“Çār-ṭāḳ”tan (طاق چار) – “Çardak”a (چاردق) Sözcüğün Tarihsel Semantiği Üzerine bir Monografi

Çār-ṭāḳ

Advertisements

Gülevi Safranbolu’nun Vejeteryan Menüsü

IMG_1083

İbrahim Canbulat

©GüleviSafranbolu

Geçende ülkemizin önde gelen Yoga Eğitmeni Sayın İpek Darga ve öğrencilerine ev sahipliği yaptık. Gruba 5 gün boyunca öğle ve akşam yemeklerinde toplam 7 farklı vejetaryen yemek sunduk. Mutfakta bana Zeynep Siyahhan ve Özge Işıldak yardımcı oldu. Öncelikle menüyü sizlerle paylaşmak istiyorum:

Yoga GrubuYemekDüzeni (Öneri)

Menüde bitkisel protein ve karbonhidrat dengesini göz önünde bulundurduk. Batı Karadeniz Bölgesinin florla zenginliği nedeniyle malzeme sağlamak sorun olmayacaktı. Özellikle kaplıca (siyes) bulguru ve Safranbolu safranı mutfağımıza şaşırtıcı renk ve zenginlik getirecekti. Öte yandan Yenice vejetaryenden öte oldukça zengin bir vegan mutfağına sahipti. İşimiz kolay olacaktı. Konuklarımızın arasında bir de vegan vardı. Çok anlayışlı bir vegan olduğunu belirtip hemen kendisine teşekkür etmek isterim. Bu nedenle her menüde en az bir vegan yemek bulundurmaya özen gösterdik. Batı Karadeniz Bölgesi (Paflagonya) mutfağından Cevizli Yayım, Ekşili Pilav, Kaplıca Aşı, Uzun Bakla Dürümü, Safranlı Pilav, Cevizli Ot Kavurması, Arpa Göcesi Çorbası, Peruhi yaptık. Anadolu mutfağının olmazsa olmaz zeytinyağlılarını pişirdik ve sunduk. Levant Mutfağından Tabbouleh, Tahini sosla Falafel sofralarda yer aldı. Fransız mutfağından Ratatouille ve İtalyan mutfağından Mantarlı Tagliatelle özellikle menüye alındı. Tagliatelle için mevsim uygun olmadığından Küre Dağlarından Prochini (Çörek Mantarı) toplayamadık ama bir ilk bahar mantarı olan ve börek mantarı olarak bilinen Cincile’yi kullandık. Bir Arap köylü yemeği olan Mujaddara ve Hint yemeği Masoor Dal çok sayıda baharatla tatlandırıldı ve güveçte pişirildi. Tüm malzemeler bir gün önce pazardan taze taze alındı. Yoğurdun süzülmesi, smetana ya da ricottanın yapılması, hububat ve bakliyatın önceden suya yatırılması dışında tüm öğünler yaklaşık 4 saat içinde hazırlandı ve pişirildi.

Vejetaryen mutfağının en zor tarafı kanımca yemekleri lezzetlendirmek, çeşnilendirmektir (flovour). Bunun için kesinlikle mutfakta her zaman kullanıma hazır sebze suyunuz bulunmalıdır. En basit tarifiyle sebze suyunu şöyle hazırlıyorum: Malzemesi 2-3 çorba kaşığı sıvı yağ (ben “Riviera” zeytinyağı kullanıyorum), 3 orta boy soğan, 2 dal kereviz yaprağı, 2 orta boy havuç, bir kaç diş sarımsak, 10 kadar tane karabiber, 2 defne yaprağı, 8 bardak (2 lt) su ve ayrıca isteğe bağlı 1 kaşık domates salçası ve 2 çorba kaşığı soya sosu. Tencerenin dibini örtecek kadar sıvı yağını ısıtın ve soğandan başlayarak sebzeleri hafifçe kavurun, karabiber, defne yaprakları ve suyu ekleyerek kaynatın. Pişirme süresi için kesin bir şey söyleyemiyorum. Sebzeler ne kadar küçük doğranmış ve süre ne kadar uzun tutulmuşsa o kadar zengin bir sebze suyu elde edeceksiniz. Ateşinizi ancak tencereyitıkırdatacak kadar kısın ve unutun. Paylaştığım reçetelerde hemen hemen tüm “su”yu sebze suyu olarak okuyunuz.

Her zaman süzme yoğurdunu kendimiz yapıyoruz. Akşamdan, bir kevgirin üzerine sereceğiniz temiz bir bezin üzerine bulabildiğiniz en iyi kaymaksız yoğurdu dökün, kevgiri süzülen suyu alacak hacimde bir küvetin üzerine oturtun ve serin bir yerde bırakın. Sabah yoğurdu bir kapaklı kaba alıp soğutucunuza yerleştirin.

İpek Darga ve öğrencileriyle birlikte dolu dolu beş gün geçirdik. Ümit ediyorum pişirdiğimiz ve sunduğumuz yemeklerle mutlu oldular. Yalnız benim mutsuz olmama (!) neden, inanamayacağınız kadar az yemeleri oldu. Günler geçtikçe porsiyonları azaltmamıza karşın her keresinde yarısı geri döndü.

Aşağıda sizlerle 9 reçetemizi paylaşıyorum. Görselleri de var. Reçeteler için Apple Numbers’da bulunan Recipe formatını kullanıyorum. Sol kolonda çalıştığım özgün reçetenin malzeme miktarını sağ kolonda ise 12 kişilik miktarı göreceksiniz. Eğer yogacılar için yapacaksanız -bilesiniz- yarısı yetecektir(!)

Afiyet olsun.

 

TabboulehMujaddaraMujaddaraMarul Yaprağında Akdeniz SalatasıMarul Yaprağında Akdeniz SalatasıYeşillik ÇorbasıYeşillik ÇorbasıKabak MüjveriKabak MüjveriEkşili PilavEkşili PilavArpa Göcesi ÇorbasıUzun BaklaOt Kavurma

Fatih’in İflihanlı (Eflani) ve Taraklı Borlulu (Safranbolu) Erleri

arch132

Gravür: Cristoforo Buondelmonti Konstantinopolis 1422

1453’de İstanbul fethedilmekle birlikte iskanı Fatih’i için hep büyük sorun olmuştu. Çeşitli kaynaklarda Fetih sırasında Konstantinopis’in nüfusu konusunda farklı rakamlar verilmektedir. Buna karşın, tarihçilerin üzerinde anlaştıkları nokta Fetihte Konstantinopolis nüfusunun çok az olduğudur. En iyimser tahmin bile 50.000’i geçmez ve bunun 15.000 kadarının Fetih sırasında Konstantinopolis’e sığınanlar olduğu düşünülmektedir. Fetihten sonra ise yaklaşık 30.000 Bizanslının esir alındığı, Anadolu ve Rumeli topraklarına götürüldükleri yazılır. Hani, en iyimser tahminle bile Fetih sonrası koca Konstantinopolis’te olsa olsa, 10 – 15.000 Bizanslı kalmıştır.

Fatih Sultan Mehmet’in dağılan kent sosyoekonomik örüntüsünü yeniden oluşturabilmek için öncelikle İstanbullu Rumların geri getirilmesi için çabaları ve bunun yanında Anadolu ve Rumeli’den ivedi 4’er bin kişinin İstanbul’a kazandırılması için yerel yöneticilere doğrudan emir verdiği bilinmektedir. Bu da yeterli olamamış, devamında zorunlu göç ve kazanılan yeni topraklardan edinilen esirlerin İstanbul’a sürülmesi zorunlu olmuştu.

Fetihten iki buçuk yıl sonra İstanbul’un demografik resmini çekmek amacıyla bir sayım yapılmıştır. Galata kendi rızasıyla teslim olduğu için müsadere edilmemiş, imtiyazlar sağlanmış (’Ahdname) fakat vergiye bağlanmıştır. Bu sayımın önemli bir parçası olan ve zorla alındığı için şer-i yasalara göre “Anwatan” olarak tanımlanan Konstantinopolis’in tamamı müsadere edilmiş, devlet hazinesine aktarılmıştı. Bu nedenle tüm gayrı menkuller “Mevkuf”tur. Gayrimenkullerin kişilere devri, vergilendirilmeleri ve kiralanmaları konusu Osmanlıyı uzun zaman meşgul edecektir.

Prof. Dr. Bekir Sıtkı Baykal’ın fotokopisini kendisine verdiği yazımı Prof. Dr. Halil İnalcık çözümlemiş ve 2012 yılında İş Bankası Kültür Yayınları tarafından basımı gerçekleştirilmiş bulunmaktadır.*

Bu günlerde Osmanlı Evi – Strüktür ve Form başlıklı çalışmam kapsamında Konstantinopolis – İstanbul evi ilişkisini inceliyorum. Bu cümleden olarak araştırmalarım sırasında, İnalcık’ın kitabında ilk İstanbullu hemşerilerimize rastlamak bana büyük heyecan verdi. Öncelikle 1455 sayım / yazımında geçen Taraklı-Borlulu (Safranbolu) Hamid Fakih isimli hemşerimizi rahmetle anıyorum. Kendisi 1.120 hane kaydı içinde görebildiğimiz tek Safranboluludur. Büyük olasılıkla Fethe katılmış ve bir evi sahiplenmiştir. Ancak sayım sırasında hala devlete ait gözüken evi izinsiz olarak bırakmış ve –büyük olasılıkla- memleketine geri dönmüştür. Sayın sırasında evde artık Filibe’den göçüp yerleşen Modahay’ın oturmakta olduğu tespit edilmiştir. Mesleği konusunda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

Buna karşın sayım / yazımda çok sayıda İflihanlı (Eflani) hemşerimiz bulunmaktadır. Bunlar Balat II Mahallesinde kayıtlı Seyid; Liko Spiros Mahallesinde kayıtlı Mesud, Zekeriyya, Hüseyin, Kılaguz (Kuloğuz?); Kir Martos Mahallesinde kayıtlı Sevindik; Sufyan Mahallesinde kayıtlı Musa; Top-Yıkığı Mahallesinde kayıtlı Karasaka, İlyas, Arslan, Ramazan, Ayvad (Ayvaz?), Muhammedi; İstraduthna Mahallesinde kayıtlı İshak ve Bab-ı Silivri Mahallesinde kayıtlı Yahya, Seyid, Seyid’in kız kardeşi Hacı, Elvan ve Sandal’dır (?). Sayımın yapıldığı sırada Kılaguz, Sevindik, Yahya dışında hepsi evlerini terk etmiş, İlyas ve Ayvaz ise hakkın rahmetine kavuşmuştu. Buna göre Fethe katılan ya da Fetihten hemen sonra İstanbul’a yerleşen 18 kişiden geriye yalnızca 3’ü kalabilmiştir. Yazımda rastladığımız 18 kişinin yalnızca birinin mesleği vardır; Sevindik “Kürekçi”dir. Sevindik, yakın zamanlara kadar bir Bab-ı Hümayun imtiyaz namesiyle Haliç’te Karaköy ile Eminönü arasında kayıkçılık yapan Eflanililerin piri olmalıdır. Yani, popüler tarih metinlerinde sık sık “Haliç’in denizi görmemiş kayıkçıları” diye takılınan Eflanililerin atası. Diğerlerinin  meslekleri konusunda bir bilgi bulunmamaktadır.

Nur içinde yatsınlar; mekanları cennet olsun.

__________________________________

* Halil İnalcık, The Survey of İstanbul 1455, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2012

 

Son Çaltıkoru Peyniri

IMG_6755

IMG_6757.jpg

IMG_6762 copy

IMG_6764.jpg

Bergama yada İzmir tulum peyniri olarak bildiğimiz lezzetli peynir, Oğuzların, Kayı Boyuna ait Karakeçili Aşireti tarafından bölgeye getirilmiştir. Hala da Bergama’nın birkaç köyünde özgün şekliyle üretilmektedir. En lezzetlisinin ise Çaltıkoru Köyünde yapıldığı söylenegelir. Kanımca Çaltıkoru Peyniri, bölgenin değil Türkiye’nin en lezzetli peynirlerinden biridir. Akrabası olan Erzincan tulum peynirinin de Karakeçili Yörükleri tarafından Doğu Anadolu’ya tanıtıldığı ileri sürülmektedir.[1] Çoban peyniri olarak da isimlendirilen peynirin üretiminde yalnızca koyun sütü kullanılır ve kurutulmuş kuzu şirdeni ile mayalanır. Günümüzde, mandıra yapımı olanlarında -ne yazık ki- koyun sütüne inek sütü karıştırmaktadır. Ancak, Çaltıkoru peynirinin eşsiz lezzetini koyunların cinsi yanında, yaşadıkları coğrafya ve beslendikleri floraya bağlamak gerekir. Bergama halıları arasında özgün desenleriyle Karakeçili halılarının özel bir yeri olduğunu belirtmeliyim.

IMG_6770.jpg

Hafta sonu evimize Çaltıkoru peyniri satın almak üzere eşimle yollara düştük. Çaltıkoru Köyü, Bergama’nın kuzey doğusunda ve merkezine yaklaşık 30 km mesafede bulunmaktadır. Köye girişte bizi şaşkınlığa uğratan 1996 yılında projelendirilen ve 2012 yılında su tutmaya başlayan Çaltıkoru Sulama Barajı’nın köyün önemli bir bölümünü yutmuş olmasıydı. DSI, sular altında kalacak evleri kamulaştırmış, daha yüksekte bulunan 20 kadar eve ise dokunmamıştı. Köyde sosyal hayat ve üretim tümüyle sona ermiş, evleri kamulaştırılanlar göçmüş, geri kalanlar ise kendi evlerinin de kamulaştırılması için çaba göstermekteydi. Onlar da gidiciydi. Sonuçta “Çaltıkoru” artık yalnızca barajın adında yaşayabilecekti.

IMG_6765 copy.jpg

Yollarında artık kimselerin görünmediği köyde rastladığımız bir kişiye, ellerinde Çaltıkoru peyniri bulunup bulunmadığını sorduk. Olumsuz yanıt aldık. Yalnızca dün komşuları Ramazan Kara’nın çarşıya satmak üzere bir teneke peynir götürdüğünü, satamadığını ve söylene söylene geri getirdiğine şahit olduğunu söyledi. Önüme takıldı ve beni Ramazan Kara’nın köyün yükseklerinde bulunan evine götürdü. Ramazan Kara, peyniri –yine- söylene söylene getirdi, ancak satın alırsam tadına bakabileceğimi belirtti. İnek sütü kullanıp kullanmadıklarını sordum; “Bu köye ineğin boku bile giremez”  diye yanıt verdi. Teneke 10 kg’lıktı. Bizim için çok fazla olmasına karşın, eşe dosta dağıtabileceğimizi düşünerek son Çaltıkoru peynirinden satın aldık. Büyük bir törenle (!) tenekenin kapağı açıldı ve eşsiz tadı paylaşıldı. Ramazan Kara’nın kilerinde “Son Çaltıkoru Peyniri”nden birkaç teneke daha varmış.

Anadolu’nun kaybolan lezzetlerinden birini anılarınızda yaşatmak için çok geç kalmayın. Ramazan Kara’ya bu arada selamımı söylemeyi de unutmayın: 0537 6361649.

[1] http://atillanirvana.blogspot.com/2013/02/bergama-tulum-peyniri-bergama-tulum_12.html

SAFRANBOLU: Under the Impact of Tourism and the New City Dwellers*

İbrahim CANBULAT, M. Arch

77650042.JPG

Photo: Ironsmiths’ Market

 

Site Name: City of Safranbolu

Year of Inscription: 1994

Id N°: 614

Criteria of Inscription: (ii) (iv) (v)

  • By virtue of its key role in the caravan trade over many centuries, Safranbolu enjoyed great prosperity and as a result it set a standard for public and domestic architecture that exercised a great influence on urban development over a large area of the Ottoman Empire Criterion (ii).
  • Safranbolu has preserved its original form and buildings to a remarkable extent Criterion (iv).
  • …continuous efforts must be made to preserve the traditional townscape Criterion (v).

Paphlagonia

it is known that money was minted by Dadybra in the second-third centuries AD (Ramsey, 1890, 193; Oaks, et al., 2001, 4: 43-44). Based on Byzantine historians, Cramer (Cramer, 1832, 1: 238) writes that Dadybra was a patriarch settlement. In the official registers of Rome, it was regularly stated as one of the 6 cities of Paphlagonia starting as of AD 325 (Ramsay, 1890, 196-197). Most important of all, it has always had the attribute of being a strategic point due to the fact that it is at the junction of the secondary caravan roads connecting Central Anatolia to the Black Sea ports.

Climax in 18th Century

Safranbolu was a province of the Kastamonu Sanjak and in the 18th century, providing that the port duties of Inebolu are excluded from the evaluation, Safranbolu that had tax revenues even higher than Kastamonu became the largest economy of the Sanjak. Following The Celali Uprisings Safranbolu’s success in industry and trade should actually be attributed to a more liberal environment as for some time the Ottomans governed the economy through the local notables. We know that the most important element of the Safranbolu economy in the 18th century was the operation of the caravans. This brought Safranbolu material wealth as well as cultural wealth which was the result of intercultural relations. All these were the igniters of perfect city scape and impressive mansions and of course high level social life.

Decline

Beginning of 20th Century, Safranbolu lost all important economic activities:

  • New highways and railways (1934) diminished caravan operations.
  • Tanneries lost competition against modern processes mainly foreigners.
  • City dwellers of Safranbolu migrated to big cities.
  • Very first heavy industry (Iron & Steel) of the new Turkish Republic was made in the vicinity of Safranbolu (1937-9).

Conservation Efforts

  • After the European Architectural Heritage Year (1975) Safranbolu became a conservation domain for academic corps.
  • Municipal Consul ratified a conservation decree (1976) which was the first in Turkey.
  • Some land marks and mansions were restored.

Acquaintance with Tourism

  • TTOK (Turkish Auto Club) purchased and restored a mansion as first hotel in Safranbolu Historic Center (1991).
  • Conservation City Plan has been made (1991).
  • Local governor promoted bed and breakfast facilities, created a cooperative for the hoteliers and provided training (1993).
  • Safranbolu became UNESCO World Heritage (1994)

Deindustrialization

  • Iron and Steel Industry technically bankrupted and privatized (1995).
  • This caused a mass investment in tourism and related economic activities.

Document1.jpgChart: Population, Hotel Bed Capacity and Hotel Accommodation in Time

Effects on Physical and Social Structures

  • Mass tourism created heavy traffic impact on the originally pedestrian historic center.
  • Environmental Capacity is surpassed, especially in the weekends.
  • Over 90 historic mansions revitalized to high density mid-level hotels. Reconstruction and face-lifting boomed.
  • Majority of houses are emptied to be sold to hoteliers where by left dilapidation.
  • Historic shopping district turned to souvenir shops.
  • Social life was terribly effected in the historic district. Consumer prices are increased. Younger generation left historic city and moved to new settlements. Average age of the dwellers is getting higher.

*) This is the resume of the presentation at World Heritage Watch Symposium, İstanbul July 8-10, 2016.