “only meat”.
Although sources point out that rice spread in Anatolia in the 16th century during the Safavid period, we read that Ibn Battuta ate bread, meat, pilaf, fat and halva in Taşköprü at the Fahreddin Bek Zawiya when travelling through our region in the 14th century. It is obvious that the Seljuqs brought rice with them when they came here. During our oral history study, as if they had agreed in advance, all our interviewees said “Rice soup” when we asked about the entrée. Making this soup is as easy as that of whole meat. You put rice in the broth of whole meat and boil it and sprinkle it with chopped parsley. We also know that pilaf also holds an important place and is made with the broth of whole meat. So here is the feast of the urban dweller: rice soup, whole meat and pilaf. This pattern is still maintained with almost no change. In case of a ceremonial dinner, it ends with su böreği and baklava. With time etli yaprak sarma and still much later, boiled fresh beans “Uzun Bakla” dressed with melted butter were added to this pattern.
The urban dweller has put important limits between the Turcomans and themselves. One of these is the saying “Bugün Pazar Türkler azar” (Today is market day, Turks go insane) that was used until recently. Documents show that Seljuqs prevented the villagers’ entry to the cities by checks at the fortress gates. Therefore, setting the local regional markets next to cities but outside the forts was an intelligent solution. Although it is a small detail, I found out during oral history studies that one of our sources said that when making dried apples they cut the apple in four while the others cut it in eight. Since then, cutting the apple in four or eight has been my dilemma.

Kaz Bandırması (Goose Stew on Flat Bread)

Turcoman Culinary Culture
 Yük Ekmeği
Even in a very limited geography food names differ. For example, what the Safranbolu urban dweller calls yaprak sarması is called “Kara Dolma” in the villages and “Uzun Bakla” becomes “Çullu Bakla”. “Aş evi” used for kitchen in cities is called ”ekmek evi” in villages. The interviewee expects you to call the dish you are talking about the way she/he calls it. However, my preferred different name is “Yük Ekmeği” (Cargo Bread). Yufka ekmeği (markook) (unleavened flatbread) that the Safranbolu urban dweller calls just bread attains its etymologic value in the Turcoman vernacular. While the Safranbolu urban dweller adorns his table with the most expensive products, the Turcoman produces numerous dishes generally made with yufka that the housewife makes. A wide range of different yufka and the kesme makarna (home made fettuchini), kadayıf, etc made of yufka. The most interesting among these is the “Çullu Börek”. This börek that is still made in our Ovacık province is made by cutting the yufka in thin pieces and cooking it on saj after combining it with different ingredients. They mix the pieces of yufka only with butter and milk and sometimes also put chicken livers and eggs. Researching the connection of this börek with the çullamas made in Crete is not within the scope of my research.
The most common dessert of the Turcomans is the “Çingen Baklavası”. This sweet dessert made solely using leftover shredded yufka bread could be the missing link of chain that the well-known food historian Charles Perry is looking for. Çingen baklava is made by putting crushed walnuts between layers of yufka and pouring molasses and butter over it. Our interviewees said that this was eaten as is. It started to be baked later.
I think that while Turcomans had an eating pattern based solely on lamb at the beginning, later it became exceedingly poor. The most important animal nutritional source of those living in the rural areas of Paphlagonia even on special occasions was fowl. This is clearly observed in oral history studies and food compilations. Chicken is mostly fed for eggs and cattle solely for milk. They eat mostly vegetable and mainly grains. Hüseyin Lütfi Ersoy who researched the local dishes of the Eflani area (Karabük – Kastamonu) gives about 150 recipes. The only recipe containing meat among these 150 recipes is “turkey bandırma”.

Cevizli, Kıymalı Saç Böreği copy

Cevizli Kıymalı Saç Böreği (Börek with Walnut and Minced Lamp Meat)

Mantı – Piruhi
In addition to noodles mantı (a kind of ravioli) and piruhi (a kind of dumpling) are the most common flour based dishes. It is interesting that they are referred to by two different names even though their preparation and cooking methods are similar. Some times their filling and at times the sauces poured over differs. Although mantı is made with small differences all over Anatolia, piruhi is considered a special dish of Paphlagonia. Mantı whose origin is China – Mongolia spread towards the west over Central Asia. The main trend was brought by Turcomans and spread all over Anatolia and all the way to the Ottoman palace cuisine. Piruhi came later – most probably in the 19th century – and was brought by the Crimean Tatars and reached Northern Anatolia as “perushky: Tatar böreği” and was instantly adopted by the local population. At this point, I think that with the exception of the Cold War period, the Black Sea provided a rather extensive cultural communication and interaction medium. Haluşka, peruhi and manya that we find in the Paphlagonian cuisine are spectacular examples of this.

Bütün Et Ot Kavurması Yatağında (Lamb Stew on Fried Vetetables with Walnut)

Bütün Et Ot Kavurması Yatağında (Lamb Stew on Fried Vetetables with Walnut)

Börek and Çörek
I will come back to the fact that the oven that is a local technology and at the same time an important distinguishing element. However, there is an important detail that the people of Bulak warned me to be very careful about. Börek is cooked on saj or round metal tray over fire. Çörek is cooked in an oven. I would like to specify here two points that I deem important. All dishes that Turks make using yufka and yufka itself is cooked on a saj. Therefore, börek of any sort must be cooked on both sides on saj or metal tray. Bükme, saç böreği, gözleme or etli ekmek that is offered as traditional food should definitely be cooked on saj. As the name implies, the çörek with walnuts prepared at the Bulak village nowadays is a totally different flavor made with leavened dough baked in an oven.
The fact that they use leavened dough and having ovens at home are the most important separatrices of the native culture of Anatolia. So much so that in areas where there was a large Rum population in the past neighborhood ovens are still in use. Today, still women get together and bake four different types of leavened bread in these ovens that are maintained and lit collectively.
During our oral history interviews we came across two important details. An elder Safranbolu urban dweller told me that since buying bread from the neighborhood bakery everyday would not be approved, bread from the local bakery was taken home secretly. An elderly lady said that they were very pleased with the oven of the Rum house they bought after the exchange of population and prepared themselves a feast. However, the increasing popularity of the oven the saj börek and gözleme – two important dishes of Turkish cuisine – started to be prepared in the oven. The etli ekmek of Kastamonu that used to be cooked on saj is being cooked in the oven since the 1960s.

Kara Dolma (Minced Meat  Stuffed Wine Leaves)

Kara Dolma (Minced Meat Stuffed Wine Leaves)

Beşparmak – Islama – Bandırma
The dish called “beşparmak” by the Kazakhs and Turcomans is prepared with lamb meat cooked with onions shredded over thick cut pieces of pasta dough and cooked one more time. Beşparmak is the Anatolian ancestor of dishes such as papara and tirit that are prepared with yufka bread and is found in different cuisines. This kind of dishes is most widely seen in the Paphlagonia region in Anatolia. Other similar dishes made with leavened bread are tirit and mamalika. I have nothing that shows which one was the first. In one of his conferences Vedat Başaran said that Turkish dishes changed as leavened bread became more widespread. At this point I maintain that regardless of whether it is broken by hand and dipped into the sauce or laid under the food – as in Iskender kebab – the Anatolian cuisine does not do without bread at the table. The dish called ıslama or bandırma can be made with different kinds of meat. There has been a transition from red meat to fowl in the region. It is also said that quail is used extensively in the region.
Obviously, the local population was putting leavened bread to use as tirit or mamalika. In this region, tirit and the ıslama and bandırma of the Turkomans have come to be a group of dishes prepared in the same way but with different ingredients. In addition to bandırma mostly prepared with fowl nowadays the most interesting dish of this group must be the “simit tiriti” of Kastamonu.

Kuşburnu ve Kiren (Rose Hip and Cornelian Mas Drinks)

Kuşburnu ve Kiren (Rose Hip and Cornelian Mas Drinks)

Culinary Culture of the Native
Keşkek
Simply speaking keşkek can be explained as wheat pounded and hulled mixed with water and meat broth cooked in an oven for long hours. One instantly understands the importance of the oven during the preparation of keşkek. In the words of cooks, “the oven is not lit for keşkek”. The oven is lit for bread or çörek and then used to cook keşkek. I will come back to the issue of ovens, however, looking at the word keşkek in the dictionary leads to confusion. The best study regarding keşkek I have come across until now is the paper entitled “El-Kişk: Geçmişiyle Bugünüyle Karmaşık Yemek” (El-Kisk: History of Complex Food”) by Françoise Aubaile-Sallenave presented at the Culinary Cultures of the Middle East Conference . The paper specifies that keşkek is a Farsi word and the name of a kind of barley soup and is served with a sauce of sour milk. As obvious from the title of the paper, the issue is complex. I just want to point out an important detail here. During my oral history study I found out that just like cracked barley cracked wheat was also left to ferment in the past. It is also observed that places where keşkek is made coincides with those where the Rums (local community) lived in the past. As I have already mentioned above keşkek locks with another important property: it is baked in an oven. In my interviews conducted with Rums that left as a result of the population exchange, I realized that the preparation and cooking process of the dish referred to as κεσκέκ, κεσκέκι and κισκέκ was exactly the same as what is done today with the exception that they used pork meat.

Zerde (Saffron Pudding)

Zerde (Saffron Pudding)

Köle Aşı – Arabaşı – Malak –Haluşka – Kedi Batmaz
This dish generally made with wheat flour slowly added to boiling water and stirred rapidly until it is cooked has different names in various parts of Anatolia. Etymological research takes the researcher to unseemly points. The most reliable legend is that since it has a high calorie value, is cheap and easy to make it was given to the slaves, especially if the slave was African, the name “Arabaşı” is a good fit. Bober states that the five cereals before wheat could only be consumed in gruel form (puls, alica). This food is a good example of the consumption of cereals which can not be baked due to no gluten content, so they used to be consumed after being crushed and fermented or in later times cooked to gruel. What is really confusing is that the dish is called haluşka (Halusky) in Slavic in Safranbolu. Depending to preference, haluşka is sometimes eaten with melted butter, sometimes with molasses and at times with both. This must have been due to corn flour being preferred after corn reached the old continent. When doing research on culinary culture in İnebolu an elderly woman told me that they prepared the dish with corn flour and called it “pıt”. She said that while cooking the dish, the vapor from the pan made a “pıt” sound. The dish is still made in the west Black Sea region with the addition of cheese and is called mıhlama. However, what is really striking is the fact that corn that is called “grano Turca” by the Italians has entered their kitchen and is called polenta.

Uzun Bakla (Bean Stew with Butter Sauce)

Uzun Bakla (Bean Stew with Butter Sauce)

Soğan Salması
During my cuisine research they offered us “soğan salması” (onion stew) in the Eskipazar township of Karabük. The dish prepared with very limited ingredients and a simple process was unexpectedly tasty. I found the dish I had not come across anywhere in the region in a book about Byzantine food. According to the reference in the book, the dish was called “kutsal çorba” (sacred soup). The dish was one of the religious fasting dishes of Christians that still lived in the area. The dish that has undergone very few changes is a document and has very special flavors despite its simplicity. According to the original cooking method onions that were boiling in water were sprinkled with thyme and consumed. In Eskipazar – without going against the fasting rules – milk is added to the dish.

Crushed Barley and Einkorn Bulgur

Crushed Barley and Einkorn Bulgur

Vegan Cuisine
I have already mentioned above that according to Dr. Halıcı the region has a richer herb culture than the Aegean region. Study of the attached list of dishes will immediately reveal how rich the vegetable and fungi dishes are both from the aspect of ingredients and cooking methods. Especially mancar (kara lahana) (cole) and ıspıt (borage) as well as numerous herbs (ısırgan (nettle), pazı (chard), semizotu (purslane), ebegümeci (mallow), hindiba (endive), dil buran, kazayak (low goosefoot), gelincik (poppy), çoban ekmeği, kara kavruk, madımak, teke sakalı, yemlik, toklamaç, labada), fungi (ayı köşk, cincile, göbelek, içi kızıl, kanlıca, karakulak, kayışkan, meşe, mıh tepesi, sarıgül, tellice, kara göçen, kabak, koç, saçak, bağrı kışlı, cücüle, çivi başı, geyik, halı saçağı, karaağaç) and vegetables are used in the region’s cuisine. In their simplest form, these ingredients are cooked with various grains and both their taste and nutritional values are balanced. In an exaggerated way of saying, they leave unforgettable flavors in our mouths. This dish was prepared at the Traditional Flavors Festival and offered to the guests. Following the presentation, it was the one whose recipe was most often asked.
I would like to share one of my anecdote like memories here. During our work in Yenice we discovered a vegan cuisine and started to work in collaboration with the county governor of the time in order to use this within the context of tourism. The idea to introduce this cuisine to the editor of Food & Travel Magazine came up at this point. The menu was prepared but we learned that the municipal board that met did not want to introduce Yenice with these herbal dishes and had prepared meat dishes. As a result of the county governor’s insistence, the meat dishes were withdrawn and the guests were offered the vegan dishes we gathered from the homes and were met with great interest.
During the Yenice local cuisine research, we discovered a unique dessert: Sultani Bakla Tatlısı. This dessert is prepared like the fava that we all know but with sugar. It was interesting to see that the region that is poor from the view point of meat and grains (they grow corn now) uses bakla (broad beans) for a dessert.
The region is very rich in fungi. Especially in the fall people go to pick mushrooms in groups. Those who don’t have the time buy the mushrooms that are almost as expensive as meat at the market with their limited budget.

IMG_5733

Palamut Dolma (Stuffed Bonito)
Palamut Dolma is probably the most interesting dish under the influence of Hellen culture in the region. We come across this dish in Sinop. It is a more striking version of the stuffed mackerel that is almost forgotten even in Istanbul nowadays. The “iç pilavlı anchovy” that I regard as a simpler version of this dish must also be noted. In his book 500 Yıllık Osmanlı Mutfağı, M. Yerasimos dates the first stuffed mackerel to the 19th century. This should be interpreted as Turks accepting sea food in their cuisine late rather than the dish being prepared recently.

Sirkeli Kurabiye (Vinegar Cookies)

Sirkeli Kurabiye (Vinegar Cookies)

A Singularity: İncir (Fig) Uyutması
I came across an interesting dessert during my research. This fruity dessert called İncir Uyutması is prepared in Bartın and Karabük. Fig dessert and stuffed figs as dessert are found in many areas of Turkey but incir uyutması was a totally different sweet. During my internet search I came across the same sweet dessert in Düzce. In some internet pages it was referred to as “göçmen tatlısı” (immigrant’s sweet). A technique similar to the teleme (curd cheese) technique is used in its preparation. Crushed dried figs are added to lukewarm milk and the mixture is left to ferment just like yoghurt and cheese. If the mixture and process are successful you get a rather delicious fruity yoghurt dessert. This dessert is not done anywhere in the Aegean region known to be a fig producing area. Although I cannot trace its origins exactly, I define it within the Paphlagonian cuisine. It may have been first made by a bride who married and settled in the area.
I have already mentioned that Paphlagonia was a world of its own disconnected from Anatolia due to its geographical properties. As you will realize from the presentation, its cuisine that is still preserving its original values is not only offering flavors but also presenting the culinary cultures and story of humanity through the ages.

Bibliography
Albayrak, A. ve Ü. M. Solak “Çorum Mutfağında Hamur İşleri” THKATV Türk Mutfak Kültürü Üzerine Araştırmalar, Ankara 2008, vol. 15, p. 279-92.
Albayrak, A. (2009) “Çorum İlinde Kışlık Yiyecek Hazırlıkları” THKATV Türk Mutfak Kültürü Üzerine Araştırmalar, Ankara, vol. 16, p. 297-320.
Arlı, M. (1994) “Türk Mutfağındaki Geleneksel Ekmek Çeşitleri” THKATV, Türk Mutfak Kültürü Üzerine Araştırmalar, s. 1-16, Ankara.
Baysal, A. (2005) “Eski Türk Besinleri ve Yemekleri” THKATV, Türk Mutfak Kültürü Üzerine Araştırmalar, vol. 12, p. 7-53. Ankara.
Belke, K. (1996) Tabula Imperii Byzantini 9 / Paphlagonien und Honorias, Österreichischen Akademie der Wissenschaften, Wien.
Boyacıoğlu, H. (2004) “Kastamonu’da Meyve Ürünleri” THATV, Türk Mutfak Kültürü Üzerine Araştırmalar, Ankara 2004, p. 407-12.
Bober, P. P. (2003) Antik ve Ortaçağda Yemek Kültürü / Sanat, Kültür ve Mutfak, Kitap, İstanbul.
Büyükkavukçu, F. (2009) “Çankırı’da Kış Hazırlıkları” THKATV Türk Mutfak Kültürü Üzerine Araştırmalar, Ankara, vol. 16, p. 171-296.
Ciğerim, N. (2000) “Batı ve Türk Mutfağı’nın Gelişimi, Etkileşimi ve Yiyecek – İçecek Hizmetlerinde Türk Mutfağının Yerine bir Bakış” THKATV, Türk Mutfak Kültürü Üzerine Araştırmalar, p. 49-61, Ankara.
Dalby, A. (2004) Bizans’ın Damak Tadı / Kokular, Şaraplar, Yemekler, Kitap, İstanbul.
Ersoy, H. L. (2008) Eflani Yöresi Yemek Kültürü ve Eflani Mutfağı, Karabük.
Faroqhi, S. (1993) Osmanlı’da Kentler ve Kentliler / Kent Mekanında Ticaret Zanaat ve Gıda Üretimi, Tarih Vakfı, İstanbul.
Gordlevski, V. (1988) Anadolu Selçuklu Devleti, Onur, Ankara.
Halıcı, N. (2001) Karadeniz Bölgesi Yemekleri, Konya.
Işın, P. M. (2008) Gülbeşeker / Türk Tatlıları Tarihi, YKY, İstanbul.
Konya Kültür ve Turizm Vakfı, Milletlerarası Yemek Kongresi, vol. 5, Konya 1986 – 1994.
Koşay, Hamit Zübeyir (2011) Anadolu Yemekleri ve Türk Mutfağı, Çiya, İstanbul
Laflı, E. & G. KAN ŞAHİN (2012) “Terra Sigillata and Red-Slipped Ware from Hadrianopolis in Southwestern Paphlagonia” Anatolia Antiqua XX p. 45-120.
Nahya, Z. (1999), “İl İl Çorbalarımız” THKATV, Türk Mutfak Kültürü Üzerine Araştırmalar, Ankara 1999 p. 201-215.
Oğuz, B. (1976) Türkiye Halkının Kültür Kökenleri / Teknikler, Müesseseleri, İnanç ve Adetleri I / Giriş – Beslenme Teknikleri, İstanbul.
Özkosif, Ö. ve A. Ö. Özçelik (2009) “Artvin İli Arhavi İlçesi Mutfak Kültürü” THKATV, Türk Mutfak Kültürü Üzerine Araştırmalar, vol. 16, p. 441437-502, Ankara.
Perry, C. (1988), “Baklavanın Orta Asya Kökleri” THKATV, İkinci Milletlerarası Yemek Kongresi, p. 360-4.
Ramsay, W. M. (1890) The Historical Geography of Asia Minor, Cambridge University, Cambridge.
Sürücüoğlu, M. S. (2008) “Selçuklularda Beslenme ve Mutfak Kültürü” THKATV, Türk Mutfak Kültürü Üzerine Araştırmalar, p. 63-112.
Türk Halk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı, Türk Mutfak Kültürü Üzerine Araştırmalar, vol. 16, Ankara 1993-2009.
Türker, N. (1999) “Safranbolu’da Yemek Kültürü” 1. Ulusal Tarih İçinde Safranbolu Sempozyumu 4-6 Mayıs 1999, p. 81-8.
Tsetskhladze, G. R. edited (2012) The Black Sea, Paphlagonia, Pontus and Phrygia in Antiquity / Aspects of archeology and ancient history, BAR, Oxford.
Uzunçarşılı, İ. H. (2011) Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri, TTK, Ankara.
Vryonis, S. Jr. (1971) The Decline of Medieval Hellenism in Asia Minor and the Process of Islamization from the Eleventh through the Fifteenth Century, University of California.
Yerasimos, M. (2007) 500 yıllık Osmanlı Mutfağı, Boyut, İstanbul.
Yerasimos, M. (2011) Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Yemek Kültürü, Kitap, İstanbul.
Yerasimos, S. (2002) Sultan Sofraları / 15. ve 16. Yüzyılda Osmanlı Saray Mutfağı, YKY, İstanbul.
Yücel, Y. (1988) Anadolu Beylikleri Hakkında Araştırmalar / XIII – XV. Yüzyıllarda Kuzey – Batı Anadolu Tarihi / Çoban – Oğulları Beyliği / Çandar – Oğulları Beyliği, TTK, Ankara.
Zubaida, S. & R. Tapper ( 2000) Ortadoğu Mutfak Kültürleri, Tarih Vakfı Yurt, İstanbul.

Altay Destanı “Maaday-Kara”da Yeme-İçme üzerine

İbrahim Canbulat

“Emin olun, krallarınız ve beyleriniz değil, yalnız köylüleriniz Türk ve Moğol hanları gibi yaşamaya ve aynı yiyeceklerle yetinmeye razı olsalardı, tüm dünyayı ele geçirirlerdi.”
Guillaume de Ruysbroeck (Kral ıx. Louis’nin, XIII. yüzyılda Moğolların yanına gönderdiği Fransisken papazı) (1

Maaday-Kara, Güney Sibirya’da yaşayan Altay Türklerinin destanıdır. Binlerce yıllık yaşam mücadelesinin iki neslin -yaşlı baba ve yaşamı sürdürecek oğlu olan- yaşamına sığdırarak anlatıldığı destanda odak noktası, ölüm korkusu ve ölümsüzlük arayışıdır. Destanın kahramanı, Maaday-Kara’nın oğlu -aynı zamanda bir şaman prototipi olan- Kögüdey Mergen, hayatın sırrını çözmek , annesiyle babasını ölüler diyarından yeryüzüne geri getirmek, sürülerini ve halkını ölümün pençesinden kurtarmak için yeraltı dünyasına iner.
Şamanist bir toplumun ürünü olan (ancak yer yere Budizm ve lamaizm etkisi de görülen) destanda, bu dünyayı ve öbür dünyayı algılayış biçimi şamanist düşünce doğrultusundadır. Olaylar üç farklı boyuta uzanır: yeryüzü, yeraltı ve gökyüzü. Yeryüzü canlıların mekanıdır; yeraltı ruhların yani ölülerin alemidir, bu aleme karanlık güçler hakimdir; gökyüzü de yine insan ötesi bir boyuttur. Ancak, bu üç boyutun kapıları birbirine kapalı değildir, birinden diğerine gitmek ve geri dönmek mümkündür. (2
Toplam 7739 mısradan oluşan özgün Altay Türkçesi ile yazılan metin, Emine Gürsoy – Naskali tarafından günümüz Türkiye Türkçesine çevrilmiştir. Altay destanlarını kayçı olarak adlandırılan kişiler söyler. Kayçilerin ses yetenekleri yanında iyi bir de hafızaya sahip olması gerekir. Kayçilerin, gırtlak sesiyle söyledikleri destana topşuur isimli bir saz benzeri müzik aleti eşlik eder. (3
Maaday-Kara destanının zaman içinde değişikliğe uğramış olmakla birlikte İÖ 5. yüzyılda özgün şekline kavuştuğu düşünülmektedir. Bu nedenle Türklerin avcı-toplayıcı dönem sonrasında sürüleriyle birlikte gerçekleştirdikleri göçebe yaşam ve kültürleri yanında yiyecek ve içecekleri ile de ilgili önemli ip uçları sunmaktadır.
Öncelikle belirtmeliyim destanda anlatılan yiyecekler et ve süt ürünleridir. Bunların pişirme şeklinden çok sunum şekilleri destanda daha önemli yer tutmaktadır. En belli başlı et pişirme tekniği ise büyük kazanlarda kaynatmadır.
Yenilen etler ise, en başta koyun; sığır, deve ve at etleridir.

Et, Şenlik ve Toy

427

Altaylarında
Muazzam bir şenlik tertip ediliyordu,
Oturdukları yerde
Büyük bir toy yapılıyordu.
Atların en güzeli
Yarışa hazırlandı.
Erkeklerin benim diyeni güreşe hazırlandı.
Çoluk çocuğun basacağı yere
İşlemeli ipekliler yaydılar,
Gelinlerin kızların geçeceği yere
Güzel ipekliler serdiler.
Oygılık’ın kırlarında
Oğlanlar toplanmış eğleniyor.
Kıygılık’ın kırlarında
Kızlar toplanmış eğleniyor.
Dağ gibi et doğramışlar,
Irmaklar akar gibi içki getirmişler.
Karın yağı bulut misali (koçları) devirip kesmişler,
Yeleleri dağ gibi (atları) kesip yarmışlar
Doksan gün toy düzenlemişler,
Yetmiş günlük ziyafet düzenlemişler,
“Yetmiş günlük şenlik” deyip şenlik yapmışlar,
“Doksan günlük toy” deyip, toy yapmışlar. (4

927

Bunu gören Maaday-Kara
Karısına dur dedi:
“Dur karıcığım,
Üzülme, dedi.
Vedaya hazırlık olsun, kazanı getir, dedi,
Kazanı da ateşin üzerine koy, dedi.
Veda şöleni olsun, dedi,
Aracan ve koracan içkilerini al gel, dedi.
Görüp göreceğimiz tek oğlumuza kara dağ oldu baba
Dört kayın oldu ana, dedi.
Altay’ımıza düşman üşüşecek,
Yurdumuzda savaş kopacak” dedi.
Karısı Altın-Targa
Bir o yana döndü,
Acısını bastırdı.
Bir bu yana döndü,
Bronz kazanı ateşe oturttu.
Güneş ışığında ışıldamayan alacakaranlık dağlar gibi
Bronz tulumu alıp geldi,
Ay ışığında ışıldamayan ala dağ gibi
Altın tulumu getirdi.
yüz buğranın etini kaynattı,
Yüz boğanın etini pişirdi
Yüz koçun etini
Bir tepsiye yerleştirdi.
Yüz tulumdaki aracan içkisini
Bir masanın üzerine koydu.
Dağ gibi et kesti.
Yüce bahadırları davet etti,
Gelinlik kızları davet etti,
Akan su gibi içki doldurdu,
Altın kürklü alplerim
İçki içti,
Gümüş kürklü yiğitlerim
Ziyafete koyuldu.
Yedi gün süreyle içki içildi,Dokuz gün süreyle ziyafet çekildi.

1629

Besili kısrakların yağından
Tepsilerle sundu,
Besili koçların kuyruğunu emdirdi,
İnsan kanını süzgeçten geçirip içirtti, (5
Atın kanını kadehte soğutup yudumlattı,
Hep et ile ödüllendirdi.
Bıçak kullanmadan yağ emen,
Kamçı kullanmadan rahvan ata binen
Kara-Kula kağan
Maaday-Kara’nın sayısız hayvanlarının
Yarısını yedi,
Evinde dinlendi.
Eskisinden on misli
Şişmanlayıp atının karnı doydu.
Öncesinden iki misli
Şişmanlayıp ağanın karnı doydu.

4023

Yüz kulplu kara kazanı
Ucundan tutup yudumladı.
Boğa etini, erkek deve etini
Lop tek parça yuttu.
Etin iri kemiklerini
Ağzından tükürdü,
Ufak kemikleri
Burnundan püskürdü.
Kara boğanın eti
Şapur şupur döküldü,
Kara erkek devenin etini
Suyuyla birlikte yuvarladı.
Yüz kulplu kazanı
Dibine dek içip bitirdi.
Yine tükürünce
İri boğanın bacak ve kol kemikleri
Ağzından fırladı.
Kaburgalar omurgalar
Burnundan çıktı.
“Sürü yetiştiren bahadırın yurdundan
Boğa eti yiyerek,
Aç karnımı doyurdum, dedi,
Erkek deve etini yiyerek,
Zayıflamış gövdem semirdi” dedi.

4706

Semiz davarın etinden
Bir tepsiye koydular,
Üstü yağlı çorbasından
Bir altın kaba koydular
Yemekten karnı doyuncaya kadar,
Yorgunluktan vücudu dinleninceye kadar yedi, dinlendi.

En ilgi çekici ayrıntı ise at kanının da ziyafetlerde sunuluyor olmasıdır. Yukarıda göreceğiniz gibi, yalnızca bir yerde ise çok şaşırtıcı bir şekilde insan kanı da menüye girmektedir. Bu kötülerin kötüsü Kara-Kulu’nun karakterini anlatmak için bir mecaz olabilir, ancak Heradot’a göre İskitlerde öldürdükleri düşmanlarının kanını içme adeti vardı.
Destandan genellikle hep erkek hayvanların yendiğini görmekteyiz. Bu dişi hayvanların sütü için ayrıldığını göstermektedir. Ayrıca destandan erkek hayvanların sahibine üstünlük kurmak adına öldürüldükleri ve yendikleri anlaşılmaktadır. İlginç olan diğer bir ayrıntı ise atın yaşlandığında kesilip yendiğidir.

330

Namlı şanlı Maaday-Kara
Dertli dertli yandı:
“Yaşlı koyu boz atım
Kesimlik oldu, dedi.

Av Etleri

Destan da av etlerinin de beslenme düzenine girdiği görülmektedir.

1858

Birbirine eş yetmiş boz tavşan,
Yan yana durmuş ot yiyordu.
“Uy” diye bağırınca
Birbirinin ardından tek sıra doğruldu.
Tek bir kamış ok ile
Peş peşe hepsini vurdu.
Yetmiş boz tavşanı
Ayaklarından bağlayıp
Sürükleyip getirdi bahadır oğlan,
“Tavşan çorbası için” deyip,
Geceden sabaha dek kaynattılar.
İliğiyle, böbreğiyle
Doyurdu bahadır oğlanı.
Yetmiş boz tavşanı
Yedi günde yiyip bitirdi.
Ondan sonra bahadır oğlum
Kocutı’nın kara yanacından
Basıp çıktı yukarı.
Doksan maral, hep alaca
Otluyordu orada.
“Ay” diye bağırdı,
Sıraya girip doğruldular.
Kaburgadan yayı gerip
Kamış oku fırlattı.
Hepsi birer ödül, doksan maralı yüreğinden
Delip yere düşürdü.
Doksan maralı, hep alaca,
Ayaklarından bağlayıp
Sürükleyip getirdi.
Yaşlı kadın sevinip
İliğiyle böbreğiyle
Bahadır oğlanı doyurdu.
“Maral eti lezzetli” deyip
Geceden sabaha dek kaynattı.
Doksan maralı hep alaca,
Dokuz günde yiyip bitirdi.

Süt ve süt ürünleri

3209

Kendine bakınca,
Altın gibi sarardığını gördü.
Yemek istemezken canı yemek istedi,
Susamazken canı su istedi.
Kögüdey-Mergen
Mavi bulut gibi mavi torbasını çıkardı.
İki parça kurut çıkardı.
Annesi Altın-Targa’nın ilk sütünü
Altay’ın sahibesi yaşlı kadın
İki parça kurut hazırlayıp
Kurutup koymuştu.
Büyük kurutu tam ortadan kırıp
Kögüdey-Mergen yuttu.
Gücüne ilave güç eklendi,
Kuvvetine ilave kuvvet eklendi.
Öncesinden iki misli büyük cüsseli bir
Kögüdey-Mergen oldu çıktı.
Evvelinden on missile büyük bir
Bahadır yiğit olup çıktı.

Ekmekten destanda yalnızca bir yerde söz edilmektedir. “Ekmek” bir yiyecek  olmaktan çok, karın doyurmak anlamında kullanılmış olmalıdır.

23

Çadırın artık giderinden atılanları inekler yer,
Büyük bir ulu bahadır idi o,
Kapısında insanlar ekmek yer,
Yiğit bir kahraman idi o,

İçkiler

İki içki yemeklerde özellikle de şölenlerde sunulmaktadır.

784

“Acıktın mı, Maaday-Kara?
Yemek hazır, dedi. Susadın mı, Maaday-Kara?
Aracan ve korocan içkileri hazır” dedi.

934

Veda şöleni olsun, dedi,
Aracan ve korocan içkilerini al gel, dedi.

953

Yüz tulumdaki aracan içkisini
Bir masanın üzerine koydu.

4152

Çuval kürklü Tastarakay
Yetmiş çiçek kopardı,
Bunlardan aracan içkisi yaptı.
Altmış çiçek koparıp,
Bunlardan korocan içkisi yaptı.(6
Kavak yapraklarını toplayıp,
Bunlardan bir deri matara yaptı,
Kayın yapraklarını toplayıp
Bunlardan bir kara matara yaptı.
Altmış matara içkiyi
Atın eyer kayışlarına bağladı,
Yetmiş matara kococan içkisini
Terkisine yükledi.

Yapraklardan matara yapımı akla yatmasa da, aracan ve korocan içkilerinde çiçek kullanıldığı açıktır.

5490

Evlatları Kögüdey-Mergen’i
Mavi keçe halıya oturttular.
Keskin kımız ikram ettiler,
Ekşi sütten içecek sundular.

_________________
7739

Altay destanı tamamlandı,
Söylenecek sözüm kalmadı.

Notlar:

1) Gerard Chaliand, Göçebe İmparatorluklar / Moğolistan’dan Tuna’ya, Doğan Kitap, İstanbul, 2001, s. 9.

2) Bu bölüm Emine Gürsoy – Naskali, Altay Destanı / Maaday Kara, YKY, İstanbul, 1999’dan olduğu gibi aktarırmıştır. Kitapta yer yer alan Alyayca metin, Sazon Saymoviç Surazakov’un 1964’te Aleksey Grigoreviç Kalkin’in anlatımından derlediği metindir.

3) Aleksey Grigoreviç Kalkin’in oğlu olan Elbek Kalkin’in yorumuyla Maaday-Kara’nın bir bölümü için: https://www.youtube.com/watch?v=x9g_ySk8-Q8

4) Bu kalıp destanın üç ayrı yerinde bir nakaratmışçasına yinelenmektedir.

5) Ayrıca 522-3’te “İnsanların kanını fıçıda biriktirip; Bitiresiye yutuyor.”

Golden, P. Dünya Tarihinde Orta Asya, Ötüken, İstanbul, 2014, ss. 48-49.

6) Ephedra olabilir.

Safranbolu’nun Erik Gallesi / Gallenizi Nasıl Alırdınız?

İbrahim Canbulat

Safranbolu'nun kuzu etli erik gallesi

Safranbolu’nun kuzu etli erik gallesi

Google search’e girin ve “galle” arayın. Google “kalle” mi demek istediniz, diye soracaktır. İsterseniz galle, galye, kalle, kalye hatta calla yazın, arayın. Kafanız iyice karışacaktır. Şimdi de Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlük’te arama yapın. Görün kaç farklı anlam çıkıyor. Bir de Ekşi Sözlük’e başvurun. Genellikle olduğu gibi “Galle’nin asıl anlamına burada ulaşıyorsunuz. Galle hasılat demek. Hatta bir yargıtay içtihadına da konu olmuş ve hukuki tanım kazanmış olduğunu göreceksiniz.
Bu bir yemek yazısı olacak, belirtmeliyim… Galle bu bağlamda “mahsul” demek, özellikle de bitkisel ürün. İnternette yemek olarak arama yaparsanız Anadolu’da oldukça fazla sayıda sebzeli ya da meyvalı yemeğin galle olarak adlandırıldığını görürsünüz.
Bu arada belirtmeliyim. Bartın’ın meşhur “Garıla Pazarı”da karılar pazarı falan değil, Galle Pazarı’dır. Kafa karışıklığından karılar da nasiplenmişlerdir. Bu konuda en ilkeli olan pazar Bursa’nın Galle Pazarı’dır. Ya da “Gali e-i Atîk Sûkü” yani tahıl pazarı.
Safranbolu Şehir Mutfağı’nda en az bunlar kadar kafa karıştıran bir yemek vardır: Erik Gallesi. Bu yemeği uzun bir süredir, Ezcacı Leyla Natıroğlu’dan derlediğim reçeteye göre pişiriyorum ve hayvansal yağca zengin Bütün Etin yanında dengeleyici bir tat olarak sunuyorum. Reçetesini aşağıda bulacaksınız. Bu şekliyle erik gallesinin geleneksel menüde pilavın yanında, üzüm hoşafına bir seçenek olarak sunulduğunu belirtmeliyim. Ancak bu şekliyle bile yüzüne kızdırılmış tereyağı gezdirilen bir yemek kesinlikle yadırganmaktadır. Ancak benim sunumumla et yanında, meyvalı yan yemek sunumuna alışık -başta yabancı- konuklar yabancılık çekmemekte, günümüz ağız tatını iyice içselleştirmiş Türk konuklarım ise yemeğe pek dokunmamaktadırlar. Erik gallesi aynı şekilde bölgemizde Bartın ve Sinop’ta, kıyma ile Çorum’da pişirilmektedir. (1)
Üzerinde çalışmakta olduğum Safranbolu Şehir Yemekleri kitabı için yüz yüze görüşme yaptığım Gülten Bayramgil, bizimle çok önemli bir ayrıntı paylaşmıştı. Kendisi bir aşçı kızı olan Bayramgil, Safranbolu Şehir Yemekleri ile ilgili çok ayrıntılı bilgiye sahiptir. Görüşmemiz sırasında Erik Gallesinin eskiden etli olduğunu ancak sonradan etten tümüyle arındırıldığını söylemişti. Doğru olan da buydu.
Tüm savların aksine araştırmalarım derinleştikçe Safranbolu Şehir Mutfağı’nın Osmanlı Saray Mutfağı ile etkileştiği konusunda kanıtlar bulamamakla birlikte Selçuklu Mutfağının bir çok konuda Safranbolu Şehir Mutfağındaki izlerine raslamaktayım. Etli Erik Gallesi de bu yemeklerden biridir.
İran(2) mutfağında pilavla birlikte sunulan Khoresht’lar özel bir grup oluşturmaktadırlar. Genellikle meyva ve zengin baharatlarla tatlandırılan et yemekleridir. Bunların içinden birisinin adı “Khoresht Aloo”dur yani erikli yahni.(3) Bu yemek Anadolu’da oldukça yalınlaştırılmış, giderek etinden bile ayıklanmış olarak hala pişirile gelmektedir. En ilginç örneği ise klasik Safranbolu Erik Gallesi ile yakın akraba olan ve Mevlevi Mutfağı’nda da yer alan “Calla”dır. (4)
Her iki reçeteyi de aşağıda bulacaksınız.
Pişirin ve ön fikirlerinizden azade, tadın.
Afiyet olsun.

Erik Gallesi I

Malzeme:
250 gr Üryani Erik (5)
1 bardak Su
1 yemek kaşığı Tereyağı

Yapılışı:
Eriği en az 2 saat önce suya yatırınız. Servis öncesi suyu süzünüz ve tabağa alınız. Tereyağını bir yavada kızdırınız. Tabaktaki eriğin yüzüne gezdiriniz. “Cof” edecek.

Erik Gallesi II

Malzeme:
1 Kuzu Budu,
1 yemek kaşığı Tereyağı
1 orta boy Soğan
250 gr Üryani Erik
2 bardak Su (6)
Tuz, karabiber

Yapılışı:
Kuzu budunun kemiklerini ayırın ve yaklaşık 4x4cm küplere doğrayın. Soğanı yemeklik ince kıyın. Bir tencerede tereyağını eritin ve eklediğiniz soğanı pembeleşene kadar orta ateşte çevirin. Sıcak suyu ve etleri ekleyin. Tuz ve karabiberle tatlandırın. Yaklaşık 1 saat tıngırdatın. Pişmekte olan yemeğin yüzüne erikleri döşeyin ve bir 15 dakika daha tıngırdaymaya devam edin. Yanında sadeyağla pişirilmiş pilavla servis yapın.

Notlar:

1) Nevin Halıcı, Karadeniz Bölgesi Yemekleri, Gür-Ay, Konya, 2001, ss. 259-

2) İran mutfağının Selçuklu mutfağı üzerindeki etkileri konusuna burada girmek istemiyorum. Hala ciddi bir şekilde araştırma yapılmamış bir konudur. Kitabım için bu konuda araştırmalarım sürmektedir.

3) Osmanlı Saray mutfağında bulunan “Mutancene”nin bu yemeğin yakın akrabası olmadığı kanısındayım. Adı Arapça olan bu yemeğin bir benzeri Fas mutfağında Kuzu Tagine adıyla pişirilmektedir. Belki bu yemeğinde orijini de Abbasiler üzerinden İran olabilir. Bakınız> Mariana Yerasimos, 500 Yıllık Osmanlı Mutfağı, Boyut, İstanbul, 2007, ss. 94-95.

4) Nevin Halıcı, Mevlevi Mutfağı, Metro, İstanbul, 2007, s.104.

5) Bayramgil, klasik tarifte güz eriği (üzüm eriği) kullanıldığını belirtti. Ben yöremizin çok değerli bir ürünü olan üryani eriği kullanmayı tercih ediyorum. Mayhoş olması yemeği daha ilginç kılıyor.

6) Su yerine kendi yapacağınız et suyunu kullanırsanız, yemek daha bir derinlik kazanıyor.