ZAMANLIK

Zamanlık, akıp geçen zamanın değerlendirilebilmesi ve bir Safranbolu belleği oluşturulması amacıyla kuruldu.

Safranbolu’da 800 kadar tescilli konak olduğuna göre, bir o kadar da samanlık olması gerekir. Safranbolu’nun niçin UNESCO Dünya Miras Listesinde olduğunu anlatırken, yalnızca binaların değil, tüm dokunun korunduğunu anlatıyoruz. Konakların ayrılmaz birer parçası olan samanlıklar da bu dokunun değerli birer parçasıdır.

Restorasyonu 2004 yılında biten samanlık, 2006 yılında Ulusal Mimarlık ödülü alan Macunağası İzzet Efendi Konağı’nın müştemilatı içinde bulunuyor. Yaklaşık 35 metrekare taban alanına sahip yıkık durumdaki samanlığın, basit onarım kapsamındaki, restorasyonu yaklaşık 6 ay sürdü ve yine yaklaşık 20 000 TL’ye mal oldu.

Samanlık, bugün Zamanlık adı altında Safranbolu’nun ortak belleğinin bir parçası olmak çabası içinde. Zamanlık’ta geçen 8 yıl içinde çeşitli sergiler düzenlendi, şiir dinletileri yapıldı. Avrupa Topluluğu, Fener – Balat Projesi yöneticilerinin katılımıyla “Kentsel Koruma” ya da Ulusal Ahşap Birliği’nin katılımıyla, “Ahşap Yapıların Zararlılara karşı Korunması” gibi önemli konularda seminerler gerçekleştirildi. 2004 yılında Safranbolu’da Korumanın 30. Yılı kutlaması yapıldı. 2005 yazında Karabük Üniversitesi, Safranbolu Meslek Yüksek Okulu, Restorasyon Bölümü’nün 7 öğrencisi ile birlikte bir yaz stajı kapsamında Safranbolu Çarşı’nın önemli bir bölümünün röleveleri çıkarıldı ve restorasyon projesi ön çalışma ve araştırmaları tamamlandı. Özellikle Ayşe Küçük’ün eserlerinden oluşan tezhip sergisi bizim için çok onurlandırıcı bir etkinlikti. Müteveffa Uğur Kangal’ın ODTÜ, Mimarlık Fakültesi’nde hazırladığı restorasyon uzmanlığı yüksek lisans tezinin 1974 yılındaki Safranbolu’yu belgeleyen görsellerınden oluşan sergi unutulamayacak diğer bir etkinlik oldu. Bu serginin önemli bir kazanımı, Safranbolu’nun 1974 yılında yapılan fotogrametrik rölevelerinin Zamanlık arşivine kazandırılması oldu. Diğer bir yüzakı etkinlik ise Karabük Valiliği ve Ankara Italyan Kültür Heyeti ile birlikte gerçekleştirdiğimiz “Hemşerimiz La Diva Turca -Leyla Gencer” konser, sergi ve söyleşileri oldu.

Kanımızca şu anda “koruma ve yaşatma” konuları ağırlıklı mimarlık ve şehircilikle ilgili Türkçe ve İngilizce kitaplardan oluşan kütüphanenin Safranbolu’da bir eşi bulunmamaktadır. Bugün Zamanlık’ta sözlü tarih çekimleri yapılıyor ve bir görsel arşiv oluşturuluyor. Ayrıca, Zamanlık’ta Safranbolu ile ilgili olarak yapılmış tezler toplanmaktadır.

İçinde tam donanımlı bir mimari ofis de bulunan Zamanlık, Safranbolu üzerine araştırma yapan akademisyenler ve öğrenciler tarafından kullanılabilmektedir.

Leave a Comment

Filed under City History, Conservation, Historic City, Mansion, Restoration, Revitalization

Ahşap Yaşar ve Yaşatır*

İbrahim CANBULAT, Y. Mimar

  

Safranbolu Tarihi Merkezinde bulunan Betenler Konağı’nın aralıklarla iki yıla yayılan restorasyonu bitti ve konak bir küçük lüks otel olarak hizmete alındı.

İstanbul Üniversitesi, Orman Fakültesi’nin yaptığı ahşap yaşı belirleme (Dentrokronoloji) çalışması ile yapıda yaygın olarak kullanılan sarıçamların 1856 + 2 yılında kesildiklerini biliyoruz. Gerçekte 18. yüzyılda yapılmış olması gereken konağın restorasyonu sırasında çeşitli yerlerinde bulunan devşirme ahşap parçalar üzerindeki yanık izlerinden ve yerel tarih çalışmalarından bir mahalle yangını sonrasında tahrip olduğunu, ardından 1860’larda yenilendiğini bulduk.

Son 50 yıl içinde insan eliyle yapılan tahribatın, yapıya zamanın getirdiğinden daha fazla olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Özellikle Batı Karadeniz Bölgesi’nin zengin ormanlarından kesilen öz ağaçların zamana dayanımı bizi hiç şaşırtmadı.

Yerel mimarinin en önemli özelliği yerel malzemeyi kullanmaksa, yapım ekonomisi de hemen ikinci sırayı alır. Konağın restorasyonu sırasında yapı elemanları üzerinden ahşabın sosyoekonomik değişime zaman içinde nasıl esneklik ve uyum sağladığını görebiliyoruz.

Çatı arasında bulduğumuz, önceki dönemlerde -asri pencere açmak için- sökülmüş cam evleri ve olmaları gereken yerlerdeki çivi ve alıştırma izlerinden hangisinin nereye ait olduğunu bulabilmek, bize büyük heyecan verdi. Pencereleri yakmayıp saklayan Safranbolululara -dillere destan cimriliklerini de göz ardı etmemek gerekir- şükran borcumuz var.

Restorasyon sırasında geçmişin izlerini taşıyan ve hala iş gören ahşap yapı elemanlarını yalnızca zararlılara karşı emprenye ettik ve sakındık.

Sonuçta ortaya çıkacak olan, yeni işlevine tam yanıt vermesi gereken bir mimari eserdir. Restorasyon çevresinde birçok uzman ve ustayla çalışırken mimarın orkestra şefi gibi davranmakla birlikte egosunu hep kontrol altında tutması gerektiğini belirtmeliyim. Mimar tabi ki yapı üzerinde iz bırakacaktır. Yeter ki, bırakacağı izler dürüst ve doğru olsun.

Ahşap çok uzun yaşar ve yaşatır.

*) Ulusal Ahşap Birliği, e-gazete 4, Şubat 2012′de yayınlanan yazının özgün örneği.

Leave a Comment

Filed under City History, Conservation, Mansion, Restoration, Revitalization

Kartalaç

İbrahim Canbulat, Y. Mimar

Safranbolu’dan Kastamonu’ya doğru karayolu -eski kervan yolunu izleyerek- Araç Çayı Vadisi’nden geçer. Bu yol üzerinde dikkatli bakarsanız, vadiyi tanımlayan Küre Dağları’nın yamaçlarında epeyi yukarılarda, ormanın içinde kaybolmuş bazı küçük köyler görürsünüz: Kuzyaka, Çerçen, Kadıbükü, Akveren (Akören) vd[1]. Safranbolu’nun diğer bütün köylerinde olduğu gibi, bu köyler ayrıca her biri diğerinden 2, 3 km uzakta olan sokaklara bölünmüştür. Benim babam işte bunlardan birinden, Çerçen Köyü’nün Kartalaç Sokağı’ndandı[2].

Yaz tatilinin uzun bir bölümünü Kartalaç Köyü’nde geçirirdik. Konuk gittiğimizde gerek babaannemin, gerekse babamın önceki eşi Fadime Ana’nın bize en büyük ikramları kuru nane ile tatlandırılmış torba yoğurtlu gözleme olurdu. Babam her şeyi unutur, hemen yanı başımızdaki ocakta yapılan gözlemeyi Çerçen üzümlerinden yapılmış kıvamlı pekmeze banarak afiyetle yerdi. Ben –eminim kardeşlerim de- ekşi ve tuzluyla; tatlıyı bir arada yemekten hiç hoşlanmazdık. Bu nedenle de babamın beğenisini hep şüpheyle karşılardım[3].

Anlam veremediğim, Kartalaç adını sorduğumda köyün aksakalları Kartağaç’tan türemiş olabileceğini söylemişlerdi. Ben de uzun bir süre köyümüze bu adı yakıştırdım ve kullandım. Yanılmıyorsam 80’lerde, Kartalaç’a gidişlerimizden birinde, babamın restore ettirdiği caminin kitabesinde “Karataş Camisi, Değerli İnsan İsmail Canbulat’ın…” yazısını görünce hem sevindim, hem irkildim. Köyün adı, ben tam bir yerlere oturtmuşken, birileri tarafından değiştirivermişti[4].

Gülevi Safranbolu’nun kahvaltı menüsü yöresel yemeklerin katılmasıyla sürekli geliştiriliyor. 50 yıl önceki bir tadı elinizde reçete olmaksızın yeniden yaratmak oldukça zorlu bir uğraş gerektiriyor. Bir zamanlar burun büktüğüm yoğurtlu gözlemeyi kahvaltı menüsüne eklemeye karar verdim. Son kurban bayramında da uyguladım. Küçük değişikliklerle Nazmiye Hanım’la birlikte özenerek hazırladığımız gözlemeleri yanında pekmezle birlikte konuklarımıza sunduk. Tahminlerimizin üzerinde beğenildi. Menüye adını yazmak için literatür taraması yaptığımda inanılmayacak bir sonuca vardım: Anadolu’nun çeşitli yerlerinde bulunan yörükan tarafından küçük farklılıklarla yapılan bu gözlemenin adı Kartalaç. Yazımı, Kartalaç Köyü’nün klasik Kartalaç reçetesini vererek bitirmek istiyorum. Bu arada köyümüm adını da geri istiyorum

 

KARTALAÇ

Hamuru için (bulabilirseniz) Has Un: 500 gr

Ilık Su: 1 bardak Tuz: 1 tatlı kaşığı

Eleyeceğiniz unu tuz ve suyla kararak yumuşakça bir hamur yapınız. Üzerini strech film ya da ıslak bir bez kapatarak 20 dakika kadar dinlendiriniz.

İçi için: Süzme Yoğurt: 300 gr

Kuru Nane: 1 çorba kaşığı

Nane ve yoğurdu bir çatal yardımıyla ezerek karıştırınız. Hamurdan 12 tane pazı tutunuz. Her bir pazıdan, 30 – 40 cmçapında çok ince olamayan yufka açınız. Yufkaların yarısını kaplayacak şekilde, hazırladığınız naneli yoğurdu kaşığın sırtıyla sıvayınız. Yufkayı ikiye katlayıp, çevresinden parmaklarınızla bastırarak yapıştırınız. Saçta[5] her iki yüzünü de çevirerek pişiriniz. Erimiş tereyağı sürünüz. Yanında pekmezle[6]servis yapınız.


[1] Osmanlının Sağ Ucu’nda bulunmakla Safranbolu ve yöresi yüzyıllar boyu süren bir konar-göçer nüfus hareketine sahne olmuştur. Yörükan olarak anlatılan ve Orta Asya’dan kopup gelen bu gruplar Osmanlı Rumeli’de toprak kazandıkça kaydırılmak üzere bu bölgede geçici olarak iskân edilirlerdi. Bu nedenle komşu köyler arasında bile önemli kültürel farklar bulunmaktadır.
[2] Bu yerleşme düzenini Celali İsyanları sırasında dağılıp korunmak amacıyla gözden kaybolmaya çalışan yörükanın yarattığı düşünülmelidir. İdari taksimat şeması yeterli olmadığı için alt köyler sokak olarak isimlendirilmektedir.
[3] Osmanlı mutfağında ekşi, tatlı, tuzlu ve acı büyük bir uyum içinde kullanılırken, kültürel süreklilikteki -nedenini bilemediğim- kopukluk nedeniyle bizler bugün bu tatlara bir arada neredeyse tahammül bile edemiyoruz. Bu çeşitlilikteki güzelliği, yeni burjuva, şimdilerde yabancı mutfaklar üzerinden keşfediyor.
[4] İsim değişiklikleri bir devlet politikası olarak hep sürdü. Ben bugün babaannemin köyü Ağaçkese’nin Kastamonu Salnameleri’nde Ağaçkilise olarak geçmesine şaşırmış olmakla birlikte, bugün bu durumu Anadolu’nun bir gerçeği olarak değerlendirmekteyim.
[5] Elektrikli saçlar çok kullanışlı. Altına kül sıvandıktan sonra odun ateşinde ısıtılmış saçın sağladığı lezzeti yakalayamasanız bile, elektrikli sağlar oldukça iyi sonuç veriyor.
[6] Çerçen’in yemelik üzümü çok ünlüydü. Bugün Çerçen’de pek bağ kalmamış olsa da anısını yaşatmak için kıvamlı bir üzüm pekmezi kullanmayı tercih ediyorum.

Leave a Comment

Filed under Food

Bir Turistik-Tarihi Kent Olarak SAFRANBOLU[1]

İbrahim Canbulat, Y. Mimar

Safranbolu, ülkemizdeki ilk turistik-tarihi[2] kenttir ve benzer kentlere örnek olma özelliği vardır. Bu nedenle Safranbolu’nun bir turistik-tarihi kent olarak gelişmesindeki evreler iyi incelenmelidir. Safranbolu’nun Cumhuriyet dönemini incelerken, onu üzerindeki en önemli etkiyi yaratan Karabük’ten ayrı düşünmek olanaksızdır. O kadar ki, “Karabük olmasaydı, Safranbolu bugünkü gibi olmazdı”. Bu cümleyle olumlu bir saptamadan çok bir etkilenme gerçeğinden söz ediyorum. Bu etkilenmenin şekli ve sonuçları sunumda tartışılmaktadır. Bu yazı bir durum saptamasıdır. Çözüm önermeyen bu sunumla, Safranbolu’da gelinen noktanın çarpıklığı kalın çizgilerle belirtilerek, katılımcıların dikkati çekilmek istenmektedir.

 

Sanayileşme Evresi

1927 yılında yapılan ilk nüfus sayımına göre Safranbolu’da 5 218 kişi yaşamaktadır. 1935 sayımında bu sayı 5 571 olur. 1 Haziran 1934’te Karabük’e ilk tren gelmesine, 3 Nisan 1937’de temeli atılan Karabük Demir Çelikİşletmeleri’nde ilk demir üretiminin 10 Eylül 1939’da olmasına karşın, Safranbolu nüfus kaybeder. Bunda İkinci Dünya Savaşı nedeniyle muvazzaf askerlik ve ekonomik sıkıntılar neden olabilir. 1945 nüfus sayımına göre kentsel nüfus 5 164’e inmiştir. KDÇİ’nin (Karabük Demir Çelikİşletmeleri) açılmasından hemen önceki bu evrede artık Safranbolu yalnızca bir yerel pazaryeri ve idari merkez haline inmiş bulunuyordu[3]. Bu yıl Safranbolu’nun kentsel tarihinde bir dönümdür ve bundan sonra Safranbolu artık düzenli olarak nüfus kazanacaktır[4]. Bugün Safranbolu yaklaşık 40 000 nüfusuyla, hala Batı Karadeniz Bölgesi’nin nadir nüfus artışı görülen kentlerinden biridir.

 

Bir Tarihi Kent Olarak Safranbolu

1966 yılında Karabük ile birlikte Safranbolu’nun da imar planı yapılmıştır. İmar planında Safranbolu’nun korunmasıyla ilgili olarak ilke kararları da alınmıştır. Bu Safranbolu’nun tarihi bir kent olma yolunda bir dönüm noktasıdır. Sonrasında bireylerde gelişen koruma bilinciyle devamı gelmiştir. Tümüyle kişisel olanaklarla Emin Hocazade Ahmet Konağı restore edilmiş, Safranbolu’ya kendini koruyan kent sıfatını kazandıran Belediye Meclisi’nin koruma kararları alınmış[5]; 8 Ekim 1976’da Resmi Safranbolu Koruma Kararı devreye girmiştir. 2 Mayıs 1985’te ise koruma altına alınması gereken yapıların listesi Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Bu arada, Kültür Bakanlığı, Kaymakamlar Evi ve Yemeniciler Arastası’nın restorasyonlarını gerçekleştirmiştir.

 

Bir Turistik-Tarihi Kent Olarak Safranbolu

25 yılın sonunda KDÇİ çalışanlarının yoğun olarak konaklama için tercih ettikleri Safranbolu’nun nüfusu 1995 yılında yapılan sayımda 27 576 olarak saptanmıştır. 90’lı yıllar turistik-tarihi kent olma yolunda önemli atılımların yapıldığı yıllardır. TTOK, Havuzlu Asmazlar Konağı’nı restorasyon sonunda bir otel olarak işletmeye almıştır. Yine bu yıllarda Kaymakam Muammer Aksoy’un girişimleriyle Ev Pansiyonculuğunun geliştirilmesi amacıyla önemli çalışmalar yapılmış; eğitim programları düzenlenmiştir. Kültür Bakanlığı bu kez de Arasta Arkası Sokak ve Hükümet Sokağı’nda sağlıklaştırma çalışmaları yapmıştır. Hepsinden daha önemlisi 1994 yılında Safranbolu UNESCO Dünya Mirası listesine alınmıştır.

Sanayisizleşme

Kanımca, Safranbolu’nun turizm konusunda “take-off”u KDÇİ’nin 30 Mart 1995’teki özelleştirilmesi ve yeniden yapılanmasından aşırı derecede etkilenmiştir. 1981’de 13 269 çalışanı olan KDÇİ’nde bu sayı özelleştirmenin yapıldığı 1995 yılında 4 289’a gerilemiştir[6]. Bu yalnızca KDÇİ’den yaklaşık 9 000 kişinin ayrılmış olması demektir. Diğer yandan kurumun o güne kadar sağladığı ekonomik örüntüde çalışan önemli sayıda ticari ve sanayi işletmesi devreden çıkmıştır. Bunlardaki iş gücü kaybı da dikkate alınmalıdır. Bunu Sanayisizleşme olarak isimlendiriyorum[7]. Bir yandan kıdem tazminatlarını, ikramiyelerini almış bir genç emekli nüfus, diğer yandan sermeyesi ve iş gücü devre dışı kalmış iş adamları plansız (daha doğrusu fizibilitesiz) olarak turizme girmeye başlamışlardır. Liberal ekonominin plansız ve programsızlığı adeta Safranbolu’yu bugünkü noktaya sürüklemiştir. Safranbolu’nun, iş adamları, bazen tek başına bazen de bir araya gelerek bugün 2 500 kadar olduğunu tahmin ettiğimiz yatak sayısı için önemli yatırımlar yapmışlardır. 1997 – 2009 yılları arasında geceleme sayısı yalnızca 3 misline çıkarken, yatak kapasitesi 15 kat artmıştır. Bundan daha vahimi ortalama doluluk oranı 2001-2009 yıları arasında yalnızca %18 olarak bulunmaktadır[8].

Konak Oteller

Bugün Safranbolu’nun 90 konağı yaklaşık 27 milyon TL harcanıp[9], restore edilerek otel olarak işletmeye alınmıştır. Bu konaklarda toplam 630 oda ile 1 500 yatak kapasitesi yaratılmış bulunmaktadır. Yüksek yoğunluklu yapılanmanın konaklar üzerinde geri dönülemez tahribatı göz ardı edilmektedir[10]. Safranbolu’nun UNESCO Dünya Mirası olmasındaki en önemli nedenlerden biri olan “Yaşayan bir Kent” olması ciddi tehdit altındadır. Gidiş tüm konakların turistik amaçla kullanılması yönündedir[11]. Gelinen noktada gerek işletmeciler, gerekse yöneticiler çözüm arayışındadırlar ancak ne yazık ki bir başarı sağlayamamaktadırlar. Bu yazının kapsamı dışında olmakla birlikte, arayışların günübirlik turisti çekmesi yanında hediyelik eşya ve hizmetler sektöründeki[12] paralel çarpık yaklaşım nedeniyle Çarşı’nın (Tarihi Merkez) fiziki ve sosyal yapısı da tehdit altındadır.

Nüfus Hareketi

Grafikte görüleceği gibi, Safranbolu’da 1945’ten bu yana düzenli bir nüfus artışı olmaktadır. Nüfus artışı ile turizmin gelişmesi arasında doğrudan bir bağ kurmak doğru olmaz kanısındayım. Safranbolu’nun ilk evrede kendi kırsalından nüfus aldığı çok açıktır[13]. Bunun en önemli nedeni sanayileşmedir ve başka bir deyişle KDÇİ ve giderek onun yarattığı yan sanayi, haddehanelerdir ve gereksindiği hizmet işletmeleridir. 1995’te özelleşmesiyle emekli olan 9 000 kişiden köken itibariyle Safranbolulu olanların kenti terk etmediklerini düşünüyorum. Bu dönemde bilindiği üzere asıl nüfus kaybı Karabük’te görüşmüştür. Bugün Safranbolu hala önemli bir emekli kentidir. Turizm gelirlerinin yaklaşık yıllık 2 milyon TL olmasına karşın emekli maaşlarının 7 milyon TL civarında olduğunu hesaplıyorum[14].

Sonuç

Safranbolu’da aşırı bir yatak kapasitesi ortaya çıkmış bulunmaktadır. Artış hala sürmektedir. Karsızlığın doğal sonucu olarak işletmelerin aralarındaki fiyat rekabeti kıyasıya sürmektedir. Bunun bedelinin ise hizmet standartlarında düşme olması, kaçınılmazdır. Sonucunda Safranbolu, daha kısıtlı bütçesi olan turisti tatmin edebilecek noktaya doğru gerilemektedir. Safranbolu’nun yatak kapasitesi adeta hafta sonları doluluk için belirlenmiştir. Turizmin haftanın günlerine ve aylara düzgün dağılması amacıyla yapılan turizmin çeşitlendirilmesi amaçlı arayışlar ise önemli kazanımlar getirmemektedir[15]. Bütün bunlar plansız sanayisizleşmenin doğal sonucudur. Avrupa’da sanayisizleşme belli bir planla kontrollü bir şekilde gerçekleştirilmekte, geçişin getireceği sosyo-ekonomik sorunlara çözüm aranmaktadır. Karabük örneğinde ise KDÇİ’nin özelleştirmesinin getireceği sosyo-ekonomik sorunlar hiç bir şekilde dikkate alınmamıştır. İlk bakışta Safranbolu sanayisizleşmeyi sorunsuz gerçekleştirmiş gibi gözükmekle birlikte, geleceğe yönelik sorun biriktirir durumdadır. Safranbolu’nun giderek sürdürülebilir kültür turizmini gerçekleştirmesi risk altına girmekte; bundan daha tehlikelisi en önemli somut kültürel mirası savurganca kullanmaktadır.

 

[1] Bu sunum 29–30 Ocak 2010 günleri ÇEKÜL’ÜN katkılarıyla gerçekleştirilen BAKAB (Batı Karadeniz Kalkınma Birliği), Safranbolu Toplantısı’nda yapıldı.
[2] Biraz da kafa karıştıran bu tanım “Tourist-Historic City” karşılığı olarak kullanılmaktadır. G. J. Ashworth & J. E. Tunbridge, The Tourist-Historic City / Retrospect and Prospect of Managing the Heritage City, Pergamon, Amsterdam, etc. 2000.
[3] Safranbolu’nun bir turistik-tarihi kent bağlamında koruma boyutu “Safranbolu’da Koruma” başlıklı yazımda ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır. Gönül Putlar (Hazırlayan), Yapılar Fora / Mustafa Pultar’a Armağan Kitabı, Tetragon, İstanbul, 2010, sayfa: 261–70.
[4] Bu dönem için: Aytekin Kuş (Derleyen), Belediye Başkanı Gadartalıoğlu Osman Akın’ın Özel Arşivinden: Bir Zamanlar Safranbolu, 1931–1946, Safranbolu Belediyesi Kültür Hizmeti, Safranbolu, Mart 2009.
[5] Bu dönem için: Kızıltan Ulukavak, Safranbolu’da bir Zaman; bir Başkan… (1974–1980), Safranbolu Belediyesi Kültür Hizmeti, Safranbolu, Ocak 2005.
[6] Naim Bulungiray, Özelleştirmenin Sosyo-Ekonomik Etkileri Üzerine bir Uygulama: Kardemir Örneği, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İktisat Anabilim Dalı, İktisat Politikası Anabilim Dalı, İstanbul, 2006.
[7] Bu kavramı ilk ben kullandım diye düşünürken bir yüksek lisans tezine ulaştım. Özellikle Sanayisizleşmenin Karabük görüntüsü için başvurulması gereken önemli bir kaynaktır. Murat Çevik, Sociospatial Impacts of Deindustrialization: A Case of Karabük, A Thesis Submitted to the Graduate School of Natural and Applied Sciences of the Middle East Technical University, Ankara, 2003.
[8] Genel olarak konaklama tesislerinde karlılık eşiği olarak kabaca %40 doluluk kabul edilir. Buna karşın Safranbolu’da hala tasfiyeler ya da konsolidasyonlar gözlenmemektedir. Bunun kanımca en önemli nedeni işletme sahiplerinin çoğunlukla asıl işlerinden gelir sağlıyor olmalarıdır.
[9] Konak başına alım, proje ve restorasyon bedelleri toplamı olarak 300 000 TL hesabıyla.
[10] Canbulat, ibid
[11] Son Koruma İmar Planı’nda bu yönde kısıtlamalar getirilmesi çok olumludur.
[12] Emekliler hediyelik eşya dükkânları açmışlardır.
[13] Şu anda kırsal nüfus 8 000’e düşmüştür.
[14] Safranbolu Emekliler Derneği’nin 7 000 üyesi vardır.
[15] Safranbolu’nun hafta içi konaklama kapasitesini bir yere kadar pazarlamacılarla değerlendirmektedir.

Leave a Comment

Filed under City History, Conservation, Cultural Tourism, Historic City, Mansion, Restoration, Revitalization

Safranbolu’nun Havuzlu Konakları

İbrahim Canbulat, Y. Mimar

 

 

Giriş

Kısa bir süre etkin olduğum Safranbolu Kültür ve Sanat Derneği, 2010–11 yıllarında Sayın Beate Ünal’ın önerisiyle Safranbolu’nun Havuzlu Konakları’nı araştırmak ve yayınlamak kararı almıştı. Bunun devamında, Augsburg Üniversitesi ile birlikte çalışma olanakları da araştırıldı[1]. Metodoloji olarak öncelikle Safranbolu’da bulunan havuzlu konakları dökümünün ve durumlarının saptanması, diğer yandan dünyada varsa örneklerinin derlenmesine karar verildi. Başlangıçta Sayın Aytekin Kuş’un sağladığı listeden yola çıkıldı[2]. Kuş’un listesinde 8 kadar havuzlu konak ismi verilmekteydi. Bir yandan arşivimdeki görselleri derlerken, bir yandan da Kuş’un listesinde bulunan konakları Ünal ve Sayın Ahmet Işık’la teker teker ziyaret ederek hâlihazır durumlarını fotoğrafladık. Arazi çalışması sırasında görüşülen Safranbolulular üzerinden sayı bir anda 15’i buldu. Sonunda, havuzlu konakların tahminlerimizin üzerinde yaygın olduğu ancak önemli bir kısmının tehdit altında oldukları saptandı. Dünyadaki örneklerine ulaşma çabası ise tam bir başarısızlıkla sonuçlandı. Ne ülkemizde ne de dünyada Safranbolu havuzlu konaklarının bir örneği bulunamamıştı. Internet ve basılı kaynaklar üzerinden yapılan araştırmalardan da bir sonuç alınamadı[3].

2010 ve 2011 yılları Altın Safran Belgesel Film Festivallerinin ana teması olarak “Safranbolu Su Kültürü” başlığı benimsenmişti. Belediye Başkanımız Sayın Dr. Necdet Aksoy ve Koordinatör Sayın Dr. Sühendan Kumcu, 2011 etkinliği kapsamında gerçekleştirilecek olan panelin moderatörlüğünü bana verdiler. Bu bağlamda UNESCO Türkiye Milli Komisyonu ve ICOMOS Türkiye üyesi olan önemli sayıda akademisyen ve araştırmacı ile görüştüm. Sonuçta aynı noktaya ulaşıldı. Onlar da dünyada ya da ülkemizde havuzlu konakların varlıkları konusunda birbilgiye sahip değillerdi. ICOMOS Türkiye, panelin organizasyonunu üstlendi, ancak hala nedeni bilemediğim sebeplerle bu panel gerçekleşmedi. Araştırmalarımız sonuçlarının da sunulacağı panelde Safranbolu’nun Havuzlu Konakları’nın dünyada tekil bir örnek olduğu ve değerleri -büyük bir olasılıkla- en önemli kurumların yetkilisi akademisyenlerce belirlenecek ve akademik çevrelere duyurulacaktı.

Geçenlerde Safranbolu için çabalarını her zaman çok değerli bulduğum Sayın Mehmet Baki Duvan, aradı ve Safranbolu su kültürü ile ilgili bir çalışma yapmakta olduğunu ve varsa elimdeki bilgileri kendisiyle paylaşıp paylaşamayacağımı sordu. Kendisine -biraz da yukarıda aktardığım sürecin tıkanmış olmasının verdiği kırgınlıkla- Safranbolu’nun genelde Anadolu uygarlıkları ve özellikle Roma ve Osmanlı dizgesi içinde değerlendirildiğinde su kültürü konusunda diğer kentlere bir üstünlüğü olmadığını[4] asıl ilgi gösterilmesi gereken alanın Safranbolu’nun Havuzlu Konakları olduğunu söyledim[5]. Daha sonra da hem ulaşılan noktayı saptamak hem de –dilerim- olası geri dönüşlerle Safranbolu’nun Havuzlu Konakları’nın internet üzerinden tartışmaya açmak amacıyla, bu monografik yazıyı hazırladım.

 

Özellikleri

 

Suyun insanla olmazsa olmaz ilişkisi yanında mühendislik çözümleriyle kontrol altına alınmasının yarattığı hayranlık, suyun insanın yaşam alanına ve mimari mekâna yerleştirilmesinin en önemli nedenleridir. Bu bağlamda suyun yalnızca kentsel mekânda değil, olanaklı kesimin evlerinde de mimari bir veri olarak kullanıldığı sınırsız sayıda örneği bulunmaktadır. Mekânla bütünleşen havuzlar bunların en önemli örnekleridir.

Safranbolu Havuzlu Konakları’nı tekil yapan özellik, hemen tüm örneklerde gördüğümüz gibi havuzların mekâna bir obje olarak girmesi değil, mekânın havuzun etrafında oluşmasıdır. Sorgulanması gereken bu çözümün nasıl ortaya çıkmış olabileceğidir. Safranbolu’da bulunan havuzlu konakları iki ana ve iki alt başlık altında sınıflandırıyorum[6]:

  1. Alışılagelmiş havuzu olan mekânlar ve
  2. Mekânın su elemanının etrafında oluştuğu örnekler.
    1. Havuzun konağın bütünleşik divanhanesinde olduğu örnekler
    2. Havuzun konaktan bağımsız köşklerde yer aldığı örnekler

Bu yazıyı hazırlarken çok çeşitli Türk evi araştırmalarına başvurdum. Burada uzun uzun listelemek istemiyorum. Hiç birinde Safranbolu’nun havuzlu konaklarına benzer örnekler göremedim. Konumuzla ilgili tek kaynak yine Günay’ın (1998) eseridir. Onda da havuz için önemli bir vurgu bulunmamaktadır.

Gerçekte havuzlu konaklardaki havuzların mekânsal yetkinlikleri yanında bir başka önemli özelliği daha bulunmaktadır. Sıradan bir gözlemcide, bir şaşkınlık yaratmaktadır. İlk anda dev boyutlardaki havuzların ikinci kat zeminlerinde oldukları sanılmaktadır. Bu çözümlerin, strüktürel harika olarak da algılanmasına neden olmaktadır.

 

Durum Saptaması

 

Yazının bundan sonraki bölümlerinde yalnızca mekânın havuzu esas alarak oluştuğu örnekleri inceleyeceğim. Alışılagelmiş havuz örnekleri konakların içinde olsun, bağımsız olsun, özgün örnekler değildir. Amca Hüseyin Paşa yalısından Topkapı Sarayı’na, Edirne Sarayı’ndan Beylerbeyi Sarayı’na birçok özellikli havuz çözümü vardır.

Ne yazık ki, Safranbolu’da bulunan konak havuzlarının yalnızca 3–4 tanesi hala su tutabilmektedir. Örnek vermek gerekilirse, en görkemlisi hâlâ ailenin konut olarak kullandığı Beybağı Sokağı’nda bulunan Asmazlar Konağı’nın divanhanesinde bulunmaktadır. Araştırmalarımız sırasında çok sayıda havuzun çökerek tahrip olduğunu üzülerek gördük. Divanhanelerin yıkılması sonucu bazıları bahçe havuzu konumuna indirgenmiş, bazıları ise tümüyle dağılmış durumdadır.

 

Savlar

Çocukluk anılarımda Çerçen Yukarı Köy’de bulunan haft önemli bir yer tutar. Haft[7] köyün üst yanında bulunan bir açık sarnıçtı. Ulupınar’dan Köye gelen suyun bir bir kısmı haftta biriktirilir ve belirlenen bir sıraya göre köyün içinde bulunan bostanlara salınırdı[8]. Kanımca, Havuzlu Safranbolu Konakları’nda görülen havuz formu bu şekilde ortaya çıkmıştır. Havuzlu Safranbolu Konakları’nın hemen tamamı büyük bahçelerin içinde bulunmaktadır. Her su elemanında olduğu gibi, haftların da çevresinde bir su – insan ilişki şekli oluşmaktadır. Bunun da bir mekâna ve giderek mekânda özgün çözümlere ulaşması doğal bir süreçtir. Zaman içinde havuzların çevresinde oturma alanları oluşmuş olmalıdır. Yine zamanla, bunların birer havuz köşküne dönmüş ve giderek konaklarla birlikte özgün bir çözüme ulaşılmış olduklarını düşünüyorum. Safranbolu’nun aksakallarıyla görüşmelerimde havuzların en önemli işlevinin yangına karşı su depolamak olduğunu ileri sürdüklerini gördüm. Bu işlevlerini göz ardı etmemekle birlikte, haftların 18. Yüzyılda gelişen sosyo-ekonomik yapının getirdiği gustonun sonucu olarak, yaşama zenginliğine katıldıklarını ileri sürüyorum. Divanhanelerin, havuzun çevresine yerleşik sedirlerinden öte, hamam, kahve ocağı, mutfakçık gibi hizmet mekânlarını bulunduruyor olmaları buralardaki yaşam zenginliğini açıkça ifade etmektedir. İncelemelerimiz sırasında Dübekönü’nde içinde bulunduğu divanhanenin tümüyle yıkılması sonucu yeniden yalın haft işlevine dönmüş bir havuzu görmek oluşum sürecini anlamamda bana yardımcı olduğu kadar da üzüntü vericiydi.

 

Öneriler

 

Görsellerden de anlaşılacağı üzere Safranbolu dünyada eşi olmayan çok özgün bir mimari mirasa sahiptir. Ancak bunlar ciddi tehdit altındadır. Bu konuda bugüne kadar herhangi bir akademik araştırma yapılmamıştır. Havuzları değerlendiren restorasyon çözümlerinin önemli bir kısmı mekâna ve havuza zarar verebilmektedir[9]. Safranbolu kültür araştırmaları bağlamında “Su Kültürü” ana başlığı Safranbolu’nun Havuzlu Konakları’na bakışımızı bulanıklaştırmakta ve asıl değerli olanın dikkatten kaçmasına neden olmaktadır. Acilen Safranbolu’nu Havuzu Konakları’nın envanteri çıkarılmalı ve röleveleri derlenmeli, eksikler tamamlanmalıdır. Bu konuda yapılacak yüksek lisans ve doktora tezlerine özel destek sağlanmalıdır. Bu çalışmaların sonucunda Safranbolu’nun Havuzlu Konakları’nın ilgiyi çekeceğine; restorasyon ve yeniden işlevlendirilmelerinde aktörlerin gereken dikkat ve duyarlılığı kazanılacağına inanıyorum.


[1] Çalışmanın nasıl geliştiği konusunda Ünal’dan bana ulaşan birbilgi olmadı.
[2] Bu liste Reha Günay, Tradition of the Turkish House and Safranbolu Houses, YEM Yayınları, İstanbul, 1998, sayfa. 230’daki liste ile örtüşmektedir.
[3] 2010 yılında Gjirokastra’da (Arnavutluk) konuşmacı olarak katıldığım Restorasyon Yaz Okulunda, Osmanlı coğrafyasından gelen katılımcı tüm mimar, akademisyen ve araştırmacıyla görüşmelerimde de ülkelerinde benzer örneklerin olmadığı yanıtını aldım.
[4] Anadolu inşaat kültürü izleğinde, su mimarisi ile ilgili klasik çözümlerin Mimar Sinan’la birlikte tamamlanmış olduğuna inanıyorum. Bunun için Celal Esat Arsever, Türk Sanatı Tarihi: Menşeinden Bugüne kadar Mimari, Heykel, Resim, Süsleme ve Tezyini Sanatlar, Milli Eğitim Yayınları, İstanbul, nd, sayfa: 492 – 527 genel bir bakış için iyi bir kaynaktır. Su dağıtım şebekelerinde motor gücünün devreye gireceği 20. yüzyıla kadar klasik çözümler uygulana gelmiştir. Bu nedenle havuzlu konaklar dışında, Safranbolu’daki çözümlerin özgün olmadığını düşünüyorum. Hemen tüm su yapıları için çok sayıda yüksek lisans ve doktora tezleri yapılmış bulunmamaktadır.
[5] Önemsediğim diğer bir başlık ise Kıranköy (Teodorapolis) yerleşmesidir. Bir kale kent olduğuna inandığım Kıranköy’de çok gelişmiş bir su sağlama, saklama ve dağıtım şebekesi bulunmaktadır.
[6] Günay, ibid, yalnızca alt sınıflandırmamı uygun görmüştür.
[7] TDK, Büyük Türkçe Sözlük: haft 1. Çeşme yalağı, oluk. 2. Hayvan yemliği. 3. Üzüm ezilen taş yalak.
[8] Doğru sulama için suyun biriktirilmesi ve belli bir debide salınması gerekir.
[9] Çok önemsediğimiz TTOK, Havuzlu Asmazlar Konağı restorasyonunda divanhane betonarme olarak yeniden yapılmış ve üstüne yatak odaları yerleştirilmiştir.

Leave a Comment

Filed under City History, Conservation, Historic City, Mansion, Pool, Restoration

Ibn-i Batuta’s Safranbolu / Past and Present of Safranbolu under the Influence of Tourism*

Ibrahim Canbulat, B. Arch, M. Arch

The legendry Arabic traveler Ibn-i Batuta stayed one night in Taraklı (previous name of Safranbolu) in 14th Century on his way to Kastamonu. It was after dawn when he was approaching to Taraklı on a caravan route, which he took, was passing parallel to canyons. He had a wonderful night as a guest of the local governor. His satisfaction and how he was hosted is written in his book in details.

 

In the time span, by the changes of socio-economic structure and transportation network inTurkey, the caravan route was abandoned as well as the old city ofSafranbolulost her economic power. The land use character has been totally changed while a new business district and new residential areas were developing on the north of the old city. Almost for half a century, the old city was used as a dormitory of the lron and Steel Industries, which was established in 1930′s.

 

Starting with 1970′s by the initiations of academic circles in Turkey, the dwellers discovered that Safranbolu is a unique city and organizational conservation has been put under decree by the local municipality while Safranbolu crowned by UNESCO as one of the World Heritage Cities. Tourism flourished and Safranbolu became one of the important destinations of cultural tourism.

 

Presently (2005), Safranbolu attracts around 250 000 tourists per year and this figure increases steadily. The old city is totally used for the accommodation of tourists and old city center has been re-functioned for the services as well as souvenir shopping. Of course, these changes brought heavy traffic problem with all dimensions. On the other hand, the present road structure created an unbalanced concentration in the north of the city center while a substantial part of the city is not used effectively.

 

We suggest that the revitalization of old caravan route which was taken by Ibn-i Batuta will bring effectiveness to the land use, and will separate tourists’ traffic and modern city’s. On the other hand, the tourist will perceive and understand how was the socio-economic structure of the city, which created picturesque Safranbolu, better. Meanwhile, we will have a great legend to tell them on his path after 6 hundred years how Ibn-i Batuta perceived Taraklı and how had a nice stay.

 

In the presentation, the past and present route connections and land use characteristics of Saftanbolu will be explain on maps. The advantages of the proposed alteration and design will be explained. In this extend the past and present characteristics of market place and city center will be intensively verified. The paper will discuss above in the intersection of Architecture, City Planning and Cultural Tourism Management with all of their interrelations.

* OWHC Euroasia International Tourism Seminar, 10 – 12 November 2005, Reports and Resolution, “The Development of Cultural Tourism in the Euroasia Cities”, nd., page 105.

__________________________________________

Notes:

Bu sunumun ardından dönemin Belediye Başkanı, Sayın Nihat Cebeci ve Belediye Meclisi Üyesi Sayın Mehmet Adalar projeye ilgi gösterdi. Hatta duyumlarıma göre Cebeci, bir güzergah bile saptadı. Yerel seçimler sonrasında, projenin şimdiki belediye başkanına aktarılmadığını sanıyorum. Konuyu bu kez, Kaymakamımız Sayın Gökhan Azcan’ın bilgisine sundum. Bir süre sonra, projeyi incelediğini, ancak önemli mali kaynak gerektirdiğini belirtti. Başkaca bir gelişme de olmadı.

Leave a Comment

Filed under Conservation, Cultural Tourism, Historic City, Travel

Safranbolu : «une ville conservée»*

İbrahim CANBULAT, Architecte

 

Actuellement, 1 171 des 50.000 batiments classes en Turquie se trouvent ıl Safran­bolu. Du fait de ce nombre, la ville est la troisierne du pays.

*İsmet Saraçoğlu

Dans i ‘Iliade d ‘Homere, Safranbolu est pre­sentee pour la premiere fois sur la scene de I’Histoire comme le pays des Gaska allant aider Troie ; la ville est l’heritiere d’une ri­che culture qui se devoile peu a peu. Safran­bolu a pu preserver un passe commence il y a 2 700 ans jusqu’a aujourd’hui par ses ri­chesses culturelles et ses valeurs humaines. Situee sur le reseau des routes commercia­les reliant I’ Anatolie Centrale a la côte de la Mer Noire, Safranbolu possede un centre ville utilise depuis des siecles. Apres l’epo­que des caravanes, qui avait melange les habitants de Safranbolu adiverses cultures, le quartier des tanneurs ainsi que les bouti­ques artisanales ou l’ on travaille le cuir ont pu survivre jusqu’a nos jours. Lorsque vous marchez vers la place du marche, observez les quelques maıtres artisans travaillant dans leurs boutiques, emblemes du passe, dans la Rue de Saraçlar (Selliers), la Rue des Kunduracılar (Cordonniers), la Rue des Semerciler (Batiers) et a Yemeniciler Arastası (Marche des Pantoufliers). D’habitude, ce sont plutôt les biitiments re­ligieux ou administratifs construits en pier­re de taille qui sont conserves. Mais une des principales caracteristique de Safranbolu reside dans le fait que la majorite des bii­timents sous protection sont des maisons a colombage et aux murs en pierre recouverts par un crepi de boue, exemples de l’archi­tecture civile.

*Ahmet Yıldız

Le safran (Crokus Sativus), qui donne son nom a Safranbolu, est une plante qui donne des fleurs pourpres et parfumees aux mo is de septembre et octobre. Ses fleurs com­portent six etamines. Ce sont ces etamines orangeesquidonnentlesafran,quiestconnu comme l’epice ayant le plus de valeur. il est utilise comme medicament en Anatolie de­puis l’epoque des Hittites. Cette epice etait presque tomMe dans l’oubli vers la fin des annees 1990. Heureusement, la production de safran encouragee de nouveau par un programme de soutien se repand de plus en plus. Le safran stimule le systeme nerveux, donne de l’appetit, allege la menstruation. Dans un des articles qu’il a redige, le Prof. Dr. Erdem Yeşilada dit que parmi toutes les plantes citees comme aphrodisiaques, «… seull’effet du safran est demontre scienti­fiquement »..

La maison de Macun Ağası İzzet Efendi

D’apres l’historien local Hulusi Yazıcı, «… Non seulement le Sultan İbrahim souffrait des troubles nerveux, mais son trône etait reste egalement sans prince heritier. Unjeu­ne cadre de la medersa qui maıtrisait l’uti­lisation des methodes psychologiques avait ete conseille a Valide Sultane qui cherchait une solution a la situation. Valide Sultane avait ecoute ses conseils afin de les essayer. C’est ainsi que Hüseyin Effendi (Cinci Ho­dja) de Borlu (Safranbolu) qui avait su re­soudre ces troubles nerveux en peu de temps et qui avait gagne la confiance du Sultan avait ete promu au grade de « Kazasker» en quelques annees et prit place sur la scene historique. il avait ete nomme professeur en 1642 d’abord a la medersa de Salını Seman et puis a celle de Süleymaniye. Suite au detrônement du Sultan İbrahim, sa fortune avait ete confisquee et distribuee, et lui, il avait ete execute la meme annee. » Cinci Hoca avait depense une partie de ses richesses pour la construction de biiti­ments a Safranbolu. Le Han de Cinci et le Nouveau Hammam, qui sont les endroits les plus somptueux de Safranbolu, sont les deux edifices qu’il a offerts a cette ville.

*Murat Germen

Le Macun Ağası (Maıtre de Gelees) est un cadre qui oeuvrait dans le palais ottoman et qui travaillait sous la dependance du Grand Vizir. Comme on le comprend a son titre, son devoir etait de preparer des gelees et des bonbons au caramel pour le Sultan. İzzet Effendi, originaire de Safranbolu et qui etait Macun Ağiısı vers le milieu des an­nees 1800, avait fait montre de sa richesse en faisant construire une residence dans sa ville natale. La maison de Macun Ağası İzzet Efendi, renommee principalement par ses fresques, est un batiment age de 160 ans et elle fait partie des 835 maisons classees de Safran­bolu. Le jardin, entoure par de hauts murs, s’integre a l’aire de vie et de travail com­mun que l’on appelle « Hayat ». Une piece appeIee « Hazine » et recouverte par une vollte en berceau se trouve dans les mai­sons des familles aisees ou on conserve les objets de valeur et meme les cereales contre le feu et le vol. L’etable est une autre partie du soubassement. La mezzanine est conçue de manit~re il maintenir la temperature. Un «Aşevi» et juste il côte un depôt d’ aliments et des pieces de conservation se trouvent toujours il ce niveau. La pergola se trouvant egalement au meme etage est aussi tres fonctionnelle par 1′animation qu’elle offre il la vie quotidienne et en tant qu’un prolon­gement de la cuisine. L’etage superieur est souvent constitue d’un sofa central somp­tueux mais aux dimensions equilibrees et humaines. Chacune des quatre chambres construites aux quatre coins de l’ etage et ou I’ on accede par des portes diagonales repre­sentent des mondes il part. Quand elle fut rachetee par ses nouveaux proprietaires Mme. Gül et l’architecte M. İbrahim Canbulat, cette maison n’etait qu’un tas de beton. Elle etait divisee en trois appartements independants destines il l’hebergement de trois familles par l’ajout de nouvelles parties. Aucune trace n’etait restee des fresques cachees demere de multiples couches de peinture sur les murs interieurs. La restitution et conservation de ces fresques realisees lors d’un proces­sus de restauration difficile et sensible ont dure exactement trois ans. La Residence de Macun Ağası İzzet Efendi a ete honoree en 2006 par le Prix d’ Architecture Nationale offerte par la Chambre des Architectes de Turquie tous les deux ans.

*Turgut Ertuğrul

Environ 60 residences il Safranbolu ont ete restaurees et mises au service du tourisme ces dix demieres annees. Lorsque vous sejoume­rez dans une de ces residences, vous verrez que tout est impregne par un long passe. Ne cherchez pas d’aphrodisiaque il Safran­bolu ; vous le trouverez dans 1′ame de la ville.

_____________________________________________

*Supplément gratuit, Safranbolu, au numéro 55, Novembre 2009, Aujourd’hui la Turquie

Leave a Comment

Filed under City History, Conservation, Cultural Tourism, Historic City, Hotel, Mansion, Restoration, Revitalization, Travel