SAFRANBOLU: Under the Impact of Tourism and the New City Dwellers*

İbrahim CANBULAT, M. Arch

77650042.JPG

Photo: Ironsmiths’ Market

 

Site Name: City of Safranbolu

Year of Inscription: 1994

Id N°: 614

Criteria of Inscription: (ii) (iv) (v)

  • By virtue of its key role in the caravan trade over many centuries, Safranbolu enjoyed great prosperity and as a result it set a standard for public and domestic architecture that exercised a great influence on urban development over a large area of the Ottoman Empire Criterion (ii).
  • Safranbolu has preserved its original form and buildings to a remarkable extent Criterion (iv).
  • …continuous efforts must be made to preserve the traditional townscape Criterion (v).

Paphlagonia

it is known that money was minted by Dadybra in the second-third centuries AD (Ramsey, 1890, 193; Oaks, et al., 2001, 4: 43-44). Based on Byzantine historians, Cramer (Cramer, 1832, 1: 238) writes that Dadybra was a patriarch settlement. In the official registers of Rome, it was regularly stated as one of the 6 cities of Paphlagonia starting as of AD 325 (Ramsay, 1890, 196-197). Most important of all, it has always had the attribute of being a strategic point due to the fact that it is at the junction of the secondary caravan roads connecting Central Anatolia to the Black Sea ports.

Climax in 18th Century

Safranbolu was a province of the Kastamonu Sanjak and in the 18th century, providing that the port duties of Inebolu are excluded from the evaluation, Safranbolu that had tax revenues even higher than Kastamonu became the largest economy of the Sanjak. Following The Celali Uprisings Safranbolu’s success in industry and trade should actually be attributed to a more liberal environment as for some time the Ottomans governed the economy through the local notables. We know that the most important element of the Safranbolu economy in the 18th century was the operation of the caravans. This brought Safranbolu material wealth as well as cultural wealth which was the result of intercultural relations. All these were the igniters of perfect city scape and impressive mansions and of course high level social life.

Decline

Beginning of 20th Century, Safranbolu lost all important economic activities:

  • New highways and railways (1934) diminished caravan operations.
  • Tanneries lost competition against modern processes mainly foreigners.
  • City dwellers of Safranbolu migrated to big cities.
  • Very first heavy industry (Iron & Steel) of the new Turkish Republic was made in the vicinity of Safranbolu (1937-9).

Conservation Efforts

  • After the European Architectural Heritage Year (1975) Safranbolu became a conservation domain for academic corps.
  • Municipal Consul ratified a conservation decree (1976) which was the first in Turkey.
  • Some land marks and mansions were restored.

Acquaintance with Tourism

  • TTOK (Turkish Auto Club) purchased and restored a mansion as first hotel in Safranbolu Historic Center (1991).
  • Conservation City Plan has been made (1991).
  • Local governor promoted bed and breakfast facilities, created a cooperative for the hoteliers and provided training (1993).
  • Safranbolu became UNESCO World Heritage (1994)

Deindustrialization

  • Iron and Steel Industry technically bankrupted and privatized (1995).
  • This caused a mass investment in tourism and related economic activities.

Document1.jpgChart: Population, Hotel Bed Capacity and Hotel Accommodation in Time

Effects on Physical and Social Structures

  • Mass tourism created heavy traffic impact on the originally pedestrian historic center.
  • Environmental Capacity is surpassed, especially in the weekends.
  • Over 90 historic mansions revitalized to high density mid-level hotels. Reconstruction and face-lifting boomed.
  • Majority of houses are emptied to be sold to hoteliers where by left dilapidation.
  • Historic shopping district turned to souvenir shops.
  • Social life was terribly effected in the historic district. Consumer prices are increased. Younger generation left historic city and moved to new settlements. Average age of the dwellers is getting higher.

*) This is the resume of the presentation at World Heritage Watch Symposium, İstanbul July 8-10, 2016.

Advertisements

Osmanlı Evi’nin Evrimi / Anadolu – Osmanlı Sentezinde Strüktür ve Form

Karaağaç Melling.jpg

AHŞAP YAPILARDA KORUMA VE ONARIM SEMPOZYUMU 4, 26-27 NİSAN 2016, İSTANBUL’da İkinci gün sunacağım bildiri için seçme kaynakça:

 

AHUNBAY, Z. (1996) Tarihi Çevre Koruma ve Restorasyon YEM Yayın, İstanbul.
AKIN, N. “Osmanlı Döneminde Anadolu Konutuyla Balkan Konutu Arasındaki Ortaklıklar.” Tarihten Günümüze Anadolu’da Konut ve Yerleşme. Tarih Vakfı. İstanbul, tarihsiz, 269 – 277.
AKSOY, E. (1963) “Orta Mekan: Türk Sivil Mimarisinde Temel Kuruluş Prensibi” Mimarlık ve Sanat, İstanbul, s. 7-8, ss. 39-92.
ALTINAY, A. R. (1987) Onuncu Asr-ı Hicride İstanbul Hayatı, Hazırlayan Abdullah Uysal, T.C. Kültür Bakanlığı, Kültür Eserleri, Ankara.
ALTINER, A. T. & BUDAK, C. (1997) the Konak Book. A Tepe Publication, Istanbul.
AREL, A. (1982) Osmanlı Konut Geleneğinde Tarihsel Sorunlar. EÜ, Güzel Sanatlar Fakültesi, İzmir.
ARSEVEN, C. E. (1956) Türk Sanatı Tarihi / Menşeinden Bugüne Kadar Mimari, Heykel, Resim, Süsleme ve Tezyini Sanatlar, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, c. 3 (Mimari Kısım).
ARSLAN, H. (2014) “Boğaziçi’nde 18. Yüzyıldan Kalma Bir İstanbul Evinin Durumu Hakkında Sanat Tarihi Bağlamında Yeni Değerlendirmeler” ODTÜ, Mimarlık Fakültesi Dergisi, Ankara, c. 31, s. 1, ss. 97-117.
ASATEKİN, G. (1994) “The Role of the Inhabitant in Conservation / a Proposal for the Evaluation of Traditional Residential Architecture in Anatolia” Basılmamış Doktora Tezi, ODTÜ Mimarlık Fakültesi, Ankara.
BANSDORFF, M. etc.. (1995) Edited Gökçüoğlu Evi / A House in Bağlar, the Summer Town of Safranbolu, Turkey / Anatomy of a Building, Tampere University of Technology, Department of Architecture, Publication of the Laboratory of Building Anatomy and Pathology, Tempere.
BATUR, A. (2005) Doğu Karadeniz’de Kırsal Mimari, Milli Reasurans Art Gallery, İstanbul.
BEKTAŞ, C. (2007) Türk Evi, Bilişim, İstanbul.
BERK, C. (1951) Konya Evleri, İTÜ, Mimarlık Fakültesi, İstanbul.
CANBULAT, İ. (2006) Mektepçiler Evi (Safranbolu Medresesi) Restorasyonu, Mimarlık, sayı 3 3 0 , 3 7 – 3 9 . http://www.mo.org.tr/mimarlikdergisi/index.cfm?%20=mimarlik&DergiSayi=47&RecID=1150
CANBULAT, İ. (2009) “Safranbolu 4 Konak” Ahşap Eğitim Atölyesi, İBB, KUDEB, İstanbul, ss. 129-139.
CANBULAT, İ. (2010) Safranbolu’da Koruma, Hazırlayan Gönül Pultar, Yapılar Fora / Mustafa Pultar’a Armağan Kitabı. Tetragon, Haziran. 261–270.
CANBULAT, İ. (2012) “Gökçüler Konağı Restorasyonu ve bir Butik Otel Olarak İşlevlendirilmesi”, 08-09bEkim 2012 Ahşap Yapılarda Koruma ve Onarım Sempozyumu Bildiri Kitabı, İBB, KUDEB, İstanbul, ss. 75-88.
CERASI, M. M. (1999) Osmanlı Kenti / Osmanlı İmparatorluğu’nda 18. ve 19. Yüzyıllarda Kent Uygarlığı ve Mimarisi. Çeviren Aslı Ataöv, YKY, İstanbul.
DENEL, S. (1982) Batılılaşma Sürecinde İstanbul’da Tasarım ve Dış Mekan Değişim ve Nedenleri, ODTÜ, Mimarlık Fakültesi, Ankara.
DERNSCHWAM, H. (1987) İstanbul ve Anadolu’ya Seyahat Günlüğü, Çev. Y. Önen, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara.
EKİNCİ, Z. (2005) Anadolu Türk Evi Geleneğinde Birgi Örneği ve Sandıkoğlu Konağı / Bir Konağın Kurgusu, Yapı Yayın, İstanbul.
ELDEM, S. H. (1967) Yapı / Birinci Seri, DGSA, Y. Mimarlık Bölümü, İstanbul.
ELDEM (1977) Köçeoğlu Yalısı, Bebek, Apa Ofset Basımevi, İstanbul.
ELDEM, S. H. (1984) Türk Evi / Osmanlı Dönemi, 3 Cilt, T.A.Ç. İstanbul.
ESİN, E. (1976) M. IX-XIII. Yüzyıl Uygur Köşklerinden Safranbolu Ev Mimarisine Gelişme” MTRE Bülteni, İstanbul, C. 2, s. 5-6, ss. 15-18.
ESİN, E. (1981) “Lale Devrinde Türkistan İlhamı” Türk Dünyası / Araştırmalar Dergisi, İstanbul, C. 2, s. 10, ss. 5-32.
EVREN, M. (1959) Türk Evinde Çıkma, İTÜ, Mimarlık Fakültesi, İstanbul.
FAROQHI, S. (1993) Osmanlı’da Kentler ve Kentliler / Kent Mekânında Ticaret, Zanaat ve Gıda Üretimi 1550 – 1650 Çeviren Neyyir Kalaycıoğlu Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul.
FLETCHER, Sir B. (1967) A History of Architecture on the Comparative Method, Rev. by R. A. Cordingley, The Athlone Press, London.
GOODWIN, G. (2003) A History of Ottoman Architecture, Thame & Hudson, London.
GÖÇER, O. (1977) “Safranbolu’dan İki Ev” MTRE Bülteni, İstanbul, c. 3, s. 9-10, ss. 28-36.
GÜNAY, R. (1998) Tradition of the Turkish House and Safranbolu Houses. Yapı-Endüstri Merkezi, Istanbul.
İMAMOĞLU, V. (1992) Geleneksel Kayseri Evleri, Türkiye Halk Bankası, Ankara.
KAFESÇİOĞLU, R. (1949) Orta Anadolu’da Köy Evlerinin Yapısı, Yeterli Tezi, İTÜ, Mimarlık Fakültesi, İstanbul.
KARPUZ, H. (1984) Türk İslam Mesken Mimarisinde Erzurum Evleri. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara.
KAYA, Ş., B. UYSAL ve M. R. SÜMERKAN (2001) “Tarihi Safranbolu Evlerinin İskelet Yapısı” Ahşap Kültürü / Anadolu’nun Ahşap Evleri, Der. A. Özköse, Kültür Bakanlığı, Ankara.
KÖMÜRCÜOĞLU, E. (1950) Ankara Evleri, Doçentlik Tezi, İTÜ Mimarlık Fakültesi, İstanbul.
KUBAN, D. (1995) the Turkish Hayat House. Eren, İstanbul.
KUBAN, D. (2000) Tarihi Çevre Korumanın Mimarlık Boyutu / Kuram ve Uygulama YEM Yayın, İstanbul.
KUBAN, D. (2001) Vanished Urban Visions / Wooden Places of the Ottomans, Yem Yayın, İstanbul.
KÜÇÜKERMAN, Ö. & GÜNER, Ş. (1995) Anadolu Mirasında Türk Evleri. T.C. Kültür Bakanlığı, Ankara.
NAUMANN, R. (1985) Eski Anadolu Mimarlığı. Çeviren U. Bahadır Alkım, Türk Tarih Kurumu, Ankara.
NEVE, P. “Housing in Hattusa, the Capital of the Hitite Kingdom” Tarihten Günümüze Anadolu’da Konut ve Yerleşme. Tarih Vakfı. İstanbul, tarihsiz, 99 – 115.
OKYAY, İ. Safranbolu / Koruma İmar Planı / Yönetmelik, Rapor, Tarihsiz.
ONGUN, B. A. (1936) Safranbolu İmar Planı Raporu Belediyeler Dergisi yıl 1, sayı 11, Haziran 1936, 60–73.
ORHUN, D. (1999) “‘Türk Evi’ mi, Yaşamada Tümleşik Ev mi?” Yapı, s. 217, ss. 76-82.
ÖZKÖSE, A. Der. (2001) Ahşap Kültürü / Anadolu’nun Ahşap Evleri. Kültür Bakanlığı, Ankara.
PEARCE, D. (1998) Conservation Today Routledge London & New York.
PENDLEBURY, J. (2009) Conservation in the Age of Consensus Routledge, London & New York.
RAITH, E. (2014) …in Fluss Mikrourbannistische Notizen zu Orhid. Staedtebau, TU, Wien.
SAKAOĞLU, N. (1978) Divriği’de Ev Mimarisi, Kültür Bakanlığı, Ankara.
SAKAOĞLU, N. (1989) “18. Yüzyılda İstanbul Evleri ve Sorunları” Tarih ve Toplum, İstanbul, c. 12, s. 70, ss. 26.218-33.225.
SAYAN, Y. (1997) Uşak Evleri, Kültür Bakanlığı, Ankara.
SAYAN, Y. ve Ş. ÖZTÜRK (2001) Bitlis Evleri, Kültür Bakanlığı, Ankara.
SEY, Y. Der. (1996) Tarihten Günümüze Anadolu’da Konut ve Yerleşme, Tarih Vakfı, İstanbul.
SEY, Y. Der. (1999) Tarihten Günümüze Anadolu’da Konut ve Yerleşme, Tepe Mimarlık Kültürü Merkezi, Ankara.
SEZER, H. () “1894 İstanbul Depremi Hakkında bir Rapor Üzerine İnceleme” http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/18/25/148.pdf
SEZER, L. (1979) A Conservation Proposal in Safranbolu Unpublished Thesis Submitted to the Department of Restoration of the Faculty of Architecture of the Middle East Technical University, Ankara.
SÖZEN, M. (1976) Safranbolu Anıtları. Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Belleteni, cilt 554 sayı 333, Temmuz – Ağustos 1976, 7–15.
SÖZEN, M. (2001) Türklerde Ev Kültürü, Doğan Kitapçılık, İstanbul.
TANMAN, M. B. (1994) “Divanhane”, İslam Ansiklopedisi, İSAM, İstanbul, c. 9, ss. 437-444.
TOMSU, L. (1950) Bursa Evleri, Doçentlik Tezi, İTÜ Mimarlık Fakültesi, İstanbul.
TAKAOĞLU, T. Der. (2005) Ethnoarcheology Investigations in Rural Anatolia, v. 2, Efe Yayınları, İstanbul.
TANYERİ, U. (Tarihsiz) “Anadolu’da Bizans, Osmanlı Öncesi ve Osmanlı Dönemlerinde Yerleşme ve Barınma Düzeni”, Derleyen Yıldız Sey, Tarihten Günümüze Anadolu’da Konut ve Yerleşme. Tarih Vakfı, İstanbul, 405–471.
TANYERİ, U. (1996) “Klasik Dönem Osmanlı Metropolünde Konutun ‘reel’ Tarihi: Bir Standart Saptama Denemesi” Prof. Doğan Kuban’a Armağan, Z. Ahunbay, D. Mazlum ve K. Eyüpgiller, Der., Eren, İstanbul, ss. 57-71.
TANYERİ, U. (2006) “Osmanlı Metropollerinde Evlerin Konfor ve Lüks Normları (16.-18. Yüzyıllar)” Soframız Nur Hanemiz Mamur Der. S. Faroqhi & C. K. Neumann, Kitap Yayınevi, İstanbul, ss. 333-349.
TOMSU, L. (1950) Bursa Evleri, İTÜ, Mimarlık Fakültesi, İstanbul.
TUZTAŞI, U. ve İ. YÜCE AŞKUN (2013) “T’ürk Evi’ İdealleştirmesinde ‘Osmanlı Evi’ ve ‘Anadolu Evi’ Kavramlarının Ortaklıklarına İlişkin İşlevsel Açıklamalar”, Bilig, S. 66, ss. 273-296.
USMAN, M. (1958) Antik Devir Küçük Asya Evleri, İTÜ, Mimarlık Fakültesi, İstanbul.
VITRUVIUS (1990) Mimarlık Üzerine On Kitap. Albert A. Howard’dan çeviren Suna Güven, Şevki Vanlı Mimarlık Vakfı, Ankara.
YAVUZ, A. T. (2000) “Osmanlı Kentlerinin Korunmasında Özgünlük Sorunu” Ortadoğu’da Osmanlı Dönemi Kültür İzleri Uluslar Arası Bilgi Şöleni Bildirileri, 25–27 Ekim 2000, Hatay. – 28 Ekim 2000, İskenderiye. Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, cilt II, 597–603.
YERASİMOS, S. (2006) “16. Yüzyılda İstanbul Evleri” Soframız Nur Hanemiz Mamur Der. S. Faroqhi & C. K. Neumann, Kitap Yayınevi, İstanbul, ss. 307-332.
YÜREKLİ, H. & F. YÜREKLİ (2005) Türk Evi / Gözlemler Yorumlar, Yapı Yayın, İstanbul.

ZAMANLIK

Zamanlık, akıp geçen zamanın değerlendirilebilmesi ve bir Safranbolu belleği oluşturulması amacıyla kuruldu.

Safranbolu’da 800 kadar tescilli konak olduğuna göre, bir o kadar da samanlık olması gerekir. Safranbolu’nun niçin UNESCO Dünya Miras Listesinde olduğunu anlatırken, yalnızca binaların değil, tüm dokunun korunduğunu anlatıyoruz. Konakların ayrılmaz birer parçası olan samanlıklar da bu dokunun değerli birer parçasıdır.

Restorasyonu 2004 yılında biten samanlık, 2006 yılında Ulusal Mimarlık ödülü alan Macunağası İzzet Efendi Konağı’nın müştemilatı içinde bulunuyor. Yaklaşık 35 metrekare taban alanına sahip yıkık durumdaki samanlığın, basit onarım kapsamındaki, restorasyonu yaklaşık 6 ay sürdü ve yine yaklaşık 20 000 TL’ye mal oldu.

Samanlık, bugün Zamanlık adı altında Safranbolu’nun ortak belleğinin bir parçası olmak çabası içinde. Zamanlık’ta geçen 8 yıl içinde çeşitli sergiler düzenlendi, şiir dinletileri yapıldı. Avrupa Topluluğu, Fener – Balat Projesi yöneticilerinin katılımıyla “Kentsel Koruma” ya da Ulusal Ahşap Birliği’nin katılımıyla, “Ahşap Yapıların Zararlılara karşı Korunması” gibi önemli konularda seminerler gerçekleştirildi. 2004 yılında Safranbolu’da Korumanın 30. Yılı kutlaması yapıldı. 2005 yazında Karabük Üniversitesi, Safranbolu Meslek Yüksek Okulu, Restorasyon Bölümü’nün 7 öğrencisi ile birlikte bir yaz stajı kapsamında Safranbolu Çarşı’nın önemli bir bölümünün röleveleri çıkarıldı ve restorasyon projesi ön çalışma ve araştırmaları tamamlandı. Özellikle Ayşe Küçük’ün eserlerinden oluşan tezhip sergisi bizim için çok onurlandırıcı bir etkinlikti. Müteveffa Uğur Kangal’ın ODTÜ, Mimarlık Fakültesi’nde hazırladığı restorasyon uzmanlığı yüksek lisans tezinin 1974 yılındaki Safranbolu’yu belgeleyen görsellerınden oluşan sergi unutulamayacak diğer bir etkinlik oldu. Bu serginin önemli bir kazanımı, Safranbolu’nun 1974 yılında yapılan fotogrametrik rölevelerinin Zamanlık arşivine kazandırılması oldu. Diğer bir yüzakı etkinlik ise Karabük Valiliği ve Ankara Italyan Kültür Heyeti ile birlikte gerçekleştirdiğimiz “Hemşerimiz La Diva Turca -Leyla Gencer” konser, sergi ve söyleşileri oldu.

Kanımızca şu anda “koruma ve yaşatma” konuları ağırlıklı mimarlık ve şehircilikle ilgili Türkçe ve İngilizce kitaplardan oluşan kütüphanenin Safranbolu’da bir eşi bulunmamaktadır. Bugün Zamanlık’ta sözlü tarih çekimleri yapılıyor ve bir görsel arşiv oluşturuluyor. Ayrıca, Zamanlık’ta Safranbolu ile ilgili olarak yapılmış tezler toplanmaktadır.

İçinde tam donanımlı bir mimari ofis de bulunan Zamanlık, Safranbolu üzerine araştırma yapan akademisyenler ve öğrenciler tarafından kullanılabilmektedir.

Hacımemişler Konağı Restorasyonu*

İbrahim Canbulat, Y. Mimar

Gülevi, Safranbolu’daki en yeni kültür turizmi yatırımlarından birisidir (Aralık 2006). Yaklaşık üç yıllık geçmişi olan proje, aynı adayı paylaşan her biri 200 yıllık 3 tescilli yapının restorasyonundan oluşuyor. Proje tamamlandığında 1200 metrekare açık alanda yer alan 1600 metrekare kapalı alanlı bir kültür turizmi külliyesi olacak.

Proje kapsamında 5’i süit olan 16 oda, kafe – bar, restoran, okuma odası, oyun odası ve 70 kişilik bir konser / seminer salonu bulunuyor. Şu anda külliyede bulunan Hacımemişler Konağının (HK) restorasyonu tamamlandı ve yaklaşık 3 ay önce işletmeye alındı. Bu yazıda özellikle HK restorasyonunda karşılaştığımız sorunları ve çözümlerini tartışmak istiyoruz. HK’nın restorasyon, dekorasyon ve donanım süresi yaklaşık 12 ay sürdü. HK aslında Safranbolu’nun turizm amacıyla on iki yıl önce restorasyon görmüş ilk konağıydı.

Safranbolu’da bulunan 1200 kadar tescilli tarihi yapının yaklaşık 800 kadarı konuttur ve bunların yaklaşık yüzde onu restorasyon görmüş ve hemen tamamı turizm amaçlı kullanılmaktadır. Turizm ve koruma oldum olası çelişen iki alan olarak görülmektedir. Korumacılar, tarihi yapıya yeni bir işlev verilmesini baştan bir zorunluluk olarak görmekle birlikte, yapıların gerek mekân organizasyonuna, gerek yapı ve taşıyıcı sistemine, gerekse yılların birikimi olan patinaya en düşük düzeyde müdahale edilmesini isterler.

Geçen zaman içinde özellikle turizmin getirdiği kaynakların koruma amacıyla kullanılması, ya da bir başka açıdan bakarsak hiç bir zaman restorasyonu düşünülmeyecek yapıların turizmin sağlayabileceği kaynağı göz önünde bulundurarak, restore edilmesi hepimizi belli bir noktada oydaşlaşmaya zorlamaktadır. Bu yazının amacı geçen 14 yılda HK üzerinden bakarak Safranbolu’da koruma ve turizmin ne şekilde etkileştiklerini tartışmak ve deneyimlerimizi paylaşmaktır.HK yaklaşık 300 metrekare kapalı alana sahip zemin katı moloz taş, üst katları kerpiç dolgulu ahşap iskelet sistemi ile taşıtılan üç katlı bir yapıdır. Safranbolu’da geçmişte “Şehir” şimdilerde “Eski Çarşı” olarak isimlendirilen tarihi kent merkezinde bulunmaktadır. HK adı üzerinde Hacımemişler Sülalelerinin Safranbolu’da bulunan çok sayıdaki evlerinden biridir. Araştırmalarımızda Hacımemişler Ailesinin manifaturacılık yaptığını ve İstanbul’la düzenli bağlantı içinde olduğunu, yalnızca manifatura getirmediğini aynı zamanda bölgeden topladığı tiftiği de İstanbul’a sattığını biliyoruz.

 
Bu nedenle Hacımemişler Ailesinin konakları varlık ve görgü birikiminin sonucu hem belli bir ölçeğin üzerinde hem de yetkin mekân organizasyonları ve bezemeye sahip olmuştur. Konumuz olan HK, gerek boyutlarının küçük olması gerekse mekânsal yapıdaki aksaklıktan dolayı bizi hep düşündürmekteydi. Yapının arka bahçesine kaçak olarak inşa edilen müştemilatın yıkılması aşamasında, yapının kuzeyde bulunan ve yaklaşık 1/3üne tekabül eden bölümün ciddi bir yangın sonrası yeniden yapılmadığının gördük. Hafriyat sırasında bulunan temel kalıntıları belgelendi ve yanık ahşap yapı elemanlarından örnekler saklandı.Safranbolulular 50’li yıllarda Karabük Demir Çelik Fabrikalarının ve gelişen ulaşım ağının getirdiği etkilere direnmemişler ve Genellikle Şehir’de bulunan konaklarını fabrikanın yarattığı çekimle Safranbolu’ya inen köylülerine satmışlar ve şehri terk etmişlerdir. HK da bundan nasibini almış ve Hacımemişler Ailesinin mülkiyetinden çıkmıştır. Ancak, araştırmalarımızda konağı yaklaşık 40 yıl boyunca konut amaçlı kullanan ailenin yapıyı hiç bozmamış ve 90lı yılların başına çok iyi bir durumda getirmiş olduğunu gördük. Buna karşın 90lı yılların başında turizm işine ilk giren ailelerden biri tarafından satın alınmış ve HK, adeta Safranbolu’da turizm ve koruma deneyimini iyi bir örnek teşkil edecek şekilde yaşamıştır. Bu arada HK 1992 yılında Kültür Bakanlığı‘nın cephe ve çatı sağlamlaştırma projesi kapsamında bir onarın görmüştür. Yaklaşık 12 yıl sonra gerçekleştirdiğimiz ikinci restorasyonda gerek çatıda gerekse cephelerde önemli sorunlar yaşamamış olmamız, yapılan işin belli bir niteliğin üstünde olduğunu göstermektedir. İlk restorasyon projesinde Safranbolu’da hala etkin olan yaklaşımla yatak odası olmayan 2 mekân, ek yatak odaları olarak planlanmış ve toplamda ulaşılan 7 yatak odasının tamamına banyo ve tuvalet yerleştirilmiştir. İkinci restorasyon sırasında sonradan yatak odası haline getirilmiş biri orta sofa olan 2 mekân özgün haline döndürülmüş bulunmaktadır.

Bu noktada Safranbolu’nun ciddi bir şekilde karşı karşıya olduğu bir tehlikeyi belirtmek istiyoruz. Bugün Safranbolu’da tüm konaklar kitle turizminin aşırı baskısı altındadır. Hemen hemen restorasyon aşamasında tüm tarihi yapılara, ek yatak kapasitesi yaratacak şekilde odalar sokulmakta ve Safranbolu konakları yaşanacak birer arkitektonik değer olmaktan çok yatakhane şekline sokulmaktadır. Şimdilerde Koruma Kurullarının bu konuda daha duyarlı davrandıklarını görüyor ve mutlu oluyoruz. Diğer bir kritik konu ise, yapıların aşırı derecede ıslak hacim baskısına nesne olmasıdır. Bugün Safranbolu’ya gelecek turistin ilk sorduğu sorulardan biri odasında tuvalet ve banyo olup olmadığıdır. Birçok çağdaş gereksinim gibi bu özellik de göz ardı edilemez, ancak sorunun çözümü, çok duyarlı yaklaşım gerektirmektedir. Hepimizin bildiği gibi, Safranbolu Evi’nde bir iki istisna dışında banyo yoktur yalnızca basitçe boy abdesti almak için yummalıklar vardır. Gözlemlerimiz bu yummalıkların dahi geçmişte büyük tahribata neden oldukları yönündedir.

HK yaklaşık 12 yıl sonra yeniden restore edilirken tüm ıslak hacimlerin çürüdüğünü gördük. Islak hacimlerde her zaman banyo tuvalet grupları, özgün ahşap döşeme üzerine dökülen bir betonarme döşeme ve duvarlara kaplanan fayanslarla çözüle gelmektedir. Ahşap iskelet taşıyıcılarla oluşan Safranbolu Evi sürekli hareket halindedir.

Bu nedenle zaman içinde fayans kaplı yüzeylerde ve köşelerde çatlama olması kaçınılmazdır. Öte yandan beton ve diğer toprak malzemenin ısı geçirgenliğinin ahşaptan farklı olması beton yüzeylerde çiğlenmeye, gözenekli yapısı ise sürekli rutubetli kalmalarına neden olmakta ve çevrelerinde ahşap zararlılarının yaşaması için uygun habitatlar oluşturmaktadır. HK restorasyonu sırasında banyo döşemelerinin yakın bir zaman önce çökmesi sonucu üzerlerine ikinci bir betonarme döşeme yapıldığını gördük.Sonunda büyük kütlelere erişen bu beton blokların göçmesinin artık an meselesi olduğunu dehşetle fark ettik. Bunun sonrasında HK’nda uzun bir zaman kırıcı çalışması gerekti. Çözüm ise ahşap iskeletin yenilenmesi sonrası, tabanların birer çanak oluşturacak şekilde suya dayanıklı kontrplak ve üzerine can elyaf takviyeli polyester kaplanmasıyla sağlandı.HK restorasyonundaki diğer bir sorun ise zemin katlarda yer alan ortak kullanım mekânlardan kaynaklanmaktaydı. Bu sorun kanımızca turizm amaçlı olarak kullanılan tüm Safranbolu Evleri‘nin ortak sorunudur. Hemen hemen tüm işletmeciler, daha büyük ve aydınlık ortak kullanım mekânları istemektedir. Buna karşın kalın taş duvarlarla belirlenen zemin katlar ise işlevleri farklı (at ahırı, mal ahırı, hazine, vb) çeşitli mekânlara bölünmüştür. HK’da zemin katta ilk restorasyon projesinde yer almamakla birlikte hayatla, at ahırını ayıran duvarın delinerek gelişigüzel bir kemerle birleştirildiğini, at ahırının dış cephesine iki yeni pencere açıldığını ve yangın geciktirme amacıyla hazine içine yapılmış bulunan tonozun alan kazanmak için tümüyle yıkılmış olduğunu gördük.

Bütün bu bozulmalar yapının depreme dayanırlığını da ciddi şekilde yok etmekteydi. Sonradan açılan pencereler ve kemer kapatıldı. Yapının en özgün elemanlarından biri olan ve elimizde çizimleri dahi bulunmayan tonozun adeta arkeolojik çalışma sonucu restitüsyonu gerçekleştirildi ve kalıp yardımıyla moloz taşla yeniden örüldü. Yukarıda da değindiğimiz gibi, yapının arka kısmında, yapı alanına eşit boyutta kaçak bir ek yapının varlığıdır. Bugün Safranbolu’da koruma kurulları 40 metrekare bir müştemilatın yapımına “Kazanocağı” adı altında izin vermektedirler, ama karşılaştığımız gerçek, önceki maliklerin 40 metrekareyle yetinmeyip büyük bir müştemilat yapması ve bunu yer yer özgün yapının çamur harçla örülmüş moloz taş duvarlarına taşıtmasıdır. Bu restorasyon sırasında en çok sorun yaratan müdahalelerden biri bu olmuştur. Asıl sorun, hareketli bir sistem olan çamur harçla örülmüş moloz taş duvarlara çok büyük kütleye sahip monolitik bir sisteminin eklemlenmesidir. Yine uzun bir süre kırıcı çalıştırmak zorunda kaldık ve yaklaşık 200 metreküp moloz attık. Betonarme eklemenin getirdiği yükün moloz duvarı basması nedeniyle moloz taş duvarda hala büyük bir çatlak bulunmaktadır. Zemindeki oturuşmanın tamamlanması sonrası bu çatlağın, zaman içinde oluşan yeni dengeler sonucu kaybolacağını ümit ediyoruz ancak gelişmeleri dikkatle izliyoruz.

Yine yukarıda belirttiğimiz şekilde Safranbolu’da restorasyona bulaşan hemen hemen tüm kişi ve kuruluşlar yeni yapılara öykünmektedirler. Bu tercih, en başta yapıların alçı ile sıvanması, yeni dış cephe boyaları ile boyanması, ahşap elemanların verniklenmesi şeklinde kendini göstermektedir. Gerçekte vernik üreticileri bile en iyi verniğin dış cephelerde ömrünün altı ila on iki ay olduğunu bildirmelerine karşın, Safranbolu’da birçok yapı adeta rekonstrüksiyon yapılmışçasına, bütün patinası kazınarak yenilenmektedir.

 
HK restorasyonunda, herhangi bir ahşap eleman ciddi oranda kesit kaybetmedikçe yenisi ile değiştirilmedi; çok iyi bir şekilde emprenye edilerek korundu. Yapının bozulmamış kerpiç dolgusu olduğu gibi korundu. Sıva konusunda yaklaşımımız ise yapıdan alınan perdah örneklerinin malzeme analizlerinden sonra bulunan özelliklerine göre yeniden üretilmesi ve uygulanması şeklinde olmuştur. Kireç ve kumdan oluşan perdah, organik elyafla ve bezirle takviye edilmişti. Bu arada kullanılan kumun çay kumu değil, sel yataklarında oluşan halk arasında “eşek kumu” olarak isimlendirilen kum olduğunu öğrendik ve onu kullandık.Yazıyı yaşadığımız bir olayı aktararak adeta bir anekdotla bitirelim. Komşulardan biri arkadaşına bizim yaptıklarımızı anlatırken “ Konağı bir yıldır tamir ediyorlar, ama hala eski” demiş. Bu bizim doğru yolda olduğumuzun en büyük kanıtı.

 

Safranbolu 4 Konak

İbrahim Canbulat, Y. Mimar

Bu sunumda, 1993 yılından beri Safranbolu’da restorasyonunu gerçekleştirdiğim 4 konağı tanıtacağım ve Safranbolu özelinden hareketle Osmanlı konaklarının yapısal sorunlarını tartışacağım. Bu konakların üçünün restorasyonu tamamlanmış bulunmaktadır. Macunağası İzzet Efendi Konağı konut, Hacımemişler Konağı ve Betenler Konağı otel olarak restore edilmiştir ve kullanılmaktadır. Gökçüler Konağı’nın ise yine otel olarak hazırlanan restorasyon projesinin uygulaması sürmektedir. Dört konağın da bulunduğu Çeşme Mahallesi’nin 18. yüzyılda ortaya çıktığı, 19. yüzyılın ortalarında ise önemli bir yangın geçirdiği biliniyor. Hemen dört konağın tamamında, devşirilmiş yanık ahşap parçalar kullanılmıştır. Bu nedenle konakların yaklaşık 160 yıl önce, bir mahalle yangını sonrasında, yeniden ayağa kaldırıldığı kanısındayım. Macunağası İzzet Efendi Konağı’ndaki rozete ve diğer konaklarda yapılan dendrokronoloji çalışmalarına dayanarak bunu kanıtlayabiliyoruz. Konakların dördünün de geçen 160 yıl içinde, zamanın tahribatına uğramış olmakla birlikte, bundan daha önemlisi son yirmi – otuz yıl içinde gördükleri insan tahribatıdır. Konakların tamamı 40 – 60 yıllık dönemlerle çeşitli tadilat ve onarım görmüş bulunmaktadır. Yaklaşık 2 nesle karşı gelen bu dönemlerde, konaklar döneme ve sahiplerinin sosyoekonomik özelliklerine bağlı olarak yenilenmişlerdir. Bunları korunması gereken önceki dönemler olarak belirtmek gerekir.

Safranbolu konakları bilindiği gibi, moloz taşla örülmüş zemin kat üzerinde, içi çeşitli malzeme ile doldurulmuş genellikle sarıçamdan (daha az olarak karaçam ve köknar) ahşap iskelet taşıyıcılı 2 kattan oluşmaktadır[1].

 

Macunağası İzzet Efendi Konağı[2] (1849–50[3])

19. yüzyılın ortalarında Sarayda macunağalığı[4] yaptığı tahmin edilen İzzet Efendi’nin görgüsü ve varlığıyla yaptırdığı küçük, ancak gerek mekân yapısı gerekse freskolarıyla[5] öne çıkan bir Osmanlı konağıdır. Yapıya zamanın yıpratmasından daha çok 1990ların başında o zamanki sahipleri olan 3 kardeşin yaptığı kaçak tadilat zarar vermiştir. Konağın 2 kat yüksekliğindeki hayatı kapatılarak, yapıya 3 ayrı daire yerleştirmeye çalışılmıştır. Mahallelinin şikâyeti üzerine, tadilat tamamlanamadan yapı terk edilmiş, bir süre sonra da şimdiki sahiplerine satılmıştı. Restorasyon projesinde konağın, konut olarak kullanılması amaçlandı. 1994 yılında başlayan restorasyon, özellikle freskoların korunmasında gereken yoğun emek nedeniyle ancak 2001 yılında tamamlanabildi.

Yanlış tadilat nedeniyle tahrip olan ahşap iskelet, Eskipazar ormanlarından temin edilen sarıçam elemanlarla, Bolu’da basınç altında emprenye edilmelerinden sonra tamamlandı. Konağın dağılmamış kerpiç dolgusu tam olarak muhafaza edildi. Kaybedilmiş ya da briket ve tuğla ile gelişigüzel yapılmış dolgu ise temizlenerek, hafif gaz beton bloklarla tamamlandı[6]. Özgün yapıda çamur sıva üzerinde perdah kullanılmıştı. Çamur sıvanın kaybedildiği yerlerde kireçli sıva yapıldı. Sıva üzerine ise ODTÜ, Mimarlık Fakültesi, Restorasyon Laboratuarları’nda analiz edilen örneklerden hareketle, üretilen perdah[7] uygulandı.

Restorasyonun en zor bölümü analiz sonrası fresko tekniğiyle yapıldığı anlaşılan kalemişlerinin korunması oldu[8]. Özellikle dışta, yer yer dağılmış bulunan freskolar durumuna göre ya yerinde yapıştırıcı enjekte edilerek, ya da bez üzerine alındıktan sonra sağlamlaştırılan zeminine yapıştırılarak korundu. İçerde ise farklı yapıda 5 – 6 kat badana ile kapatılmış bulunan freskoların elle kazınarak ortaya çıkarılması gerekti[9]. Farklı dönemlerin, farklı yapıdaki badanalarının, kimyasallarla temizlenme olanağı bulunmadığı denemelerle anlaşılmıştı.

 

Hacımemişler Konağı[10] (1855[11])

Dört konağın da yerleştiği Çeşme Mahallesi’nin üst gelir grubunun oturduğu bir semt olduğu biliniyor. Hacımemişler Ailesi, iplik ve tekstil ticareti yapmaktaydı. Restorasyon sırasında gerek bahçede yapının devamında bulunan kalıntılarından, gerekse yapıdaki artikülâsyon bozukluğundan konağın yaklaşık üçte birinin yangın sonrası ayağa kaldırılmadığı anlaşılmıştır. Kapı, pencere tiplerinden ve kornişlerden yapının 20. yüzyıl hemen başında önemli bir çağdaşlaşma tadilatı[12] geçirdiği anlaşılıyor.

1990ların başlarında yapı el değiştirmiş, Safranbolu’nun ilk konak otellerinden biri olarak restore edilmiş ve yaklaşık 10 yıl işletilmişti. Bu 10 yılın getirdiği tahribat, 150 yılın getirdiği zaman tahribatının çok üzerindedir. Hacımemişler Konağı bu nedenle Safranbolu’da sayıları giderek artan konak oteller için bir laboratuar durumundadır. Hacımemişler Konağı’ndaki otel olarak işletmenin getirdiği bozulmaları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Resepsiyon, lobi ve kahvaltı salonu gibi büyük alanlara ihtiyaç duyulması nedeniyle zemin katlarda yapılan açmalar: Gerçekten de, Hacımemişler Konağı’nın zemin katındaki taş duvarlar gelişigüzel kemerlerle açılarak büyük bir ortak alan yaratılmış ve özgün yapıda olmayan pencereler yerleştirilmişti. Daha da önemlisi Safranbolu’da çok az örneği bulunan yangın odasının yalaz geciktirme amacıyla yapılan dehlizi yok edilmişti.
  • Aşırı yatak sayısı ve her odaya banyo ve tuvalet sokma zorunluluğu nedeniyle ıslak hacimlerde görülen çürüme ve bozulmalar: Safranbolu’da geçmişte aile büyüklüğü 5 – 6 kişi iken, bugün hemen tüm konak otellerde ortalama 7 – 8 odada, yaklaşık 20 yatak kapasitesi yaratılmaktadır[13]. Hacımemişler Konağı’nda oda olması olanaksız 2 odasının eklenmesiyle 7 odada 20 yatak kapasitesi elde edilmişti. Bu uygulama yapının arkitektoniğini bozduğu gibi, yanlış çözüm ve yoğun kullanım nedeniyle tüm ıslak hacimler çürümüş ve bazıları çökmüş bulunuyordu.
  • Kazan dairesi, personel odası ve depo gibi amaçlar için yapılan kaçak ek yapılar: Konağa bitişik olarak inşa edilen ve bir kısmı yer altında bulunan betonarme kaçak yapının neden olduğu strüktürel problemler önemli bir sorun yaratmaktaydı[14].

Bugün otel olarak kullanılmakta olan konağın kapasitesi 5 oda ve 10 yatak olarak belirlenmiştir. Restorasyonun kısa bir sürede tamamlanacağı düşünülürken, sorunların başlangıçta tahmin edilemeyen boyutu nedeniyle, yaklaşık 18 ay sürmüştür. Önemli sorunların başında, makine ile yıkma yapılamaması nedeniyle, kaçak yapının elle kırılması ve hafriyatın taşınması olmuştur. Açılan duvarlar ve pencereler bahçede bulunan moloz taş ve kireç harcı kullanılarak kapatılmıştır[15].

Hacımemişler Konağı restorasyonunun örneklemeye değer kazanımı, ıslak hacimlerde kullanılan çözümdür. Bugün ahşap yapılarda ıslak hacimler, genellikle ahşap iskelet sistemi aralıklarına sokuşturularak dökülen beton plaklarla çözülmektedir. Betonarme süngersi bir dokuya sahiptir ve ahşapla karşılaştırıldığında ısı iletim değeri yüksektir. Bu iki nedenle tam ahşap elemanlarla eklemlendiği noktalarda rutubet paketçikleri oluşmakta ve bunlar mantarlar için çok iyi habitatlar olmaktadır. Sonuçta, betonarme plakların tutunduğu ahşap elemanlar kısa zamanda çürümektedir. Hacımemişler Konağı’nda karşılaşılan beklenmeyen durum, işte bu çürümeler olmuştur. Açma sırasında yaklaşık 5 yıl önce çürüme nedeniyle çöken plağın üzerine yeni bir plan döküldüğü bunun da hemen hemen çökme aşamasına geldiği tespit edilmişti. Konak betonarme eklemelerden tümüyle temizlenmiş ve ıslak hacimler, üzerleri cam elyaf takviyeli polyester kaplı, hariçte suya dayanıklı kontrplaklarla yapılan tekneler üzerinde çözülmüştür.

 

Betenler Konağı (1859[16])

Betenler Konağı daha sonra Safranbolu’ya yerleşen Kudüs Kadısı Şükrü Efendi tarafından yaptırılmıştır. Bahçe içinde bulunması nedeniyle konaktan çok köşk tipolojisine sahiptir. Süssüz ve öne çıkmayan, buna karşın tipik Osmanlı konağı plan şemasına sahip bulunmaktadır. Önemli özelliklerinden biri harem ve selamlığın iç kapılarla etkin bir şekilde ayrıştırılmış olmasıdır. Bu yapı da yaklaşık geçmişte en az 2 kez tadilat görmüş olmalıdır. 1930lara tarihlendirilen tadilatta bir önceki dönemin odalara köşelerden girilerek elde edilen barok üsluptaki plan şeması bozulmuş ve yapı, kübik diyebileceğimiz şekilde yalınlaştırılmıştır.

Betenler Konağı’nda görülen en önemli bozulma son 20 – 30 yılda hemen bütün Safranbolu konaklarında olduğu şekilde izinsiz olarak yapılan tadilattır. Konağın o zamanki sahibi olan ebeveynin ölümü sonrası, yapı iki kardeş tarafından iki daire elde edilecek şekilde yatayda ve düşeyde paylaşılmıştı. Özellikle yeni mutfak ve ıslak hacim çözümleri, yapının en çok tahrip edildiği noktalardır. Bir de “yeni gelin penceresi” ya da “asri pencere” diye isimlendirilen büyük pencerelerin açılmasıyla konak tanınmaz hale gelmiş bulunmaktaydı.

Safranbolu konakları iki noktadan eskir. Biri baca çevresinden çürüme, ikincisi gusülhane atık suyunun sıvılaştırdığı noktalarda temel çökmesidir. İnsan tahribatına ek olarak her ikisi de yapıda görülmekteydi. Safranbolu tarihi merkezi (Çarşı) kanyonlara kurulmuştur. Kanyonların özgün toprak yapısı hiçbir şekilde kültür bitkileri yetiştirmeye uygun değildir. Atalarımızın şu anda Safranbolu tarihi merkezinde göreceğiniz tüm toprağı, öküz ve develerle taşıdığı biliniyor. Moloz taşla örülen setlere doldurulan toprak sürekli olarak erozyona uğramaktadır. Bunun doğal sonucu olarak Betenler Konağı’nın zemin katı hemen yarısına kadar toprak altında kalmıştı. Bütün bunlara ek olarak, Betenler Konağı’nda Safranbolu konaklarında görülen tipik strüktürel sorunlar da bulunmaktaydı. Bilindiği üzere Osmanlı konakları 18. yüzyıla kadar zemin ve 1 kat olarak yapılmaktaydı. 18. yüzyıldan başlayarak yapılan 2. katlarla, 1. katların strüktürel bağı hep sorunludur. Ayrıntılarını sonraki bölümde tartışacağım. Betenler Konağı’nda da tipik olarak çatı ve 2. katın yükleri kolon kiriş sistemiyle zemine aktarılamamıştır. Bunun sonucunda 2. kata çıkan merdivenin bulunduğu alanda yaklaşık15 cm. çökme oluşmuştu.

Betenler Konağı’nın restorasyonu iki dönemde toplam 18 ay sürdü. İlk olarak erozyon sonucu oluşan toprak yapıdan uzaklaştırıldı. Toprak altında kalan ve basınç nedeniyle çöken taş duvarlar onarıldı. Sonradan yapılan büyük pencereler söküldü ve iskelet sistem özgün durumuna getirildi. Çöken bölüm hidrolik krikolarla kaldırılarak askıya alındı ve altına ek bir kiriş yerleştirilerek sağlamlaştırıldı. Dolgu olarak bu yapıda da hafif gaz beton bloklar kullanıldı. Bu yapının restorasyonunda öncekilerden farklı olarak tümüyle çamur sıvaya dönüldü. Sıva filesi üzerine uygulanan çamur sıvanın tek sorunu aşırı derecede yumuşak olması ve darbelere dayanıksızlığıdır. Çamur sıvanın üzerine, analiz edilen özgün örneklerinden hareketle üretilen perdah uygulandı.

Bu yapıda özellikle belirtmem gereken konu, “asri pencere” yapmak için sökülen tüm özgün pencere kasalarının çatı arasında bulunmuş olmasıdır. Özellikle, üst kat sofasının dışarıya açıldığı ve 1930larda çekilen bir fotoğrafta görülen 3 adet neogotik pencerenin bulunuşu restorasyon sürecinde unutulamayacak en mutlu anlardan biridir. Aynı şekilde, çatı arasında bulunarak yerlerine yerleştirilen 5 adet çardak penceresi diğer bir mutluluk nedeni olmuştur. Özellikle, Safranbolu konaklarında çardakların birer iç balkon özelliği taşıdığını biliyoruz. Yerlerine yerleştirilen 5 adet kasada geçmişte hiçbir şekilde kara kapak ya da pencere çerçevesi uygulamasının izine rastlanmamıştır. Kasalarda yalnızca top olarak isimlendirilen özel kafes çözümü bulunmaktadır.

Yapıda karşılaşılan en ciddi sorunlardan biri de boya sökme işlemi olmuştur. 1950lerde Safranbolu konaklarına giren yağlıboya yaklaşık 60 yıllık süreçte farklı kimyasallarla yapılmış olmalıdır. Bu nedenle yalnızca ısıtarak mekanik söküm yeterli olamamış, zaman zaman boya sökücü kimyasallar, bazen de ikisi birlikte kullanılmıştır.

 

Gökçüler Konağı

Gökçüler Konağı diğer üçünden daha büyüktür. Gökçüler Ailesi’nin geçmişte orman ürünleri ticareti yaptığı biliniyor. Bu yapı da zemin artı 2 kattan oluşuyor. Yapıda hem zamanın getirdiği tahribat, hem de 1990lı yıllarda bir “alamancı” tarafından alınıp, Almanya öykünmesiyle gerek çatısının, gerekse iç düzeninin bozulması görülmektedir. Bir de bunlara, komşu parselde yapılan yanlış hafriyatların neden olduğu oturuşmanın getirdiği sorunlar eklenmektedir. Zemindeki çökme nedeniyle, bilinçsizce, yapının güney doğusuna betonarme bir payanda yapılmış. Bu, ağırlığıyla yapıyı daha da aşağı çekmiştir.

Yapı üzerinde 2009 yılında çalışmaya başladık. İlk işimiz, komşu parselin oluşturduğu zemin problemine çözüm olarak istinat duvarlarının yapımı oldu. 2010 ilkbaharıyla birlikte çatıdan başlayarak yapıya gireceğiz. Zemini kanyonun eğimine olduğu gibi uyan ve yaklaşık80 m2 taban alanı olan ahır bir konser ve seminer salonu olarak düzenlenecek, üst katlarda ise 6 yatak odası bulunacaktır. Restorasyonun beklenmedik sorunlarla karşılaşılmazsa yaklaşık 12 ay süreceğini tahmin ediyoruz.

Yukarıda İÜ, Orman Fakültesi, Dendrokronoloji Laboratuarı ile birlikte konakların yaşlarını belirlediğimizi aktardım. Çalışmaya daha da önemli bir boyut kazandırdık. Gökçüler Konağı’nda 15 ayrı noktadan örnekler topladık. Laboratuar çalışmasının sonunda konağın zaman içinde nasıl şekillendiğini belirlemeye çalışacağız. Bu araştırmayla, bugün en eskisi 18. yüzyıldan kalan örnekler üzerinden, Osmanlı konakları için tipoloji çalışması yapmanın zorlukları aşılmaya çalışılacaktır. Kanımca, dendrokronoloji yöntemiyle ayakta kalabilmiş ve yanlış restore edilmemiş Osmanlı konaklarının içindeki 17. yüzyıl belki de daha önceki dönem kalıntıları bulunacaktır. Biz, bu çalışmayla Gökçüler Konağı içinde -eğer mahalle yangınında tümüyle kaybedilmediyse- 18. yüzyılda yapılan ilk konağı bulmaya çalışacağız.

Konaklarının Yapısal Sorunları[17]

Safranbolu konaklarında duvar duvar üstüne gelmeme sorununa sıkça rastlanmaktadır. Aynı şekilde bugün rasyonel bir çözüm olarak gördüğümüz merdiven merdiven üstüne gelmesi[18] şeklindeki çözüm de, Safranbolu konaklarında göz ardı edilmiştir. Bu sorunları hemen dört konakta da görmekteyiz. Daha sonra ciddi değişim geçiren Hacımemişler Konağı’nda sorun kolon ve kiriş eklenmesiyle çözülmüştür. Konakların 1. kat tavanlarında, 2. kat duvarlarının ve merdivenlerinin oturduğu yerlerde çökmeler görülmektedir. Başlangıçta belirttiğim mahalle yangınına kadar, Safranbolu konaklarının çatı örtüsünün, pedavra olarak isimlendirilen ince ahşap plaklar olduğunu biliyoruz. 19. yüzyılın sonlarında, Safranbolu’da çatı örtüsü olarak kiremit kullanılmaya başlanıyor[19]. Kaba bir hesapla pedavradan kiremide geçişle Safranbolu konağına 2 – 3 ton ek yük gelmiştir.

Boğazköy’de bulunan ev kalıntısı Osmanlı konaklarının yapı tarzının en az 3200 yıllık bir geçmişe sahip olduğunun kanıtıdır[20]. Bu tipik evi, moloz taşla örülen duvarlar ve üzerindeki tek katlı yapı olarak tanımlayabiliriz. Diğer yandan, Osmanlı konaklarının hayatlı evin gelişmesi sonucunda ortaya çıktığı bir gerçektir[21]. Bir genelleme yapılırsa, Safranbolu konaklarının 1. katı Kuban’ın ileri sürdüğü gibi tam bir hayatlı ev özelliği taşırken, 2. katları orta sofalı (karnıyarık) plan tipine sahiptir. 18. yüzyıla kadar Osmanlı coğrafyasında 2. katın olmadığını biliyoruz[22]. Bugün bizim Safranbolu konaklarını tanıtırken, 1. katı “servis katıdır bu nedenle böyle bir plan şemasına sahiptir” söylemi çok doğru olmasa gerekir. 18. yüzyılda yapımına başlanan 2. katlar batı etkisinin açıkça görüldüğü bu dönemde, barok esinlenmelere maruz kalmıştır. Safranbolu konaklarında sıkça rastlanan strüktürel sorunların nedeni, 2. katların kristal plan şemasıyla, hayatlı evin gelişimiyle ortaya çıkan 1. katların üzerine, olduğu gibi oturtulmuş olmasıdır. Safranbolu konaklarında çoğunlukla karşılaşılan duvar duvar üstüne gelmemesi sorunun nedeni bu olmalıdır.

Devamla, yalnızca bir yüzyıllık süreçte, verneküler mimarinin dayanağı olan sınama-yanılma süreci işleyememiş, zemin artı 2 katlı Osmanlı konağı strüktürel kusursuzluğa ulaşamamıştır.

http://www.guleviSafranbolu.com


[1] Safranbolu konakları için ayrıntılı bilgi: Günay, R. (Çev. Ç. Birkan), Tradition of the Turkish House and Safranbolu Houses, YEM, İstanbul, 1998. Safranbolu tarihi ile ilgili olarak: Yazıcıoğlu, H., Küçük Osmanlı’nın Öyküsü / Safranbolu Tarihi, Şa-To Türkiyat, İstanbul, 2001,

[2] 2006 Ulusal Mimarlık (Koruma ve Yaşatma) Ödülü, 2001 yılı Safranbolu Belediyesi En İyi Korunan Ev Ödülü

[3] Konağın başodasında bulunan rozette 1266 (hicri) tarihi okunmaktadır. Ay bilinmediği için bu tarih miladi 1849–50 yıllarını karşılamaktadır.

[4] Osmanlı sarayında baş vezire bağlı olarak çalışan macun ağası, ekibi ile birlikte sultan için macun ve ezme yapardı.

[5] ODTÜ restorasyon laboratuarlarında yapılan araştırmada kalem işlerinin perdah yaşken yapıldığı ve bu nedenle fresko özelliği gösterdiği belirlendi.

[6] Bir yerel malzeme olarak kerpiç ekonomikliği yanında iyi ısı geçirimsizliği özelliğine sahiptir. Buna karşın, ağırlığı ve sürekli hareket eden iskelet içinde aşınarak boşalması nedeniyle uzun dönemde sorun yaratmaktadır. Kerpice hafif gaz beton blokların çağdaş seçenek olabileceği düşünüldü. Ahşap iskelet sistemi ile bağlantısı çözüldü ve kireç sıvalarla aderansının iyi olduğu görüldü. Ankara Koruma Kurulu’nun görüşü alınarak kullanıldı. Geçen 15 yılda bir sorun görülmemiş olması, uygulananın doğruluğunu kanıtlamaktadır.

[7] Asitte erime ve elek tasnifi sonucunda elde edilen kireç ve kum karışımı aynen uygulanırken, bağlayıcı özellikteki yün ve kıl yerine, kıyılmış kendir kullanıldı.

[8] Bu konuda bana SayınAli Çetin İdil danışmanlık yaptı, eşim Gül Canbulat sabırla ve sevgiyle büyük emek verdi.

[9] Kimyasallarla temizleme konusunda TBMM, Milli Saraylar uzmanları denemeler yaptılar. Bazı yerlerde kimyasallar etkili olmazken, bazı yerlerde perdahı bile eriterek istenmeyen sonuç verdiler. Bu nedenle hafifçe ıslatılarak yapılan, elle kazımanın tek çözüm olduğu sonucuna varıldı.

[10] Safranbolu Belediyesi En İyi Korunan Ev Ödülü

[11] İÜ, Orman Fakültesi Dendrokronoloji Laboratuarında Dr. Nesibe Köse tarafından yapılan çalışmalar sonucunda: “ Son ölçtüğümüz halka 1849’a tarihlendi. Ancak kabuğa kadar diri odun kısmında 6 yıllık halka eksik (Teorik olarak çamların diri odunlarında 125 yıllık halka vardır. Bu örnekte kabuk bulunmadığından kabuğa kadar 6 halka eklenerek diri odun halka sayısı tamamlandı.)”

[12] En göze çarpanı başodanın sökülerek sofayla birleşik salona döndürülmüş olmasıdır.

[13] Safranbolu Kaymakamlığı’na ait http://www.safranbolu.gov.tr/dosyalar/oteller_TR.xls sitesinde konak otellerin oda ve yatak sayıları görülebilir.

[14] Bugün Safranbolu’da tescilli binadan en az5 m çekilen ve 4 x10 m taban alanlı müştemilata izin verilmektedir.

[15] Özellikle temizlik nedeniyle bugün Safranbolu’da toprak harçlı moloz taş duvarların, çimento harcıyla tamamlanması ve derzlenmesi çok yaygındır. Buna karşın, kireç harcı ile yapılan tamamlamalar ve derzlemeler, sorunları giderirken, harcın yumuşaklığı nedeniyle duvar örgüsünde çamurla hemen aynı dokunun sağlanmasına olanak vermektedir. Kireç harçla duvar örmek için çivilik olarak isimlendirilen küçük taş parçalarının kullanılması bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.

[16] Aynı şekilde: “Ağacın kesim tarihini 1856+2 olarak verebiliyoruz.”

[17] Süre kısıtlaması nedeniyle, bu bölüm panelde sözlü olarak sunulamadı.

[18] 1. kata çıkan merdivenler genelde yan duvarlardan birine yaslanmakta kata giriş çeperden olmaktadır, merkezi sofa planlı 2. kata çıkan merdivenlerin asıl amacının yapının merkezine çıkış olmasından dolayı, alt katın merdiveninden bağımsız olarak yerleştirilebilmektedir. Mimari olarak doğru bir yaklaşım olsa da, strüktür çözümleri yetersiz kalmaktadır. Sezer, L., A Conservation Proposal in Safranbolu (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), ODTÜ, Ankara, 1979, 5.2.2.1.3. Sezer, ayrıca 2. kata çıkan merdivenlerin daha gösterişli (= elaborate and decorated) olduğunu söylüyor.

[19] Gümüş Mahallesi’nde 1888deki büyük yangından sonra, Kastamonu Valisi Abdurrahman Paşa’nın emriyle Safranbolu’da kiremitlikler kurulmuş ve kiremit kullanımı zorunlu hale getirilmiştir.

[20] Naumann, R., Eski Anadolu Mimarlığı, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1985, ss. 372–3.

[21] Kuban, D., The Turkish Hayat House, Eren, İstanbul, 1995.

[22] Cerasi, M. M. (Çev. A. Ataöv), Osmanlı Kenti: Osmanlı İmparatorluğu’nda 18. ve 19. Yüzyıllarda Kent Uygarlığı ve Mimarisi, YKY, İstanbul, 1999, s. 102.