“Çār-ṭāḳ”tan (طاق چار) – “Çardak”a (چاردق) Sözcüğün Tarihsel Semantiği Üzerine bir Monografi

Çār-ṭāḳ

Advertisements

Fatih’in İflihanlı (Eflani) ve Taraklı Borlulu (Safranbolu) Erleri

arch132

Gravür: Cristoforo Buondelmonti Konstantinopolis 1422

1453’de İstanbul fethedilmekle birlikte iskanı Fatih’i için hep büyük sorun olmuştu. Çeşitli kaynaklarda Fetih sırasında Konstantinopis’in nüfusu konusunda farklı rakamlar verilmektedir. Buna karşın, tarihçilerin üzerinde anlaştıkları nokta Fetihte Konstantinopolis nüfusunun çok az olduğudur. En iyimser tahmin bile 50.000’i geçmez ve bunun 15.000 kadarının Fetih sırasında Konstantinopolis’e sığınanlar olduğu düşünülmektedir. Fetihten sonra ise yaklaşık 30.000 Bizanslının esir alındığı, Anadolu ve Rumeli topraklarına götürüldükleri yazılır. Hani, en iyimser tahminle bile Fetih sonrası koca Konstantinopolis’te olsa olsa, 10 – 15.000 Bizanslı kalmıştır.

Fatih Sultan Mehmet’in dağılan kent sosyoekonomik örüntüsünü yeniden oluşturabilmek için öncelikle İstanbullu Rumların geri getirilmesi için çabaları ve bunun yanında Anadolu ve Rumeli’den ivedi 4’er bin kişinin İstanbul’a kazandırılması için yerel yöneticilere doğrudan emir verdiği bilinmektedir. Bu da yeterli olamamış, devamında zorunlu göç ve kazanılan yeni topraklardan edinilen esirlerin İstanbul’a sürülmesi zorunlu olmuştu.

Fetihten iki buçuk yıl sonra İstanbul’un demografik resmini çekmek amacıyla bir sayım yapılmıştır. Galata kendi rızasıyla teslim olduğu için müsadere edilmemiş, imtiyazlar sağlanmış (’Ahdname) fakat vergiye bağlanmıştır. Bu sayımın önemli bir parçası olan ve zorla alındığı için şer-i yasalara göre “Anwatan” olarak tanımlanan Konstantinopolis’in tamamı müsadere edilmiş, devlet hazinesine aktarılmıştı. Bu nedenle tüm gayrı menkuller “Mevkuf”tur. Gayrimenkullerin kişilere devri, vergilendirilmeleri ve kiralanmaları konusu Osmanlıyı uzun zaman meşgul edecektir.

Prof. Dr. Bekir Sıtkı Baykal’ın fotokopisini kendisine verdiği yazımı Prof. Dr. Halil İnalcık çözümlemiş ve 2012 yılında İş Bankası Kültür Yayınları tarafından basımı gerçekleştirilmiş bulunmaktadır.*

Bu günlerde Osmanlı Evi – Strüktür ve Form başlıklı çalışmam kapsamında Konstantinopolis – İstanbul evi ilişkisini inceliyorum. Bu cümleden olarak araştırmalarım sırasında, İnalcık’ın kitabında ilk İstanbullu hemşerilerimize rastlamak bana büyük heyecan verdi. Öncelikle 1455 sayım / yazımında geçen Taraklı-Borlulu (Safranbolu) Hamid Fakih isimli hemşerimizi rahmetle anıyorum. Kendisi 1.120 hane kaydı içinde görebildiğimiz tek Safranboluludur. Büyük olasılıkla Fethe katılmış ve bir evi sahiplenmiştir. Ancak sayım sırasında hala devlete ait gözüken evi izinsiz olarak bırakmış ve –büyük olasılıkla- memleketine geri dönmüştür. Sayın sırasında evde artık Filibe’den göçüp yerleşen Modahay’ın oturmakta olduğu tespit edilmiştir. Mesleği konusunda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

Buna karşın sayım / yazımda çok sayıda İflihanlı (Eflani) hemşerimiz bulunmaktadır. Bunlar Balat II Mahallesinde kayıtlı Seyid; Liko Spiros Mahallesinde kayıtlı Mesud, Zekeriyya, Hüseyin, Kılaguz (Kuloğuz?); Kir Martos Mahallesinde kayıtlı Sevindik; Sufyan Mahallesinde kayıtlı Musa; Top-Yıkığı Mahallesinde kayıtlı Karasaka, İlyas, Arslan, Ramazan, Ayvad (Ayvaz?), Muhammedi; İstraduthna Mahallesinde kayıtlı İshak ve Bab-ı Silivri Mahallesinde kayıtlı Yahya, Seyid, Seyid’in kız kardeşi Hacı, Elvan ve Sandal’dır (?). Sayımın yapıldığı sırada Kılaguz, Sevindik, Yahya dışında hepsi evlerini terk etmiş, İlyas ve Ayvaz ise hakkın rahmetine kavuşmuştu. Buna göre Fethe katılan ya da Fetihten hemen sonra İstanbul’a yerleşen 18 kişiden geriye yalnızca 3’ü kalabilmiştir. Yazımda rastladığımız 18 kişinin yalnızca birinin mesleği vardır; Sevindik “Kürekçi”dir. Sevindik, yakın zamanlara kadar bir Bab-ı Hümayun imtiyaz namesiyle Haliç’te Karaköy ile Eminönü arasında kayıkçılık yapan Eflanililerin piri olmalıdır. Yani, popüler tarih metinlerinde sık sık “Haliç’in denizi görmemiş kayıkçıları” diye takılınan Eflanililerin atası. Diğerlerinin  meslekleri konusunda bir bilgi bulunmamaktadır.

Nur içinde yatsınlar; mekanları cennet olsun.

__________________________________

* Halil İnalcık, The Survey of İstanbul 1455, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2012

 

Safranbolu – Kıran Köy’de Büyük Yangın

 

12.12.2006 280.jpg

 

1859 yılında Safranbolu – Kıran Köy’de büyük bir yangın olduğu ve Rum evlerinin önemli bir kısmının yandığı bilinmektedir. Ancak, Başbakanlık Devlet Arşivleri’nde bulunan 365/92, 376/19 ve 397/44 numaralı 3 adet belgeden yangının korkunç boyutu açık bir şekilde görülmektedir. Yangında Kıran Köy’de bulunan 450 adet haneden ancak 50 bab hane kurtulabilmiştir.
Devleti-i Ali yangından zarar görenlere zahire yardımı yapılması ve “serian” uygun yerlere yerleştirilmelerini, gerekli giderlerin milli hazineden sağlanacağı bildirilmektedir. Ayrıca, Kastamonu Sancağı’nın Dahiliye Nazırlığı’na yazdığı yazılardan yangının bu denli büyük hasara neden olmasının nedeni evlerin çatılarında kullanılan bedavralar olduğu anlaşılmaktadır. Gerçekten de Kıran Köy büyük yangınından sonra çevrede çeşitli kiremitlikler kurulmuş ve Safranbolu evlerine kiremit döşenmiştir. İlginç olan bu süreçte “Depçan nam kimesne”nin dilekçesinin etkin olmasıdır. Müteveffa Debçan’ın şikayeti, kendi evine kiremit kaplasa bile diğer evlerin bedavralı olması nedeniyle yangın riskinin her zaman olacağı yönündedir. Yazışmalar sonucunda, halkın uygun fiyatlarla kiremit temini sağlanacak ve baharla birlikte Safranbolu’ya gereken kiremitçiler gönderilecektir.

Yine bu bağlamda 166/60 numaralı belgeden o dönemde Safranbolu’da tek bir yangın tulumbası bile olmadığı anlaşılmaktadır.

***

Belge 1
Kastamonu Valisi’ne

Zağferanbolu Kazâsı’na tâbi‘ Kıran karyesi derûnunda kâin Danagölü Suyu demekle marûf nehrin yemîn ve yesârında İslâm ve Hristiyan mahalleleri olup mevcûd olan hânelerin üzerleri kiremid yerine pedavra tahtası pûşîdeli olduğuna binâen bu kere Hristiyan mahallesinden zuhûr eden ateş pedavraların üzerlerine nüzûl ile sirâyet etmesinden nâşi dört yüz elli hâneden ibâret olan mahalleden ancak elli bâb hâne kurtulabilmiş ve bu kere inşâ olunmakda olan hânelerin üzerine ashâbı tarafından kemâ fi’s-sâbık pedavra döşenmek üzere bulunmuş idiği ve bunun mazarratı meydanda iken tekrar inşası câiz olamayıp maamâfîh kendisi hânesine kiremid pûşide edecek ise de etrafındaki hâneler pedavralı olduğu hâlde bir semere hâsıl olamayacağı beyânıyla bunun men‘iyle umûmen kiremid ferş etdirilmesi mezkûr hâneler ashâbından Depçan nam kimesne tarafından bâ-arzûhâl istidâ kılınmakdan nâşi keyfiyet Meclis-i Valâ’ya lede’l-havâle bu makûle mazarrat îrâs edecek şeylerin terki icâb-ı hâlden ve muhterik mahallerin sûret-i muntazamada inşâsı kâide-i meriyeden bulunduğuna binâen işbu yapılacak ebniyenin sirayet-i nâr mahzûrundan masûn olmak üzere her tarafda câri olduğu vechile kiremid örtdürülmesi için ahaliye tenbihât ve teşvîkât ifâsıyla beraber tevsî ve tesviye-i tarîk maddelerine vesâir teferruâtına riâyet olunması ve eğer oralara karîb mahalde kiremidhâne olmayıp da mahâll-i baîdeden masarıf-ı kesîre ile celb ve nakli lâzım gelerek ashâb-ı ebniyece müşkilât anlaşıldığı halde kiremidci celbiyle civâr ve münasib mahalde imâl etdirilmesi gibi veyahûd sâir dürlü velhâsıl nasıl tedbir ittihâzı muktezî ise harîkzedegân-ı ahali [için] lüzûmu olan kiremidin ehven bahâ ile satdırılması zımmında teshîlât ve muâvenet-i mukteziyenin tamâmen icrâ kılınması husûslarının savb-ı valâlarına bildirilmesi tezekkür kılınmış olmağla ol vechile icâbının icrâ ve inhâsına himmet buyrulması siyâkında şukka. 15 Safer 1276 (13 Eylül 1859)

A.MKT.UM. 365/92

***

Belge 2

Kastamonu Valisi’ne

Zağferanborlu Kazâsı’na tâbi Kıran Karyesinde vukû bulan harîkde Rum milletinin ebniyeleri muhterik olarak kendileri şuraya buraya dağılıp şâyân-ı âtıfet ve muâvenet bulundukları Rum Patrikhanesi tarafından bâ-takrîr istidâ ve bu bâbda olan Rûmiyyü’l-ibâre mahzar takdîm ve isrâ olunmaktan nâşi keyfiyet Meclis-i Valâ’ya lede’l-havâle vukû bulan harîkden dolayı karye-i muzkûre ahalisinin musâb ve mutazarır oldukları gösterilmiş ise de izâhât-ı kâfiye olmadığından Hrıstiyan mahallesi külliyen mi muhterik olmuşdur yoksa bir mikdar hâne mi yanmışdır, ashâbının birazı erbâb-ı iktidârdan veyâ mecmûu âciz ve fakir makûledenmidir? Buralarının zâhire ihrâcı ve Hazine-i Celile’nin ahvâl-i malûmesinin muvâzenesi ile ba’dehû iktizâsına bakılmak üzere bunlar hakkında ne vechile muâvenet olunmak lazım gelir buralarının serîan bit-tahkîk izâhen ba-mazbata iş’ârı ve sâye-i mekârimvâyei cenab-ı padişâhîde bunların vadî-i perişânîde kalması layık olmayacağından şimdiden kendilerinin münâsib yerlere yerleştirilmesi ve esbâb-ı âsâyiş ve istirâhatlerinin istihsâli her nasıl tedbire mütevakkıf ise bi’l-icrâ haklarında lâzım gelen muâvenet ve teshîlâtın tamamî-i ifâsı husûsunun savb-ı vâlâlarına bildirlmesi tezekkür olunmuş olmağla ber-minvâl-i muharrer iktizâsının icrâ ve inhâsına himmet buyurulması siyâkında şukka. 9 Rebiülâhir 1276 (5 Kasım 1859)

A.MKT.UM. 376/19

***

 

Belge 3
Kastamonu Mutasarrıfı’na

Zağferanbolu Kazâsı’na tabî Kıran karyesinde muhterik olan Hristiyan hânelerinden inşâ olunmakda olanlarının üzerine kiremid pûşîde etdirilmesi husûsuna dair gönderilen tahrîrâta cevâben Kastamonu Meclisi’nin tevârüd eden mazbatasında mevsim-i şitânın hulûlü münâsebetiyle kiremid imâli mümkün olamayacağından mevsim-i bahar hulûlünde kiremitci ustası celbiyle iktizâsının icrâ kılınacağı inhâ ve iş’âr ve kazâ-i mezkûr meclisinin bu bâbda olan mazbatası tesyâr olunmakdan nâşî keyfîyet Meclis-i Valâ’ya lede’l-havâle siyâk-ı iş’âr muvafık-ı hâl ve maslahatdan olduğundan ve evvel bahar dahî takarrüb eylediğinden mevsimi hulûlünde hemen kiremitci ustasının celbiyle beraber kiremidlerin imâl ve ferş ettirilmesi zımnında muâvenet ve teshîlât-ı mukteziyenin icrâ kılınması husûsunun savb-ı saâdetlerine te’kidi tezekkür olunmuş olmağla iktizâsının icrâsı hususuna himmet eylemeleri siyâkında şukka. 28 Receb 1276 (20 Şubat 1860)

A.MKT.UM. 397/44

***

Belge 4
Maliye Nazâret-i Celîlesine

Viranşehir sancağına tâbi’ Zağferanborlu’da vukû’ bulunan harîk keyfiyetine dâir Kastamonu Meclisi’nin vârid olan mazbatası manzûr-ı sâmileri buyrulmak üzere leffen gönderilmiş olup melfûf mahallî mazbatasına nazaran orada tulumba bulunmadığı anlaşılmış ve bu makûle büyücek kazalarda el’ân itfâiye bulunması lâzımeden görünmüş olduğundan ahvâl ve emsâline tatbîkan mahal-i mezkûra bir aded tulumba irsâl olunmak üzere iktizâsının icrâ ve ifâdesi mütevakkıf-ı himem-i behiyyeleridir.
1276 Safer 28 (26 Eylül 1859)

A.MKT.MHM. 166/60

 

Not: Bu belgeleri sağlayan Katar Müzeleri, Sergiler Koordinatörü Sayın Selmin Kangal’a teşekkür ederim.

 

Osmanlı Evi’nin Evrimi / Anadolu – Osmanlı Sentezinde Strüktür ve Form

Karaağaç Melling.jpg

AHŞAP YAPILARDA KORUMA VE ONARIM SEMPOZYUMU 4, 26-27 NİSAN 2016, İSTANBUL’da İkinci gün sunacağım bildiri için seçme kaynakça:

 

AHUNBAY, Z. (1996) Tarihi Çevre Koruma ve Restorasyon YEM Yayın, İstanbul.
AKIN, N. “Osmanlı Döneminde Anadolu Konutuyla Balkan Konutu Arasındaki Ortaklıklar.” Tarihten Günümüze Anadolu’da Konut ve Yerleşme. Tarih Vakfı. İstanbul, tarihsiz, 269 – 277.
AKSOY, E. (1963) “Orta Mekan: Türk Sivil Mimarisinde Temel Kuruluş Prensibi” Mimarlık ve Sanat, İstanbul, s. 7-8, ss. 39-92.
ALTINAY, A. R. (1987) Onuncu Asr-ı Hicride İstanbul Hayatı, Hazırlayan Abdullah Uysal, T.C. Kültür Bakanlığı, Kültür Eserleri, Ankara.
ALTINER, A. T. & BUDAK, C. (1997) the Konak Book. A Tepe Publication, Istanbul.
AREL, A. (1982) Osmanlı Konut Geleneğinde Tarihsel Sorunlar. EÜ, Güzel Sanatlar Fakültesi, İzmir.
ARSEVEN, C. E. (1956) Türk Sanatı Tarihi / Menşeinden Bugüne Kadar Mimari, Heykel, Resim, Süsleme ve Tezyini Sanatlar, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, c. 3 (Mimari Kısım).
ARSLAN, H. (2014) “Boğaziçi’nde 18. Yüzyıldan Kalma Bir İstanbul Evinin Durumu Hakkında Sanat Tarihi Bağlamında Yeni Değerlendirmeler” ODTÜ, Mimarlık Fakültesi Dergisi, Ankara, c. 31, s. 1, ss. 97-117.
ASATEKİN, G. (1994) “The Role of the Inhabitant in Conservation / a Proposal for the Evaluation of Traditional Residential Architecture in Anatolia” Basılmamış Doktora Tezi, ODTÜ Mimarlık Fakültesi, Ankara.
BANSDORFF, M. etc.. (1995) Edited Gökçüoğlu Evi / A House in Bağlar, the Summer Town of Safranbolu, Turkey / Anatomy of a Building, Tampere University of Technology, Department of Architecture, Publication of the Laboratory of Building Anatomy and Pathology, Tempere.
BATUR, A. (2005) Doğu Karadeniz’de Kırsal Mimari, Milli Reasurans Art Gallery, İstanbul.
BEKTAŞ, C. (2007) Türk Evi, Bilişim, İstanbul.
BERK, C. (1951) Konya Evleri, İTÜ, Mimarlık Fakültesi, İstanbul.
CANBULAT, İ. (2006) Mektepçiler Evi (Safranbolu Medresesi) Restorasyonu, Mimarlık, sayı 3 3 0 , 3 7 – 3 9 . http://www.mo.org.tr/mimarlikdergisi/index.cfm?%20=mimarlik&DergiSayi=47&RecID=1150
CANBULAT, İ. (2009) “Safranbolu 4 Konak” Ahşap Eğitim Atölyesi, İBB, KUDEB, İstanbul, ss. 129-139.
CANBULAT, İ. (2010) Safranbolu’da Koruma, Hazırlayan Gönül Pultar, Yapılar Fora / Mustafa Pultar’a Armağan Kitabı. Tetragon, Haziran. 261–270.
CANBULAT, İ. (2012) “Gökçüler Konağı Restorasyonu ve bir Butik Otel Olarak İşlevlendirilmesi”, 08-09bEkim 2012 Ahşap Yapılarda Koruma ve Onarım Sempozyumu Bildiri Kitabı, İBB, KUDEB, İstanbul, ss. 75-88.
CERASI, M. M. (1999) Osmanlı Kenti / Osmanlı İmparatorluğu’nda 18. ve 19. Yüzyıllarda Kent Uygarlığı ve Mimarisi. Çeviren Aslı Ataöv, YKY, İstanbul.
DENEL, S. (1982) Batılılaşma Sürecinde İstanbul’da Tasarım ve Dış Mekan Değişim ve Nedenleri, ODTÜ, Mimarlık Fakültesi, Ankara.
DERNSCHWAM, H. (1987) İstanbul ve Anadolu’ya Seyahat Günlüğü, Çev. Y. Önen, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara.
EKİNCİ, Z. (2005) Anadolu Türk Evi Geleneğinde Birgi Örneği ve Sandıkoğlu Konağı / Bir Konağın Kurgusu, Yapı Yayın, İstanbul.
ELDEM, S. H. (1967) Yapı / Birinci Seri, DGSA, Y. Mimarlık Bölümü, İstanbul.
ELDEM (1977) Köçeoğlu Yalısı, Bebek, Apa Ofset Basımevi, İstanbul.
ELDEM, S. H. (1984) Türk Evi / Osmanlı Dönemi, 3 Cilt, T.A.Ç. İstanbul.
ESİN, E. (1976) M. IX-XIII. Yüzyıl Uygur Köşklerinden Safranbolu Ev Mimarisine Gelişme” MTRE Bülteni, İstanbul, C. 2, s. 5-6, ss. 15-18.
ESİN, E. (1981) “Lale Devrinde Türkistan İlhamı” Türk Dünyası / Araştırmalar Dergisi, İstanbul, C. 2, s. 10, ss. 5-32.
EVREN, M. (1959) Türk Evinde Çıkma, İTÜ, Mimarlık Fakültesi, İstanbul.
FAROQHI, S. (1993) Osmanlı’da Kentler ve Kentliler / Kent Mekânında Ticaret, Zanaat ve Gıda Üretimi 1550 – 1650 Çeviren Neyyir Kalaycıoğlu Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul.
FLETCHER, Sir B. (1967) A History of Architecture on the Comparative Method, Rev. by R. A. Cordingley, The Athlone Press, London.
GOODWIN, G. (2003) A History of Ottoman Architecture, Thame & Hudson, London.
GÖÇER, O. (1977) “Safranbolu’dan İki Ev” MTRE Bülteni, İstanbul, c. 3, s. 9-10, ss. 28-36.
GÜNAY, R. (1998) Tradition of the Turkish House and Safranbolu Houses. Yapı-Endüstri Merkezi, Istanbul.
İMAMOĞLU, V. (1992) Geleneksel Kayseri Evleri, Türkiye Halk Bankası, Ankara.
KAFESÇİOĞLU, R. (1949) Orta Anadolu’da Köy Evlerinin Yapısı, Yeterli Tezi, İTÜ, Mimarlık Fakültesi, İstanbul.
KARPUZ, H. (1984) Türk İslam Mesken Mimarisinde Erzurum Evleri. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara.
KAYA, Ş., B. UYSAL ve M. R. SÜMERKAN (2001) “Tarihi Safranbolu Evlerinin İskelet Yapısı” Ahşap Kültürü / Anadolu’nun Ahşap Evleri, Der. A. Özköse, Kültür Bakanlığı, Ankara.
KÖMÜRCÜOĞLU, E. (1950) Ankara Evleri, Doçentlik Tezi, İTÜ Mimarlık Fakültesi, İstanbul.
KUBAN, D. (1995) the Turkish Hayat House. Eren, İstanbul.
KUBAN, D. (2000) Tarihi Çevre Korumanın Mimarlık Boyutu / Kuram ve Uygulama YEM Yayın, İstanbul.
KUBAN, D. (2001) Vanished Urban Visions / Wooden Places of the Ottomans, Yem Yayın, İstanbul.
KÜÇÜKERMAN, Ö. & GÜNER, Ş. (1995) Anadolu Mirasında Türk Evleri. T.C. Kültür Bakanlığı, Ankara.
NAUMANN, R. (1985) Eski Anadolu Mimarlığı. Çeviren U. Bahadır Alkım, Türk Tarih Kurumu, Ankara.
NEVE, P. “Housing in Hattusa, the Capital of the Hitite Kingdom” Tarihten Günümüze Anadolu’da Konut ve Yerleşme. Tarih Vakfı. İstanbul, tarihsiz, 99 – 115.
OKYAY, İ. Safranbolu / Koruma İmar Planı / Yönetmelik, Rapor, Tarihsiz.
ONGUN, B. A. (1936) Safranbolu İmar Planı Raporu Belediyeler Dergisi yıl 1, sayı 11, Haziran 1936, 60–73.
ORHUN, D. (1999) “‘Türk Evi’ mi, Yaşamada Tümleşik Ev mi?” Yapı, s. 217, ss. 76-82.
ÖZKÖSE, A. Der. (2001) Ahşap Kültürü / Anadolu’nun Ahşap Evleri. Kültür Bakanlığı, Ankara.
PEARCE, D. (1998) Conservation Today Routledge London & New York.
PENDLEBURY, J. (2009) Conservation in the Age of Consensus Routledge, London & New York.
RAITH, E. (2014) …in Fluss Mikrourbannistische Notizen zu Orhid. Staedtebau, TU, Wien.
SAKAOĞLU, N. (1978) Divriği’de Ev Mimarisi, Kültür Bakanlığı, Ankara.
SAKAOĞLU, N. (1989) “18. Yüzyılda İstanbul Evleri ve Sorunları” Tarih ve Toplum, İstanbul, c. 12, s. 70, ss. 26.218-33.225.
SAYAN, Y. (1997) Uşak Evleri, Kültür Bakanlığı, Ankara.
SAYAN, Y. ve Ş. ÖZTÜRK (2001) Bitlis Evleri, Kültür Bakanlığı, Ankara.
SEY, Y. Der. (1996) Tarihten Günümüze Anadolu’da Konut ve Yerleşme, Tarih Vakfı, İstanbul.
SEY, Y. Der. (1999) Tarihten Günümüze Anadolu’da Konut ve Yerleşme, Tepe Mimarlık Kültürü Merkezi, Ankara.
SEZER, H. () “1894 İstanbul Depremi Hakkında bir Rapor Üzerine İnceleme” http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/18/25/148.pdf
SEZER, L. (1979) A Conservation Proposal in Safranbolu Unpublished Thesis Submitted to the Department of Restoration of the Faculty of Architecture of the Middle East Technical University, Ankara.
SÖZEN, M. (1976) Safranbolu Anıtları. Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Belleteni, cilt 554 sayı 333, Temmuz – Ağustos 1976, 7–15.
SÖZEN, M. (2001) Türklerde Ev Kültürü, Doğan Kitapçılık, İstanbul.
TANMAN, M. B. (1994) “Divanhane”, İslam Ansiklopedisi, İSAM, İstanbul, c. 9, ss. 437-444.
TOMSU, L. (1950) Bursa Evleri, Doçentlik Tezi, İTÜ Mimarlık Fakültesi, İstanbul.
TAKAOĞLU, T. Der. (2005) Ethnoarcheology Investigations in Rural Anatolia, v. 2, Efe Yayınları, İstanbul.
TANYERİ, U. (Tarihsiz) “Anadolu’da Bizans, Osmanlı Öncesi ve Osmanlı Dönemlerinde Yerleşme ve Barınma Düzeni”, Derleyen Yıldız Sey, Tarihten Günümüze Anadolu’da Konut ve Yerleşme. Tarih Vakfı, İstanbul, 405–471.
TANYERİ, U. (1996) “Klasik Dönem Osmanlı Metropolünde Konutun ‘reel’ Tarihi: Bir Standart Saptama Denemesi” Prof. Doğan Kuban’a Armağan, Z. Ahunbay, D. Mazlum ve K. Eyüpgiller, Der., Eren, İstanbul, ss. 57-71.
TANYERİ, U. (2006) “Osmanlı Metropollerinde Evlerin Konfor ve Lüks Normları (16.-18. Yüzyıllar)” Soframız Nur Hanemiz Mamur Der. S. Faroqhi & C. K. Neumann, Kitap Yayınevi, İstanbul, ss. 333-349.
TOMSU, L. (1950) Bursa Evleri, İTÜ, Mimarlık Fakültesi, İstanbul.
TUZTAŞI, U. ve İ. YÜCE AŞKUN (2013) “T’ürk Evi’ İdealleştirmesinde ‘Osmanlı Evi’ ve ‘Anadolu Evi’ Kavramlarının Ortaklıklarına İlişkin İşlevsel Açıklamalar”, Bilig, S. 66, ss. 273-296.
USMAN, M. (1958) Antik Devir Küçük Asya Evleri, İTÜ, Mimarlık Fakültesi, İstanbul.
VITRUVIUS (1990) Mimarlık Üzerine On Kitap. Albert A. Howard’dan çeviren Suna Güven, Şevki Vanlı Mimarlık Vakfı, Ankara.
YAVUZ, A. T. (2000) “Osmanlı Kentlerinin Korunmasında Özgünlük Sorunu” Ortadoğu’da Osmanlı Dönemi Kültür İzleri Uluslar Arası Bilgi Şöleni Bildirileri, 25–27 Ekim 2000, Hatay. – 28 Ekim 2000, İskenderiye. Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, cilt II, 597–603.
YERASİMOS, S. (2006) “16. Yüzyılda İstanbul Evleri” Soframız Nur Hanemiz Mamur Der. S. Faroqhi & C. K. Neumann, Kitap Yayınevi, İstanbul, ss. 307-332.
YÜREKLİ, H. & F. YÜREKLİ (2005) Türk Evi / Gözlemler Yorumlar, Yapı Yayın, İstanbul.

Eflani Pazar

 

IMG_3741

 

İbrahim Canbulat

 

Yazıcı (2001), Hayri Erdem’e dayanarak, Eflani’nin de içinde bulunduğu bölgede, Anadolu’nun bilinen ilk halklarından Hulanaların yaşadıklarını belirtmektedir. Eflani, daha henüz bir yerleşme yokken Bithnya kralları Nikomeneslerden birinin oğlu olan Phylomenes tarafından orada bir kale kurulmasıyla ortaya çıkmıştır. Eflani’nin Amasra’yı iç Anadolu’ya bağlayan yol üzerinde1 olması kalenin burada kurulması için neden olmuştur. Bazı kaynaklara göre bugün kullandığımız “Eflani” adı “Phylomenes”in Türk ağzına uyarlanmasıdır. Bu savı Bilge Umar reddediyor ve Eflani adının çok daha eskilerden yerli halkların verdiği bir addan kaynaklanmış olabileceğini ileri sürüyor. Ona göre ad Pala halkından gelen “Palawana”nın değişmesi sonucu ortaya çıkmış olabilir, diğer bir olasılığın ise Anadolu’da oldukça yaygın olan “avlana” ve ( bol su, gür su, köpüklü su anlamında) aslı Luvi dilinde “aul” olan sözcüğün Türkçeleşmesinden gelmekte olabilir demektedir. Osmanlılarca Eflani-i Bolu olarak isimlendirilmesi burada bulunan kale nedeniyle olmalıdır. Eflani’de ilkçağ ve erken ortaçağdan herhangi bir arkeolojik kalıntı bulunmamaktadır. Ancak Dökü vd, (2006) Ahmet Gökoğlu’na dayanarak Eflani’de bir timülüsün varlığını not etmektedirler.2

Eflani Candaroğullarının beşiği olarak isimlendirilmektedir.1292’de gösterdiği yararlılıklar nedeniyle İlhan Geyhatu tarafından Komutan Şemseddin Yaman Candar’a tımar olarak vermiştir. Kaynaklar Eflani’nin Paphlagonya’daki İlhanlı tımarlarının merkezi olduğunu belirtmektedir. Daha sonra oğlu Süleyman Paşa, çevredeki Türkmenleri devşirip, çeri edip, Kastamonu bölgesini dirlik olarak almış bulunan Mahmut Bey’e 1309’da baskın yapıp öldürmüş, Kastamonu ve Safranbolu’yu (Zalifre) sahiplenmiştir. Böylece Candaroğulları dönemi başlamıştır. Ardından da Süleyman Paşa, başkentini Kastamonu’ya taşımıştır. Candaroğlu (Kötürüm) Beyazıd’ın oğlu II. Süleyman Paşa, Murat Hüdavendigar’ın desteği ile başa geçince Eflani Kalesi ve çevresini Osmanlılara vermiştir. Osmanlı – Candarlı sınırı uzun süre buradan geçti. Ne yazık ki Candarlıların kuruluş beşiği olan Eflani’de bugüne kalabilen bir Candarlı eseri bulunmamaktadır. Osmanlılar döneminde Safranbolu’ya bağlıdır ve burada bulunan 5 000 akçelik Saçak ve 839 akçelik Akpınar köyleri padişah hassıdır.

Uluslu İbrahim Hamdi, 1758-9’da Eflan bolı’yı “… Eflani bolı altmış buçuk derece tul ve kırk bir derece kırk dakika arzda Zağfran borlundan altı saat şarkda bir humvar zeminin ortasında pazarı her pazarertesi durur dekakin-i vafire ve etmekçi furunı ve kasab dükkanları ve han ve odalar ve mahkeme ve mufti yeri ve kethuda yer ve nakibüleşraf ve bir camii vardır ve cami kurbünde üç dört nerdüban aşağı inilür bir akar çeşmesi ve galle pazarı olub her haftada etrafdan gelüb develer ve katarlar ile zahire almalarile ekser karları ekindir ve bir tarafında sığır pazarı durur ve ol tarafda püryan kuyuları olub ruz-ı hızırdan kasıma varınca kuyu kuyu püryanı pişirüb satarlar ve hayvanatdan at ve katır ve eşek ve koyun ve inek her kısmından mübalağa gelüb alış veriş i!derler…” diye anlatmaktadır.3

Leonhard, (1915) ise 10-11 Ekim 1903’te gecesi konakladığı Eflani için çok olumlu bir resim aktarmamaktadır. “…derenin sağ kıyısından çok uzaklarda olmayan ve bir pazar kasabası olan Eflani Pazar’da (825 m), bulunan handa bir gece kaldık. Sadece Pazartesi günleri kurulan pazarı dışında, burası çok kirli ve cansız yer. Topluca kesilen mandaların boynuz ve kemikleri yalnızca çevreyi değil havayı da kirletiyor. Mandaların yalnızca derisinden yararlanıyor olmalılar. … Safranbolu çevresinden birçok köylü, şimdiden ertesi gün kurulacak Eflâni Pazarı’na katılmak için gelmişlerdi. Uzun bir süreden beri ilk kez yeniden dört tekerlekli, dingile takılı çember ve d!esteklerden değil masif ahşaptan tekerlekleri olan arabalar gördüm….”4

Yazıcı, Safranbolu iktisadi yapısını anlatırken Osmanlılar döneminde bölgede çok sayıda pazarın kurulduğunu Eflani pazarının da bunlardan biri olduğunu belirtmektedir.5 Kanımızca Bizans’dan devralınmış panayırların kentsel yerleşmesi bulunmayan alanlarda pazar olarak işlevini sürdürmüşlerdir. Bu bağlamda Uluslu İbrahim Hamdi’ye dayanarak Osmanlı geç döneminde Eflani’nin bir idari merkez ve bir pazar yeri olarak yaşadığını öğreniyoruz. Leondard’ın 1903’deki olumsuz değerlendirmesine karşın, hem önemli bir kervan yolu üzerinde bulunması, hem de zengin bir kırsal hinterland’a sahip olması sonucu Eflani Pazar 20. yüzyılda, Safranbolulu tüccarların burada kalıcı dükkanlar yaptırması ve çevre köylerden topladığı nüfusla kentsel yapıya ulaşmıştır.

Yukarıda kısaca tarihi ve işlevini anlattığımız Eflani önemli ve derinlikli bir tarihe sahiptir. Kentte önemli tarihi yapılar bulunmamakla birlikte, Eflani bir kırsal merkez ve kervan yolu üzerinde konak olarak yaklaşık 3000 – 3500 yıllık bir tarihe sahiptir. Bugün hala zenginliğini sürdüren Eflani pazarı bölgenin agro-kültürel geçmişini günümüze taşımaktadır. Öte yandan Paflagonya Bölgesi arkeolojik araştırmaları son yıllarda hız kazanmış ve bölgenin geçmişiyle ilgili önemli belgelere ulaşılmaya başlanmıştır. Kanımızca, bu ilgiden Eflani de yararlanacaktır.

 

______________________________________

Notlar:

1 Belke (1996) sayfa 133.

2 Döküvd. (2006) sayfa 71.

3 Yaman (1940) sayfa 45-6.

4 Leonhard (1915) sayfa 137.

5 Yazıcı (2001) sayfa 87.

 

Kaynakça:
Belke, K., Tabula Imperii Byzantini 9 / Paphlagonien und Honorias, Österreichischen Akademie der Wissenschaften, Wien, 1996.

Dökü, E., G. Dinç ve F. Şimşek, “Ahmet Gökoğlu Not Defterleri: Paphlagonia Bölgesi İlk Kültür Envanteri”, Anadolu / Anatolia, s. 20, 2006.

Leondard, R., Paphlagonia / Reisen und Forschungen im Nördlichen Kleinasien, Dietrich Reimer, Berlin, 1915.

Umar, B., Paphlagonia, İnkilap, İstanbul, 2005.

Yaman, T. M., “Cihannüma’nın İlaveli Nüshası”, Ülkü Halkevleri Dergisi, Ulus, Ankara, 1940.

Yazıcı, H., Küçük Osmanlı’nı Öyküsü / Safranbolu Tarihi, Şa-To, İstanbul 2001.

Yazıcı, H. ve M. Al, Safranbolu / Safranbolu – Karabük – Ulus – Eflani, Özer, Karabük, 1982.

Yücel, Y., Çoban-Oğulları Beyliği / Candar-Oğulları Beyliği I, AKDTK, Ankara, 1980.

Atlas-ı İbrahim Hamdi Efendi’de Coğrafi Koordinatlar

İbrahim Canbulat

GüleviSafranbolu Koleksiyonu

1917 Kelvin & Hughes -Londra yapımı (GüleviSafranbolu Koleksiyonu)

 

Atlas-ı İbrahim Hamdi Efendi’nin, Talat Mümtaz Yaman’ın transliterasyonunu yaparak Ülkü Halk Evleri Dergisi’nde yayınladığı bölümde 16 yerleşmenin coğrafi koordinatları verilmektedir. Uluslu İbrahim Hamdi Efendi’nin baba ocağının bulunduğu Endüz dahil 6 yerleşmenin ise bugün nereler olduğu bilinmemektedir.
İlginç olan Uluslu İbrahim Hamdi Efendi’nin bu yerleşmelerin koordinatlarını oldukça hassas bir şekilde ölçecek, bilgi, donanım ve cetvellere sahip olmasıdır. Tabloda göreceğiniz ve bugün bilinen 11 yerleşmeden hareketle boylam dairelerde yalnızca +-0,20 derece bir sapma hesapladık. Bu hesaplamada ölçüm noktalarının Uluslu İbrahim Efendi’nin ölçmeyi yaptığı yerden, farklı olması olasılığını unutmamak gerekir. Örneğin merkezi zaman için de değişen Safranbolu’nun coğrafi koordinatlarını, Uluslu İbrahim Efendi farklı bir noktada örneğin Kale’de ölçmüş olabilir. Asıl büyük fark enlem dairelerinde görülmektedir. Enlem dairelerinde Uluslu İbrahim Hamdi Efendi’nin verdiği değerlerle bugün verilen değerler arasında ortalama +31.91 derece fark görülmektedir. Bu farkın büyük nedeni 1884’de başlayarak Başlangıç Meridyenninin Greenwich Rasathanesi’nden geçecek şekilde saptanmasıdır. 1142 hicri yılında (1729-30) ölçüm yaparken başlangıç meridyeni Avrupa’nın en batısı olarak kabul edilen ve Azor Takımadaları’nda bulunan Fortunate Adasında geçen ve Greenwich’e göre 25d 40’ 32” olması gerekirken, Batı 31,91 derecede görülmektedir. Bu konuma en yakın yerleşme Portekiz’e bağlı Flores Adası olarak bulunmaktadır. Bu adanın enlemi 31,27d olarak verilmektedir.
Bu çalışma ile Talat Mümtaz Yaman’ın nerede olduğu bilmediği Endüz’ün ise 41,83d (+-0,2d) kuzey ve 33,17d doğu olduğunu hesaplıyorum.
Gidip aramak lazım…

Atlas Koordinatlar

İçinden Otobüs Geçen Tarihi Kent SAFRANBOLU

İbrahim Canbulat

 

OWHC

10 – 12 Kasım 2005 günleri OWHC (Dünya Tarihi Kentler Birliği), “Avrasya Kentlerinde Kültür Turizminin Gelişimi” başlıklı bir seminer düzenledi. Bu seminerde ben de “İbn-i Battuta’nın Safranbolu’su / Safranbolu’nun Turizm Etkisinde Geçmiş ve Geleceği” başlıklı bir bildiri sundum. Bu bildiride konuyu yalnızca kültür turizmi bağlamında değil, tarihi kentin algılanması kadar, yanlış planlamalar sonucu önemli derecede motorlu trafik baskısı altında kalması gibi etmenleri de göz önünde bulundurmaya çalışmış; sorunların çözümü için İbn-i Battuta Kültür Yolu olarak isimlendirdiğim bir seçenek sundum(1).
1930’larda Türkiyenin ilk ağır sanayi yatırımı olan Karabük Demir ve Çelik İşletmeleri, küçük bir köy olan Karabük’ü önemli bir kentsel merkez durumuna getirmiş, bölgedeki tüm iş gücünü emmiş, Safranbolu ise ancak Karabük Demir Çelik İşletmeleri’nin yatakhane yerleşmesi işlevini üstlenerek tutunabilmişti. Bütün bunların etkisinde Safranbolu’nun kentsel ulaşım örüntüsü tümüyle değişmişti. İzleyen yıllarda ise Çarşı (Safranbolu Tarihi Merkezi) işlevini kaybetmiş ve Kıranköy’de yeni bir merkez oluşmuştu. Sonuçta, geçerli imar planı ve yönetmelikleri de dikkate alınmayarak Karabük – Kastamonu Karayolu tarihi kentin içinden geçirilmişti. Bu yol üzerinde oldukça fazla sayıda tarihi konak yıkılarak Kazdağlı Meydanı açılmış(2), yolcu indirme – bindirme amaçlı duraklar ve otoparklar yapılmıştı. Ardından 1990’lı yıllarda gelişen ve giderek hızı artan otel ve diğer turistik hizmet yatırımları Kazdağlı Meydanı’nın etrafına kümelendiler. Bu uygulama bugün çoğu otobüsle seyahat eden günübirlikçiler dahil yılda yaklaşık 1 milyon turistin tarihi kentin tam merkezinde oluşturduğu trafik kaosuna neden olmaktadır. Tarihi kente gelen motorlu araçların yeni kent merkezinden geçiyor olması ve yarattığı yoğunluk ise bir başka sorundur.
UNESCO Milli Komisyonu’nun 6 yılda bir gerçekleştirdiği Safranbolu Miras Alanı değerlendirmesi bağlamında geçenlerde yapılan toplantıda, geçmiş dönemlerin yöneticileri birbirlerini aşağılayarak, Safranbolu Tarihi Merkezinin adının “Çukur” olup olmadığı sorununu tartıştılar. Bu tanımlama Safranbolu’nun Dünya Miras Listesi’ne alınması için yapılan başvurudan kaynaklanmış olmalıdır. Gerçekte, bu tanımlamanın bugünkü kentsel morfoloji açısından tutarlı olduğu da göz ardı edilmemelidir. Safranbolu Tarihi Merkezi, Gümüş ve Akçasu kanyonlarına yerleşmiş bir yaya kentidir. Varlık nedeni olan ve aslında bir Roma Yolu olan Gerede – Kastamonu Kervan Yolu kente en düşük kota sahip güneyinden dokunarak geçmekteydi. Kervan yolunun kente dokunduğu bu noktada, yolcu hanları, nalbur ve nalbantlar, kentin sanayi bölgesi sayılan tabakhaneler ve bunlara bağlı hizmet işletmeleri, Cinci Kervansarayı bulunmaktaydı. Yamaçlarına konakları ve bahçelerinin yerleştiği kanyonların dibine ise çarşı, pazaryeri, cami ve hamam gibi kamusal yapılar yerleşmişti. Yukarıda belirttiğim yanlış trafik planlaması sonucunda geçmişte tarihi kente güney ucundan dokunan Gerede – Kastamonu Kervan Yolu’nun tam karşıtı bir yaklaşımla kanyonların üstünde bulunan Kıranköy’den yokuş aşağı, Safranbolu’nun kentsel hiyerarşisini ve örüntüsünü yok sayarak konut bölgelerine dalınmaktadır. Yeni yapılan yol geçmişte kentin asıl transfer merkezi olan güneyiyle ise hiç bir şekilde bağlantı kurmamaktadır. Bu nedenlerle Safranbolu tarihi kentine hem baş aşağı, hem de ters yönden giren kültür turistinin Safranbolu Tarihi Kenti’ni anlamlandıramaması bir yana kentin en önemli varlık nedeni olan kervan yolu ile bağlantısını görememekte ve tabakhaneleri gezememektedir. Bu konuya başka bir yazımda değinmiştim(3).

Roman Road_edited-1

Yakın zamanda -bilinçsizce- üzeri asfaltlanmış bulunan Roma Kervan Yolu’nun Safranbolu Mezarlığı geçişi.(4)
OWHC Seminerindeki bildirim İbn-i Batuta Yolu vurgulamasıyla yaratılacak yeni bir motorlu trafik aksıyla hem tarihi kentin merkezinde oluşan motorlu trafik kaosunu çözebilecek hem de kültür turistinin yayalaştırılarak kenti daha doğru bir şekilde gezmesini sağlayabilecekti(5).

İbn-i Battuta Kültür Yolu
Yukarıdaki haritada kırmızı ile Gerede – Kastamonu Kervan Yolu, mavi ile sonradan açılan Karabük – Kastamonu Karayolu, ve yeşil ile seçenek İbn-i Batuta Yolu gösterilmektedir.(6)

Önceki Belediye Başkanı Nihat Cebeci ve önceki Kaymakam Gökhan Azcan’la bu projeyi ayrı ayrı tartıştık. Hatta, Cebeci yolun güzergahı konusunda çalışmalar yaptı. Daha sonraları bir görüşmede Azcan, İbn-i Battuta Yolu’nun masraflı olacağını ileri sürerek konuyu kapattı. Şu andaki Belediye Başkanı Dr. Necdet Aksoy ise çözümü kentin kuzeyinde yapılacak büyük otoparkta otobüslerin toplanması ve konukların kente özel araçlarla taşınması şeklinde çözmeyi planlamaktadır. Bu çözüme bir otel ve restoran işletmecisi şiddetle karşı çıkmaktadır. Geçenlerde, işadamı Şefik Dizdar’ın önerim İbn-i Battuta Kültür Yolu’na benzer bir çözüm için görüşmeler yaptığını ancak bir sonuca ulaşamadığını öğrendim.
Görünen o ki, Safranbolu Tarihi Kenti’nin başı motorlu trafiğin gürültü ve kirlilikle daha çok ağrıyacaktır.

Notlar:

1.) OWHC Euroasia International Tourism Seminar, 10 – 12 November 2005, Reports and Resolution, “The Development of Cultural Tourism in the Euroasia Cities”, nd., page 105. ayrıca bakınız https://gulevisafranbolu.wordpress.com/2011/11/14/ibn-i-batutas-safranbolu-past-and-present-of-safranbolu-under-the-influence-of-tourism/

2.) Gerçekte Osmanlı kentlerinde meydan bulunmamaktadır. Kamusal açık alanlar yalnızca cami avlularıyla sınırlıdır.

3.) “Safranbolu / Kanyonları Şehri” Atlas, Sayı 178, Ocak 2008, sayfa: 76–92 ayrıca bakınız https://gulevisafranbolu.wordpress.com/2011/07/14/safranbolu-kanyonlarin-sehri/

4.) Fotografı sağlayan İş Adamı Ahmet Sarıaltın’a teşekkür ederim.

5.) 1998 Safranbolu hava fotoğrafını sağlayan Em. Hv. Alb. Erhan Hangün’e teşekkür ederim. Çok yüksek çözünürlükteki fotoğrafta, kendini henüz yenileyememiş bulunan kentsel dokudaki istimlak izleri açıkça gözükmektedir.

6.) Bu kısıtlı yazıyla İbn-i Battuta Kültür Yolu önerisi bir fikir projesi sunumu olarak tanıtılmaktadır. Bu nedenle teknik ayrıntılara girilememiştir. Yine yazıda çok kısa değinilen Osmanlı Kenti, koruma süreçleri ve benzer ayrıntılar ve zengin kaynakça için bakınız: https://gulevisafranbolu.wordpress.com/2012/08/14/safranbolu-unesco-dunya-miras-kenti-14/ ve devamı