Gökçüler Konağı Restorasyonu ve bir Butik Otel Olarak Yeniden İşlevlendirilmesi

Gökçüler Konağı Restorasyonu ve bir Butik Otel Olarak Yeniden İşlevlendirilmesi

IBB KUDEB “Ahşap Yapılarda Koruma ve Onarım Sempozyumu” 2012 

Advertisements

Ahşap Yaşar ve Yaşatır*

İbrahim CANBULAT, Y. Mimar

  

Safranbolu Tarihi Merkezinde bulunan Betenler Konağı’nın aralıklarla iki yıla yayılan restorasyonu bitti ve konak bir küçük lüks otel olarak hizmete alındı.

İstanbul Üniversitesi, Orman Fakültesi’nin yaptığı ahşap yaşı belirleme (Dentrokronoloji) çalışması ile yapıda yaygın olarak kullanılan sarıçamların 1856 + 2 yılında kesildiklerini biliyoruz. Gerçekte 18. yüzyılda yapılmış olması gereken konağın restorasyonu sırasında çeşitli yerlerinde bulunan devşirme ahşap parçalar üzerindeki yanık izlerinden ve yerel tarih çalışmalarından bir mahalle yangını sonrasında tahrip olduğunu, ardından 1860’larda yenilendiğini bulduk.

Son 50 yıl içinde insan eliyle yapılan tahribatın, yapıya zamanın getirdiğinden daha fazla olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Özellikle Batı Karadeniz Bölgesi’nin zengin ormanlarından kesilen öz ağaçların zamana dayanımı bizi hiç şaşırtmadı.

Yerel mimarinin en önemli özelliği yerel malzemeyi kullanmaksa, yapım ekonomisi de hemen ikinci sırayı alır. Konağın restorasyonu sırasında yapı elemanları üzerinden ahşabın sosyoekonomik değişime zaman içinde nasıl esneklik ve uyum sağladığını görebiliyoruz.

Çatı arasında bulduğumuz, önceki dönemlerde -asri pencere açmak için- sökülmüş cam evleri ve olmaları gereken yerlerdeki çivi ve alıştırma izlerinden hangisinin nereye ait olduğunu bulabilmek, bize büyük heyecan verdi. Pencereleri yakmayıp saklayan Safranbolululara -dillere destan cimriliklerini de göz ardı etmemek gerekir- şükran borcumuz var.

Restorasyon sırasında geçmişin izlerini taşıyan ve hala iş gören ahşap yapı elemanlarını yalnızca zararlılara karşı emprenye ettik ve sakındık.

Sonuçta ortaya çıkacak olan, yeni işlevine tam yanıt vermesi gereken bir mimari eserdir. Restorasyon çevresinde birçok uzman ve ustayla çalışırken mimarın orkestra şefi gibi davranmakla birlikte egosunu hep kontrol altında tutması gerektiğini belirtmeliyim. Mimar tabi ki yapı üzerinde iz bırakacaktır. Yeter ki, bırakacağı izler dürüst ve doğru olsun.

Ahşap çok uzun yaşar ve yaşatır.

*) Ulusal Ahşap Birliği, e-gazete 4, Şubat 2012’de yayınlanan yazının özgün örneği.

Hacımemişler Konağı Restorasyonu*

İbrahim Canbulat, Y. Mimar

Gülevi, Safranbolu’daki en yeni kültür turizmi yatırımlarından birisidir (Aralık 2006). Yaklaşık üç yıllık geçmişi olan proje, aynı adayı paylaşan her biri 200 yıllık 3 tescilli yapının restorasyonundan oluşuyor. Proje tamamlandığında 1200 metrekare açık alanda yer alan 1600 metrekare kapalı alanlı bir kültür turizmi külliyesi olacak.

Proje kapsamında 5’i süit olan 16 oda, kafe – bar, restoran, okuma odası, oyun odası ve 70 kişilik bir konser / seminer salonu bulunuyor. Şu anda külliyede bulunan Hacımemişler Konağının (HK) restorasyonu tamamlandı ve yaklaşık 3 ay önce işletmeye alındı. Bu yazıda özellikle HK restorasyonunda karşılaştığımız sorunları ve çözümlerini tartışmak istiyoruz. HK’nın restorasyon, dekorasyon ve donanım süresi yaklaşık 12 ay sürdü. HK aslında Safranbolu’nun turizm amacıyla on iki yıl önce restorasyon görmüş ilk konağıydı.

Safranbolu’da bulunan 1200 kadar tescilli tarihi yapının yaklaşık 800 kadarı konuttur ve bunların yaklaşık yüzde onu restorasyon görmüş ve hemen tamamı turizm amaçlı kullanılmaktadır. Turizm ve koruma oldum olası çelişen iki alan olarak görülmektedir. Korumacılar, tarihi yapıya yeni bir işlev verilmesini baştan bir zorunluluk olarak görmekle birlikte, yapıların gerek mekân organizasyonuna, gerek yapı ve taşıyıcı sistemine, gerekse yılların birikimi olan patinaya en düşük düzeyde müdahale edilmesini isterler.

Geçen zaman içinde özellikle turizmin getirdiği kaynakların koruma amacıyla kullanılması, ya da bir başka açıdan bakarsak hiç bir zaman restorasyonu düşünülmeyecek yapıların turizmin sağlayabileceği kaynağı göz önünde bulundurarak, restore edilmesi hepimizi belli bir noktada oydaşlaşmaya zorlamaktadır. Bu yazının amacı geçen 14 yılda HK üzerinden bakarak Safranbolu’da koruma ve turizmin ne şekilde etkileştiklerini tartışmak ve deneyimlerimizi paylaşmaktır.HK yaklaşık 300 metrekare kapalı alana sahip zemin katı moloz taş, üst katları kerpiç dolgulu ahşap iskelet sistemi ile taşıtılan üç katlı bir yapıdır. Safranbolu’da geçmişte “Şehir” şimdilerde “Eski Çarşı” olarak isimlendirilen tarihi kent merkezinde bulunmaktadır. HK adı üzerinde Hacımemişler Sülalelerinin Safranbolu’da bulunan çok sayıdaki evlerinden biridir. Araştırmalarımızda Hacımemişler Ailesinin manifaturacılık yaptığını ve İstanbul’la düzenli bağlantı içinde olduğunu, yalnızca manifatura getirmediğini aynı zamanda bölgeden topladığı tiftiği de İstanbul’a sattığını biliyoruz.

 
Bu nedenle Hacımemişler Ailesinin konakları varlık ve görgü birikiminin sonucu hem belli bir ölçeğin üzerinde hem de yetkin mekân organizasyonları ve bezemeye sahip olmuştur. Konumuz olan HK, gerek boyutlarının küçük olması gerekse mekânsal yapıdaki aksaklıktan dolayı bizi hep düşündürmekteydi. Yapının arka bahçesine kaçak olarak inşa edilen müştemilatın yıkılması aşamasında, yapının kuzeyde bulunan ve yaklaşık 1/3üne tekabül eden bölümün ciddi bir yangın sonrası yeniden yapılmadığının gördük. Hafriyat sırasında bulunan temel kalıntıları belgelendi ve yanık ahşap yapı elemanlarından örnekler saklandı.Safranbolulular 50’li yıllarda Karabük Demir Çelik Fabrikalarının ve gelişen ulaşım ağının getirdiği etkilere direnmemişler ve Genellikle Şehir’de bulunan konaklarını fabrikanın yarattığı çekimle Safranbolu’ya inen köylülerine satmışlar ve şehri terk etmişlerdir. HK da bundan nasibini almış ve Hacımemişler Ailesinin mülkiyetinden çıkmıştır. Ancak, araştırmalarımızda konağı yaklaşık 40 yıl boyunca konut amaçlı kullanan ailenin yapıyı hiç bozmamış ve 90lı yılların başına çok iyi bir durumda getirmiş olduğunu gördük. Buna karşın 90lı yılların başında turizm işine ilk giren ailelerden biri tarafından satın alınmış ve HK, adeta Safranbolu’da turizm ve koruma deneyimini iyi bir örnek teşkil edecek şekilde yaşamıştır. Bu arada HK 1992 yılında Kültür Bakanlığı‘nın cephe ve çatı sağlamlaştırma projesi kapsamında bir onarın görmüştür. Yaklaşık 12 yıl sonra gerçekleştirdiğimiz ikinci restorasyonda gerek çatıda gerekse cephelerde önemli sorunlar yaşamamış olmamız, yapılan işin belli bir niteliğin üstünde olduğunu göstermektedir. İlk restorasyon projesinde Safranbolu’da hala etkin olan yaklaşımla yatak odası olmayan 2 mekân, ek yatak odaları olarak planlanmış ve toplamda ulaşılan 7 yatak odasının tamamına banyo ve tuvalet yerleştirilmiştir. İkinci restorasyon sırasında sonradan yatak odası haline getirilmiş biri orta sofa olan 2 mekân özgün haline döndürülmüş bulunmaktadır.

Bu noktada Safranbolu’nun ciddi bir şekilde karşı karşıya olduğu bir tehlikeyi belirtmek istiyoruz. Bugün Safranbolu’da tüm konaklar kitle turizminin aşırı baskısı altındadır. Hemen hemen restorasyon aşamasında tüm tarihi yapılara, ek yatak kapasitesi yaratacak şekilde odalar sokulmakta ve Safranbolu konakları yaşanacak birer arkitektonik değer olmaktan çok yatakhane şekline sokulmaktadır. Şimdilerde Koruma Kurullarının bu konuda daha duyarlı davrandıklarını görüyor ve mutlu oluyoruz. Diğer bir kritik konu ise, yapıların aşırı derecede ıslak hacim baskısına nesne olmasıdır. Bugün Safranbolu’ya gelecek turistin ilk sorduğu sorulardan biri odasında tuvalet ve banyo olup olmadığıdır. Birçok çağdaş gereksinim gibi bu özellik de göz ardı edilemez, ancak sorunun çözümü, çok duyarlı yaklaşım gerektirmektedir. Hepimizin bildiği gibi, Safranbolu Evi’nde bir iki istisna dışında banyo yoktur yalnızca basitçe boy abdesti almak için yummalıklar vardır. Gözlemlerimiz bu yummalıkların dahi geçmişte büyük tahribata neden oldukları yönündedir.

HK yaklaşık 12 yıl sonra yeniden restore edilirken tüm ıslak hacimlerin çürüdüğünü gördük. Islak hacimlerde her zaman banyo tuvalet grupları, özgün ahşap döşeme üzerine dökülen bir betonarme döşeme ve duvarlara kaplanan fayanslarla çözüle gelmektedir. Ahşap iskelet taşıyıcılarla oluşan Safranbolu Evi sürekli hareket halindedir.

Bu nedenle zaman içinde fayans kaplı yüzeylerde ve köşelerde çatlama olması kaçınılmazdır. Öte yandan beton ve diğer toprak malzemenin ısı geçirgenliğinin ahşaptan farklı olması beton yüzeylerde çiğlenmeye, gözenekli yapısı ise sürekli rutubetli kalmalarına neden olmakta ve çevrelerinde ahşap zararlılarının yaşaması için uygun habitatlar oluşturmaktadır. HK restorasyonu sırasında banyo döşemelerinin yakın bir zaman önce çökmesi sonucu üzerlerine ikinci bir betonarme döşeme yapıldığını gördük.Sonunda büyük kütlelere erişen bu beton blokların göçmesinin artık an meselesi olduğunu dehşetle fark ettik. Bunun sonrasında HK’nda uzun bir zaman kırıcı çalışması gerekti. Çözüm ise ahşap iskeletin yenilenmesi sonrası, tabanların birer çanak oluşturacak şekilde suya dayanıklı kontrplak ve üzerine can elyaf takviyeli polyester kaplanmasıyla sağlandı.HK restorasyonundaki diğer bir sorun ise zemin katlarda yer alan ortak kullanım mekânlardan kaynaklanmaktaydı. Bu sorun kanımızca turizm amaçlı olarak kullanılan tüm Safranbolu Evleri‘nin ortak sorunudur. Hemen hemen tüm işletmeciler, daha büyük ve aydınlık ortak kullanım mekânları istemektedir. Buna karşın kalın taş duvarlarla belirlenen zemin katlar ise işlevleri farklı (at ahırı, mal ahırı, hazine, vb) çeşitli mekânlara bölünmüştür. HK’da zemin katta ilk restorasyon projesinde yer almamakla birlikte hayatla, at ahırını ayıran duvarın delinerek gelişigüzel bir kemerle birleştirildiğini, at ahırının dış cephesine iki yeni pencere açıldığını ve yangın geciktirme amacıyla hazine içine yapılmış bulunan tonozun alan kazanmak için tümüyle yıkılmış olduğunu gördük.

Bütün bu bozulmalar yapının depreme dayanırlığını da ciddi şekilde yok etmekteydi. Sonradan açılan pencereler ve kemer kapatıldı. Yapının en özgün elemanlarından biri olan ve elimizde çizimleri dahi bulunmayan tonozun adeta arkeolojik çalışma sonucu restitüsyonu gerçekleştirildi ve kalıp yardımıyla moloz taşla yeniden örüldü. Yukarıda da değindiğimiz gibi, yapının arka kısmında, yapı alanına eşit boyutta kaçak bir ek yapının varlığıdır. Bugün Safranbolu’da koruma kurulları 40 metrekare bir müştemilatın yapımına “Kazanocağı” adı altında izin vermektedirler, ama karşılaştığımız gerçek, önceki maliklerin 40 metrekareyle yetinmeyip büyük bir müştemilat yapması ve bunu yer yer özgün yapının çamur harçla örülmüş moloz taş duvarlarına taşıtmasıdır. Bu restorasyon sırasında en çok sorun yaratan müdahalelerden biri bu olmuştur. Asıl sorun, hareketli bir sistem olan çamur harçla örülmüş moloz taş duvarlara çok büyük kütleye sahip monolitik bir sisteminin eklemlenmesidir. Yine uzun bir süre kırıcı çalıştırmak zorunda kaldık ve yaklaşık 200 metreküp moloz attık. Betonarme eklemenin getirdiği yükün moloz duvarı basması nedeniyle moloz taş duvarda hala büyük bir çatlak bulunmaktadır. Zemindeki oturuşmanın tamamlanması sonrası bu çatlağın, zaman içinde oluşan yeni dengeler sonucu kaybolacağını ümit ediyoruz ancak gelişmeleri dikkatle izliyoruz.

Yine yukarıda belirttiğimiz şekilde Safranbolu’da restorasyona bulaşan hemen hemen tüm kişi ve kuruluşlar yeni yapılara öykünmektedirler. Bu tercih, en başta yapıların alçı ile sıvanması, yeni dış cephe boyaları ile boyanması, ahşap elemanların verniklenmesi şeklinde kendini göstermektedir. Gerçekte vernik üreticileri bile en iyi verniğin dış cephelerde ömrünün altı ila on iki ay olduğunu bildirmelerine karşın, Safranbolu’da birçok yapı adeta rekonstrüksiyon yapılmışçasına, bütün patinası kazınarak yenilenmektedir.

 
HK restorasyonunda, herhangi bir ahşap eleman ciddi oranda kesit kaybetmedikçe yenisi ile değiştirilmedi; çok iyi bir şekilde emprenye edilerek korundu. Yapının bozulmamış kerpiç dolgusu olduğu gibi korundu. Sıva konusunda yaklaşımımız ise yapıdan alınan perdah örneklerinin malzeme analizlerinden sonra bulunan özelliklerine göre yeniden üretilmesi ve uygulanması şeklinde olmuştur. Kireç ve kumdan oluşan perdah, organik elyafla ve bezirle takviye edilmişti. Bu arada kullanılan kumun çay kumu değil, sel yataklarında oluşan halk arasında “eşek kumu” olarak isimlendirilen kum olduğunu öğrendik ve onu kullandık.Yazıyı yaşadığımız bir olayı aktararak adeta bir anekdotla bitirelim. Komşulardan biri arkadaşına bizim yaptıklarımızı anlatırken “ Konağı bir yıldır tamir ediyorlar, ama hala eski” demiş. Bu bizim doğru yolda olduğumuzun en büyük kanıtı.

 

Bir Ev Aldık; Hayatımız Değişti*

İbrahim Canbulat, Y. Mimar

Meraklısı 1990’ların Safranbolu’sunu bilir. Şimdi de ol uğu gibi tarihi merkeze gidişte Turing ve Otomobil Kurumu’nun büyük bir ileri görüş ve sorumlulukla satın alıp otel yaptırdığı Havuzlu Asmazlar Konağı bir yol ayırımını belirler. Bartın’ a sapmayıp aşağıya Çarşı’ya yöneldiğinizde hemen hemen hiç değişmeden, 17. Yüzyılın izlerini taşıyan eski sokaklar, bunlara çıkmalarıyla göz kulak olan beyaz badanalı evler, evler, evler…

Safranbolulu daha turizm nedir bilmiyor, turizm işine soyunanlara da pekiyi gözle bakmıyordur. Eğer geziniz pazarın kurulduğu Cumartesiye denk gelmediyse, çevrede pek kimse de yoktur. İşte öyle bir günde eşiniz, ben buradan bir ev alacağım diye tutturur. Önüne kattığı biri leriyle sokak sokak dolaşıp ev arar. Nasıl olsa geçer dü­şüncesiyle, olayı “Olur Karıc’ım” diye geçiştirme çabası. Ama hiç de öyle olmaz, içini bile göremediğimiz bir evi beğenir ve “Alacağız” diye karar oluşturur. Kapıya yapıştırılmış “Satılık” yazısının altındaki telefon numarası İstanbul’dan. Verilen numarayı aradığımızda mal sahibinin, sabahları – sahne bu kez de ’90’ların başında İstanbul – Şişhane’de THY otobüs ter­minalinin önünde poğaça sattığını öğrenirsiniz. Aralıklı olarak üç ay süren pazarlık sürecinde sabahları Şişhane Meydanı’nda epey poğaça tüketilir. Evin içi bile görülmeden satın alma işlemleri vekâletname ile tamamlanır.

Kötü sürpriz; bizim kutu gibi diye düşündüğümüz evin bize satan aile tarafından bilinçsizce bir beton yığını haline sokulduğunun anlaşılmasıdır. Bu arada, mahallelinin anlattığı gömü bul­ma hikâyesi. Sözde evi satın alanlar çok kısa bir çalışmanın ardından gömü bulup, hemen kapağı İstanbul’a at­mışlarmış. Bu olayın arkasındaki gerçek, köyden kasabaya, kasabadan kente sürecek ve hala sürmekte olan büyük göçün sonucu, bulunduğu çevreyi bir türlü benimseyemeyen insanlar; bir de satın alınmış olan evin delik deşik edilmiş döşemeleri, bacaları ve hatta kapısı. Röleve ve yeniden tasarımlama çalışmaları sürerken mahalleli kucak açar. Akşam yorgunluk çayları ve yanında ikram edilen su börekleri, ev boş kaldığında göz kulak olmalar ve işler ilerleyince bu çocuklara nazar değer deyip, saçağa koç boynuzları asmalar; sizi Safranbolu’nun sıcaklığına sarıverir.

Evin bizi en çok etkileyen tarafı cephesindeki kalem işleriyle Türkiye’ de örneği az kalmış bir yapı olması; yoksa ahım şahım bir şey değil. İlk yapılacak, tüm beton ve tuğlanın sökülüp atılması ve sonra yapının okunması. İşte bu noktadan başlayarak halâ adı konmamış ev konuşmaya başlar. İçine kâgir iki daire yerleştirilmiş bulunan ‘Ha­yat’ iki kat yüksekliğinde ve evin en renkli mekânlarından biridir. Bu arada tavanlar, ocak ve lambalarının isinde, geçmişin bütün izlerini size bir bir aktarır, özgün mekân or­ganizasyonunun bütün ipuçları verir. Bahçedeki uyduruk samanlığın evin depreme direncini sağlayan, olmazsa olmaz beden duvarlarından bi rinin taşlarıyla yapılmış olduğunu anlarsınız. Bizim önce ailenin kadınlarının isim­lerinden ürettiğimiz “GülNur Konak” adı artık fazla iğreti durmaya başlar. Ev Safranbolu’da adet olduğu veçhile yapanın adıyla kütüğe zaten işlenmiştir “Macunağası İzzet Efendi Konağı”.

 

Restorasyon çalışmaları başlayınca büyük bir şaşkınlık yaşanır, çünkü evin içinde, dışından daha çok kalemişi bulunmuştur ve 5–6 kat badananın altında, gün ışığına çıkarılmayı bekle­mektedir. Restorasyon sürecinin en zor tarafı kalemişlerini çıkarmak ve korumaktır. Bilenler bilir, kalem işleri 5–6 kat çeşitli dönemlerin kimyası ile yapılmış badananın altında ama kerpiç ve çamur sıvanın üstündedir. ODTÜ laboratuarlarında yapılan analiz sonucunda anlaşılır ki, kalem işleri günümüze kadar kalabilmiş benzersiz bir freskodur. Bizim başımıza bu dertleri saran Gül, İstanbul’dan gelip giderek tam üç yıl badanaları kazır, altından çıkan allı yeşilli, hem buharlı hem yelkenli gemileri buldukça çığlıklar atar. Bu arada evin tarihiyle ilgili en önemli belge de kalem işleri arasından kendini gösterir 1266 Hicri (1849 – 50 Miladi). Doğaldır ki bu, kalem işlerinin yapıldığı tarihtir. Özgün yapı çok daha eski olmalıdır. Gerçekten de arakat üst kat­tan daha yalın ayrıntılarıyla en az bir 50–60 yılın daha yaşamışlığının belgesidir. Bahçe düzenlemesi başlayınca da yangın yemiş, kızarmış ve çatlamış taşlar yapının tüm öyküsünü açıklar. En az 200 yıllık bir Safranbolu Evi: Küçük ama çok zevkli bir mekân organizasyonu ve kalem işleri ile bezenmiş. Özellikle sofada bulunan buharlı ve yelkenli gemileri Fotoğraf Sanatçısı Ersin Alok eşi bu­lunmaz örnekler diye belirtir ve yayınlanmamak kaydıyla kendi arşivi için bir kaç kareye saklar. Biz de hala yayınlayamadık. Birini bu yazıda sizinle paylaşmak istiyoruz.

 

Evin restorasyonu sonunda 2000’de biter. Aralıklı olmakla birlikte tam 8 yıl. Kim bilir İstanbul – Safranbolu arasında kaç sefer yapıl­mıştır. Bizim için en önemli gelişme 2001 yılında Altın Safran Film Festivali çerçevesinde eve “En İyi Korunan Safranbolu Evi” ödülünün verilmesi olur. Bu, yaşamımızda da en önemli değişik liği tetikleyen etken olacak tır. Bir haftasonu evi olarak planlanan Macunağası İzzet Efendi Konağı bizi içine çeker. Hafta sonu bazen 7 gün olur, bazen 10. Sonra 2002 yılında kesin karar verilir ve çocuklar İstanbul’da bırakı lıp Safranbolu’ya göçülür. Geliş o geliş. Macunağası İzzet Efendi Konağı, dostları mız sayesinde hiç boş kalmaz. Artık bütün enerjimiz, UNESCO Dünya Mirası olan Safranbolu için karınca kararınca katkı sağlamak, korumanın bilinçli yapılabilmesi için fikir üretmek, örnek ve belge yaratmak için harcanacaktır. Sonradan alınan bir samanlık restore edilir ve “Zamanlık” olur. Topu topu 30 metrekare olan bu mekânda, akıp giden zamanın değerini daha iyi anlatabilmek için sergiler açılır, seminerler düzenlenir.

Geçen 10 yılda Safranbolu çok değişmiştir. Turizm Safranbolu’nun en önemli ekonomik işlevi haline gel­miştir, ama büyük sorunları da birlikte getirmiştir. Safranbolu daha ayrıcalıklı bir konumda olması gerekirken çoğu günü birlikçi büyük bir kitle turizminin baskısı altın da kalmıştır. 5–6 odalı ko­naklara sofa, sergen, eyvan gibi bütün ortak mekânlar bozularak 9–10 yatak odası yerleştirilir. Her odaya banyo – tuvalet sokulur, evlerin mekânsal organizasyonları tümüyle bozulur. Burada da durulmaz satın alınıp otel haline getirilen konaklar imkân bulunursa birbirine ekle nir, adları bir kalemde silinip numaralanır.

Gülevi’ne Doğru

Bir gün turizm işi yapan bir arkadaşımız otelini bize satmayı önerir. Bu arada Gül’ün de kazıyacak duvarı kalmamıştır ve kendine iş aramaktadır. Restorasyon artık bizim için bir uzmanlık alanı olmakla birlikte, turizm bilinmeyen bir dünyadır. Bunların üstüne Safranbolu’ da yapılan turizmin yetersiz bulunması da eklenince karar verilir ve adının daha sonra Hacımemişler Konağı olduğunu öğreneceğimiz ve1994’den beri otel olarak iş letilen konak satın alınır. Konağın 1992 yılında Kültür Bakanlığı tarafından çatı ve cephe yenilemesi yapılmış, 1994 yılında ise otel olarak restore edilmiştir. Ancak bi­na boşaltılınca durumun cid diyeti anlaşılır. Korktuklarımız bizim başımıza gelmiştir. Konak geçen 10 yılda akıl almaz bir tahribata uğramıştır. 5 odalı olan konağa 7 yatak odası ve bunların banyo – tuvalet sokulmuş, arkasına konağın kendisi kadar kaçak bir ek bina inşa edilmiş, zemin kat duvarları daha büyük alanlar elde etmek için yıkılmıştır. Hemen işletmeye alınacağı düşünülen konağın bir kez daha restore edilmesi gerekmektedir. İşletme ekonomikliği açısından 5 odanın yeterli olmayacağı düşünülür komşu parsel olan Betenler Konağı satın alınır. Bu kez de Safranbolu’da konuklarınızın sürekli değişik yemekler bulamadık­larından yakınmaları, yapı programına bir de restoran eklemeyi zorunlu kılar. Arkasından da restoranın gereksindiği mutfağın yapılabileceği geniş bir bahçesi olan Gökçüler Konağı satın alınır. Birbirine komşu toplam1 500 metrekare alanda 16 odası, restoranı, okuma odası, bar ve kafesi ve de Gökçüler Evi’nin en az 50 kişinin sı­ğabileceği seminer salonu olmaya uygun 70 metre kare ahırı ile birlikte toplam 1 200 metre kare kapalı alan. Projelendirme süreci başladığında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın proje hibesi olarak verdiği 57 000 TL bir rüya kadar inanılmazdır. Projeleri 2005 yılı sonunda Ankara Koruma Kurulu’ndan yeşil ışık görür ve restorasyon süreci başlar. İlk hedef Hacımemişler Konağı’nı bitirmek ve işletmeye almaktır. Hacımemişler Konağı’na sonradan eklenmiş iki yatak odası sökülür, kaçak olarak yapılan yaklaşık 100 metrekare beton yığını kırıcı kullanılarak parçalanır ve atılır. Bu arada önemli bir keşif yapılır. Konağın eski bir yangın sonucu terk edilen yakla şık üçte birine ait temeller ve yanık ahşap yapı elemanları toprak altından çıkar. Bu buluş konağın aksak mekân yapısını anlamamıza olanak sağlayacaktır. Geçen on yılda detaylandırma ve yoğun kullanım sonucu bü tün ıslak hacimler çürümüş­tür. O kadar ki, üzerlerine atılan ikinci kat beton da artık çökmek üzeredir. Bu kez de konağın içinden önemli mik tarda beton kırılıp atılır. Zemin katta büyük mekânlar elde etmek için yıkılan duvar­lar ve bir tonoz yeniden moloz taşla örülür ve konak öz gün mekân organizasyonuna kavuşur. Sıra gelmiştir donatı ve dekorasyona. Bu konuda çağdaş yaşamın gereksinimleri tam olarak sağlanacaktır. Termostatik kontrollü ısıtma sistemi ve daha sonra iklimlendirici, odalarda telefon, kablosuz internet bağlantısı ve modern banyolar. Ancak odalara kesinlikle televizyon ve minibar konulmayacaktır. Ek yatak asla. Odalar elişi atlas yorganlara sarılıp iş­lemeli tavanların, kadife kaplı sedirlerin, beyaz iş perde lerin yarattığı büyülü atmosferde başka bir zamana yol­culuğa çıkmanızı sağlamak için en ince ayrıntısına kadar planlanmıştır. Geçmişte olduğu gibi şimdi de her oda diğerinden farklı olmak zorundadır. Afgan – Türkmen halıları dekorasyon bittikten sonra özellikle seçilerek yer­leştirilir. Yatak odalarının tasarımı önemli bir sorun değildir, ancak hizmet alanlarının nasıl dekore edileceği çetin bir konudur. Osmanlı evinde mobilya bulunmamaktadır. Ancak bir otelde lobby, reception, café, bar gibi alanlar yeni işlevin getirdiği mobilyaları zorunlu kılmaktadır. Artık kimseye yer sofrasında yemek yediremezsiniz. Bu noktada Osmanlı’nın son dönemlerinde mobilyanın nasıl kullanıldığı araştırılır. Horhor tarzı olarak adlandırdığım Tonet taklidi mobilyalardan köşe bucak kaçılacak tır. Konağın eski sahipleri olan Memişoğlu Ailesi’nin büyüklerine başvurulur. Konağı On Dokuzuncu Yüzyıl sonunda belki de yangından sonra elden geçiren Mehmet Şükrü Efendi’nin manifaturacılık yaptığı, bir ayağının İstanbul’ da olduğu öğrenilir. Hacımemişler Konağı’ndaki Yirminci Yüzyıl başına ait bi çem, ondan mirastır. Yaklaşık bir tarihte bulunur: 1900 – 1920 arası. Tüm mobilyalar İstanbul’daki Avrupa öykünmesinin 100 yıl sonraya sa rarmış fotoğraflardaki izleri sürülerek yeniden tasarlanır ve üretilir. Aynı dönemden kalan antikalar alınır dekorasyona katılır. Yeni işlevle özgün mekân arasında önemli farklılıklar varsa biraz da bu farklılık abartılacak şekilde çağdaş çözümler ve malzeme kullanılır; modern den kaçılmaz. At ahırında Aquarius Café, ya da ailenin yükte hafif pahada ağır var­lıklarını yangından, hırsızdan koruyan kasa dairesine yapı lacak Bar nasıl olmalıdır? Üç binanın birden bitmesi beklenmeksizin, restorasyonu tamamlanmış bulunan Hacımemişler Konağı işletmeye alınır. Turizm işletme­sinin adı Gülevi olacaktır.

Gülevi, Eski Merkez’ de özel konumu nedeniyle Safranbolu’yu bir resim gibi gözlerinize sunacak, huzur ve keyfi, Osmanlı sadeliğini ve asaletini günümüze taşıyacak, keyif ve kaliteyi birinci planda tutan bir sığınak olacaktır. Gülevi, şehirden ve stresten kaçan, yoğun şehir temposundan sonra kültürel ve tarihi bir dokuda huzur ve mutluluk arayışı içinde olan konuklarına unutulması zor, keyifli anlar yaşatmayı amaçlamalıdır. Hacımemişler Konağı’n­da şu anda biri Başoda olmak üzere toplam beş oda bulunmaktadır. Konaklama hizmeti oda + kahvaltı olarak verilmekle birlikte, özel grupların arzularına bağlı olarak, Saf ranbolu yemeklerinden oluşan mönülerle akşam yemeği de sunulabilecektir. Bu yıl (2006) Mimarlar Odası, Macunağası İzzet Efendi Ko nağı Restorasyonununa iki yılda bir düzenlediği Ulusal Mimarlık Ödülleri ve Sergisi kapsamında Koruma ve Yaşatma Dalında ödül verdi. Bu ödül şu ana kadar yaşanan bütün yorgunlukları unutturuyor. Yapılanların doğru olduğu konusunda kanımızı doğruluyor. Buradan görev çıkartıyoruz: belli ki, Safranbolu’da daha yapacak çok şey var…

*Bu yazı Mesa ve Yaşam, Sayı 38, Ocak – Şubat – Mart 2007, sayfa 7-10’da yayınlandı.

http://guleviSafranbolu.com

Safranbolu 4 Konak

İbrahim Canbulat, Y. Mimar

Bu sunumda, 1993 yılından beri Safranbolu’da restorasyonunu gerçekleştirdiğim 4 konağı tanıtacağım ve Safranbolu özelinden hareketle Osmanlı konaklarının yapısal sorunlarını tartışacağım. Bu konakların üçünün restorasyonu tamamlanmış bulunmaktadır. Macunağası İzzet Efendi Konağı konut, Hacımemişler Konağı ve Betenler Konağı otel olarak restore edilmiştir ve kullanılmaktadır. Gökçüler Konağı’nın ise yine otel olarak hazırlanan restorasyon projesinin uygulaması sürmektedir. Dört konağın da bulunduğu Çeşme Mahallesi’nin 18. yüzyılda ortaya çıktığı, 19. yüzyılın ortalarında ise önemli bir yangın geçirdiği biliniyor. Hemen dört konağın tamamında, devşirilmiş yanık ahşap parçalar kullanılmıştır. Bu nedenle konakların yaklaşık 160 yıl önce, bir mahalle yangını sonrasında, yeniden ayağa kaldırıldığı kanısındayım. Macunağası İzzet Efendi Konağı’ndaki rozete ve diğer konaklarda yapılan dendrokronoloji çalışmalarına dayanarak bunu kanıtlayabiliyoruz. Konakların dördünün de geçen 160 yıl içinde, zamanın tahribatına uğramış olmakla birlikte, bundan daha önemlisi son yirmi – otuz yıl içinde gördükleri insan tahribatıdır. Konakların tamamı 40 – 60 yıllık dönemlerle çeşitli tadilat ve onarım görmüş bulunmaktadır. Yaklaşık 2 nesle karşı gelen bu dönemlerde, konaklar döneme ve sahiplerinin sosyoekonomik özelliklerine bağlı olarak yenilenmişlerdir. Bunları korunması gereken önceki dönemler olarak belirtmek gerekir.

Safranbolu konakları bilindiği gibi, moloz taşla örülmüş zemin kat üzerinde, içi çeşitli malzeme ile doldurulmuş genellikle sarıçamdan (daha az olarak karaçam ve köknar) ahşap iskelet taşıyıcılı 2 kattan oluşmaktadır[1].

 

Macunağası İzzet Efendi Konağı[2] (1849–50[3])

19. yüzyılın ortalarında Sarayda macunağalığı[4] yaptığı tahmin edilen İzzet Efendi’nin görgüsü ve varlığıyla yaptırdığı küçük, ancak gerek mekân yapısı gerekse freskolarıyla[5] öne çıkan bir Osmanlı konağıdır. Yapıya zamanın yıpratmasından daha çok 1990ların başında o zamanki sahipleri olan 3 kardeşin yaptığı kaçak tadilat zarar vermiştir. Konağın 2 kat yüksekliğindeki hayatı kapatılarak, yapıya 3 ayrı daire yerleştirmeye çalışılmıştır. Mahallelinin şikâyeti üzerine, tadilat tamamlanamadan yapı terk edilmiş, bir süre sonra da şimdiki sahiplerine satılmıştı. Restorasyon projesinde konağın, konut olarak kullanılması amaçlandı. 1994 yılında başlayan restorasyon, özellikle freskoların korunmasında gereken yoğun emek nedeniyle ancak 2001 yılında tamamlanabildi.

Yanlış tadilat nedeniyle tahrip olan ahşap iskelet, Eskipazar ormanlarından temin edilen sarıçam elemanlarla, Bolu’da basınç altında emprenye edilmelerinden sonra tamamlandı. Konağın dağılmamış kerpiç dolgusu tam olarak muhafaza edildi. Kaybedilmiş ya da briket ve tuğla ile gelişigüzel yapılmış dolgu ise temizlenerek, hafif gaz beton bloklarla tamamlandı[6]. Özgün yapıda çamur sıva üzerinde perdah kullanılmıştı. Çamur sıvanın kaybedildiği yerlerde kireçli sıva yapıldı. Sıva üzerine ise ODTÜ, Mimarlık Fakültesi, Restorasyon Laboratuarları’nda analiz edilen örneklerden hareketle, üretilen perdah[7] uygulandı.

Restorasyonun en zor bölümü analiz sonrası fresko tekniğiyle yapıldığı anlaşılan kalemişlerinin korunması oldu[8]. Özellikle dışta, yer yer dağılmış bulunan freskolar durumuna göre ya yerinde yapıştırıcı enjekte edilerek, ya da bez üzerine alındıktan sonra sağlamlaştırılan zeminine yapıştırılarak korundu. İçerde ise farklı yapıda 5 – 6 kat badana ile kapatılmış bulunan freskoların elle kazınarak ortaya çıkarılması gerekti[9]. Farklı dönemlerin, farklı yapıdaki badanalarının, kimyasallarla temizlenme olanağı bulunmadığı denemelerle anlaşılmıştı.

 

Hacımemişler Konağı[10] (1855[11])

Dört konağın da yerleştiği Çeşme Mahallesi’nin üst gelir grubunun oturduğu bir semt olduğu biliniyor. Hacımemişler Ailesi, iplik ve tekstil ticareti yapmaktaydı. Restorasyon sırasında gerek bahçede yapının devamında bulunan kalıntılarından, gerekse yapıdaki artikülâsyon bozukluğundan konağın yaklaşık üçte birinin yangın sonrası ayağa kaldırılmadığı anlaşılmıştır. Kapı, pencere tiplerinden ve kornişlerden yapının 20. yüzyıl hemen başında önemli bir çağdaşlaşma tadilatı[12] geçirdiği anlaşılıyor.

1990ların başlarında yapı el değiştirmiş, Safranbolu’nun ilk konak otellerinden biri olarak restore edilmiş ve yaklaşık 10 yıl işletilmişti. Bu 10 yılın getirdiği tahribat, 150 yılın getirdiği zaman tahribatının çok üzerindedir. Hacımemişler Konağı bu nedenle Safranbolu’da sayıları giderek artan konak oteller için bir laboratuar durumundadır. Hacımemişler Konağı’ndaki otel olarak işletmenin getirdiği bozulmaları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Resepsiyon, lobi ve kahvaltı salonu gibi büyük alanlara ihtiyaç duyulması nedeniyle zemin katlarda yapılan açmalar: Gerçekten de, Hacımemişler Konağı’nın zemin katındaki taş duvarlar gelişigüzel kemerlerle açılarak büyük bir ortak alan yaratılmış ve özgün yapıda olmayan pencereler yerleştirilmişti. Daha da önemlisi Safranbolu’da çok az örneği bulunan yangın odasının yalaz geciktirme amacıyla yapılan dehlizi yok edilmişti.
  • Aşırı yatak sayısı ve her odaya banyo ve tuvalet sokma zorunluluğu nedeniyle ıslak hacimlerde görülen çürüme ve bozulmalar: Safranbolu’da geçmişte aile büyüklüğü 5 – 6 kişi iken, bugün hemen tüm konak otellerde ortalama 7 – 8 odada, yaklaşık 20 yatak kapasitesi yaratılmaktadır[13]. Hacımemişler Konağı’nda oda olması olanaksız 2 odasının eklenmesiyle 7 odada 20 yatak kapasitesi elde edilmişti. Bu uygulama yapının arkitektoniğini bozduğu gibi, yanlış çözüm ve yoğun kullanım nedeniyle tüm ıslak hacimler çürümüş ve bazıları çökmüş bulunuyordu.
  • Kazan dairesi, personel odası ve depo gibi amaçlar için yapılan kaçak ek yapılar: Konağa bitişik olarak inşa edilen ve bir kısmı yer altında bulunan betonarme kaçak yapının neden olduğu strüktürel problemler önemli bir sorun yaratmaktaydı[14].

Bugün otel olarak kullanılmakta olan konağın kapasitesi 5 oda ve 10 yatak olarak belirlenmiştir. Restorasyonun kısa bir sürede tamamlanacağı düşünülürken, sorunların başlangıçta tahmin edilemeyen boyutu nedeniyle, yaklaşık 18 ay sürmüştür. Önemli sorunların başında, makine ile yıkma yapılamaması nedeniyle, kaçak yapının elle kırılması ve hafriyatın taşınması olmuştur. Açılan duvarlar ve pencereler bahçede bulunan moloz taş ve kireç harcı kullanılarak kapatılmıştır[15].

Hacımemişler Konağı restorasyonunun örneklemeye değer kazanımı, ıslak hacimlerde kullanılan çözümdür. Bugün ahşap yapılarda ıslak hacimler, genellikle ahşap iskelet sistemi aralıklarına sokuşturularak dökülen beton plaklarla çözülmektedir. Betonarme süngersi bir dokuya sahiptir ve ahşapla karşılaştırıldığında ısı iletim değeri yüksektir. Bu iki nedenle tam ahşap elemanlarla eklemlendiği noktalarda rutubet paketçikleri oluşmakta ve bunlar mantarlar için çok iyi habitatlar olmaktadır. Sonuçta, betonarme plakların tutunduğu ahşap elemanlar kısa zamanda çürümektedir. Hacımemişler Konağı’nda karşılaşılan beklenmeyen durum, işte bu çürümeler olmuştur. Açma sırasında yaklaşık 5 yıl önce çürüme nedeniyle çöken plağın üzerine yeni bir plan döküldüğü bunun da hemen hemen çökme aşamasına geldiği tespit edilmişti. Konak betonarme eklemelerden tümüyle temizlenmiş ve ıslak hacimler, üzerleri cam elyaf takviyeli polyester kaplı, hariçte suya dayanıklı kontrplaklarla yapılan tekneler üzerinde çözülmüştür.

 

Betenler Konağı (1859[16])

Betenler Konağı daha sonra Safranbolu’ya yerleşen Kudüs Kadısı Şükrü Efendi tarafından yaptırılmıştır. Bahçe içinde bulunması nedeniyle konaktan çok köşk tipolojisine sahiptir. Süssüz ve öne çıkmayan, buna karşın tipik Osmanlı konağı plan şemasına sahip bulunmaktadır. Önemli özelliklerinden biri harem ve selamlığın iç kapılarla etkin bir şekilde ayrıştırılmış olmasıdır. Bu yapı da yaklaşık geçmişte en az 2 kez tadilat görmüş olmalıdır. 1930lara tarihlendirilen tadilatta bir önceki dönemin odalara köşelerden girilerek elde edilen barok üsluptaki plan şeması bozulmuş ve yapı, kübik diyebileceğimiz şekilde yalınlaştırılmıştır.

Betenler Konağı’nda görülen en önemli bozulma son 20 – 30 yılda hemen bütün Safranbolu konaklarında olduğu şekilde izinsiz olarak yapılan tadilattır. Konağın o zamanki sahibi olan ebeveynin ölümü sonrası, yapı iki kardeş tarafından iki daire elde edilecek şekilde yatayda ve düşeyde paylaşılmıştı. Özellikle yeni mutfak ve ıslak hacim çözümleri, yapının en çok tahrip edildiği noktalardır. Bir de “yeni gelin penceresi” ya da “asri pencere” diye isimlendirilen büyük pencerelerin açılmasıyla konak tanınmaz hale gelmiş bulunmaktaydı.

Safranbolu konakları iki noktadan eskir. Biri baca çevresinden çürüme, ikincisi gusülhane atık suyunun sıvılaştırdığı noktalarda temel çökmesidir. İnsan tahribatına ek olarak her ikisi de yapıda görülmekteydi. Safranbolu tarihi merkezi (Çarşı) kanyonlara kurulmuştur. Kanyonların özgün toprak yapısı hiçbir şekilde kültür bitkileri yetiştirmeye uygun değildir. Atalarımızın şu anda Safranbolu tarihi merkezinde göreceğiniz tüm toprağı, öküz ve develerle taşıdığı biliniyor. Moloz taşla örülen setlere doldurulan toprak sürekli olarak erozyona uğramaktadır. Bunun doğal sonucu olarak Betenler Konağı’nın zemin katı hemen yarısına kadar toprak altında kalmıştı. Bütün bunlara ek olarak, Betenler Konağı’nda Safranbolu konaklarında görülen tipik strüktürel sorunlar da bulunmaktaydı. Bilindiği üzere Osmanlı konakları 18. yüzyıla kadar zemin ve 1 kat olarak yapılmaktaydı. 18. yüzyıldan başlayarak yapılan 2. katlarla, 1. katların strüktürel bağı hep sorunludur. Ayrıntılarını sonraki bölümde tartışacağım. Betenler Konağı’nda da tipik olarak çatı ve 2. katın yükleri kolon kiriş sistemiyle zemine aktarılamamıştır. Bunun sonucunda 2. kata çıkan merdivenin bulunduğu alanda yaklaşık15 cm. çökme oluşmuştu.

Betenler Konağı’nın restorasyonu iki dönemde toplam 18 ay sürdü. İlk olarak erozyon sonucu oluşan toprak yapıdan uzaklaştırıldı. Toprak altında kalan ve basınç nedeniyle çöken taş duvarlar onarıldı. Sonradan yapılan büyük pencereler söküldü ve iskelet sistem özgün durumuna getirildi. Çöken bölüm hidrolik krikolarla kaldırılarak askıya alındı ve altına ek bir kiriş yerleştirilerek sağlamlaştırıldı. Dolgu olarak bu yapıda da hafif gaz beton bloklar kullanıldı. Bu yapının restorasyonunda öncekilerden farklı olarak tümüyle çamur sıvaya dönüldü. Sıva filesi üzerine uygulanan çamur sıvanın tek sorunu aşırı derecede yumuşak olması ve darbelere dayanıksızlığıdır. Çamur sıvanın üzerine, analiz edilen özgün örneklerinden hareketle üretilen perdah uygulandı.

Bu yapıda özellikle belirtmem gereken konu, “asri pencere” yapmak için sökülen tüm özgün pencere kasalarının çatı arasında bulunmuş olmasıdır. Özellikle, üst kat sofasının dışarıya açıldığı ve 1930larda çekilen bir fotoğrafta görülen 3 adet neogotik pencerenin bulunuşu restorasyon sürecinde unutulamayacak en mutlu anlardan biridir. Aynı şekilde, çatı arasında bulunarak yerlerine yerleştirilen 5 adet çardak penceresi diğer bir mutluluk nedeni olmuştur. Özellikle, Safranbolu konaklarında çardakların birer iç balkon özelliği taşıdığını biliyoruz. Yerlerine yerleştirilen 5 adet kasada geçmişte hiçbir şekilde kara kapak ya da pencere çerçevesi uygulamasının izine rastlanmamıştır. Kasalarda yalnızca top olarak isimlendirilen özel kafes çözümü bulunmaktadır.

Yapıda karşılaşılan en ciddi sorunlardan biri de boya sökme işlemi olmuştur. 1950lerde Safranbolu konaklarına giren yağlıboya yaklaşık 60 yıllık süreçte farklı kimyasallarla yapılmış olmalıdır. Bu nedenle yalnızca ısıtarak mekanik söküm yeterli olamamış, zaman zaman boya sökücü kimyasallar, bazen de ikisi birlikte kullanılmıştır.

 

Gökçüler Konağı

Gökçüler Konağı diğer üçünden daha büyüktür. Gökçüler Ailesi’nin geçmişte orman ürünleri ticareti yaptığı biliniyor. Bu yapı da zemin artı 2 kattan oluşuyor. Yapıda hem zamanın getirdiği tahribat, hem de 1990lı yıllarda bir “alamancı” tarafından alınıp, Almanya öykünmesiyle gerek çatısının, gerekse iç düzeninin bozulması görülmektedir. Bir de bunlara, komşu parselde yapılan yanlış hafriyatların neden olduğu oturuşmanın getirdiği sorunlar eklenmektedir. Zemindeki çökme nedeniyle, bilinçsizce, yapının güney doğusuna betonarme bir payanda yapılmış. Bu, ağırlığıyla yapıyı daha da aşağı çekmiştir.

Yapı üzerinde 2009 yılında çalışmaya başladık. İlk işimiz, komşu parselin oluşturduğu zemin problemine çözüm olarak istinat duvarlarının yapımı oldu. 2010 ilkbaharıyla birlikte çatıdan başlayarak yapıya gireceğiz. Zemini kanyonun eğimine olduğu gibi uyan ve yaklaşık80 m2 taban alanı olan ahır bir konser ve seminer salonu olarak düzenlenecek, üst katlarda ise 6 yatak odası bulunacaktır. Restorasyonun beklenmedik sorunlarla karşılaşılmazsa yaklaşık 12 ay süreceğini tahmin ediyoruz.

Yukarıda İÜ, Orman Fakültesi, Dendrokronoloji Laboratuarı ile birlikte konakların yaşlarını belirlediğimizi aktardım. Çalışmaya daha da önemli bir boyut kazandırdık. Gökçüler Konağı’nda 15 ayrı noktadan örnekler topladık. Laboratuar çalışmasının sonunda konağın zaman içinde nasıl şekillendiğini belirlemeye çalışacağız. Bu araştırmayla, bugün en eskisi 18. yüzyıldan kalan örnekler üzerinden, Osmanlı konakları için tipoloji çalışması yapmanın zorlukları aşılmaya çalışılacaktır. Kanımca, dendrokronoloji yöntemiyle ayakta kalabilmiş ve yanlış restore edilmemiş Osmanlı konaklarının içindeki 17. yüzyıl belki de daha önceki dönem kalıntıları bulunacaktır. Biz, bu çalışmayla Gökçüler Konağı içinde -eğer mahalle yangınında tümüyle kaybedilmediyse- 18. yüzyılda yapılan ilk konağı bulmaya çalışacağız.

Konaklarının Yapısal Sorunları[17]

Safranbolu konaklarında duvar duvar üstüne gelmeme sorununa sıkça rastlanmaktadır. Aynı şekilde bugün rasyonel bir çözüm olarak gördüğümüz merdiven merdiven üstüne gelmesi[18] şeklindeki çözüm de, Safranbolu konaklarında göz ardı edilmiştir. Bu sorunları hemen dört konakta da görmekteyiz. Daha sonra ciddi değişim geçiren Hacımemişler Konağı’nda sorun kolon ve kiriş eklenmesiyle çözülmüştür. Konakların 1. kat tavanlarında, 2. kat duvarlarının ve merdivenlerinin oturduğu yerlerde çökmeler görülmektedir. Başlangıçta belirttiğim mahalle yangınına kadar, Safranbolu konaklarının çatı örtüsünün, pedavra olarak isimlendirilen ince ahşap plaklar olduğunu biliyoruz. 19. yüzyılın sonlarında, Safranbolu’da çatı örtüsü olarak kiremit kullanılmaya başlanıyor[19]. Kaba bir hesapla pedavradan kiremide geçişle Safranbolu konağına 2 – 3 ton ek yük gelmiştir.

Boğazköy’de bulunan ev kalıntısı Osmanlı konaklarının yapı tarzının en az 3200 yıllık bir geçmişe sahip olduğunun kanıtıdır[20]. Bu tipik evi, moloz taşla örülen duvarlar ve üzerindeki tek katlı yapı olarak tanımlayabiliriz. Diğer yandan, Osmanlı konaklarının hayatlı evin gelişmesi sonucunda ortaya çıktığı bir gerçektir[21]. Bir genelleme yapılırsa, Safranbolu konaklarının 1. katı Kuban’ın ileri sürdüğü gibi tam bir hayatlı ev özelliği taşırken, 2. katları orta sofalı (karnıyarık) plan tipine sahiptir. 18. yüzyıla kadar Osmanlı coğrafyasında 2. katın olmadığını biliyoruz[22]. Bugün bizim Safranbolu konaklarını tanıtırken, 1. katı “servis katıdır bu nedenle böyle bir plan şemasına sahiptir” söylemi çok doğru olmasa gerekir. 18. yüzyılda yapımına başlanan 2. katlar batı etkisinin açıkça görüldüğü bu dönemde, barok esinlenmelere maruz kalmıştır. Safranbolu konaklarında sıkça rastlanan strüktürel sorunların nedeni, 2. katların kristal plan şemasıyla, hayatlı evin gelişimiyle ortaya çıkan 1. katların üzerine, olduğu gibi oturtulmuş olmasıdır. Safranbolu konaklarında çoğunlukla karşılaşılan duvar duvar üstüne gelmemesi sorunun nedeni bu olmalıdır.

Devamla, yalnızca bir yüzyıllık süreçte, verneküler mimarinin dayanağı olan sınama-yanılma süreci işleyememiş, zemin artı 2 katlı Osmanlı konağı strüktürel kusursuzluğa ulaşamamıştır.

http://www.guleviSafranbolu.com


[1] Safranbolu konakları için ayrıntılı bilgi: Günay, R. (Çev. Ç. Birkan), Tradition of the Turkish House and Safranbolu Houses, YEM, İstanbul, 1998. Safranbolu tarihi ile ilgili olarak: Yazıcıoğlu, H., Küçük Osmanlı’nın Öyküsü / Safranbolu Tarihi, Şa-To Türkiyat, İstanbul, 2001,

[2] 2006 Ulusal Mimarlık (Koruma ve Yaşatma) Ödülü, 2001 yılı Safranbolu Belediyesi En İyi Korunan Ev Ödülü

[3] Konağın başodasında bulunan rozette 1266 (hicri) tarihi okunmaktadır. Ay bilinmediği için bu tarih miladi 1849–50 yıllarını karşılamaktadır.

[4] Osmanlı sarayında baş vezire bağlı olarak çalışan macun ağası, ekibi ile birlikte sultan için macun ve ezme yapardı.

[5] ODTÜ restorasyon laboratuarlarında yapılan araştırmada kalem işlerinin perdah yaşken yapıldığı ve bu nedenle fresko özelliği gösterdiği belirlendi.

[6] Bir yerel malzeme olarak kerpiç ekonomikliği yanında iyi ısı geçirimsizliği özelliğine sahiptir. Buna karşın, ağırlığı ve sürekli hareket eden iskelet içinde aşınarak boşalması nedeniyle uzun dönemde sorun yaratmaktadır. Kerpice hafif gaz beton blokların çağdaş seçenek olabileceği düşünüldü. Ahşap iskelet sistemi ile bağlantısı çözüldü ve kireç sıvalarla aderansının iyi olduğu görüldü. Ankara Koruma Kurulu’nun görüşü alınarak kullanıldı. Geçen 15 yılda bir sorun görülmemiş olması, uygulananın doğruluğunu kanıtlamaktadır.

[7] Asitte erime ve elek tasnifi sonucunda elde edilen kireç ve kum karışımı aynen uygulanırken, bağlayıcı özellikteki yün ve kıl yerine, kıyılmış kendir kullanıldı.

[8] Bu konuda bana SayınAli Çetin İdil danışmanlık yaptı, eşim Gül Canbulat sabırla ve sevgiyle büyük emek verdi.

[9] Kimyasallarla temizleme konusunda TBMM, Milli Saraylar uzmanları denemeler yaptılar. Bazı yerlerde kimyasallar etkili olmazken, bazı yerlerde perdahı bile eriterek istenmeyen sonuç verdiler. Bu nedenle hafifçe ıslatılarak yapılan, elle kazımanın tek çözüm olduğu sonucuna varıldı.

[10] Safranbolu Belediyesi En İyi Korunan Ev Ödülü

[11] İÜ, Orman Fakültesi Dendrokronoloji Laboratuarında Dr. Nesibe Köse tarafından yapılan çalışmalar sonucunda: “ Son ölçtüğümüz halka 1849’a tarihlendi. Ancak kabuğa kadar diri odun kısmında 6 yıllık halka eksik (Teorik olarak çamların diri odunlarında 125 yıllık halka vardır. Bu örnekte kabuk bulunmadığından kabuğa kadar 6 halka eklenerek diri odun halka sayısı tamamlandı.)”

[12] En göze çarpanı başodanın sökülerek sofayla birleşik salona döndürülmüş olmasıdır.

[13] Safranbolu Kaymakamlığı’na ait http://www.safranbolu.gov.tr/dosyalar/oteller_TR.xls sitesinde konak otellerin oda ve yatak sayıları görülebilir.

[14] Bugün Safranbolu’da tescilli binadan en az5 m çekilen ve 4 x10 m taban alanlı müştemilata izin verilmektedir.

[15] Özellikle temizlik nedeniyle bugün Safranbolu’da toprak harçlı moloz taş duvarların, çimento harcıyla tamamlanması ve derzlenmesi çok yaygındır. Buna karşın, kireç harcı ile yapılan tamamlamalar ve derzlemeler, sorunları giderirken, harcın yumuşaklığı nedeniyle duvar örgüsünde çamurla hemen aynı dokunun sağlanmasına olanak vermektedir. Kireç harçla duvar örmek için çivilik olarak isimlendirilen küçük taş parçalarının kullanılması bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.

[16] Aynı şekilde: “Ağacın kesim tarihini 1856+2 olarak verebiliyoruz.”

[17] Süre kısıtlaması nedeniyle, bu bölüm panelde sözlü olarak sunulamadı.

[18] 1. kata çıkan merdivenler genelde yan duvarlardan birine yaslanmakta kata giriş çeperden olmaktadır, merkezi sofa planlı 2. kata çıkan merdivenlerin asıl amacının yapının merkezine çıkış olmasından dolayı, alt katın merdiveninden bağımsız olarak yerleştirilebilmektedir. Mimari olarak doğru bir yaklaşım olsa da, strüktür çözümleri yetersiz kalmaktadır. Sezer, L., A Conservation Proposal in Safranbolu (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), ODTÜ, Ankara, 1979, 5.2.2.1.3. Sezer, ayrıca 2. kata çıkan merdivenlerin daha gösterişli (= elaborate and decorated) olduğunu söylüyor.

[19] Gümüş Mahallesi’nde 1888deki büyük yangından sonra, Kastamonu Valisi Abdurrahman Paşa’nın emriyle Safranbolu’da kiremitlikler kurulmuş ve kiremit kullanımı zorunlu hale getirilmiştir.

[20] Naumann, R., Eski Anadolu Mimarlığı, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1985, ss. 372–3.

[21] Kuban, D., The Turkish Hayat House, Eren, İstanbul, 1995.

[22] Cerasi, M. M. (Çev. A. Ataöv), Osmanlı Kenti: Osmanlı İmparatorluğu’nda 18. ve 19. Yüzyıllarda Kent Uygarlığı ve Mimarisi, YKY, İstanbul, 1999, s. 102.

Gülevi Safranbolu / Bir Kültür Turizmi Projesinin Kuramsal Arka Planı

İbrahim Canbulat, Y. Mimar

21. yüzyıla girerken koruma ve restorasyonun felsefi ve kuramsal altyapısı oluşmuş bulunuyor. Bugün ICOMOS tüzükleri hemen bütün ayrıntıları kurallara bağlamış, ayrıca geçen 160+ yılda[*] korumanın teknik boyutu -sınama yanılma süreçleri de dâhil- belirginlik kazanmıştır. Ancak son 20+ yıldır Kültür Turizmi kaçınılamayacak bir gerçek olarak hızla gelişmesini sürdürmektedir. Bütün dünyada artık kültürel miras ile kültür turizmi marazi bir ilişki içindedir.

Geçen 20 yılda Safranbolu’da 60’ın üzerinde tarihi konak turizm amaçlı olarak restore edilmiş; yaklaşık 1200’ün üzerinde yatak kapasitesi yaratılmış bulunmaktadır. Gülevi Safranbolu projesi bu bağlamda, Osmanlı konaklarının turizm amaçlı olarak restorasyonu konusunda olumlu örnek yaratma amacı yanında, yalnızca konaklama değil, kültür turistinin ilgi alanı içinde olan somut olmayan kültürel miras öğelerini de katarak bir yaşam tarzı yaratma çabasıdır.

Bir yapının restorasyonu kendi başına bile bir sorunsalken, tarihi bir konağı turistik amaçlı olarak işlevlendirmek daha karmaşık süreçleri ve yaklaşımları gerektirmektedir. Bunları katmanlar olarak tanımlamak mümkündür. En alt katmanda uyulması zorunlu teknikler manzumesi olarak “koruma ve restorasyon” bulunmaktadır. Kültür turistinin gözünde restorasyon sürecinin kendisi de, ortaya çıkan yapı kadar değerlidir. Bu nedenle tarihi yapıda restorasyon sürecinin bazı kesitlerinin dürüstçe teşhir ediliyor olması yerinde olmaktadır.

Bunun üzerinde ise –ancak sıkıca bağlantılı olarak- yeni işlev verme ve bu işlevin gerektirdiği fiziksel modifikasyonlar ve eklemeleri gerçekleştirme süreçleri bulunur. Ancak, söz konusu modifikasyon ve eklemeler, tarihi yapının arkitektoniğini hiç bir koşulda bozmamalıdır.

“Tourist Want ‘Authenticity’ but Not Necessarly Reality”[†]: Yıkanmak için mahalle hamamının kullanıldığı geçmiş günlerden geriye kalan kısıtlı yunmalıklara siz bugün banyo–tuvalet işlevi sıkıştıramazsınız. Sıkıştırsanız bile en duyarlı kültür turisti bile ortaya çıkan sonuçtan yakınır. Geçmişte dolaptan çıkarılıp yere seriliveren yer yataklarına bugün hemen kimseyi yatıramazsınız. Hiç bir konuğa zorla ayakkabılarını çıkaramazsınız. Ne kadar kaçınırsanız kaçının hareketli mobilyaları café, bar, restoran, toplantı salonu gibi alanlarda kullanmak zorundasınızdır. Kültür turizmi “experience” turizmi olarak isimlendirilse de, deneyimin ölçüsü hiç bir şekilde çağdaş yaşamın alışkanlıkları dışına taşamamaktadır.

Uzamın bir yer olabilmesi, onunla iletişim kurmaya çalışan kişiye bir mesaj verebilmesiyle mümkündür. Bu mesajlar sosyokültürel süreçler sonucu oluşan konuğun kişiliği ve geçmiş deneyimleriyle şekillendiği kadar, yer’in ona ilettiği mesajların ya da kullandığı sembollerin açık ve doğru olmasıyla kaimdir. Yalnızca, geçmişin mesajlarını bugünün koşullandırmaları ışığında yorumladığımızı unutmamak gerekir[‡]. Alt katmanlara dönersek, yer’in geçmişten günümüze taşıdığı mesajların restorasyon ve yeniden işlevlendirme süreçlerinde silinmemiş olması, çarpıtılmaması mimarın önemli bir sorumluluğudur.

Bütün bu süreçler ancak duyarlı bir tasarım yaklaşımıyla gerçekleşebilir[§].

http://www.guleviSafranbolu.com


[*] John Ruskin. “The Lamp of Memory: I.” Nicholas Stanley Price, M. Kirby Talley Jr. ve Alessandra Melucco Vaccaro (Derleyenler). Historical and Philosophical Issues in the Conservation of Cultural Heritage. The Getty Conservation Institute. Los Angeles. 1996. Sayfa: 42 – 3.

[†] Bob McKercher, Hilary du Cros. Cultural Tourism. The Haworth Hospitality Press.Binghamton NY. 2002: sayfa: 40.

[‡] Melanie Smith. “Space, Place and Placelessness in the Culturally Regenerated City”, Greg Richards (Derleyen). Cultural Tourism – Global and Local Perspectives. TheHaworth Hospitality Press. New York. 2007. Sayfa: 91-112.

[§] Aylin Orbaşlı. Tourists in Historic Towns – Urban Conservation and Heritage Management. E & FN Spon. Londra ve New York. 2000. sayfa: 182-3

Gülevi Safranbolu / Bir Kültür Turizmi Projesinin Kuramsal Arka Planı

İbrahim Canbulat, Y. Mimar

21. yüzyıla girerken koruma ve restorasyonun felsefi ve kuramsal altyapısı oluşmuş bulunuyor. Bugün ICOMOS tüzükleri hemen bütün ayrıntıları kurallara bağlamış, ayrıca geçen 160+ yılda[*] korumanın teknik boyutu -sınama yanılma süreçleri de dâhil- belirginlik kazanmıştır. Ancak son 20+ yıldır Kültür Turizmi kaçınılamayacak bir gerçek olarak hızla gelişmesini sürdürmektedir. Bütün dünyada artık kültürel miras ile kültür turizmi marazi bir ilişki içindedir.

Geçen 20 yılda Safranbolu’da 60’ın üzerinde tarihi konak turizm amaçlı olarak restore edilmiş; yaklaşık 1200’ün üzerinde yatak kapasitesi yaratılmış bulunmaktadır. Gülevi Safranbolu projesi bu bağlamda, Osmanlı konaklarının turizm amaçlı olarak restorasyonu konusunda olumlu örnek yaratma amacı yanında, yalnızca konaklama değil, kültür turistinin ilgi alanı içinde olan somut olmayan kültürel miras öğelerini de katarak bir yaşam tarzı yaratma çabasıdır.

Bir yapının restorasyonu kendi başına bile bir sorunsalken, tarihi bir konağı turistik amaçlı olarak işlevlendirmek daha karmaşık süreçleri ve yaklaşımları gerektirmektedir. Bunları katmanlar olarak tanımlamak mümkündür. En alt katmanda uyulması zorunlu teknikler manzumesi olarak “koruma ve restorasyon” bulunmaktadır. Kültür turistinin gözünde restorasyon sürecinin kendisi de, ortaya çıkan yapı kadar değerlidir. Bu nedenle tarihi yapıda restorasyon sürecinin bazı kesitlerinin dürüstçe teşhir ediliyor olması yerinde olmaktadır.

Bunun üzerinde ise –ancak sıkıca bağlantılı olarak- yeni işlev verme ve bu işlevin gerektirdiği fiziksel modifikasyonlar ve eklemeleri gerçekleştirme süreçleri bulunur. Ancak, söz konusu modifikasyon ve eklemeler, tarihi yapının arkitektoniğini hiç bir koşulda bozmamalıdır.

“Tourist Want ‘Authenticity’ but Not Necessarly Reality”[†]: Yıkanmak için mahalle hamamının kullanıldığı geçmiş günlerden geriye kalan kısıtlı yunmalıklara siz bugün banyo–tuvalet işlevi sıkıştıramazsınız. Sıkıştırsanız bile en duyarlı kültür turisti bile ortaya çıkan sonuçtan yakınır. Geçmişte dolaptan çıkarılıp yere seriliveren yer yataklarına bugün hemen kimseyi yatıramazsınız. Hiç bir konuğa zorla ayakkabılarını çıkaramazsınız. Ne kadar kaçınırsanız kaçının hareketli mobilyaları café, bar, restoran, toplantı salonu gibi alanlarda kullanmak zorundasınızdır. Kültür turizmi “experience” turizmi olarak isimlendirilse de, deneyimin ölçüsü hiç bir şekilde çağdaş yaşamın alışkanlıkları dışına taşamamaktadır.

Uzamın bir yer olabilmesi, onunla iletişim kurmaya çalışan kişiye bir mesaj verebilmesiyle mümkündür. Bu mesajlar sosyokültürel süreçler sonucu oluşan konuğun kişiliği ve geçmiş deneyimleriyle şekillendiği kadar, yer’in ona ilettiği mesajların ya da kullandığı sembollerin açık ve doğru olmasıyla kaimdir. Yalnızca, geçmişin mesajlarını bugünün koşullandırmaları ışığında yorumladığımızı unutmamak gerekir[‡]. Alt katmanlara dönersek, yer’in geçmişten günümüze taşıdığı mesajların restorasyon ve yeniden işlevlendirme süreçlerinde silinmemiş olması, çarpıtılmaması mimarın önemli bir sorumluluğudur.

Bütün bu süreçler ancak duyarlı bir tasarım yaklaşımıyla gerçekleşebilir[§].

http://www.guleviSafranbolu.com


[*] John Ruskin. “The Lamp of Memory: I.” Nicholas Stanley Price, M. Kirby Talley Jr. ve Alessandra Melucco Vaccaro (Derleyenler). Historical and Philosophical Issues in the Conservation of Cultural Heritage. The Getty Conservation Institute. Los Angeles. 1996. Sayfa: 42 – 3.

[†] Bob McKercher, Hilary du Cros. Cultural Tourism. The Haworth Hospitality Press.Binghamton NY. 2002: sayfa: 40.

[‡] Melanie Smith. “Space, Place and Placelessness in the Culturally Regenerated City”, Greg Richards (Derleyen). Cultural Tourism – Global and Local Perspectives. TheHaworth Hospitality Press. New York. 2007. Sayfa: 91-112.

[§] Aylin Orbaşlı. Tourists in Historic Towns – Urban Conservation and Heritage Management. E & FN Spon. Londra ve New York. 2000. sayfa: 182-3